Tokat ile Etiketlenmiş Yazılar
Rammstein bir grup değildir, bir türdür
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 25 Haziran 2010 tarihinde gönderildi
Bugün havalimanında ne Quaresma karşılanacak, ne Hilbert. Bugün ne Ömer Üründül konuşacak, ne Mr.Vuvuzela. Bugün İnönü’den ne Real Madrid geçecek, ne Vikingur. Bugün, İnönü’ye Rammstein gelecek, böğürecek, yakacak ve gidecek.
Live aus Mithat Paşa.
Alamancası “İnönü’den canlı.”
Rammstein’in Sonisphere Festivali için katılacağı konser.
Aynı Manowar, Metallica, Megadeth, Anthrax, Slayer gibi…
Beşi bir yerde…
Aynı Güney Afrika’nın “Büyük Beşlisi” gibi..
Aslan, leopar, fil, bufalo ve gergadan.
Hatırlatalım;
Rammstein neo-nazi görünüp, çoluğu-çocuğu, erkek-bayan sevgilileri olan, “çok güzel kokuyorsun”, “oyna benimle”, “evlen benimle”, “evlenmezsen bükerim seni” gibi şarkılar yazan, tanz metal (dans metal) yapan, konserlerinde şişme botla seyircinin üstünde gezen, yanağını deldirip ağzından ışık, kulağından havai fişek çıkartan, Dave Mustaine gibi yıldız futbolcusu olmayan, 5 tane Schweinsteiger, 1 tane Tipitip’den oluşan bir müzik grubudur.
Bu konser “bunlar Türk düşmanıdır, gelmez” diyenlere bir Medyum Memiş veya Sevda Demirel tokatıdır.
Çünkü bu adamlar Mehmet Scholl’den daha Türk olabilir.
Çünkü bu adamlar senden benden daha çok döner yemiş olabilir.
Ayrıca, bu konser, Baykal videosunu klip gibi gösterip terbiyeden bahseden, Mavi Marmara’yı Rammstein’a bağlayan, sırf sponsoru İsrail firması diye “İsrail destekli konser” tahriği yapan Amiş kafalılara bir tokat da olabilir.
Çünkü bu adamlar, bu akşam konsere dev bir tüfekle havaya ateş ederek çıkabilir, bu akşam dev bir penisten 20 metre köpük sıkabilir.
Ve bu adamlar bugün İnönü Stadyumu’nu yakabilir.
Tıpkı Berlin’de Kindl-Bühre Arena’da tüm sahneyi yaktıkları gibi…
Sesli düşünüyorum…
Quaresma’yı, Hilbert’i getiren Yıldırım Demirören….
Anıtlar kurulu kararı, Gençlik Spor Müdürlüğü, Spor Bakanlığı ile olmayacağını anlayınca,
“Getirin Rammstein’i, yaksınlar ulan stadı” demiş olabilir mi?
Sadece sesli düşünüyorum….
“Rammstein! İlk hedefiniz İnönü!”
“Feuer Frei!”*
http://www.hurriyet.com.tr/spor/yazarlar/15133109.asp
Güiza faktörü – Emre faktöryali
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 04 Mayıs 2010 tarihinde gönderildi
800 küsür dakikadır gol yemeyen bir Fenerbahçe ve 9 maçta 25 puan.

Son 9 maçta Bursa 20, Beşiktaş 16, Galatasaray 14 puan almış.
Baros son 4 maçta 5 gol atmış, Jo’nun 16 maçta 3 golü var, Dos Santos’un daha golü yok.
Beşiktaş’ta 25 kişi toplam 38 gol atmış, Messi-Ibrahimovic ikilisi 45 gol atmış.
İlk 8 takımın kendi aralarındaki maçlarda Fenerbahçe 13 maçta 25 puan almış, Galatasaray 17.
Bunun ismi 4-3-3 veya 4-4-2 değil.
Bunun ismi 2 x 2 = 4.
Sezon başında söylemiştik, “Herr hauzun dibi einıdır”. Yani Daum çok akıllıdır.
2004’de Otto Rehhagel-Yunanistan ilişkisi ne ise şu an Daum-Fenerbahçe için odur. Tabi ki Volkan-Bilica-Lugano-Selçuk-Alex’in katkısı ve Topuz’un 10 milyon Euroluk koşuları tartışılmaz.
Yukarıda aynı zamanda hayalimdeki takımda görmek istemediğim 7 adamı da yazdım. Fakat bir adam var. Onun altını-üstünü çizmek lazım.
Emre Belezoğlu.
Bu sene Fenerbahçe şampiyon olursa, kupanın bir kulbu Emre Belezoğlu’nda olmalı. Emre’nin özelinde, takıma katkısını golle veya asistle değil şöyle anlarsınız; Emre gelmeden önce Fenerbahçe’de maç başına 10 adet faul-tekme-tekmeye kafa-kavga-küfür-itiraz-itiş kakış-tokat vardı, şimdi 1000. İster beğenmeyin, ister nefret edin, çeşitli mevkilerde en az 4 tane daha Emre’ye ihtiyaç var.
Ve averaj.
Oldu ya, şampiyonluk genel averaja kaldı. Eğer şampiyonluk giderse, bu 5 gol fark sırasında, Semih-Gökhan Ünal dururken, Güiza’da ısrar edilmesini bana kim-nasıl açıklayacak?
İşte bu dönüyor, Denizli’deki son maça geliyor.
Daum “O olay bir daha olmaz” demiş.
Allah’tan ben o sıralar yazı yazmıyordum.
Allah’tan.
Son istatistiğimiz; Güiza 9, Ivankov 4 gol.
Güiza facktorü…
Bunun ismi de istatistik değil.
Otistik.
Daum da zaten bu Güiza için duygusal demiş.
Allah’tan ben öküzüm.
Allah’tan…
Hüseyin Göçek vs Beşiktaş
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 21 Nisan 2010 tarihinde gönderildi
Bu derbiden sonra yine gördük ki, Beşiktaş’ın bu hale düşmesinin sebebi ne Hüseyin Göçek, ne Oğuz Sarvan, ne Mustafa Denizli, ne de Bobo’dur.
Beşiktaş’taki bu durumun sebebi yine Beşiktaş’ın kendisidir.
Hayatım boyunca 2 pozisyon aklımdan çıkmamıştır. Ve çıkmayacaktır.
Biri, Van – Beşiktaş maçında Metin Tokat’ın frikik-el pozisyonu, diğeri bu seneki Fenerbahçe – İ.B.B. maçındaki Güiza’nın son adam pozisyonudur.
Ben bu pozisyonların dışında bir kelime bile hakem konuşmamış, yazmamış, küfür etmemiş, eleştirmemişimdir. Öyle ki; Gökhan Gönül’ün kafasını eğdiği için atıldığı Galatasaray maçında da, Beşiktaş – Samsun maçında da, Arif Erdem’in oynadığı maçlarda da sakinliğimi korumuşumdur.
Amacım, yine hakem konuşmak değildir.
Amacım, hafriyat yapan Bilicaları, penaltıyı, ofsaytları, sarı kartları göremeyen yardımcı hakemleri, 1 metre önündeki pozisyonda kendine güvenmeyip yardımcılarını dinleyen hakemleri eleştirmek değildir.
Amacım, senenin başından beri gırtlak kesen, her pozisyonda İtalya’dan öğrendiği kendi ayağını rakibinin ayağına takma tekniğini uygulayan Emre Belezoğlu, sudan kafası yaralanan ve ölümden dönen Keita, klüpteki çaycıya bile yatarak giren Lugano, antrenmanda dudak patlatan Metin Oktay’ın veliahtı Arda, 48 dilde hakeme itiraz edebilen Bülent Korkmaz, bir tek Sadık Deda’yı dövmeyen Hagi dururken, Bilica’nın bir hareketinden dolayı 8. çocuğunu ve okuma yazmayı çok az bildiğini yazan gazeteciyi yermek hiç değildir.
Amacım, Beşiktaşlı herkesin bazı şeyleri kabullenmesini hızlandırmaktır.
Zira;
Beşiktaş, derbi tarihi boyunca bir maçta hiç bu kadar dayak yememiş, bu kadar aleyhine hata görmemiş ve bu kadar yok sayılmamıştır.
Fakat Beşiktaş’ın sorunu zannedildiği gibi Hüseyin Göçek değildir. Zira bu maçı Yıldırım Demirören yönetse, o da penaltı veremeyecektir, Bilica’yı atamayacaktır, veya Ernst’i atacaktır, İbrahim Toraman yine dayak yiyecektir.
Beşiktaş’ın sorunu bir türlü “anti-fair play endüstriyel futbol”a uyum sağlayamayan kabuğudur.
Çünkü Beşiktaş Süleyman Seba’dır. Beşiktaş Rıza Çalımbay’dır. Samet’tir. Kadir’dir. Gökhan’dır. Metin’dir. Beşiktaş kibarlıktır. Naifliktir. Saygıdır. Alçakgönüllülüktür. Disiplindir. Örftür. Beşiktaş Nouma’yı göndermektir. Beşiktaş Feyyaz’ı göndermektir.
Beşiktaş Hagi değildir. Beşiktaş Keita değildir. Beşiktaş Colin Kazım değildir. Beşiktaş Arda değildir. Beşiktaş Tanju değildir.
Beşiktaş Aykut Kocaman’dır. Beşiktaş Şenol Güneş’tir. Beşiktaş’ın yıldızı Ernst’tir, Fink’tir, Sivok’tur, Walsh’dur, Wilson’dur.
Beşiktaş’ın sorunu, orta vadede Türkiye’de 2 büyük kalacağını, uzun vadede 1 büyük kalacağını hala anlayamamasıdır.
Beşiktaş’ın öyle veya böyle önünde sadece 2 alternatif vardır.
Ya stat yapmayacak, transfer yapmayacak, var gücüyle kulis yapacak, dedikodu yapacak, kavga yapacak.
Ya da gidecek A2 takımındaki çocukların ismini Engin, Recep, Gökhan, Kadir, Ulvi, Rıza, Şenol, Mehmet, Walsh, Halim, Zeki, İsmail, Turan, Saffer, Metin, Ali, Feyyaz olarak değiştirecek.
İşte o zaman gerisi teferruat olacaktır.
Sakallı bebek
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 16 Nisan 2010 tarihinde gönderildi
Evet Türkiye Kupası finali belli oldu. Ne diyorsunuz?
Geçen sene nasıl Beşiktaş Lig’i aldığında “Fenerbahçe ve Galatasaray yokken babam da şampiyon olur” dendiyse, bu sene kupada aynı şeyler Fenerbahçe’ye söylenecektir. Ve tarihe de böyle geçecektir. Eğer Trabzon’u yenemezlerse daha kötü. 25 sene daha dalga geçilecektir. Fenerbahçe en son kupayı aldığı zaman Güiza bebekti ama sakallı bebek falan.
Bitime 5 hafta kaldı, Bursa şampiyon olursa 3 büyükler iyi bir tokat yemiş olurlar mı?
Bence Bursa’dan daha büyük bir tokat Beşiktaş’ın bu sene Lig’i yine almasıdır. Ben size söyleyeyim, Aziz Yıldırım ve Adnan Polat’a Bursa’nın şampiyonluğu hiç koymaz. İyi ki Fenerbahçe olmadı der Adnan Polat. Keza Aziz Yıldırım da. Çünkü biliyorlar ki, seneye ve ondan sonra Bursa ortada olmayacak. Fakat Beşiktaş bu gerizekalı dalaşmalardan kendini sıyırsaydı 20. şampiyonluğa ulaşabilirdi. Ama sen daha Serdar Ozkan’ın kulağını çekemiyorsun ki, gelip Kadıköy’de Fenerbahçe’nin kulağını çekesin.
Derbinin hakemi günlerdir tartışılıyordu. Ve en sonunda belli oldu.
Hakem konusunda bir tane yazımı bulamazsınız. Fakat sadece birşeyi merak ediyorum. Gece barda bir adamla kavgaya tutuştun. Adam “Ben polisim ulan” diye bağırıyor, fakat sen adamı yaraladın. Bunun cezası nedir? Fakat adam o an mesaide değil ama bağırıyor. Devlet memuruna mesai dışında da vurmak kaç aydan başlar? Geçen haftadan beri ufacık bir el pozisyonu için Bünyamin Gezer’e edilmedik küfür, aşağılayıcı söz, yerin dibine sokucu kelime kalmadı. Şimdi bunlar için suç duyurusu olmayacak mı? Hatta statta birşey atılsa idi cezası direk hapis değil miydi?
Mustafa Denizli’nin yine çok samimi açıklamaları var.
Eğer 4 büyükleri 4 tane Mustafa Denizli yönetse, hayatımız boyunca ne kavga olur, ne küfür. Ve 4 takım da şampiyonluğa oynar. Fakat Lig’i domine ettiği için değil, hepsi puan kaybettiği için.
Neyse, Jo arkadaşlarını da Barcelona’ya bırakıp gelmiş ve özür dilemiş…
O kadar sığ bir memlekette yaşıyoruz ki. Zaten çocuğa da demediğimizi bırakmadık. Şimdi Fenerbahçe, Beşiktaş’a ve Eskişehir’e yenilse, Galatasaray da Bursa’yı yense, Fenerbahçe’de tekrar grup seksler, kelepçeler, kokain partileri ortaya çıkacak. Ve insanların en sevdiği haber türü pörtleyecek. Kocaman puntalarla “Fenerbahçe niye kaybetti?” 1. Alex’in karısı kuaförde gaz çıkardı, bunu duyan Güiza üzüldü. 2. Manisa maçından sonra Daum’un herkesin önünde bıyığını taraması Aykut’u rahatsız etti. 3. Fenerbahçe devre arasında Brezilyalı çaycı ile anlaşamadı, Güiza üzüldü. 4. Şöyle oldu, Güiza üzüldü. Hala bu haberleri okuyan, hala bu haberleri bir futbolcunun futboluna yorumlayan, hala bu tür gazeteleri alan, hala Jo’yu yuhalayan toplum karanlığa mahkumdur. 6 ay önce “Aziz Yıldırım Haldun Üstünel’i alsın” diyen, ama Jo-Dos Santos-Caner’den üçün birini alan mankafa ise karanlığın daimi müşterisidir.
SistemSizsiniz
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 14 Ekim 2009 tarihinde gönderildi
Türk İnsanı, eğer A, B, C, Z, U15, U13, U5 Milli Takımları’nın kısa vadede bütün turnuvalara katıldığını, turnuvalarda gruptan çıkıp finaller oynadığını görmek istiyorsa, yarın sabah ezanı ile Mircea Lucescu’yu göreve getirmelidir. Fakat sözleşmeye bir de şart koyulmalıdır. O da, Lucescu’nun Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş, Tokatspor, Afyonkarahisar ve diğer bütün takımlarının da teknik direktörü olması şartıdır.
Ve en sonunda Fatih Terim’i gönderdik.
Niye böyle olduğuna dair gazetelerde onlarca madde, yüzlerce neden, binlerce olay.
Nihat varmış, Gökdeniz yokmuş, Fatih Terim Mesut’a gitmemiş, Oğuz ile Metin Tekin kılıbıkmış, Mahmut Özgener Fatih Terim’i başı boş bırakmış, Kayseri’nin çimleri kötüymüş falan filan.
Eğer Dünya Kupası’na gitseydik, ara başlıklar şöyle;
Fatih Terim, otobüste Emre ile kavga eden “iddiacı” Gökdeniz’i kadro dışarı ederek takımda huzur sağladı.
Mesut Özil yerine “Türk”leri seçti. Ruh ortaya çıktı..
Oğuz ile Metin, 40 yıllık dostluğun zaferi.
Özgener, her başarılı teknik direktörün arkasındaki Başkan.
Maçı Kayseri’ye alarak karşı takımın oynunu bozduk falan filan.
Sorunun isimler olmadığını, küçük beyinlerin isimlerle, büyük beyinlerin de sistemlerle uğraştığını anladığımız gün bu iş bitecek.
Bitecek de, bitene kadar anamız ağlayacak.
Bu kesin.
Çünkü, sorunu sadece Fatih Terim, Mustafa Denizli, Ersun Yanal zannediyoruz.
Sorun Ertuğrul Sağlam ile, Lippi ile, Hippi ile çözülecek zannediyoruz.
Aynı Recep Tayyip Erdoğan gidince herşey çözülecekmiş gibi.
Aynı Osman Durmuşlar, Atilla Koçlar gidince herşeyin pespembe olacağına inandığımız gibi.
Veya Aziz Yıldırımlar’ın, Yıldırım Demirörenler’in gitmelerini istememiz gibi…
Sorunun sistemsizlik olduğunu görmüyoruz.
Çünkü biz biliyoruz ki, bize sistem, uzun vade, sabır, makro, disiplin kelimeleri uymaz, yakışmaz.
Biz istiyoruz ki hemen Lucescu veya Daum gelsin, şampiyon yapsın, sonra ne yaparsa yapsın.
Ve bazı şeyleri görmüyoruz.
Feyyazlardan, Tanjulardan, Hakan Şükürlerden sonra 70 milyondan sadece Genç Semih’in çıktığını,
Defansta Önder diye bir dambılı oynattığımızı,
Türkiye’de yetiştirip Avrupa’ya gönderdiğimiz tek oyuncunun Stoke City’de bile oynamadığını görmüyoruz.
100 futbolcunun 80’nin niye devamlı sakatlık geçirdiğini araştırmıyoruz.
Fakat biz 6+2 yapmasını çok iyi biliyoruz.
Biz yeşil alanları, top sahalarını 100 katlı rezidans yapmayı çok iyi biliyoruz.
Biz Fatih Terim’e 150 milyar verirken car car konuşuyoruz, fakat Deivid’e, Linderoth’a, Delgado’ya ayda 500 milyar verirken susuyoruz.
Biz her zaman en iyi yaptığımızı şeyi yapıyoruz.
Biz günü kurtarmaya çalışıyoruz, sonra Allah büyük diyoruz.
O da yardım etmezse, yarın ola hayrola diyoruz.
Ulan o da olmazsa, koy dibine diyoruz.
Sonra kıçımızı dönüp uyuyoruz.
Tıpkı Dünya Kupası üçüncüsü olduktan sonra Avrupa Şampiyonası’na gidemediğimiz akşam gibi.
Tıpkı Avrupa üçüncüsü olduktan sonra Dünya Kupası’na gidemediğimiz akşam gibi.
Lu gone O!
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 18 Temmuz 2009 tarihinde gönderildi
Ve Fenerbahçe Lugano ile yollarını ayırdı. Fenerbahçe o hırs küpü, o tansiyon hastası adamı, o sarışın kafayı, o deli mavi gözleri kapı dışarı etti. Peki etmeli miydi? Bunu ben de bilmiyorum, yazının sonunda öğreneceğim.
Diego Alfredo Moreno Lugano, orijini İsviçre, pasaportu İtalya fakat Uruguay doğumludur. Lakabı “Tota” yani bağıran, uluyan hayvan anlamına gelir. 29 yaşındadır. En az 33 gösterir. Çocukluğundan bir tane bulsam kendi evime de almak isteyeceğim süper bir suratı vardır. Ama ev müstakil olmalıdır, zira o renkli göz ve kıvırcık kafa, evi hipodrama çevirip günde 70 saat haldur huldur koşup, teyzesine yatarak girecek, misafirler üstünden top almaya çalışacaktır. Biraz düz topçudur fakat güçlüdür, o yüzden salonda vazoyu tabloyu kıracağına, dışarda ağacı kökünden sökmesi, ayılarla, yaban domuzlarıyla güreşmesi daha uygundur.
Lugano, 2006-07 sezonundaki Aziz Yıldırım’ın “Kare As” transferlerinden biridir. Diğerleri belki maça kızı çıkmıştır fakat acele ile olsa da São Paulo takımından koskoca Uruguay’ın kaptanını getirilmiştir. Lugano, 2006 yazından beri, Fenerbahçe’de 106 resmi maçta 9438 dakika oynamış, ki maç başına ortalama 89.03 dakikadır, ve o 1 dakikada nereye gitmiştir bilinmemektedir. Lugano, bir orta saha oyuncusu kadar da gol atmıştır.(13 gol) Bu arada bu maçların hepsi ilk 11’dir.
Bunların hepsi 11’dir çünkü, Lugano’nun asabileşince seni şaşal su gibi oradan oraya vurabilecek, tek hareketle seni kağıttan gemiye, uçağa, külaha çevirebilecek bir güç ve asabiyete sahiptir. Hiç bir teknik direktör Lugano cezalı veya sakat değil ise yedek kulübesinde yanında oturtamaz. Hem iyi bir topçu olduğundan dolayı oturtamaz, hem de asabiyet sınırları her futbolcu kadar geniş değildir, ondan oturtamaz.
Lugano, 3 senede 37 sarı kart, 5 kırmızı kart görmüştür. Bu rakamlar, yine defans oyuncuları olan Abdülkerim Durmaz, Bülent Korkmaz, Rambo Yusuf, Arap İsmail, Deli Nezihi ile kıyaslandığında hiçbir şeydir. Fakat kritik yerlerdeki kritik cezaları müthiş ön plana çıkmıştır. En büyük cezasını 5 maç ile Galatasaray maçındaki olaylardan ötürü almıştır. Olaylı maçtan bir süre önce“Fenerbahçe’den ayrılacak” haberlerinin çıkması, karısının sadece 3 aylık spor paketi alması, menajerinin de Juan Figer olması, akla acaba o kavgayı da bilerek mi çıkardı sorularını getirmiştir. Aslında öbür taraftan bakılırsa, Emre Aşık, belki de Lugano’yu bilerek tahrik etmiş ve ayrılma değil gönderme planı başarı ile gerçekleşmiş de olabilir. Çünkü bir Galatasaray’lıya Fenerbahçe’den en sevmediğin futbolcu kimdir diye sorulduğunda akla ilk Emre Belezoğlu, daha sonra Lugano gelebilir. Belki listelere hızlı bir giriş yapan Volkan Demirel de unutulmamalıdır fakat bilinir ki sadece Lugano devamlı Galatasaray’a gol atmaktadır. 2 sene önce Ümit Karan’ın basın toplantısı yapıp “Fenerbahçe’de bir kasap var, maçta bizi doğradı.” demecini de unutmamak gerekir.
Lugano kart görerek takıma zarar veriyor demeci yüzeysel değildir. Örneğin, Lugano 2006-07 sezonundaki Antalya maçında 4.sarı kartını görüp bir hafta sonra Sivas maçında cezalı duruma düşmüştür. Fenerbahçe Luganosuz bu maçta 2 puan kaybetmiştir. Kupa yarı finalinde Beşiktaş ile 1-1 biten maçta, Lugano kırmızı kart görmüş, 3 gün sonra Fenerbahçe Denizli ile evinde 2-2 berabere kalmıştır. Ligin son maçında, Galatasaray karşısında cezalı duruma düşen Lugano, 2007-08 sezonuna başlarken İstanbul Büyükşehir maçında oynayamamış, Fenerbahçe 2-0 yenilmiştir. Olaylı 2007-08 Galatasaray kupa çeyrek finalinde Lugano, kırmızı kart görmüş, ondan hemen sonraki Ankaragücü maçı 0-0 bitmiştir. Lugano, o Galatasaray maçında, Fenerbahçe 1-0 yenikken kırmızı kart görmüştür. Geçtiğimiz sene, yine olaylı Galatasaray maçından sonra 5 maçlık ceza almış, Fenerbahçe ondan sonraki maçlarda 6 puan kaybetmiştir. Bütün bu puan kayıpları, tümüyle Lugano’nun yokluğuna bağlanamıyor ise, bir şekilde Lugano’yu bir yere bağlamak gerekmektedir.
Lugano, son derece disiplinli bir şekilde, 3 sene hiç maç seçmeden, hiç forvet seçmeden Drogba’dan Tokatspor’lu Mustafa’ya kadar herkese aynı standardı göstererek oynamıştır. Lugano, artık Türkiye’yi de tanımış, Türkiye de onu tanımıştır. Zaten sorunlar, kavgalar, itirazlar, didişmeler bu yüzden tavan yapmıştır. Lugano, belki Tuncay’dan daha hırslı, Uche’den daha profesyonel, Müjdat Yetkiner’den daha göbeksiz, Högh’den daha sağlam, Luciano’dan daha golcüdür. Ve belki Fenerbahçe için de şu an bulunmaz hint kumaşıdır, fakat yeni bir oluşum için de tam sırasıdır. Belki, takımın şu an yapısı gereği, en gönderilmemesi gereken oyuncu gibi gözükmesi, tamamen Fenerbahçe’nin takım yapısının ne kadar cılız olduğunu göstermektedir. Fenerbahçe’nin belki de öfke kontrolünden geçmiş en az 6 adet Lugano gibi futbolcuya zaten sahip olması gerekmektedir.
Lugano, tabi ki bir para alacaktır, belki Lugano istemiş olduğu parayı başka yerde hakediyordur, belki Fenerbahçe’de diğer futbolcuların aldığı paranın yanında o para da bir şey değildir. Fakat takıma verilen zarar, takımın itibarı herşeyden önce gelmelidir. Lugano ile anlaşılamaması, 3 ay ortadan kaybolup, babası Juan Figer ile fellik fellik kulüp bakıp, telefonlara çıkmayıp, yine kös kös Fenerbahçe’ye geri gelip utanmadan trilyonlar istemesi değildir. Lugano istemiş olduğu ücretten biraz indirim yapmış olsa, Fenerbahçe yöneticileri bir stope bulamadıkları için onu sırtlarında Almanya’daki kampa götürecektir. Dolayısıyla, Lugano ile anlaşamama konusu, kulübe verdiği zarar ziyan ile, 100 yıllık Fenerbahçe Şerefi ile, itibarı ile ile hiç bir ilgisi de yoktur. Burada tek merak ettiğim konu, Fenerbahçe’den ayrılan Lugano’nun yeni takımının yeni sezonda küme düşüp düşmeyeceğidir.
Bunu kesin Almanak lazım
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 05 Haziran 2009 tarihinde gönderildi
Hürriyet’ten size bir yeni bir hizmet. 2008-2009 Ceplig. Bu yazıyı yazıcınızdan çıktı alın, katlayın, artık cebinize mi sokarsınız, cüzdanınıza mı koyarsınız, ne yaparsınız bilemem, fakat seneye okumadan gelmeyin.
2008-2009 sezonu Galatasaray – Denizli maçı ile başladı.
Almanya’da Ümit Özat, kalp kası iltihaplanması geçirdi, sahada yığılıp kaldı.
Tayyip Erdoğan, Ankaragücü ve Ankaraspor’un birleşmesini istedi.
Güiza, Bağdat Caddesi’nde sigara içerken görüntülendi.
VfvB Ruhrort/Laar takımın Türk futbolcusu Sezgin Özhan, takım fotoğrafı sırasında cinsel organını gösterdi.
Appiah 9 ay sonra topa vurdu.
Uğur Boral pas hatası yaptı.
Hıncal Uluç, Belçika maçından sonra Milli Takım’a teğet geçti, Emre Belezoğlu’na çarpraz girdi, Emre’nin annesi fenalaştı.
Lincoln ülkesine gitti.
Lincoln İstanbul’a döndü.
Yine Belçika maçından sonra Fatih Terim, Osman Tamburacı’ya “Ulan ben senin bıyığını ananı avradını s….” dedi, Tamburacı, “Anam Fatih Terim’i affetmeyecek” dedi.
Aziz Yıldırım, İhsan Topaloğlu’nun programına katıldı, Zico’ya sadece %20 zam yapabileceğini, Zico’nun da bunu kabul etmediğini söyledi; halbuki bundan 8 ay sonra katılacağı bir programda Zico’nun kardeşi yüzünden ayrıldıklarını söyleyecekti.
Kazım Kanat toprağa verildi.
Uğur Boral pas hatası yaptı.
Ümit Özat’a Temmuz ayında FC Köln doktoru tarafından kalp ritm bozukluğu teşhisi koyulduğu ortaya çıktı.
5.haftada Galatasaray’ın sakat sayısı 12’e ulaştı.
Ultraslan’ın kurucusu Alpaslan Dikmen vefat etti.
Maldonado kendisine iyi baktığını, bunun da meyvelerini toplamaya başladığını söyledi.
Renk bilimci Metin Yahya Üster, Beşiktaş’ın renklerinin sarı-mor, yeşil-koyu pembe olması halinde takımın enerji gücünün artacağını söyledi.
Ertuğrul Sağlam ve Sinan Engin istifa ettiler, Mustafa Denizli hemen göreve başladı.
Adnan Polat, Ümit Davala’yı kovdu; “Antrenmandan 10 dakika önce gelip, 10 dakika sonra gidiyor. Bir memur zihniyeti ile hareket ediyordu.” dedi.
Skibbe yardımcılarının işine son verildiğini İstanbul’a dönünce öğrendi.
Uğur Boral pas hatası yaptı.
Güiza, “Türkiye’de fazla kalacağımı sanmıyorum” dedi.
Berkant, uyuşturucu kullandığı şüphesiyle 1860 München’den kovuldu.
İbrahim Kaş, Aragones’in çok iyi bir hoca olduğunu söyledi.
Lincoln ülkesine gitti.
Lincoln İstanbul’a döndü.
Aragones’in yardımcısı Cesar Mendiondo, “Luis, karşısına Tanrı bile çıksa asla havlu atmaz” dedi. Deivid, ayağı kırıldıktan ve annesini kaybettikten sonra ilk maçında gol attı, ağladı.
Ahmet Çakar, Arda’ya “Karabaş” dedi.
Rıdvan Dilmen’in kardeşi intihar etmeye çalıştı, sebebinin Rıdvan Dilmen olmadığını söyledi.
Sergen Yalçın, “Maldonado bence futbolcu değil, saçını kestirmiş, Şanlıurfasporlu oyunculara benzemiş. “ dedi, Urfa’lı bir avukat Sergen’i mahkemeye verdi.
21 yaşındaki Arda’nın maçta kalp ritmi bozuldu, hastahaneye kaldırıldı.
TRT’de Bursasporlu Yusuf’un Beşiktaş maçı görüntüleri yayınlandı, Mehmet Demirkol “Yusuf’un hareketler güzel ama bariz küfür var. Keşke yayına verilmeseydi” dedi.
UltrAslan-Uni’li Anıl Aydın toprağa verildi.
Seyrantepe için Araplarla ortaklık başladı.
Uğur Boral pas hatası yaptı.
Cemal Aydın, Ankaragücü – Fenerbahçe maçı öncesi maçın hakemi Halis Özkahya’yı aradı, Aydın disiplin kurulana verildi.
Aragones, “Ankaragücü maçından alınan 1 puan iyidir” dedi.
Yıldırım Demirören, elinde lazer pointer ile “Özcan Oal bu penaltımızı yedi, Talat Tokat ofsayttan golümüzü vermedi” diye sunum yaptı.
Devlet Bakanı Başesgioğlu’nun oğlu, Gümüşhane maçını bastı.
Beşiktaş PAF takımı Fenerbahçe’yi 4-1 yendi, 3 golü Batuhan attı.
Faruk Yalçın vefat etti.
Uğur Boral pas hatası yaptı.
Op. Dr. Ertuğrul Gür, müslüman olmaları halinde Carlos ve Edu’yu sünnet edebileceğini söyledi. Sinan Engin, Giresunspor’un Asbaşkanlığına getirildi.
Brezilyalılar, Aziz Yıldırım’ın Millenium Park Evlerini uzak diye beğenmediler.
Emre Belezoğlu, bir gazeteciye “Seni sabaha kadar döverim” dedi.
Aragones, “Ben devre arasında yapılan transferleri desteklemiyorum” dedi.
Beşiktaşlı taraftarlar Demirören’i istifaya davet etti.
Aragones’in “’Günaydından daha çok s….git diyorum” sözü yılın sözü seçildi.
Serkan Balcı, “Bizi sadece 3 büyükler zorlar” dedi.
Lincoln ülkesine gitti.
Lincoln İstanbul’a döndü.
Gönenspor maçında, bir anne çocuğunu kavgadan korumak için sahaya daldı.
Arda, Emre Belezoğlu’nun düğününden dönerken kaza geçirdi.
Uğur Boral pas hatası yaptı.
Yusuf, Yıldırım Demirören’in 8.Fenerbahçe’li futbolcusu oldu.
Gordon Milne’nin tercümanı bıyıklı ağabeyimiz Ali Emeç vefat etti.
Tanju, Galatasaray otelinden kovuldu.
Galatasaray’ın vergi borcu 120 taksite bölündü.
Aragones, yılın en iyi hocası seçildi.
Luxemburgo, damadı Maldonado’yu transfer etmek istediğini söyledi.
Galatasaray, Kanaltürk’e yasak koydu.
Aziz Yıldırım, Kutlualp için “Viyana’ya giderken uçakta tuvaletin üstünde oturuyordun” dedi.
Ümit Karan, Sivas maçı sonrası “13 senedir Birinci Lig’de oynuyorum ve bugüne kadar hiçbir hakeme küfür etmedim.” dedi.
Galatasaray, Sivas maçının tekrar oynanmasını istedi.
Güiza, 4 aydır Nuria ile seks yapmadığını söyledi.
FIFA, Appiah konusunda Fenerbahçe’yi haklı buldu.
Sivas’lı İbrahim Dağaşan, santraya Filistin bayrağı dikti.
Celal Kolot, Ernst için “Baki’nin Alma versiyonu” dedi.
Uğur Boral pas hatası yaptı.
Çorlu Sanayispor, Yattara’nın yeğenini transfer etti.
Galatasaray’ın sakat sayısı 14’e ulaştı.
Balili, Türk vatandaşlığına geçti, ismi Atakan oldu.
Uğur Boral pas hatası yaptı.
Transfer edildiği gün “Burası Fenerbahçe gibi değil” diyen Kezman PSG’de kadro dışı bırakıldı.
“Galatasaray Türkiye’dir” adı altında 7 maddelik bir açıklama yayımlandı.
Galatasaray, Kayseri maçından sonra taraftarlar yürüyüş yaptı.
Fulya Süleyman Seba Kompleksi açıldı.
Mesut Özil, “Türk Milli Takımda oynamayı hiç düşünmedim ki” dedi.
Lugano, 5.golünü attı, Güiza’yı geçti.
Bursaspor TV kuruldu.
Duisdorf’lu Türk kaleci, hakemi dövdü.
Selçuk Şahin, köfteci açtı.
Emin Cankurtaran vefat etti.
Taner, Galatasaray maçında 4 gol attı, tarihe geçti.
Lincoln ülkesine gitti.
Lincoln İstanbul’a döndü.
Skib bıraktı, Bülent Korkmaz 2.5 senelik anlaşma imzaladı.
Karadeniz Gazetesi, Alanzinho için “10 trilyonluk maskot” dedi.
Güiza’nın eski eşi kampta seviştiklerini söyledi, Güiza milli takım kadrosunda çıkartıldı.
Sadri Şener, “Trabzon insanı genlerinden sabırsız” dedi.
Burak, Aragones kalırsa takımdan ayrılacağını söyledi.
Fenerbahçe, PAF takımından Özgür Çek ile 5 yıllık profesyonel sözleşme imzaladı.
Uğur Boral, Sivas maçı sonrası “Fener’le kimse alay edemez” dedi.
Uğur Boral pas hatası yaptı.
Şekip Mosturoğlu, Appiah için “Fenerbahçe’nin manevi değerlerine zarar vermiş bir futbolcunun Fenerbahçe’yle yollarının ben kesişmeyeceğini düşünüyorum” dedi.
Amigo Sefa, 1 yıl maçlardan men cezası aldı.
Çin Beşiktaşlılar Derneği, Çin Seddi’ne bayrak astı.
Volkan Ballı, “Kötü günler geride kaldı” dedi.
Seyrantepe bir kere daha greve gitti.
Uğur Boral pas hatası yaptı.
Kilimli Belediyespor ile Erdemirspor maçının hakemi, birbirlerine sert giren iki futbolcuyu saha dışına çıkarıp, 10 saniye kol kola girerek durma cezası verdi.
Fenerbahçe Deivid ile 3 senelik daha sözleşme imzaladı.
Lincoln ülkesine gitti.
Lincoln İstanbul’a döndü.
Kadir Has Stadının açılış maçında Volkan Ballı çimleri beğenmedi, 20 tane dev fan sahayı kuruttu. Galatasaray “Seyrantepe, 29 Ekim 2009’da bitecektir” şeklinde açıklama yaptı.
Meira “Zenit’e gitmeyi düşünmüyorum” dedi, ardından bavullarını toplamaya başladı.
Emre Belezoğlu boğaz kesti, 1 maç ceza aldı.
Ümit Özat, futbolu bıraktı.
Uğur Boral pas hatası yaptı.
Seyrantepe işçileri, “”Paralarımızı vermezlerse Fenerbahçe bayrağı asacağız” dediler.
Emreciksin, “Hayatımda hiçbir zaman sarhoş olmadım” dedi.
Lincoln, 10 küsür bavulla İstanbul’dan kaçtı.
Bülent Uygun, “O kulübe belediyeden ruhsatsızdı. O yüzden kırdım” dedi.
Alper Tezcan, UEFA madalyasını 200.000 TL’e sattı.
Eintracht Braunschweig’li Semih Aydemir, koşu antremanında tramvaya binip bir kaç durak sonra takıma katıldı, sonra kovuldu.
Emre Belezoğlu, “Yere tükürürken bile dikkat eder hale geldim” dedi.
Gökmen Özdenak, “Ersen Martin, Ricky Martin’in kardeşi, baba bir, anneler ayrı” dedi.
Lincoln İstanbul’a geri geldi.
Erhan Albayrak’ın “Lokum” adlı fuhuş operasyonunda ifadesi alındı.
İspanya’ya yenilgisinden sonra Volkan “Işık gözümü kamaştırdı. Eğer suçlu var ise hepimiz suçluyuz” dedi.
Eren Talu’nun eşi Defne Samyeli “Kocam, delilik yapıyor” dedi.
Uğur Boral pas hatası yaptı.
Polis, Beşiktaş taraftarı ile karşılaştı, su sıktı, biber gazı kullandı.
Batuhan, Fenerbahçe maçı öncesi gece kamptan Ortaköy’e geçti.
Arda, yeni telefon hattı için “Kızlar beni Galatasaray hattından arayamazlar. Çünkü ben özel hayatımla iş hayatımı birbirine karıştırmıyorum” dedi.
Batuhan, “Beni Real Madrid’e bile alacaklarını bilsem bir daha böyle bir şey yapmayacağım” dedikten sonra 2 gün sonra 3 bayanla fotoğrafları piyasaya sürüldü.
Galatasaray – Fenerbahçe maçında 4 ölü, 5 yaralı; Lugano kafa attı, Emre ısırdı.
Volkan, Arda’yı aradı, “Erkeksen gelirsin.” dedi.
Sabri, “Emre, beni öldüreceğini söyledi” dedi.
Yıldırım Demirören, “Tezgah kelimesi Türk Futboluna zarar verir” dedi.
Ümit Özat, FC Köln’de antrenörlüğe başladı.
Tugay, rezerv takıma gönderildi.
Uğur Boral pas hatası yaptı.
Fatih Tekke, 7.yabancı oyuncu olarak oyuna girdi, 3-0 hükmen yenilgi beklenirken, para cezası verildi.
Adnan Polat, “Tamamlandığında ortaya muhteşem bir eser çıkacak. Bir dünya yıldızı stadımızı görünce daha kolay imza atacak” dedi.
Arda güvenlik görevlisini kapıya sıkıştırdı.
Ersun Yanal istifa etti.
Bülent Uygun, “İpler bizim elimizde” dedi.
Deivid’in eşi ile Alex’in eşi kuaförde barıştı.
Uğur Boral pas hatası yaptı.
Serdar Kulbilge, klübe ihtarname çekti, kadro dışı kaldı.
Sedat Balkanlı vefat etti.
Gökmen Özdenak, “Futbolculara pornografik paralar ödeniyor” dedi, Ahmet Çakar’ın “O kelime astronomik olabilir mi” sorusuna, Özdenak “Hayır, pornografik. Porno. Erotik değil yani. Porno yani, işin sonu” diye cevap verdi.
Fenerbahçe, Real Madrid – Barcelona maçında Barcelona’dan çok etkilendiklerini, Beşiktaş’ı öyle yendiklerini söylediler.
Lincoln ülkesine gitti.
Lincoln İstanbul’a döndü.
Rıdvan, stoper Gökhan için Aragones’den özür diledi.
Arda’nın silahlı t-shirt giydi.
Hacettepe maçından sonra taraftar striptiz klubünde Arda’ya tepki gösterdi.
Skibbe’nin şantajcısı kadın polis hapse girdi.
Uğur Boral pas hatası yaptı.
Fenerbahçe, kupa finalinde Bobo’yu aldı.
Alex de Souza’nın eşi, “Burası bize uğursuz geldi. Bir daha final maçına gelmeyeceğim. Büyük bir hayal kırıklığı içindeyim” dedi.
İlhan Cavcav anjiyo oldu.
Aziz Yıldırım, “Aragones ve oyuncu seçiminde hata yapmadık” dedi.
Fatih Terim’in parmağını denizin dibinden çıkardılar.
Volkan Demirel, Antalya’da lüks yat yaptırdı.
Aziz Yıldırım, Aragones’in tazminatı yok dedi.
Lincoln, salonda çalıştı.
Uğur Boral pas hatası yaptı.
Lucescu, bir kupa daha kazandı.
Aziz Yıldırım, bir tesis daha açtı.
Lincoln ülkesine gitti.
Lincoln İstanbul’a döndü.
Abdülrahim Albayrak, UEFA kupası finalinde sahaya girdi.
Alex, “Ronaldinho gelirse rahatsız olmam” dedi.
Batuhan’ın kırmızı da geçti, ehliyeti yoktu, polis ceza kesti.
Aziz Yıldırım, 3 yıl şampiyon olacağız dedi.
Anelka, gol kralı oldu.
Batuhan, takımın otobüsünü kullandı.
Adnan Polat, Beşiktaş galip gelince sevinçten ağladı, Cemal Demirören’le şakalaştı, elini uzatıp çak dedi.
Tuncay, küme düştü.
Sinan Engin, Kanaltürk’ten Manisa’ya transfer oldu.
Seyrantepe’de iptal süreci başladı,
TOKİ Eren Talu’ya ihtar çekti.
Güiza, “Beni göndermeyin, seneye kral olurum” dedi.
Tugay Manchester City ile anlaştı.
Beşiktaş şampiyon oldu.
Volkan Demirel, Aragones’ten Fenerbahçe formasına imza aldı.
Lincoln, ülkesine gitti, daha dönmedi.
Ve Uğur Boral pas hatası yaptı.
Le Havre ve lâ kuvvet
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 06 Mayıs 2009 tarihinde gönderildi
Ne demiş ünlü ozan Dave Mustaine, “Ülken için ne yapabilirsin diye sorma, ülken senin için ne yapabilir diye sor.” Şimdi sen git, bunun üzerine hala Yıldırım Demirören’e oy ver, Sabri için seneye kombine al, kendine de Fenerium’dan don al.
Ve en sonunda Bursaspor, Fenerbahçe ve Galatasaray’ı yakaladı.
Artık onların da, 3. ve 4. takım kadar Avrupa şansı var.
Ve Yüce Rabbim izin verirse, Sivas’ın şampiyonluğu ve Bursaspor’un ilk 5’e girmesi ile 3 büyükler şöyle okkalı, trilyonluk bir tokat yiyecek.
Trabzon’u trilyonluk değil de, belki milyarlık bir fiskeye dahil edebiliriz. Bir de onlar 5 maç kala Ersun Yanal’ı göndererek ve 25 yıl-25 antrenör-25 başkan-0 şampiyonluk ile kendi kendilerine yetebiliyorlar. Bu arada her an Ersun Yanal geri gelebilir, 1 hafta kala tekrar gönderirler, vesaire.
Şimdi, aslında, biz biliyoruz ki, bu büyükler hiç bir zaman tokat falan yemediler ve yemeyecekler.
Hatta biliyoruz ki, tokatlayanlar hep onlar oldu.
Bir kere kimler yiyor bu tokatı? Hemen belirleyelim…
Her maça yağmur, çamur, metrobüs, olimpiyat stadı demeden gelen,
Evde karısını, okulda dersini, mahallede sevgilisini bırakan,
Cebindeki 5 kuruşun, 4 bölü 7si ile atkı, gerisi ile çekirdek alan,
Okuma yazması sınırlı olup, bahis kuponu doktorası yapan,
Anneler gününü ilk defa duyan fakat Le Havre’nin sağ bekini bilen,
Deniz Feneri’ni, Fenerbahçeli Deniz zanneden,
Sadece, tuttuğu takım ve Sibel Can için savaşa girebilecek olan fanatik bir kesim ve tabi ki,
Arda’yı akreditasyonsuz geçirmeyen güvenlik görevlisi,
Ve yine havalimanında Arda’nın arkadaşlarının karşısına çıkan güvenlik görevlisi, her sene bu tokattan nasibini alıyor.
Peki ne zaman tokatlandıklarının farkına vardılar?
Dolar yükselince mi? Hayır.
Ergenekonla mı? Hayır.
Evimize, Barcelona – Real Madrid, Arsenal – Manchester maçları günlük gazete gibi girmeye başladığı an anladık ki, bizi tokatlıyorlar.
Çünkü gördüler ki o futbolsa, bizimki futbol değil.
O futbol değilse, bizimki futbol.
Deivid 3 kazanıyorsa, Gerard’ın 300 kazanması lazım.
Puyol 10 alıyorsa, Gökhan Zan’ın almaması lazım, Sabri’nin üstüne para vermesi lazım.
İşte bu kandırmacaya Sivas son vermelidir.
Evet doğrudur, Sivas’ın şampiyon olduğu gün gazetelerin, TV programların tirajı yarı yarıya düşecektir. Fakat bizi ilgilendiren bu olmamalıdır.
Bizi ilgilendiren, “peypırmun büyüklerin” başındaki padişahların artık sürelerinin dolduğunu bilmek, kombine, kaşkol, digitürk alarak ve onların ceplerini doldurmak sureti ile kulübe yarar değil zarar sağlandığını görmek, eğer ille de maça gidilecek ise protest bir tavır takınılmasını düşünmek gerektiğidir.
Aksi takdirde, Fenerbahçe kupayı aldı diye, Galatasaray Şampiyonlar Ligine gitti diye ve Beşiktaş her zaman gönüllerin şampiyonu diye, seneye Yasin, Hasan Şaş, Rüştü yine ilk 11’de olacaktır.
Bir de “Ligin kalitesi yükseldi.” vardır.
Benim hayatımda duyduğum en manasız ezberdir.
Neye göre, kime göre yükselmiştir?
İkinci en büyük ezber de zaten meşhur “Türkiye, 3 tarafı denizlerle çevrili, yazları sıcak ve kurak, komşusu Suriye ve Irak’tır.”
Ulan anlatsana o zaman balık niye pahalı, güneş panel uygulaması niye yaygın değil, adamlar düşman mı, değil mi? Düşman ise niye komşu? O zaman apartmandaki komşu kavgaları en doğal şey değil mi?
Lâ havle ve lâ kuvvete….
Sinirlendiriyorlar insanı…
AR DAmarımız
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 15 Nisan 2009 tarihinde gönderildi
Anam avradım olsun diye yemin eden bir milletin, polis gününde çocuğun eline silah veren bir grubun, yol vermedi diye adam öldüren bir sığır topluluğunun, Lugano’dan, Sabri’den tek farkı ay sonunda yatan maaşıdır.
Biz, Formula 1 pek sevmeyiz.
Hemen sıkıldık zaten, yakında da pist kapanır, kurtlar iner.
Bize curling, golf, beyzbol, softbol, bisiklet, tenis, kayak, badminton, kürek de uymaz.
Eşcinsel sporları ile işimiz olmaz.
Bize basket bile olmaz.
Eline dokunuyorsun, hemen faul, itiraz etsen teknik faul.
Peki biz nelerden hoşlanabiliriz?
Futbol, halter, güreş, boks, buz hokeyi, deve güreşi, uzun eşek, Nascar, cirit, dart.
Hepsinde rakibe bir temas, bir güç gösterisi, bir hayvanlık var.
Zekaya da çok çok çok gerek yok.
Mesela, Nascar’da tek kural var, “kural yok”.
Emre ile Lugano dart oynasa, kimsenin ısırmasına gerek yok. Direk gözüne at.
4 kişi denizde bir araya gelsen, fışş fışş kayıkçı mı oynayacaksın?
Uzun eşek oyunun ingilizcesi yok, çünkü litaratürde ön libero var, quarterback var, yastık diye birşey yok.
Peki, sporumuzu seçtik…
Bizde başka ne var?
Artislik var, külhanbeylik var, cehalet var, birilerine güven var, arkan var.
Nasıl mı?
Arabada bir yayanın yanından geçerken, ufacık veletler sanki sen kaldırımda sürüyormuşsun gibi, “Hadi sıkıysa çarpsana” veya dövecekmiş gibi ters ters bakmıyor mu?
Üniversite gençliği elinde tesbih, simsiyah kıyafetler, son model arabalar ile Kurtlar Vadisi Futbol gibi dolaşmıyor mu?
Seni hayatında bir Pendik-Kadıköy minibüsü 30 kereden aşağı sıkıştırmış, önünü kesmiş olabilir mi?
İspanyol televizyonu tribünde her an bir facia olabilir diye yayını keserken, senin yorumcuların “Aha bak şimdi kıçından ısırdı, geri alalım, vallahi bak şimdi de pandik attı.” diye 24 saat program yapmıyor mu?
TV programında Sevda Demirel tokat atınca, Medyum Memiş Ketoya vurunca annen seyretmek için yatak odasından salona uçarak gelmiyor mu?
Peki bunlar hayatta olurken, Arda ile Semih, Sabri ile Emre, Emre ile Nobre, Emre ile Lugano, Emre ile Emre, Arap İsmail ile Rambo Yusuf, Abdülkerim ile Arif, Deli Nezihi ile yine Arif sahadan birbirlerine sarılarak çiçeklerle mi çıkacak?
Yahu bu memlekette melek bile katil oluyor.
Aurelio uçarak tekme atmadı mı?
Amigo Orhan, Mustafa Denizli’ye uçmadı mı?
Milli Takımların en başı, bıyığına oturayım demedi mi?
Semih’in annesi hariç kaç kişi gerçekten bu olaylara üzüldü, kaç kişi gerçekten şaşırdı?
Bütün bu ismi geçen adamlara, bu mimli insanlara, hala 3 maç, tahkimden sonra 2 maç verirsen olaylar yine olmayacak mı?
O kocaman “arka”sına güvenen 20 yaşındaki Arda’nın o artist koşuşunu değiştirebilecek, canlı yayında konuşurken ensesine “Yürü ulan evine!” diyip tokatı patlatabilecek bir yönetici yetişmeyecek mi?
Asker yanlısı bir adam değilim, fakat yemin ederim, er gazinosunda bile gördüğüm bir yazı, hayatım boyunca unutamayacağım, felsefik bir yazıdır:
“Disiplinin olmadığı yerde kan ve gözyaşı vardır.”
Komutan
Bütün bunlardan sonra artık Federasyonu TSK’a mı bağlarsınız, futbola Şeriat mı getirirsiniz ben bilmem. Bilmek de istemem.
Emre, bizi CANGELEne kadar döv
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 12 Mart 2009 tarihinde gönderildi
Biricik Emreciksin’in alkollü yakalanması, Carlos’un parmağı, Volkan’ın dikişleri, Emre’nin kesik baş cinayeti. Kriz biter, Fenerbahçe’de gündem bitmez.
Bir memleket düşünün…
Başkanı, bakanları, muhalefeti, futbolcusu, futbolun en başındaki adamı, yöneticisi, sanatçısı, minibüs şoförü, öğretmeni, öğrencisi, imamı, ressamı, ölü yıkayıcısı, genetik mühendisi, herkes ama herkes;
Tribünde, sahada, adliyede, caddede, ışıkta, evde, okulda, canlı yayında, her yerde kavga ediyor, birbirini dövüyor, küfrediyor. Dilsizi bile eliyle kafasının üzerinde başörtüsü şekli yaparak “Ananı ananı” diyor.
Amerika’yı sadece Hollywood zanneden, ekşi sözlüğü yalayıp yutan bu topluluk, Avrupa’da, Amerika’da sokakta bir gram çöp görmeyince, “Barbarlar ama çok temiz insanlar, bizim gibi leş değiller” diyor, fakat İngiltere’de insanlar arabadan dışarı çöp atınca, İsviçre’de yere tükürünce ne kadar ceza öder, bilmiyor.
Zannediyor ki Teksas’da Pazar günü 12:00’den önce içki satılıyor veya 18 yaşının altında bir kızla beraber olunca bir yerinden sallandırmıyorlar.
Veya diyor ki, Premier Lig’deki holiganlar bile tel örgüsüz sahada, bir Safiye Soyman boyu kadar kadar uzaklıktan maç seyrediyor, ne cep telefonu atıyorlar ne havalandırma kapağı.
Fakat yine bilmiyor ki; adam olay çıkartırsa ya hapis yatacak ya da hayatında tek bildiği, tek değer verdiği şeyden, maçlardan men edilecek.
Şimdi bazı şeylerin altını çizme zamanı…
Bu adamlar taharet musluğu kullanmıyor diye senden benden çok pis değiller.
Her Pazar kiliseye gidiyorlar diye senden benden çok saygılı, kibar, efendi de değiller.
Adamların dizileri, filmleri, sokakları senin kahven, otobüsün, işyerin kadar küfür ve argo dolu.
Uyuşturucusu, tecavüzü, kürtajı, pisliği senin kadar belki daha fazla, belki daha az.
Adamların oradan temiz gözükmelerinin tek sebebi var.
Ceza-i müeddiye.
Bizde ondan var mı?
Yok.
Çünkü gerek yok.
Çünkü bizde, mühendisine “senin gırtlağını keseceğim” hareketi, garsonunun poposuna ayağıyla dalga mahiyetinde dokunmak, mübaşirin poposundan makas almak, hakimin üzerine yiğido gibi yürümek, dönercinin zabıtaya sinirlenip kendi dükkanının camına tekme tokat girmesi olağan kabul edildiği için ceza uygulaması pek görülmez.
Fakat bütün bunlara rağmen ceza-i müeddiye dediğimiz şey bir anda işledi ve Emre dün disiplin kuruluna verildi. Aynı adam Carlos’u rapor etmedi. İkisi de görüntüde var. Hatta Carlos’unki hakemin hemen önünde oluyor.
Daha önce yine görüntülere baktık, Rüştü elle oynamadı dedik, cezasını bir maça indirdik.
Belki Volkan’ın pozisyonunda da ağır tahrik var diyeceğiz, cezasını indireceğiz.
Peki Volkan’ın cezası inerse, Emre-Cangele arasındaki bütün diyalogları da izlememiz gerekmez mi? Yayıncı kuruluş, pozisyondan önce Cangele’nin olası bir küfrünü ekrana getirir ise, Emre’nin suçu azalır mı? Tabi ki, bu Emre’nin senelerdir yaptığı hiçbir abuk sabuk hareketin mazereti olamaz. Fatih Sultan Terim ile yaşanan bir İsviçre kuşatması, eminim anlamını bile bilmediği, fakat bir yerden duymuş olduğu beyazi futbolcuların siyahi futbolculara çok sık söylediği kelimeleri özentilik yüzünden ağzından kaçırması, yine İngiltere’de antrenmanda kavga çıkarması, kolbastısı vs.vs…Bunların hiçbirinin mazereti yok, olamaz da. Çünkü bunlara mazeret bulursak, Hıncal Uluç’un Emre için söylediği sözler nasıl Emre’nin annesinin fenalaşmasına sebep olduysa, aynı mantıkla Emre’nin gırtlak kesme hareketi Cangele’nin de annesini heyecanlandırmıştır. Bu ürik asit yarışının da hiçbir zaman önüne geçemeyiz.
Fakat “Eren Volkan’dan özür diledi, 7 dikişli yeri öpsün geçer, cezaya gerek yok” dersek, formasını çıkartana sarı kart, yedek kulübesini yerinden çıkartana ceza vermezsek, kafamıza göre görüntü izlersek, “Osman bıyığına oturayım” diyen bir milli sorumlumuzu hala başımızın üstünde tutarsak, yıllardır futbolumuzdan, ülkemizden atamadığımız bu kabadayılara, Ali kıran baş kesenlere cezaları sadece görüntü izleyerek vereceksek, TV’e bakarken, dudak okurken gözlerimiz kan çanağı olur, onu da söyleyeyim.





Son Yorumlar