Ofsayt ile Etiketlenmiş Yazılar
Hüseyin Göçek vs Beşiktaş
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 21 Nisan 2010 tarihinde gönderildi
Bu derbiden sonra yine gördük ki, Beşiktaş’ın bu hale düşmesinin sebebi ne Hüseyin Göçek, ne Oğuz Sarvan, ne Mustafa Denizli, ne de Bobo’dur.
Beşiktaş’taki bu durumun sebebi yine Beşiktaş’ın kendisidir.
Hayatım boyunca 2 pozisyon aklımdan çıkmamıştır. Ve çıkmayacaktır.
Biri, Van – Beşiktaş maçında Metin Tokat’ın frikik-el pozisyonu, diğeri bu seneki Fenerbahçe – İ.B.B. maçındaki Güiza’nın son adam pozisyonudur.
Ben bu pozisyonların dışında bir kelime bile hakem konuşmamış, yazmamış, küfür etmemiş, eleştirmemişimdir. Öyle ki; Gökhan Gönül’ün kafasını eğdiği için atıldığı Galatasaray maçında da, Beşiktaş – Samsun maçında da, Arif Erdem’in oynadığı maçlarda da sakinliğimi korumuşumdur.
Amacım, yine hakem konuşmak değildir.
Amacım, hafriyat yapan Bilicaları, penaltıyı, ofsaytları, sarı kartları göremeyen yardımcı hakemleri, 1 metre önündeki pozisyonda kendine güvenmeyip yardımcılarını dinleyen hakemleri eleştirmek değildir.
Amacım, senenin başından beri gırtlak kesen, her pozisyonda İtalya’dan öğrendiği kendi ayağını rakibinin ayağına takma tekniğini uygulayan Emre Belezoğlu, sudan kafası yaralanan ve ölümden dönen Keita, klüpteki çaycıya bile yatarak giren Lugano, antrenmanda dudak patlatan Metin Oktay’ın veliahtı Arda, 48 dilde hakeme itiraz edebilen Bülent Korkmaz, bir tek Sadık Deda’yı dövmeyen Hagi dururken, Bilica’nın bir hareketinden dolayı 8. çocuğunu ve okuma yazmayı çok az bildiğini yazan gazeteciyi yermek hiç değildir.
Amacım, Beşiktaşlı herkesin bazı şeyleri kabullenmesini hızlandırmaktır.
Zira;
Beşiktaş, derbi tarihi boyunca bir maçta hiç bu kadar dayak yememiş, bu kadar aleyhine hata görmemiş ve bu kadar yok sayılmamıştır.
Fakat Beşiktaş’ın sorunu zannedildiği gibi Hüseyin Göçek değildir. Zira bu maçı Yıldırım Demirören yönetse, o da penaltı veremeyecektir, Bilica’yı atamayacaktır, veya Ernst’i atacaktır, İbrahim Toraman yine dayak yiyecektir.
Beşiktaş’ın sorunu bir türlü “anti-fair play endüstriyel futbol”a uyum sağlayamayan kabuğudur.
Çünkü Beşiktaş Süleyman Seba’dır. Beşiktaş Rıza Çalımbay’dır. Samet’tir. Kadir’dir. Gökhan’dır. Metin’dir. Beşiktaş kibarlıktır. Naifliktir. Saygıdır. Alçakgönüllülüktür. Disiplindir. Örftür. Beşiktaş Nouma’yı göndermektir. Beşiktaş Feyyaz’ı göndermektir.
Beşiktaş Hagi değildir. Beşiktaş Keita değildir. Beşiktaş Colin Kazım değildir. Beşiktaş Arda değildir. Beşiktaş Tanju değildir.
Beşiktaş Aykut Kocaman’dır. Beşiktaş Şenol Güneş’tir. Beşiktaş’ın yıldızı Ernst’tir, Fink’tir, Sivok’tur, Walsh’dur, Wilson’dur.
Beşiktaş’ın sorunu, orta vadede Türkiye’de 2 büyük kalacağını, uzun vadede 1 büyük kalacağını hala anlayamamasıdır.
Beşiktaş’ın öyle veya böyle önünde sadece 2 alternatif vardır.
Ya stat yapmayacak, transfer yapmayacak, var gücüyle kulis yapacak, dedikodu yapacak, kavga yapacak.
Ya da gidecek A2 takımındaki çocukların ismini Engin, Recep, Gökhan, Kadir, Ulvi, Rıza, Şenol, Mehmet, Walsh, Halim, Zeki, İsmail, Turan, Saffer, Metin, Ali, Feyyaz olarak değiştirecek.
İşte o zaman gerisi teferruat olacaktır.
3D Holigan
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 01 Şubat 2010 tarihinde gönderildi
Bu haftanın olayı tabi ki, 3D gözlüklü İngiliz taraftarı. Bu bir milat. Belki 3-5 seneye kalmadan, evimizde Messi’ye yatarak gireceğiz, Gattuso ile kavga çıkaracağız, Servet’in ılık sümüğünü hissedeceğiz. Bildiğim kadarı ile birinin bu konuda planları var. Yani gerçekten bir sanal stadyum yaratmak, seni o stadın içine sokmak, ve böylece evinde veya pub’unda stat havasını yaratmak. Fakat bu acaba teknoloji holiganı durdurur mu, onu bilmiyorum. Çünkü holigan dediğin 3 boyutlu da şişe fırlatır, o şişenin altından da eğilir.
Peki, millet 3D maç seyrediyor, o sırada biz ne yapıyoruz?
17 takımlı bir Lig’e 400 milyon dolar veriyoruz.
En güzel geceyi, Pazar gecesini Sabri’ye ayırıyoruz.
En az 5 tane maçı 3’er dakika seyredebiliyoruz.
Güç bela tribünün üstüne koyduğumuz kameradan güç bela ofsayt yakalamaya çalışıyoruz.
Bırak 3D gözlüğü, Lig’in Avatar’ını kovuyoruz.
“Ziya Abi ile benim kafamı kaldır, Gökmen Abi’nin kellesini ikiye böl, şimdi geri al yavaş yavaş oynat” işlemcisi ile yorum yapıyoruz.
Ne 3 boyutu anam, biz Sky TV’de olmayan 4. boyutu çoktan yakalamışız, şimdi 5.boyutu arıyoruz.
3.47 Trabzon treni
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 22 Aralık 2009 tarihinde gönderildi
Fenerbahçe güzel kapandı, biraz bastı, Güiza koştu, Alex istedi, Santos yeni transfer gibiydi. Kısacası Fenerbahçe rakibine baktı, maçını seçti ve kazandı.
Bu haftanın gündemini veriyorum: DTP, Aşk-ı Memnu, Hüseyin Fidan.
Hüseyin Fidan malum Trabzon maçının batak yan iki hakeminden biri.
Hakemler konusunda tek felsefem olmuştur.
Oynat, dur, geri al, adamın donu daha önde ama kıçı daha arkada, çizgiyi geçti mi, bilgisayardan bak, tuvalet kağıdı koy, bak bariz gol değil gibi…
Hiçbiri ile ilgilenmem. Hiçbir pozisyonu bahane etmem. 50 yıl önceki hiçbir pozisyonu gündeme getirmem. 10 sene önceki maçın hakemini bırak, sabah ne yediğimi unuturum.
Fakat tek pozisyonda hakemin lisansını yırtarım.
Eğer bir insan arkadan tekmeye hala kırmızı kart gösteremiyorsa, o adamı 400 milyon dolarlık pazarın içinde barındırmam.
Trabzon maçındaki pozisyonda öyle bir pozisyondu.
3.47 m. ofsayt.
Evet, adamın lisansını yırtalım. Fakat bu pozisyona dikkat edin.
Bir tane Trabzonlu futbolcu tepkisi yok.
Çünkü maçın içinde değiller. Sadece deli dana gibi koşuyorlar.
Şimdi hakemin lisansı ile birlikte futbolcuların da mı belgelerini yırtalım?
Neden itiraz edemiyorlar biliyor musunuz?
Çünkü hiç biri profesyonel değil.
Biri iddiacı, biri kebapçı, biri benzinci, öbürü tekstilci.
Hakem, niye hata yapıyor biliyor musunuz?
Biri polis, biri astsubay, öbürü tüccar.
Sen trilyonluk ihaleye hazırlanıyorsun, senin hakemin 3.Lig futbolcusundan az alıyor.
Adamın kimbilir kafasında ne vardı o an?
Kirası mı, düğünü mü, çocuğu mu?
Kimbilir.
Maça bakalım.
Fenerbahçe taktiği 4-4-1-1 değil. Fenerbahçe’nin taktiği artık 1-0.
Takım oturuyor, kapanıyor, kimse yerinden kaldıramıyor. Yıllardır en iyi yaptığı şey kontratak.
Güiza’nın kompleksi de çok kötü oturdu. Fenerbahçe adamı gol atsın diye aldı, adam gol atamayınca üzülüyor, bari koşayım diyor. Çok kritik bir gol daha attı, çok kritik bir gol daha kaçırdı.
Trabzon treni kaçırmak istemiyorsa acilen Umut’la falan ilişkisini kesecek.
Yerine doğru dürüst bir hücumcu alacak. Bu Fatih Tekke mi olur, Gökhan Ünal mı olur bilmem.
Fakat ofansif anlamda Güiza’dan daha verimsiz bir forvet kimdir diye sorsan inanın Umut derim.
Koşuyor, her topa kafa sokuyor, ısırıyor, kendini paralıyor.
Fakat Trabzon ondan ne istiyor?
Tek şey.
Gol.
Abdest alayım kafama sıkın
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 01 Aralık 2009 tarihinde gönderildi
Yıllar evvel haraçsever bir kaç arkadaş, Maçka’da Fatih Tekke’yi köşeye sıkıştırır; “İstediğimiz parayı vermezsen ayaklarına sıkar futbol yaşantını bitiririz” der. Fatih, bir kaç saniye düşünür, düğmelerini çözer, kollarını sıvar ve cevap verir; “Size para veremem. Abdest alayım, kafama sıkın.”
Merak etmeyin Kasımpaşa maçı ile Arsenal – Chelsea maçını karşılaştırmayacağım.
Yine merak etmeyin, dünyada hangi ırk El Clásico maçı yerine Sivas – Beşiktaş maçını seyretti diye de sormayacağım.
Aramızda neden 500 yıl fark olduğunu zaten herkes biliyor.
Fakat ben size bir örnek daha vereyim.
Kasım ayı Futbol Extra dergisinde şöyle bir yazı; UEFA bu sene Avrupa Ligi’ni lanse ederken, Monaco’daki kura çekimine çok önemli bir adam çağırdı. Bu adam, 1971 senesinde Ferencváros’a, eski UEFA kupasının ilk golünü atarak tarihe geçmişti. Fakat ne bu adamın o ilk golden haberi vardı, ne de eski klübünün, ne de federasyonun. Adamcağız, telefonda haberi alırken belki de kendini Yavuz’un Minibüsü’nde zannetti.
Bu adam, eski PTT’li, Fenerbahçeli Yaşar Mumcu idi…
**************
Aynı sayıda Fatih Tekke röportajı da vardı.
Fatih Tekke, aynı Fatih Tekke.
Kızıyor, dobra konuşuyor, eleştiriyor, üzülüyor, özlüyor, namazını kılıyor, evde yumurta kırıyor, iyi-kötü çıkıyor topunu oynuyor.
Ruhu ile, namusu ile, cesareti ile, iş ahlakı ile, iş disiplini ile…
Ve şerefi ile…
Şeref diyince, Fenerbahçe için ne taktikten bahsetmeye yüzüm yeter, ne Alex’i, Önder’i, ne Deivid’i, ne Kazım’ı anlatmaya terbiyem el verir.
Ve daha kötüsü, Fenerliye soruyorsun, Beşiktaş maçı için bir gram üzülmemiş veya şaşırmamış.
Çünkü Beşiktaş’ı Anadolu Klübü olarak görüyorlar.
Ve Fenerbahçe iki haftada, 2 Anadolu klübünden (!) 6 gol yiyor.
Kızmıyor.
Şaşırmıyor.
Penaltılara ve ofsaytlara itiraz bile etmiyor.
Malesef, 6 gol yiyen Fenerbahçe 2009 takımı değil…
Fenerbahçe’nin ruhu 6 gol yemiş.
Fenerbahçe’nin ruhu seyircisiz.
Fenerbahçe’nin ruhu, Aykut’u, Rıza’sı, Fatih Tekke’si gitmiş.
Fenerbahçe’nin ruhu tuz ruhu olmuş, sen hala tek forvet diyorsun, çift ön libero diyorsun…








Son Yorumlar