sağlık ile Etiketlenmiş Yazılar
Haftanın panoraması
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 10 Kasım 2010 tarihinde gönderildi

Türkiye Ligi, yine bildiğiniz gibi.
Keyifsiz, zevksiz, heyecansız.
Yıllardır da bildiğimiz senaryo.
Üç büyüklerin diğer takımlarla puan farkı her hafta açılıyor, Anadolu takımları arkadan yetişemiyor, sonra diyoruz ki Türk Futbolu niye bu durumda?
Nasıl bu durumda olmasın?
Mesela, 9.sıradaki Galatasaray.
Yahu bu takım 3 büyüğe nasıl yetişsin?
Stadı yok, parası yok, pulu yok, seyircisi yok, sağlık kurulu bile yok.
Ahı gitmiş, vahı bile kalmamış, o da gitmiş.
Başkanı cahil, futbol şubesi cahil, futbolcusu cahil.
9.luk bile bence bir başarı.
Sen Federasyon olarak yardım etmiyorsun, sonra adamlar ucuz transferler yapıyor.
Federasyon, Türk Futbolu’nu düşünüyorsa, acilen 6+2+2+4+18’i getirmesi gerekir.
Fakat burada Arda diye bir çocuk var.
3 büyükler ne yapıp edip, bu çocuğu gündemlerine almalılar.
Biraz tahsili, terbiyesi zayıf ama yapacak bir şey yok.
Genel olarak Anadolu’nun sosyoekonomik durumu böyle.
Mesela, Beşiktaş…
Kaç kere söyledik, Anadolu kulüpleri toplama takım yapmamalı diye.
“Bize sadece 35’te geliyorlar” diye Nihat’ı, Aurelio’yu aldılar.
Tamam sen Anadolu kulübüsün, kapasiten küçük olabilir, ama niye gençlere yönelmiyorsun?
Senin tek hedefin, futbolcu yetiştirip 3 büyüklere, yani Trabzon, Bursa ve Kayseri’ye futbolcu satmak olmalıdır.
Başka bir şey olamaz.
Bence başkan daha bunu anlayamadı.
Beşiktaş’da ise Quaresma diye genç bir çocuk var.
Helal olsun yönetime.
Nereden buluyorlar böyle futbolcuları, hayret valla.
Göreceksiniz, bu çocuk daha iyi yerlere gelecek.
Ve Fenerbahçe…
Belki de bir tek Fenerbahçe’nin taktiği doğru işliyor.
Sistemli, disiplinli, taş gibi bir Anadolu takımı.
Bu takımı öyle kolay kolay kimse yenemez.
Büyük maçlarda çok iyi kapanıyorlar.
Zaten 3 büyüklerle bütün maçları kafa kafaya oynadılar.
Ve Bursa’dan aldığı 1 puan çok önemli.
Trabzon ve Kayseri maçı biraz şanssızdı.
Hakem faktörü de maalesef çok büyük.
3 büyüklerin kollandığı bir ligde Anadolu kulüpleri çok zor bir yere gelirler.
Fenerbahçe, diğer Anadolu kulübü takımlarla oynadığı maçlara daha fazla asılıyor.
3 büyüklerden kaybettiği puanları onlardan çıkarıyor.
Bu da iyi bir şey.
Kısacası ben bu Fenerbahçe’yi çok sevdim.
Dört gözle maçlarını takip edeceğim.
Ve helal olsun Aykut Hoca’ya.
Tam bir Anadolu çocuğu.
Ve çok iyi bir takım yaratmış…
Yakında Aykut Hoca’yı 3 büyüklerde teknik direktör olarak görebiliriz.
Söylemedi demeyin.
Haftaya, 3 büyük kulübümüz Trabzon, Bursa ve Kayserispor’u yakından inceleyeceğiz.
Olağanüstü statlarıyla, trilyonluk transferleri ile, popüler başkanları ile, Serkan Balcı’nın Ferrari’si ile, Ergiç’in yatları ile, Şota’nın katları ile 3 büyük nasıl olunuyor onu inceleyeceğiz.
Esenle kalın.
Problem Jo değil
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 13 Nisan 2010 tarihinde gönderildi
32 yaşındayım.
Şu kısacık hayatımda;
Süleyman Seba, Rıdvan Dilmen, Hakan Şükür, Oğuz Çetin, Fatih Terim, Bülent Korkmaz’ın bile ıslandıklarını gördüm.
Müjdat’ı, Yaşar’ı, Abdülkerim’i 2 metrelik kalastan kaçarken gördüm.
Amigo Orhan’ın Mustafa Denizli’ye balina gibi uçtuğunu gördüm.
Ogün’ü cenazede dayak yerken gördüm.
Rüştü’ye aduket çektiler, onu gördüm, taktakduket çektiler onu da gördüm.
Yani binlerce protesto, binlerce tepki gördüm.
Fakat Galatasaray’ın “Ruh” kelimesini kullandığını ilk defa görüyorum.
Galatasaray ve ruhsuzluk…
Galatasaray çökmüş, tribün bölünmüş, Ultraslan ultra ve slan diye ikiye yarılmış.
Denyor ki, Fenerbahçe – Beşiktaş maçı beraber biterse şampiyonluk şansı doğuyor.
Galatasaray 50 sene Ligi alsa ne olur, kaptanı yuhalanmış.
Sen seneye kaleci alacağına, Metin Oktay’ın mezarının üstüne battaniye al.
Bütün bunların sebepleri çok basit değil.
Bunların sebepleri çok yeni de değil.
Galatasaray ne Fenerbahçe maçı, ne 19 şampanya ile banyo, ne Franco’nun lensleri, ne de sağlık kurulu yüzünden bitmiştir.
Galatasaray, Feldkamp’ı 6 maç kala gönderdiği gün bitmiştir.
Galatasaray, Arda Alemdar’ı 1.kaptan, Sabri’yi 2.kaptan yaptığı gün bitmiştir.
Galatasaray, Adnan parantezinde 9. senelerinde 9. teknik direktörü getirdiği gün bitmiştir.
Galatasaray, en büyük rakibi Cannes’da final oynarken, baskette 2 kere forma değiştirdiği an bitmiştir.
Galatasaray, saat 20:45’de bitmiştir.
Galatasaray, artık bize benzediği için bitmiştir.
Dos Santos, Franco, Elano, Arda, Jo.
Bunlar gitse ne olur loooo demek geliyor insanın içinden.
Artı, Galatasaray’ın seneye artık ilk 11’i bellidir.
Kalede, Eski Futbolcular Vakfı.
Geride, Sarı Kırmızı Derneği, 1905 Derneği, 1905 Birleşik Grup.
Orta saha, GS Grubu, Florya Grubu, Altyapı Derneği, GS Derneği.
Tek forvet, Birleşik Galatasaraylılar Vakfı.
6+2
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 28 Ocak 2010 tarihinde gönderildi
Altı+iki.
Nedir +2’nin anlamı?
Kıçını kıracak, evinde oturacak, efendi olacak, evde yemeği hazır edecek, en önemlisi sorun çıkarmayacak.
Buna en en en uygun kim?
Nonda. Bir de Semih tabi ki.
Bu bir.
İki…
Peki herkesin iyileştiği gün, o 6 nasıl olur?
Franco’yu kesemezsin. Adam zaten iç güveysi.
Neill’i yeni damat.
Baros, Keita. Sıkıysa 3 maç üst üste kes. Yedek klübesini yakarlar.
Jo kiralık. Dakikası bilmem kaç bin dolar. İlk 11…Hatta ilk 1.
Geriye kalıyor, Dos Santos, Elano, Kewell.
Yedeklerin biri kesin Elano da…Diğerleri başa belano.
Üç…Bu dünyada, iyi günde ve kötü günde, hastalıkta ve sağlıkta, bay da olsan, bayan da olsan bir saniye düşünmeyeceğin, en karizmatik, en topçu kim var?
Baggio, Zidane, İbrahim Üzülmez ve Kewell.
Dört, kısacası Galatasaray’ın van Hooijdonk’u kim?
Kewell.
Beş, Fenerbahçe yıllardır ne arıyor?
Karizmatik sol açık.
Altı, Galatasaray Kewell’i gönderse de, Fenerbahçe hala nerede adam bakar?
Corinthians.
Ne kaldı geriye?
+2.
Kimdir onlar?
Şansal ile Erman.
Digitürk’e göre, onlar da sarılık ve Şabani.
Gönder onları da anasını satayım.
Nasıl olsa 62’nin içine ettiniz. Artık tavşan bile yapılmaz.
At dayım olur
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 22 Ekim 2009 tarihinde gönderildi
http://okuryazar.ntvspor.net/ridvan-dilmen-fbnin-uzerine-gidersen-yenersin/ üzerine…
Hayatım boyunca 3 tane vecize nedense hiç aklımdan çıkmamıştır.
Biri; “Katıra “Baban kim?” diye sormuşlar; “At dayım olur.” demiş.
Diğeri, “Bir ağaçtan camiye direk de olur, kenefe kürek de.”
Üçüncüsü; “Fenerbahçe’nin üzerine gidersen yenersin.”
Bunlardan ilk ikisi, bin yıl önce kitaplardan, hafızalardan silinmiştir. Fakat o üçüncüsü, hiç bir zaman yok olmamıştır, her gün, her yerde, herkes tarafından söylenir ve bilinir. Hatta ilkokuldaki çocukların kitaplarının giriş sayfalarında, “Yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve yağışlı, ve Fenerbahçe’nin üzerine gidersen yenersin” yazar.
Evet, Fenerbahçe’yi yenmek bu kadar basittir. Gerçi, o zaman Fenerbahçe nasıl son 6 senede 3 şampiyonluk, Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final görmüştür sorusu gündeme gelir, fakat istisnalar kaideyi bozmaz, şuracıkta, 3 Fenerbahçeli bir araya gelsek, bize orta sahada bassalar, sonuç hemen ortaya çıkacaktır. Bu konuya bir örnek de, Devler Ligi’nde Elvir Boliç’in takımıdır.
Bu bilgiyi herkes bilir, bir tek “ısıran yönetim” ve “tentürdiyot medya” bilmez.
Fakat sorun, Fenerbahçe’nin isme bağlı sisteme devam etmesinde değildir. Yani, sorun “Alex ve Lugano yok ise, Fenerbahçe biter” değildir. Sorun, en başında, duayenlerin bile isimlerdeki ısrarlarıdır. Çünkü bilinmelidir ki, Lugano varken de bu takım, defansif kurgudan uzaklaşmaktadır, Alex varken de ofansif kurgu hala sorgulanmaktadır.
Peki, genel olarak problem neden kaynaklanmaktadır?
11 profesyonel futbolcunun içinde 4 tane as oyuncunun altını çizersek; ki bunlar Roberto Carlos, Güiza, Dos Santos, Kazım’dır, eğer bir takımın %40’ı inanılmaz vurdumduymaz oynuyor ise sen zaten kumar oynuyorsun demektir. Maç tamamen yukarıdaki isimlerin o günkü top oynayıp oynamama keyfine bağlıdır. Yani Antalya maçının da, Manisa maçının da, Gaziantep maçının da 2-1 veya 1-2 bitme olasılığı %40’dır.
Ve senin elinde bir de son ana kadar hiç bir değişiklik yapmayan, yeniliğe hiç açık olmayan, bu maçı alamazsak da öbür maça bakarız diyen bir rahat teknik direktörün var ise, ki bu şekilde 5 rahat insan eder, problem biraz daha karmaşık hale gelmektedir.
Fakat en önemlisi, eğer 30 küsür yaşına gelmiş, senede en az 4-5 hafta sakatlanan bir Alex’den, en önemli maçlardan önce devamlı jetlag olan Lugano’dan medet umuluyorsa,
Daum’un daha önce Appiah’ı da sağ açığa fikslediği gibi Kazım’ı oraya sabitlemesi doğru bulunuyorsa,
Fenerbahçe hala sol kanat açılımı yapamamış ise,
Fenerbahçe, Volkan Demirel’e alternatif aramıyor ise,
Türkiye Milli Takım’ı Semih’ten başka bir forvet yetiştiremiyor ise, Fenerbahçe tartışmaya açık değildir.
Fakat Daum, en azından Gaziantep maçının ikinci yarısında, Mehmet Topuz’u gerçek yerine sağ kanata çekmeyerek, Özer’i erken oyuna almayarak, veya en kötü yorulana kadar Emre’yi Alex’in yerine koymayarak, Emre’nin yerine de Selçuk’u sokmayarak, Wederson’u geriye çekmeyerek, Carlos’u çıkartmayarak, yerine Dos Santos’u almayarak, yenilgiyi hazırlamıştır.
Zaten aynı sonun başlangıcı, her Fatih Terim döneminde cins cins oyuncu pozisyonlamaları ve oyuncu değişikliklerinde görülmektedir. Daum’un kaderi muhtemelen “Türkiye’de stoper yetişti de ben mi almadım” şeklinde bir basın toplantısı ile bitecektir.
Sn. Rıdvan Dilmen’in son sözüne bir son söz :
Evet, doğrudur, Gaziantep maçında defans kurgusu anlamında Lugano’nun olmayışı etkilemiştir. Fakat Sayın Rıdvan Dilmen’in yorumu şöyle düzeltilmesi daha sağlıklı olacaktır “Gaziantep maçında Fenerbahçe’nin savunma zaafı ortaya çıktı, özellikle Önder oynadığı için…”
Kartallar havada çiftleşir
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 12 Eylül 2009 tarihinde gönderildi
.. ve Belediye Başkanımız konuşmasını bilimsel bir örnekle tamamladı. “Bu sprey. Bu da ozon tabakası. Sıkıyorum, çıkıyorum.” Şimdi de sırada, işitme ve görme engelliler için hazırladığımız haber bülteni. Türkiye A Milli Takımı, tarihe geçen Estonya zaferinden sonra harika bir oyunla Bosna’ya da yenilmeyerek Afrika 2010 iddiasını sürdürdü. Dünya Kupası’na gitmesi kesin gözü ile bakılan millilerimiz, Ekim ayı içerisinde son 5000 yılın en iyi takımlarından biri olan Belçika ile karşılacak…
Bu akşam Galatasaray – Beşiktaş maçı var.
Maçın skoru aslında kağıt üzerinde belli, çünkü onca mühendis oturmuş, düşünmüş ve Galatasaray’a 1.50 vermiş.
Ya pek iddaa oynamıyorum, ya da denk gelmedi, fakat ben Kadıköy’deki Fenerbahçe – Galatasaray maçlarında bile 1.5’u görmedim.
Burada bir kere yapılacak en güzel hareket ya üst, ya da Beşiktaş’a oynamak.
Ya da skor oynayalım derseniz, 3-1 9 veriyor, 4-1 18, 4-2 ise 55.
Amacım kimseyi yermek değil, lakin Beşiktaşlılar nedense bu maçtan umutlu.
Hatta Manchester maçından daha umutlu.
Bence Beşiktaş’ın 2 şansı var.
Bir, eğer akşam maç saatinde, Allah korusun, İstanbul’da fırtına koparsa, Sami Yen’deki maç iptal olacak.
İki, eğer ilki kopmazsa, Beşiktaş ikinci fırtınanın da kopmamasını bekleyecek. Çünkü Baros-Keita-Arda-Kewell, eğer yorgun değillerse, Beşiktaş’ın çatıya çıkması gerekecek.
Dediğim gibi, amacım kimseyle dalga geçmek falan değil.
Fakat kim olursa olsun, bir takımın Sami Yen’de son 11 senede sadece 1 galibiyeti, ligde son 10 derbide (Trabzon’u saymıyorum) 3 galibiyeti, son 20 derbide 5 galibiyeti bulunuyor, ve o takım bu sene buldozer gibi ezen rakibinin evine gidiyor ise, bence biraz daha sağlıklı düşünmesi gerekir. Bu arada Beşiktaşlıların hakem yazıları hazırdır bile. 1912’deki pozisyon ofsayttı, ama 2009 senesinde hakem aynısını vermedi vs..
Bir tüyo vermek gerekirse; Beşiktaş, Hakan Balta üzerinden yüklenmeli.
Ben hayatımda Hakan Balta kadar alakasız bir sol bek görmedim. Kanatta Sabri’den daha alakasız duruyor.
Leo Franco da yan toplarda hiç yok. O yüzden Beşiktaş sağlı sollu bindirmeli.
Fakat Beşiktaş’ın malesef havaya sıçrayacak adamı yok.
Beşiktaş, Tabata’yı da aldı ve kadro iyice kısaldı.
Halbuki, bu takıma 10 değil, 10.5 değil, 1.90 iyi bir forvet lazımdı.
Belki kafa hakimiyeti olan tek adam Nobre, o da zaten ligin belirli bir bölümünde hiç yok.
Ne güzeldi Beşiktaş’da eskiden Nouma, İlhan Mansız vardı.
Rıza’sı vardı, ortalardı. Zeki’si vardı, Feyyaz’ı, Ali’si vardı. Hava toplarını hep alırlardı.
Wilson’u vardı. Keliyle şut çekerdi.
Bir de İlhan İrem vardı, Elvan gazoz vardı, İnanç Dünyası vardı…
Neyse, fazla dağıtmadan introdaki konuya dönelim.
Konu, tabi ki A Milli Takım.
Hayatta en sevmediğim şey, “Bakın ben size söylemiştim” demek.
O yüzden yazar oldum.
“Bakın ben bunu yazmıştım” demek için…
(İspanya maçı sonrası)
http://www.hurriyet.com.tr/spor/yazarlar/11344854.asp
Fakat bu konulardan artık o kadar bıktık ki, tekrar tekrar yazmaktan, çizmekten, konuşmaktan…
Artık o kadar soğuduk ki Milli Takımdan, elememe maçlarından,
O kadar sıkıldık ki padişah antrenörlerden, fetihlerden,
Belediye kadroculuğu gibi kurulan takım kadrolarından,
Agresifliklerden, gırtlak kesmelerden,
4 puan ve +10 averaj farkından sonra hala basın toplantısında hakemlere kıpkırmızı suratla giydirmekten,
Üstte 5 düğme açık beyaz gömleklerden,
Maçtan sonra, 13 yaşında fondotenden yüzü gözükmeyen 40 görünümlü kızlarına sarılıp ağlayan başkanlardan, teknik direktörlerden,
Biatçılıktan,
Sahada her top kaptırdığında, her yanlış pas ve her yamuk şutta, çocukların yedek klübesine korku dolu bakışlarından,
Takımında oynamayan adamı ben oynatırım dahiliklerinden,
Muhabir sorularının terslenmesinden,
Yıllardır orada şamaroğlanı olan Müfit Erkasap’tan,
Hakan Balta’dan, Emre’den, Kazım’dan, Gökhan Zan’dan,
Elimizdeki tek forvet Genç Semih’den,
Genç kelimesinden,
Sabri kelimesinden,
Niye istifa edeyim ki kelimesinden,
Final maçı kelimesinden,
Henüz herşey bitmedi kelimesinden,
Dünya üçüncüsü, Avrupa üçüncüsü kelimesinden,
Basketbol dururken, futbol kelimesinden,
O kadar bıktık ki, senden…
Ve senin futbol terimlerinden….
O kadar gına geldi ki…
Ne olur…
İyi yolda olduğumuzu söyleyen kim varsa,
Takımdan memnun kim varsa,
Seni orada isteyen, seven kim varsa,
Arkana oturt, harakirini yap, hepsini yok et ve ne olur git.






Son Yorumlar