Messi ile Etiketlenmiş Yazılar

Arjantin’e de Kakaladılar

Sen yıllarca Müslüman kardeşine, Bosna’ya yardım et, asker gönder, herşeyini ver; sonra Bosna Hersek – Ermenistan maçında Bosna Hersek puan kaybetsin diye dua et. İşte Türkiye A Milli Takımı ve onun patronlarının bizi Güney Afrika’dan önce getirdiği o kutsal nokta.

fatih_terim

Türkiye A Milli Takım, tarihinin 5193. final maçına çıktı, ve Estonya’yı parçaladı.
Gökhan Zan sezonu açtı ve Arda A Milli Takımı’nın 600.final golünü attı.
Çarşamba günü 5194. final maçı, sonra zaten sırasıyla 5195. ve 5196. final maçları var.
Ben zaten Türkiye’nin bir tane final olmayan maçını biliyorum, onda da sanırım tek forvet Zeki Rıza Sporel’di.
E huyumuz kurumasın mı şimdi?
Kurusun.

Kurusun, kurusun da bir de şöyle diyorlar…
İngiltere’nin tarzı belli, Almanya’nın belli, Brezilya’nın belli, Türkiye’nin tarzı belli değilmiş…
Nasıl belli değil?

Sen değil misin, sabah saati 06:56’a kurup, traşı, makyajı, banyoyu, kıyafeti, çantayı hazırlayıp 07:00’de servise yetişen?
Sen değil misin, bütün lise hayatın boyunca, 15 gün dışarda kardan adam/kadın yapıp, Pazartesi sabahı dönem ödevini bitirmeye çalışan?
Sen değil misin, 3 ay yazın plajda büyük baş hayvan gibi yatıp, son gün iş/okul/dershane/kiralık ev arayan?
Sen değil misin uçağa/vapura/trene/seminere/doktor randevusuna salise kala girmeye çalışan?
Peki yine sen değil misin, 4 sene T cetveli taşıyıp, 2 sene master, 4 sene doktora, 2 sene tekrar master yapıp, 50 yaşında paralı askere giden?
Sensin di mi?
Evet sensin.

İşte 11 tane sen, Çarşamba günü bir final maçına daha çıkıyor.
Ve sanki ipler bizim elimizdeymiş gibi, yine her yerde reklamlar, yine biz kimiz, biz Ayşeyiz, biz Fatma’yızlar..
Cyborg gibi 10 salise içinde 25 tane şey düşünen Ardalar…
Arda, biraz daha formda olsa, yarım salisede Euro 2008 3.lüğünden buralara nasıl düştüğümüzü hemen bulacak.
Veya Fatih Terim, sahayı, organizasyonu, primi, o kadar şeyi düşünene kadar Bosna Hersek’in 4 yılda nasıl geriden gelip bizi solladığını, bütün futbolcularının Avrupa Ligleri’nde nasıl oynar duruma geldiğini, her maçımızı alsak bile Bosna’nın kime ve nasıl puan kaybedebileceğini düşünüp bulsa, yeter ve artar bile…

Biz kim miyiz?
Biz buyuz işte…

Bir de tabi hangi akla hizmet maçın Kayseri’de oynandığını çözebilse çok iyi olur.

Maçların hepsini almamız lazım, karşı tarafı parçalamamız lazım, o yüzden seyirci lazım, bağırmak lazım.
Fakat maçtan çıkan tek ses; cips sesi.
Niye cips?
Çekirdek yasaklandı ya.

Kayseri – Gaziantep maçına gitmiştim, stad gerçekten güzel.
Gerçi şehire UFO inmiş gibi duruyor. Fakat esas seyirci başrolde.
Tanımlanamamış seyreden cisim.
Hiç kimse ne bağırıyor, ne seviniyor, ne üzülüyor, ne ayağa kalkıyor.
İnsan bir tepki verir, inanın biri sahaya çakmak atsa üzülmeyeceğim.
Dost acı söyler, buralarda malesef milli maç olmuyor, çekilmiyor, seyredilmiyor.

Lakin aynı gece, sahura kalktık, Arjantin – Brezilya maçı var.
TV’nin sesini neresinden kısacağımı şaşırdım.
O maç ve seyirci ayrı yazı olur, fakat kısaca özetlersek; Elano hiç birşey yapmadan, Andre Santos idare ederek maçı bitirdi. Elano’nun yerine Kaka ortada oynayınca, Elano sadece frikikleri kullandı. Onda da Brezilya bir gol attı.
Fakat genel olarak bu arkadaşları nasıl kadroya çağırdıklarını hala anlamıyorum.
Fakat Brezilya malesef eski Brezilya değil.
Çünkü artık pozisyon da vermiyor. Eskiden yine 1-2 pozisyon bulma şansınız vardı, fakat bu Lucio, Luisão, Gilberto ile artık o pozisyonlar da hayal.
Messi bile arada eridi gitti, ve Brezilya grup lideri olarak Arjantin’i ezdi geçti.

Tekrar dönelim bize..
Bize ne olur?

Hiç merak etmeyiniz, her zamanki gibi arkamız çok sağlam.
Çünkü mübarek aydayız.
Yukardaki bizi hiç yalnız bırakmadı.
Hele Fatih Terim’i hiç bırakmadı.
Ne Norveç maçında (İbrahim Kaş sakatlanmasa, futbolumuzda Gökhan Gönül diye biri olmayacaktı), ne Çek Cumhuriyeti maçında, ne de Hırvatistan maçında…

Yüce Rabbim’in bir tek Liverpool – Beşiktaş maçında biraz işi vardı.
Bir de Sigma maçında biraz yoğundu…

Son söz; Çarşamba günü felaket bir maç bizi bekliyor.
Takımların denk olması, iki takımın da formda olması, ikisinin de yükselen değer olmasından dolayı değil.
Çünkü tahmin ediyorum, Bosna Hersek Milli Takımı da komple oruç tutuyordur.
Her ne kadar biri ben Boşnak’ım derse, Müslüman olduğunu, Hersek’leyim derse Hırvat olduğunu belirtiyordur fakat yine de çok ortada bir maç.

Bu yüzden kazanan Alem-i İslam olacak.

, , , , , , , , , , , , , , , ,

11 Yorum

Transfermers 2 : Yenilenlerin İntikamı

23 yaşında, müthiş bir Brezilyalı. Bırakın telefon kulübesini, komodinde bile çalım atar. 4 senede 103 maçta 111 gol, milli takımda 45 maçta 47 gol. Uğur Boral’dan daha teknik, Selçuk’tan daha savaşçı, Ali Bilgin’den daha süratli. Savaşan bir kadro hedefleyen Fenerbahçe, aradığı yıldızını en sonunda buldu. Los Angeles Bayan takımının 10 numarası Marta Vieira.

marta3

Fenerbahçe ilk hazırlık maçında şov yaptı.

Benim için bu maçın skoru hiç önemli değil, önemli olan mantalite, Uğur Boral daha hazır değil gibi teraneleri bana sakın anlatmayın. Ben anlamam. 
Senin, Gökhan Gönül’ün kafa golü attığı, Önder Turacı’nın bile gol attığı, kadroda bir tek Lefter’in olmadığı bir maçı en az 11-0 yenmen lazım, fakat sen 4.dakikada Bölgesel Lig’e yüzde yüz gol pozisyonu veriyorsun.
97’de TSYD kupasında Galatasaray Beşiktaş’a 6 gol atarken, tarih sayfalarında 6-0’ın yanında parantez içinde Beşiktaş gençlerle çıkmıştı yazmıyor. Adamlar 6 tane attı, çekti gitti.
Veya Rijkaard 4-3-3 oynayacağım diyor, hücum diyor, 4 hazırlık maçında 4 gol. Rakiplerin daha adını söyleyemiyorum, Rijkaard’ı eleştiren kimse yok. Peki bu mudur hücum futbolu? İster gençlerle çık, ister bayanlarla. Bir ton gol atman lazım. Bir de niye ille de 4-3-3?

Fakat Yılmaz Vural’ın bile Etoo, Messi, Xavi ile Şampiyonlar Ligi’ni kazandırabileceği bir Barcelona’da sen Rijkaard’ı göklere çıkarırsan, Aragones’i İspanya’nın taktiğinin aynısını burada oynatmaya çalışıyor diye yerin dibine sokarsan, veya Zeman sadece 4-4-3 biliyor diye adama voleybolcu, köylü dersen daha ben de birşey diyemem.

Tekrar dönelim Fenerbahçe’ye.

Fenerbahçe’nin tek savaşacak oyuncusu kesin ve kesin Mehmet Topuz.
Bunun lamı cimi yok.
Çünkü başka oyuncu yok.
Kadro aynı. Tempo aynı. Kimya aynı.
Özer pres yapar mı, oyun bozar mı bilmiyorum. Fakat Emre Belezoğlu yakında ağzını da bozar, karşıdaki adamı kesin bozar, orası kesin.

Kısacası yeni hiçbir şey yok.
Savaşan kadro falan da olmayacak.
Herşey aynı.
Fakat ilginç birşey var. Benim bildiğim kadarı ile “Genç Semih”ten sonra en uzun ve tek genç Gürhan’dı. O da artık yok. Belki onun yerini İlhan alacaktı. O da yok.
Eğer Aykut Kocaman onay verdiyse, konuşacak birşey de yok.

Fenerbahçe’ye asap bir sol açık, bir sağ açık, Lugano kalmaz ise bir stoper, bir kaleci ve 2 orta saha şart.
Ha bunlar zenci mi olur, müslüman mı olur ben bilemem.
Hani belki sol ve sağ açıkları iyi birşey alırsan, 2 Alman veya 2 Fransız alırsan belki o zaman forvete de gerek yok. O zaman Güiza’yı baştan yaratabilirsin. Bu arada çok net söyleyeyim, ne Daum, ne Aykut Kocaman, ne Aziz Yıldırım, ne de Semih, Semih’i ilk 11’de düşünüyor.

Güiza – Lincoln eşanlamlılarını başka bir yazıya bıraktım. Aykut Kocaman severler çok üzülecekler, fakat yapacak birşey yok.
(Bkz. Aykut Kocaman’ın açıklaması, “Bu şekilde devam ederse Güiza’ya ceza verilebilir.”)

Korkarım şu olacak.
Hatırlarsanız, Aziz Yıldırım 2006 senesinde istifa etmiş, geri geldiğinde 1 ay içinde 55 milyon Euro’luk 4 transfer yapmıştı.
İşte Lig’e veya Avrupa ön elemelere girerken Aziz Yıldırım yine pat çat küt 2-3 adam alacak.
O sene belki sadece Kezman’ın yerine doğru dürüst bir adam alsa, Fenerbahçe belki o sene Şampiyonlar Ligi’nde final oynayacaktı. Geçtim Edu’yu, Odun’u, Deivid’i, Lugano’yu.
Zaten bu Güney Amerikalılar sakatlanmadan, sözleşmeleri bitmeden hiçbir şey yapamıyorsun.
Deivid’i bile en iyi döneminde satamadın, şimdi kös kös sözleşmesinin bitmesini bekliyorsun.
Alex, Carlos höt diyor, sen 3.5 milyon Avro diyorsun.
Belki bir tek Lugano’ya dersini verebilirsin.
O da eğer durup dururken Beşiktaş’a gitmez ise.

Çünkü Brezilyalıların sağı solu belli olmaz.
Çünkü bu adamlar sağ gösterip sol vururlar.
Çünkü bu adamlar seni beni yerler.
Çünkü bunlar adamı çok rahat Juan Figer.

, , , , , , , , , , , , , , , , , ,

7 Yorum

Sabri taşı çatladı

Ronaldo’nun imza törenine 80 bin kişi katıldı. Ronaldo, hepsine sempati ve imza gönderdi. Michael Jackson’un cenaze namazına 20 bin kişi katıldı. Michael, herkese hüzün dağıttı. Sabri’nin Almanya’da yanına 1 kişi yanaştı. Sabri, gurbetçinin kafasına ayakkabısını fırlattı.

 sabri-sarioglu

Hayatımda en sevmediğim 3 şey.

Yalan, yılan ve Manchester United.

Fakat yalandan ve yılandan korkmam, Manchester’dan korktuğum kadar.  

O yüzden, kura çekilirken torbada Manchester varsa televizyonu kapatırım.

O kadar ki, gece, ışıksız bir sahada, 11 tane Appiah-Yeboah-Allah rahmet eylesin Musisi’ye karşı oynarım, fakat Manchester’a karşı oynamam.

1999’daki final maçından sonra, Bayern Münich’li bir taraftar olsam ölene kadar bir daha yes bile demem.

Benim Manchester’i görünce cinlerim tepeme çıkar.

Alex Ferguson, Scholes, Schmeichel, Irwin, Beckham falan filan ve en son tabi ki Ronaldo ile bu cinler tavan yapmıştır. 

 

Ve bu adamlar en uyuzunu, en artistini, en şımarığını, kısacası Ronaldo’yu 90 küsür milyon Avro’ya Real’e sattılar.

Buna pazarlama diyoruz.

Bizde Gökhan Zan’ın sözleşmesi bitse de alsak diye bekleyen adam var.

Biz de buna flaş transfer diyoruz.

 

Barcelona veya Liverpool varken Real Madrid’e de pek sempati duymam fakat Hugo Sanchezlerin, Zidaneların, Raulların, Hierroların, Morienteslerin giydiği o bembeyaz Royal (kraliyet) kıyafetin içine artık Ronaldo da girecek.

Hala aklım hayalim almıyor.

94 milyon Avro.

Sırf Barcelona’ya karşı ben de 4-3-3 oynamalıyım diye Kaka ve Ronaldo aynı anda transfer edilir mi?

Yahu Türkiye’de bütün halı sahalar orjinal Real Madrid forması giyse bu parayı kimse çıkartamaz.

Peki 2014’de Messi’nin sözleşmesi bitince, Platini de o gün orada olmaz ise, Messi kaça gidecek?

2014 milyon Avro’ya mı?

Bütün bunlar nereye kadar gidecek?

 

Ben size söyleyeyim nerede bitecek.

Galatasaray’ın ilk ön eleme maçında.

Rijkaard, ilk ciddi maçta Sabri’yi oynatacak.

Dönecek, bu arkadaş kaç para alıyor diye soracak.

Cevabı alınca “Ronaldo az almış ulan” diyecek.

 

Bütün bu grubun en suçsuzu tabi ki Sabri.

Sabır taşları çatlıyor, fakat hala onu orada tutuyorlar, onu orada oynatıyorlar, hala ona maaş veriyorlar.

Aslında sadece dolu bir akbile oynaması gereken Türkiye’de o kadar çok oyuncu var ki.

Hangi birini sayacaksın?

Uğur Boral mı, Gökhan Zan mı, Selçuk mu, Serkan Balcı mı, Deniz mi, hangisini nasıl sayacaksın?

 

Ortada para yok, bankalar batıyor, ülke küçülüyor, ülkeler batıyor, fakat Real Madrid batmıyor.

Aynı şekilde Fenerbahçe de büyüyor.

İkisi de manyak Avro harcıyor, ikisi de imza törenleri yapıyor, ikisi de şovbizin kralı, ikisi de her sene kadro yeniliyor, ikisi de başarıyı hemen istiyor.

Gerçi arada bir fark var.

 

Biri önce takımı kuruyor, sonra flaş transfer yapıyor.

Öbürü flaş transfer yapıyor, sonra 2010’a Uğur Boral ile, Selçuk ile giriyor.

İşte en büyük fark bu.

, , , , , , , , , , , , , , , , , ,

23 Yorum

Kasyo Lincoln

Ve en sonunda Lincoln da, Kleberson gibi, Anelka gibi, Ribery gibi, Ortega gibi, Campbell gibi bileziklerini, bohçasını, pılını pırtını aldı ve baba ocağına kaçtı.

 
Seyircisi, medyası, başkanı ile “konsantre eksikliği”, “nüans farkı” gibi kelime grubu yanlışları ile yaşayan Türk spor camiası, tabi ki aynı problemi “yıldız futbolcu” tamlamasında da yaşıyor.

Bir kere ben size Türk Milleti’nin Yıldız tanımını yapayım;
Futbolcuyu havalimanında 5 kişiden fazla bir grup karşılamışsa,
Uzun saçları, acayip bir kaç arabası, top model bir karısı ve en az bir dövmesi var ise,
En az iki gece kamptan kaçmış ise,
Arkadaşları ile kesinlikle en az bir kez kavga etmiş, itirazdan 10 sarı kart, 2 kırmızı kart almış,
Kameraman dövmüş, kalem kırmış ise,
İmza atarken topu bademciği ile sektirmiş, sonra ilk faulde 2 ay sakatlanmış ise,
Devre arası veya sezon başı kampına erken veya zamanında gelmemiş ise,
Deplasmana hiç gitmemiş, derbi ve Avrupa maçlarında isterse oynamış,
Fakat Keçiörengücü’ne 5 gol atmış ise doğuştan Yıldızdır.

İşte size Yıldız Futbolcu.

Ya Allah’tan internet var da Gerard’ı, Messi’i, Xavi’i, Rivaldo’u, Romario’u, Klinsmann’ı, Ballack’ı tanıyoruz, görüyoruz.

Peki gelelim Lincoln’e.
Sen bir şekilde Lincoln’ü getirmişsin. Güya araştırmışsın. Adam iyi de topçu, tamam.
Fakat futbol oynarken sağa bakıp sola pas atıyor, yani belli ki zaten seni bir gün punduna getirecek.
Hatta adam kampa geç geliyor, sen utanmadan “Biz Lincoln’e 2 gün daha izin verdik, böylece bir problemi daha çözdük” diyorsun.
Sezon başında o sıcakta bütün futbolcuların kanter içinde antrenman fotoğrafları var, Lincoln’ün darbuka ile fotoğrafı var.

Peki adamı niye kesiyorsun takımdan?
Madem ki adam ayrıcalıklı ve sezon sonuna kadar sende, adamı pohpohlamaya devam et.
Eskişehir maçında adamı oyuna sokmuyorsun, aslında takıma ceza veriyorsun diyorlar.
E Hamburg maçında oyundan alarak da aynı mantıkla takıma ceza veriyorsun.
Sen adamın damarına basıyorsun, o da senin damarına basıyor.
Sen pohpohla, öp, sarıl, sana kupayı getirsin, sezon sonunda bas tekmeyi.
Niye medyayı karşına alıyorsun?
Zaten böyle abudik gubudik insanları Türkiye’ye getirerek bir hata yapmışsın, niye bir hata daha yapıyorsun?

Lincoln Türkiye’deki ilk geldiğinde, en çok merak ettiğimiz konu, Lincoln’ün Feldkamp ile ne kadar oynayabileceği idi. Halbuki soru o değildi…
Soru, Feldkamp’ın Lincoln ile ne kadar oynayabileceği idi.
Sonra Feldkamp gönderildi.
Sonra Skibbe geldi. Bülent geldi.
Tam Bülent de gidiyordu ki Lincoln “Tamam tamam ulen, ben giderim” dedi.
Malesef Yıldız yönetmek için, eğer bunlar Yıldız ise, teknik kadronuzun da, başkanınızın da, genel menajerinizin de, taraftarınızın da Yıldız olması gerekiyor.
Belki de Lincoln’ü ve özellikle diğer Brezilyalı yıldızları oynatabilecek tek adam Zico’ydu, o da zaten tarih oldu.

Ne demiş çok ünlü bir Ozanımız;

Yıldız futbolcu güzel kadın gibidir.
Çok verirsin, tepene çıkar, kaçar.
Az verirsin, başka adama kaçar.
Döversin, ceza verirsin, 10 bavulunu, fizyoterapistini, evdeki çiviyi alır kaçar.
Rahat bırakırsın, sen beni sevmooorsoon der, başka birine kaçar.
Rahat bırakmazsın, maçosun der kaçar.
Çalıştırmazsın, evde, yedek kulübesinde oturtursun, cinnet geçirir, çocukları alır kaçar.
Çalıştırırsın, gözü açılır kaçar.

İster iyi davran, ister kötü davran.
Yıldız eninde sonunda kayar ve kaçar.

, , , , , , , , ,

1 Yorum