Türk ile Etiketlenmiş Yazılar
Yi yavrum yi!
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 12 Ekim 2010 tarihinde gönderildi
Yahu öyle bir memleketiz ki…
Almanya’yı yenemeyiz, “Zaten bizim rakibimiz değildi” deriz.
Almanya’yı yeneriz, Azerbaycan’ı, Kazakistan’ı yenemeyiz.
Almanya’yı yenemeyiz, “Ulan yine son saniyede yenildik” deriz.
Almanya’yı yeneriz, “Ulan yine son saniyede yendik” deriz.
Almanya’yı yenemeyiz, “Mesut bizde değil” deriz.
Almanya’yı yeneriz, “Mesut’a gerek yok” deriz.
Almanya’yı yenemeyiz, “Olsun, çok iyi oynadık” deriz.
Almanya’yı yeneriz, “Adamlar bariz daha iyi oynadı” deriz.
Almanya’yı yenemeyiz, “Adamlar en kötü gününde bile bizi yendiler” deriz.
Almanya’yı yeneriz, “Adamların en kötü günü, tabi ki yeneceksin” deriz.
Almanya’yı yenemeyiz, “Guus Hiddink Türkiye’ye maça gelmiyor” deriz.
Almanya’yı yeneriz, “Gelmesine gerek yok, internet diye bir şey var” deriz.
Almanya’yı yenemeyiz, “Guus Hiddink 8 trilyon alıyor” deriz.
Almanya’yı yeneriz, “Yi yavrum yi, az bile alıyorsun” deriz.
Yahu bu memlekette deprem olur, asker içki içiyordu deriz.
Bütün sene yatarız, ÖSS’e 10 kilo şekerle gireriz.
50 yaşında askerlik yaparız, sonra askerlik zor deriz.
Anam avradım olsun diye yemin ederiz, sonra tövbe deriz.
Ama en bombası şu…
“Niye Oğuz Çetin?” diye sorarız, “Bir tek o İngilizce biliyordu” deriz.
Gördüğünüz gibi…
Ve her zamanki gibi…
Tek keriz,
Bizleriz…
http://www.htspor.com/avrupa_sampiyonasi/haber/560578-yi-yavrum-yi
Dersimiz Alamança değil, Türkçe
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 07 Ekim 2010 tarihinde gönderildi
Hain.
Hıyanet eden, ihanet eden (kimse); kötü bir niyet taşıyan. zarar vermekten, üzmekten ya da kötülük yapmaktan hoşlanan (kimse), hayın. Kimi vakit sitemli bir seslenme olarak kullanılır.
Hain kelimesini cümle içinde kullanalım.
“Ben Türk değilim, ben Alman’ım. Ben Türk bile olsam, Real Madrid’e gitmem için Yunanistan’da bile oynarım. Ben hain değilim. ”
Guus.
guus Augustus (Latince) isminin bir çeşidi, büyük, mükemmel, ihtişamlı.
Cümle içinde kullanalım.
“Ben Türkiye’de oturmam. Bana 8 milyon verin. Bana Arda’yı getirin. Oğuz, bana Arda’yı, Sarbi’yi, Gökhan Gönül’ü getir. Oğuz bana su getir. Oğuz gel. Oğuz git.”
Hiddink.
Anlamı, Yumuşak kalpli kadın.
Cümle içinde…
“Oğuz, bana Arda’yı getirirsen kızmazsın dimi canım?”
Rijkaard; zengin kimse, (argo) para babası.
Frank; (İngilizce) dürüst, (Latince) özgür, (germence) cirit
Cümle içinde kullanalım.
“Size dürüst olayım. Arda sakat. Antrenmanda yüklenirseniz sakatlanır. Hayır, benim umurumda değil. Ben Galatasaray’da nasıl olsa paramı alıyorum, cirit atıyorum. Ama yine de Arda başarı demektir, o da para demektir.”
Arda; Hükümdar veya kumandan asası, İşaret olarak yere dikilen çubuk, halef, ardından gelen (Erkek)
Cümle içinde…
“Benim bir an önce Avrupa’ya gitmem lazım. Burada bir asaya sap olamadım. Sinem’e ayakkabı almam lazım. Sinem’e kürk almam lazım.”
Oğuz.
1. Mübarek, saf ve iyi yaratılışlı. 2. Genç, sağlam, güçlü. 3. Anlayışı kıt, bön. 4. Köylü. Tosun. 5. Türk efsanelerinde geçen büyük bir kahraman. Büyük bir Türk boyu.
Cümle içinde kullanalım.
“Lorant’ın kuyusunu kazdım. Yetmedi. Bana Guus Hiddink’i verdiler. Volkan’ı kestim, Topal’ı sildim, Nihat’ı koydum, Semih’i koydum, Tuncay’ı koydum. Hala anlamadılar. Daha çok şeyler yapacağım. A Milli takım benim olacak.”
Dayıoğlu
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 06 Ekim 2010 tarihinde gönderildi
Ben Emrah Dayıoğlu.
Burası İstanbul Türkiye.
Burada 400 milyon dolarlık yeni bir yaşam merkezi kuruyoruz.
Statların %87’si tarla olacak.
İçinde Özgürcan değil, Patlıcan yetişecek.
Hep hayal ederdim, 6 tane sahada, 2 tane kulübede, 2 tane de tribünde trilyonluk yabancılar olur mu?
Yaptım olacak.
Çünkü bu ülkede herkes trene bakar gibi maç seyrediyor.
Statların etrafında güvenlik çemberi olacak.
Bir tanesi tam 130 metre.
Lig TV dışında kimse stadın yakınına sokulmayacak, masörle bile röportaj yapılmayacak.
Burada HD dayak var, slow motion küfür var, taş var, sopa var, her şey var, burada hayvani bir yaşam var.
Burası enerjisini kendi üretecek.
Daha 3.haftada elektrikler kesilecek.
Burada hakemler kartlarını soyunma odasında unutacak, kartları yardımcı hakemden ödünç alacak.
Burada hakemin kafası yarılacak, maç durmayacak. Hakem öpecek ve geçecek.
Burada Markus Merk olacak, her pozisyona “Olsa da olur, olmasa da olur” diyecek. Ernst’in pozisyonuna önce kesin faul değil diyecek, sonra o pozisyonun gol olduğunu görünce “Nayn! Ya! Faul olabilir, bu açı tam net değil” diyecek.
Burada Pazartesi maçının golleri Çarşamba izlenecek. Zaten Cuma öbür haftanın maçı geliyor, seyirci ne halt yerse yiyecek.
Görüntü olmadığı için Ahmet Çakar ve Erman Toroğlu pozisyonu ayakta kamasutra formatında anlatacak.
Burada takımlarında oynayamayanlar, Milli Takım’a seçilecek.
Sakatlar primi duyunca Milli Takım’a uçarak gelecek.
Burada Mesut Özil, Gökhan İnler, Eren Derdiyok, Nuri Şahin olmayacak, 50 yaşındaki Aurelio olacak.
Burada eş, dost, akraba, anam, babam herkes gününü gün edecek.
Bu yeni projemizde herkes bir Milli forma sahibi olacak, üstüne 100 bin lira prim verilecek.
Maçlara başladık bile.
Burası “Dayıoğlu My Vorlt.”
100 bin prim peşin, forma senin.
Sağda Dia, solda Tansaş
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 30 Eylül 2010 tarihinde gönderildi
Ne 4-3-3, ne 4-2-3-1…
Aykut Hoca, takımın şablonunu nihayet açıkladı;
“Kurtlar Vadisi” kadar heyecanlı, “Ezel” gibi sürükleyici, “Lost” kadar gizemli, “Çocuklar Duymasın” gibi bizden, “Aşk-ı Memnu” kadar ihtiras ve entrika dolu, “Süheyl-Behzat Uygur” ayarında bir takım.
Fenerbahçeliler öyle bir 6 hafta yaşadı ki, belki 6 senede bu kadar olay görmedi. İlk yarıda 5 gol olan maçlar, seyircisiz 8 gol, yedek stoper götürülmeyen deplasman maçı, Alex polemikleri, 2 haftada 2 kupadan elenmeler vs…
Yine de bunlar aslında bir Fenerbahçeli için olağan şeyler.
Zira şu an bir araştırma yapsalar, kanserlilerin %70’ı Fenerbahçeli çıkar.
Şimdi ben diyeceğim ki, Alex’i çıkar, bu takım 4-3-3 oynar.
Lakin daha Aykut Hocam, Bilica’yı, Selçuk’u çözemiyor ki, sıra 4-3-3’e gelsin.
Aykut Hoca’nın kafası bence hala çok karışık.
Zannedersin ki, Çırağan’da düğünü Aykut Kocaman yaptı.
Adamcağız 6+2 ile kafayı yoruyor, maç 6-2 bitiyor.
O daha da enteresan.
Bu arada kabul ediyorum; 4-3-3, Selçuk-Ali Bilgin-Deniz Barış ile çok zor bir taktik.
Ama senin elinde Stoch-Niang-Dia var.
Bu arada sağda Dia var, fakat sol bekte bir adam var ki, bir şey söylemiyim.
Sonra adımız ırkçıya çıkıyor.
Ve son söz Ali Sami Yen stadı için…
Ben hayatımda böyle bir basın tribünü görmedim.
Zaten ben hayatımda başka bir basın tribünü de görmedim.
Bu stadın bitmiş de olsa bir ruhu var.
Bu stat binlerce ünlü gördü.
Kızılyıldızlar, Barcelonalar, Milanlar, Chapuisatlar, Hasslerler, Metallicalar…
Ben eminim bu stadın yıkılması ile Türkiye’nin Avrupa’da başarı defteri denen şey kapanacak.
Çünkü bu havayı hiç kimse, hiçbir yerde bir daha yakalayamaz.
Fakat benim takıldığım nokta şu;
Sen ne uğraşıyorsun TOKİ, MOKİ, hak ediş, proje ile.
Hazır ayağına bir maç gelmiş.
İzin versene 30 bin Fenerbahçe’liye, stadı 5 dakikada yıksın.
Bir de oyun yapıyorsun, “Fenerbahçe deplasman takımı. O yüzden kale arkasını verdik” diye.
Yahu adamlar, Sami Yen’de 6 atacağız diye bütün İstanbul’u yakacaklar, sen stadı düşünüyorsun.
http://www.haberturk.com/yazarlar/556900-sagda-dia-solda-tansas
Gündem yoğun
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 24 Eylül 2010 tarihinde gönderildi
Yazılarım her salı ve cuma Habertürk Gazetesi’nin spor ekinde..
İlgilenenlere duyrulur…
Not: Teknik sebeplerden dolayı maalesef http://www.htspor.com sitesinde yokum.
Boşuna aramayın.
***************
Burası Türkiye.
Gündem her zaman yoğun…
Ve utanmadan da salisesinde değişiyor.
Tam Aykut Kocaman’ı, Q7’i, Q3 Nihat’ı konuşacaktık,
Antep maçında adamcağızın kafasına saat geldi.
Daha hakemin kafasına “saat de bayağı geçmiş” diyecektik,
Volkan’ın düğünü geldi.
Ali Şen, dış güveysinden hallice olmuş,
Şenol Güneş patlaması oldu.
Daha bu arada Gülsüm’ün 2.Dünya şampiyonluğu var, Cüneyt Çakır’a bu hafta maç verilmedi, o var, bu var, var oğlu var.
Yahu, Türkiye’de tuvalete girsen, biraz geç çıksan, bir bakmışsın Avustralya’ya girmişiz.
Veya düşün, bir daha girdin, bir çıktın Baykal başbakan olmuş.
İkinci kez biraz fazla kalmışsın, o belli.
Ben bu gündem maddelerinden Gaziantep maçını seçiyorum arkadaş.
En Sağlamı bu.
Ben analiz ettim.
Bir kere bu tür olayları biz abartıyoruz.
Tüm bu olaylarda sadece bir adam var.
Arada Kadıköy’e, Sami Yen’e gidiyor fakat bu adam Bursa maçlarını hiç kaçırmıyor.
Geçen sene Diyarbakır maçı, bu sene Antep maçı.
Yayıncı kuruluş, sarışın, kızıl, esmer her türlü şeyin kalçasını, fondötenini çekiyor, fakat bu adam nedense UV kameralarda bile yok.
Adamın ismi belli, Ulvi.
Senin minibüsçün dövüyor, kocan dövüyor, hocan tebeşir fırlatıyor, annen terlik fırlatıyor;
Sen diyorsun ki olay “münferit.”
Fazla kanama yoksa maç devam etmeli diyorsun,
Duruşmada hâkimin kafaya bir şey atalım, bakalım kanama nerede devam ediyor?
Hadi diyelim ki, bu adamı kamera yakaladı. Kime ceza vereceksin?
Adama mı, kulübe mi, kime?
Hiçbiri.
Adamın çevresindeki 10 tane dallamayı hemen tutuklayacaksın.
Çünkü ben eminim, saat kafaya denk gelince, o 10 kişi kahkahalarla gülüyordur, “Ulan nası godun gafaya, helal olsun” diye.
Ben söylemiştim birader.
Burası Türkiye…
Burada gündem yoğun, öküzlük akıcı…
Nerede?
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 22 Eylül 2010 tarihinde gönderildi
Gazete’de : Her çarşamba ve cuma Habertürk Gazetesi’nde!
Facebook’ta : http://www.facebook.com/?ref=home#!/group.php?gid=133230486718894&ref=ts
İnternet’te : http://www.emrahoner.com/
Habertürk’de : http://www.haberturk.com/htyazarlar/index/2
Twitter’da : http://twitter.com/emrahoner
Friendfeed’de : http://friendfeed.com/emrahoner78
Başka nerede : Ebende…ebende…
Nedeni çok basit
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 14 Eylül 2010 tarihinde gönderildi
Diyorlar ki…
Türkiye baskette, voleybolda final oynarken,
Neden futbolda PAOK, Kaparty Lviv gibi abuk sabuk takımlara eleniyor?
Nedeni ne Alex.
Ne Aykut Qcaman.
Ne Rijkaard.
Ne 4-4-1-1.
Ne de 4-8-15-16-23-42.
Nedeni çok basit.
Türkiye, Fransa maçında havalarda uçuyor, ters alley-ooplar, onlar-bunlar…
Kenarda Selçuk, Semih’in kafasına balonla vuruyor.
Soruyorlar…
Nasıl oluyor da, Sırbistan’ı eliyoruz, Amerika’ya bile kafa tutuyoruz, her sene bir final oynuyoruz;
Fakat;
Futbolda Dünya Kupası 3.sü olsak, Avrupa Kupası’na gidemiyoruz.
Avrupa 3.sü olsak, Dünya Kupası’na gidemiyoruz.
Yahu 150 senedir neden İngiltere’ye bir gol atamıyoruz?
Kaldı ki, basket ata sporumuz değil…
“Bir tarafı yere yakından korkacaksın” diye bir atasözümüz var, fakat aynı atanın “anam avradım olsun” diye yemini var.
Yine kaldı ki; memleketin boy ortalaması bir Hülya Avşar, basenlerin ortalamasını hiçbir fizikçi hesaplayamaz.
Nedeni ne dağların Ege’ye dik uzanması, ne de Ergenekon.
Nedeni çok basit.
Kerem traşını olmuş, Engin şirin, Oğuz fizikli, Semih tatlı, Ender futbol yorumcularından daha iyi konuşuyor.
Öbür taraftan;
Selçuk’da 3 karış sakal, simsiyah bir tip, hepsi eşofmanı beline bağlamış, belki ayaklarında takunya, Arda’nın benim kadar gıdısı var, pikniğe gelir gibi giyinmiş iğrenç bir türkuaz güruh.
Şimdi…
Kim demiş, uzun boylu adamın beynine oksijen gitmez diye?
Kim demiş, “Boyu uzun, aklı kısa” diye?
Ve kim demiş,
Türk Futbolunun marka değeri 400 milyon dolardır ve doğrudur diye?
İlk
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 12 Eylül 2010 tarihinde gönderildi
Bu benim ilk yazım…
Fakat Belçika maçı, Türkiye’nin davul gibi gerildiği ilk maç değil.
Bu benim ilk yazım…
Fakat bu 70 milyon’un duran toptan yediği ilk gol değil.
Bu benim ilk yazım…
Fakat bu Türkiye’nin gol yedikten sonra açıldığı ilk maç değil.
Bu benim ilk yazım…
Fakat bu kendi takımında oynamayanlardan oluşturulan ilk milli takım kadrosu değil.
Bu benim ilk yazım…
Ve bu delinin ilk bayramı da değil…
Belçika maçından çıkan sonuç şu; “Türk futbolunun ekolü yok.”
Kim demiş?
Anacım biz, son saniyede Avrupa 3.sü oluruz.
Biz, 70 milyonluk ülkede Tuncay’ı sırtı dönük forvet oynatırız.
Biz, Almanya’yı yeneriz, Azerbaycan’a yeniliriz.
Biz, Euro 2012’e, Fifa 2014’e, PES 2016’a son saniyede gideriz veya son saniyede gidemeyiz.
Biz, maça 3 kısa ile başlarız (Emre-Arda-Nihat), sonra 2 kısaya döneriz (Emre-Arda), gerekirse en son kısa ile döveriz.
Biz, boy ortalamamız bir Burhan Çaçan olmasına rağmen, basketbolda ezeriz, voleybolda ezeriz, futbolda ezemeyiz.
Biz, basketbolda Lakers’i yeneriz, bir tane daha Hakan Şükür yetiştiremeyiz.
Biz, “Sabri’nin top tekniği çok zayıf” diyen Mustafa Doğan’ı, “Nihat hiç koşmuyor ki” diyen Sergen Yalçın’ı yorumcu yaparız.
Biz, Valencia’dan Mehmet’i almayız, Real Betis’den Mehmet’i alırız.
Biz, ÖSS’e, KPSS’e bir gün önce çalışmaya başlarız.
Biz, koskoca bitirme tezini son dakikada teslim ederiz.
Biz, doğalgaz faturasını son saniyede yatırırız.
Biz, iş görüşmesine ucu ucuna yetişiriz.
Biz, nikaha damatla beraber gireriz.
Biz, tatile Cuma günü karar veririz, sonra yer yokmuş deriz.
Biz, uçağa son anonstan sonraki anonstan sonraki anonsta belki bineriz.
Biz, sinemaya filmin başrol oyuncusundan sonra teşrif ederiz.
Biz, Yobo’yu, Misimovic’i, Insua’yı 1 Eylül Çarşamba saat 16:59’da transfer ederiz.
Biz, her şeyi fotofinişle belirleriz.
Kim demiş;
Brezilya’nın bir stili var,
İtalyanların bir tarzı var,
Almanların bir formatı var, bizim ekolümüz yok diye?
Biz…
Biz Türkiye’yiz.
Biz son saniyede “Evet” bile diyebiliriz…
Her şey Habertürk için…
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 12 Eylül 2010 tarihinde gönderildi










Son Yorumlar