Messi ile Etiketlenmiş Yazılar
Messi Macunu
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 09 Aralık 2010 tarihinde gönderildi

PAOK – Fenerbahçe, 1-0.
Fenerbahçe – Young Boys, 0-1.
Beşiktaş – Porto, 1-3.
Valencia – Bursa, 10-1.
Trabzon – Liverpool, 1-2.
Almanya – Türkiye, 3-0.
Hiç üzülmeyin.
Bu erotik skorların sebebi ne 4-2-3-1, ne Ertuğrul Sağlam, ne Arda, ne Sarbi, ne teknik, ne taktik, ne de para pul.
Bu adamların bizden tek farkı var.
O da domuz eti.
Çünkü ne antrenmanımız da fark var, ne teknolojimizde, ne de başka bir şeyde.
Bu adamlar 3 aylıkken domuz yiyor kardeşim.
Bu adamların bizi acılı ezme yapmalarının tek açıklaması bu.
Domuzun nasıl bir fizyolojik etkisi var, vücutta nasıl bir tepki veriyor bilmiyorum fakat atalarımız demiş ya; “Maşallah domuz gibisin, sana bir şey olmaz”, işte rakiplerimizin böyle maşallahları var.
Domuz kelimesi ile maşallah kelimesini de aynı cümlede kullandım, kusura bakmayın.
Tamam domuz günah, kimse bir şey demiyor, kimse de zaten yemiyor, fakat neden kimse Sercan 3 adım atarken Kenny Miller 1 adımda bizimkini geçince bir şey demiyor?
Neden adamların omuz genişliği 100 cm, bizim basenimiz 150 cm?
Neden İbrahim Üzülmez kambur, Rio Ferdinand Kimmeryalı gibi?
Neden Arda sakat, Messi demir gibi?
Neden bizim boy ortalamamız bir Kahdalı Mıçı, adamların ki bir Iverson?
Ben şunu da hatırlıyorum, Tuncay Premier Ligindeki ilk maçından sonra “Burada sağ bek-sol bek benden daha hızlı koşuyor” demişti. Bu da domuz etinin beyne de iyi geldiğini kanıtlıyor.
Sakın yanlış anlaşılmasın.
Bu bir domuz teşvik yazısı değil. Bu yazıdan sonra şarküterilerde domuz satışı patlamasın lütfen. Dünyanın en rezil şeyi domuz etidir, sakın yeni Servet yaratacağım diye bahçenizde çocuğunuza domuz çevirmeyin.
Dopingde çıkar mı, faydası olur mu bilmiyorum ama bizim takımlara maçtan önce 10 Kavanoz mesir macunu verelim. Çünkü Türk Futbolu artık teknikle taktikle bir yere gelmeyeceği belli. Mesir macunu veremiyorsak, en kötü Messi’yi macuna koyup verelim.
Bu mesir macunun Beşiktaş – Bursa maçından önce kullanıldığını görüyorum, maça da kesin etkisi olur fakat maçtan sonra soyunma odasında da bir zararı olur mu onu hiç bilmiyorum.
Bu sorunun cevabını da Türk Futbolu’nun iki duayenine sormak lazım.
Ahmet Çakar ya da Haydar Dümen’e.
En iyi onlar bilirler.
Haydi mutlu Noeller.
Alex’in 3. çocuğu
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 06 Temmuz 2010 tarihinde gönderildi
Ve Alex 3.kez baba oldu.
Allah analı babalı büyütsün, ufaklığın ismi Felipe.
Bir sonraki çocuğun ismi;
Sürpriz; Dunga.
Plase; Maicon.
Favoriler; Derin, Ada, Su, Bal, Tereyağ, Semih, İstanbul, Dereağzı.
Bu 3.çocuk, Aykut Hoca’nın Fenerbahçe’de yapmak istediği devrimin kanıtı.
Neden mi?
Bir araştırma yapsan, dünyadaki tüm liglerde;
En çok doğuran Brezilyalı bizde.
En çok hamile gol sevinci ile sevinen Brezilyalı bizde.
En çok takımdan ayrı çalışan, kampa geç katılan Brezilyalı bizde.
Yahu bütün millet Lincoln’u bekliyordu, adam darbukalı fotoğraf göndermişti.
Adamlar Türkiye’de o kadar rahatlar ki..
Merak etmeyin Dünya Kupası’nda da öyleler.
İşte Aykut Hoca bunları bildiği için ona göre kadro yapmaya çalışıyor.
Neden mi?
Turnuvaya başlarken Güney Amerikalılar’a şakşakşak, en büyük Messi, Avrupalılar rezil.
Sonra?
Yarı finalde sadece Gana’yı eleyen Uruguay, geri kalanlar Avrupalı.
Güney Amerikalılar’ın ve Akdeniz ülkelerinin klasik sorunu.
Finali getirememek…
Tıpkı Denizli ve Trabzon’daki gibi…
Almanların tek olayı..
Finali getirmek…
Türklerin olayı…
Nerede abuk sabuk Brezilyalı, Arjantinli, Şilili varsa onları getirmek.
Yahu bir kişi de çıksın desin ki,
Kardeşim bizim senelik sıcaklık ortalamamız 13.5 derece.
Bize en uygun ülke Brezilya değil, İspanya’dır, Almanya’dır, Fransa’dır desin.
Fakat bizimkilerin ne yaptığını sen çok iyi biliyorsun.
Hürriyet’ten bir haber :
“Kocaeli’nin Gebze ilçesinde yapılan geleneksel futbol turnuvası maçında izleyicilerden birinin devamlı Vuvuzela çalması nedeniyle kavga çıktı. İki takım futbolcularının kavgayı yatıştırma girişimleri sonuç vermeyince, polis kavgayı biber gazı kullanarak sonlandırdı.”
İşte bu…
Türk Futbolu açılımı…
Güiza faktörü – Emre faktöryali
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 04 Mayıs 2010 tarihinde gönderildi
800 küsür dakikadır gol yemeyen bir Fenerbahçe ve 9 maçta 25 puan.

Son 9 maçta Bursa 20, Beşiktaş 16, Galatasaray 14 puan almış.
Baros son 4 maçta 5 gol atmış, Jo’nun 16 maçta 3 golü var, Dos Santos’un daha golü yok.
Beşiktaş’ta 25 kişi toplam 38 gol atmış, Messi-Ibrahimovic ikilisi 45 gol atmış.
İlk 8 takımın kendi aralarındaki maçlarda Fenerbahçe 13 maçta 25 puan almış, Galatasaray 17.
Bunun ismi 4-3-3 veya 4-4-2 değil.
Bunun ismi 2 x 2 = 4.
Sezon başında söylemiştik, “Herr hauzun dibi einıdır”. Yani Daum çok akıllıdır.
2004’de Otto Rehhagel-Yunanistan ilişkisi ne ise şu an Daum-Fenerbahçe için odur. Tabi ki Volkan-Bilica-Lugano-Selçuk-Alex’in katkısı ve Topuz’un 10 milyon Euroluk koşuları tartışılmaz.
Yukarıda aynı zamanda hayalimdeki takımda görmek istemediğim 7 adamı da yazdım. Fakat bir adam var. Onun altını-üstünü çizmek lazım.
Emre Belezoğlu.
Bu sene Fenerbahçe şampiyon olursa, kupanın bir kulbu Emre Belezoğlu’nda olmalı. Emre’nin özelinde, takıma katkısını golle veya asistle değil şöyle anlarsınız; Emre gelmeden önce Fenerbahçe’de maç başına 10 adet faul-tekme-tekmeye kafa-kavga-küfür-itiraz-itiş kakış-tokat vardı, şimdi 1000. İster beğenmeyin, ister nefret edin, çeşitli mevkilerde en az 4 tane daha Emre’ye ihtiyaç var.
Ve averaj.
Oldu ya, şampiyonluk genel averaja kaldı. Eğer şampiyonluk giderse, bu 5 gol fark sırasında, Semih-Gökhan Ünal dururken, Güiza’da ısrar edilmesini bana kim-nasıl açıklayacak?
İşte bu dönüyor, Denizli’deki son maça geliyor.
Daum “O olay bir daha olmaz” demiş.
Allah’tan ben o sıralar yazı yazmıyordum.
Allah’tan.
Son istatistiğimiz; Güiza 9, Ivankov 4 gol.
Güiza facktorü…
Bunun ismi de istatistik değil.
Otistik.
Daum da zaten bu Güiza için duygusal demiş.
Allah’tan ben öküzüm.
Allah’tan…
Boru değil, sıfır insan hatası
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 27 Nisan 2010 tarihinde gönderildi
Bir kere daha gördük ki, şu an dünyanın en iyi futbolcusu Messi, en iyi takımı Barcelona, en iyi teknik direktörü Mourinho, en iyi başkanı ise Aziz Yıldırım’dır.

“Fenerbahçe son üç haftada kağıt üzerinde çok zor görünen Eskişehirspor, Ankaragücü ve Trabzonspor ile oynayacak. Bunları aşacak güce sahip ama garanti mi derseniz; değil tabii…”
Bunlar Rıdvan Ağabey’in son sözleri.
Son sözleri derken, Allah bir o kadar daha ömür versin, demek istediğim son yazısı.
Yine, Allah taş yapar, 20 senedir sadece yorumculuk yapan Rıdvan Dilmen’i eleştirmek kim, biz kim…
Şeytani tahminleri var bir de. Mesela Güiza’yı da beğenir Rıdvan Hoca, Deniz’i de.
Fakat bu cümlelerden şunu anlıyorum, Fenerbahçe kesin şampiyon.
Hem de 3 maçı alarak.
Öyle ya, Sn.Dilmen’in bugüne kadar dediklerinin hep tersi çıktı. Adamcağızın bir de bahis ile ilgili ismi çıktı.
Lig’in başından beri 5 farklı şampiyon yarattı, her hafta da değiştiriyor zaten…
Yahu adamın merhemi olsa kendi keline sürer. Ne bahisi, ne mafyası, ne tefecisi…
Gündeme dönelim. Bu günlerde 3 gündem var bence.
Biri Arda.
Artık Arda ile birşey yazmak istemiyorum. Çünkü Batuhan gibi top oynamadan gündemde kalan Arda’dan da, ona sanki 30 yıldır Real Madrid kaptanıymış gibi mikrofon uzatandan da, o 1.50lik külhanbeyi tavırlarından da çok sıkıldım.
İkincisi, Azizsilin.
Ona açık bir mektup yazalım, açık ne demekse.
Sevgili Başkan,
Allahaşkına ne uğraşıyorsun Daum’la, Aragones’le, onunla bununla? Ne ihtiyacın var trilyonluk sözleşmelere? Ne gerek var Aykut Kocaman’a? Son haftalarda yaşanan o kadar strese? Senin yapacağın tek şey var; şeref tribününün altından soyunma odasına bir yürüyen merdiven. Hatta futbolcular direk şeref tribününe gelsin. Sen hiç yorulma. Bak, bir el attın, takım 8 haftadır gol yemiyor. Bir el daha at, şunun surasında ne kaldı?
Üçüncüsü, yorumcuların yorumlarına yapılan yorumlar.
Erman Hoca, Bobo ve penaltı ile ilgili bir yorum yaptı. Sonra Gökmen Özdenak “Ben şu an Galatasaray forveti olsam, ben de gol atmazdım.” dedi. Fakat Sergen Yalçın, “Şike yapmak öyle kolay değil. Bir trilyon prim versen maça çıkınca futbolcu parayı unutur.” dedi. Düşünün bunu diyen adamın top oynarken 50 tane atı vardı. Chelsea maçından önce bahis oynadı, gol attı.
Tek sorum var, Keita da Bobo gibi, Rijkaard’a maçta kafa geri pası olursa ben vereceğim dedi mi? Ya da antrenmandan sonra çalıştı mı? Futbol bu, insan hata yapacak. Erman Hoca da hata yapabilir, Keita da. Boru değil, sıfır insan hatası isteniyor marka değeri için.
Boru değil, sıfır insan hatası. Yani Otomosyon.
Messi mi Arda mı Babam mı?
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 09 Nisan 2010 tarihinde gönderildi
Çok tartışılan bir konu; hemen soralım. Arda mı Messi mi?
Hemen cevaplayayım. 2 yaşında bir çocuk annesi ile minibüse biniyor, çocuktan para almıyorlar. Peki, minibüs giderken 2 yaşında başka bir çocuk kendi başına binmek için el ediyor. Bedava mı gider? Veya; Bostancı – Kadıköy 3 lira. Erenköy – Kadıköy de 3 lira. O zaman Bostancı – Erenköy bedava mı?
Bütün bunların konumuzla ne alakası var?
İşte Arda ile Messi’nin o kadar alakası var. Hani belki Messi mi Maradona mı tartışılır, kaldı ki bence yine Maradona’dır, çünkü Messi gelecek önce Napoli’yi şampiyon yapacak ondan sonra ben “Messi mi Maradona mı”yı tartışacağım. Veya Daum, Mustafa Denizli, Fatih Terim önce gelecek, Trabzon’u, Sivas’ı, Antep’i, Bursa’yı şampiyon yapacak ondan sonra ben teknik direktörlük tartışacağım. Yoksa oradan atması çok kolay. Arda mı, Messi mi? Messi acaba Arda diye birini tanıyor mudur acaba onu sormak lazım. Ya da Messi Madrid Şehir sinemasını kapatmış mı? Bernabéu’da güvenlik görevlisi dövmüş mü? Bunları da araştırmak lazım. Bir de en son klişe, “Barcelona’yı babam da oynatır”. “O işi babam da yapar.” Baban o işi yapmasaydı, zaten sen olmazdın.
Ama Arda’yı sezon başı baş tacı yaptılar?
İşte esas problem o. Hala Mustafa Sarp diyen, hala 4-6-5-1 diyen, hala Franco diyen yorumcu var bu memlekette. Galatasaray, Arda’yı kaptan yaptığı gün herşeyi kaybetti. Arda kaptanlıktan önce takımın hamalı, golcüsü, Gattuso’su, Appiah’ı, Robben’i, Ribery’isi, Messi’si, yani herşeyiydi. Ama şimdi takımın Alex’i oldu. Eğer sen iyi yetiştirilmemişsen, formaya kaptanlık bandını takınca, bakkala kravat takmış gibi olursun. Herkeslere emirler yağdırırsın, herkesi yönetmeye çalırsın, ulan bir bakmışsın sadece sen ve çırak var. Aslında senin koşman gerekir. Senin iş bitirmen gerekir. Bence futbolcular bilinç altından dedi ki, yahu biz bu kadar koşuyoruz, yırtınıyoruz, seninki sinema kapatıyor, açılışlara gidiyor, bir de bizi o yaşta yönetmeye kalkıyor. Ne basacağım ben topa, gelsin Arda bassın dediler. Şu bir gerçek, takımın %50’si, %60’ı Arda. Arda’yı bu hale getirenler, 20 milyon paunda satmam diyenler, daha başında kulağını çekemeyenler, dolaylı yoldan Galatasaray’ın şu anki haline sebeptirler. Fakat şu da bir gerçektir, Arda hakkaten Türkiye’nin Messi’sidir. Zira Gökhan Zan Türkiye’nin Rio Ferdinand’ı, Sibel Can Türkiye’nin Barbara Streisand’ı, Sinan Çetin Türkiye’nin Tarantino’sudur.
Bir konu bir konuk
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 02 Nisan 2010 tarihinde gönderildi
Ne diyorsunuz? Lig biraz daha şekillendi mi?
Kayseri’nin bile şansı olduğu ligde, hala Galatasaray koptu, Fenerbahçe alır, Beşiktaş potaya girdi, Bursa rahat diyen, her hafta şampiyon değiştiren yorumcu var bu memlekette. Hala akıllanmadılar. Lakin tek birşey biliyorum, sezon sonunda Aziz Yıldırım, Fenerbahçe şampiyon olamazsa Volkan’ı o topu istop ettiği gibi istop edecektir.
Galatasaray – Fenerbahçe maçı için yorumunuz? Fenerbahçe yine yendi…
Yenmesinin hiç bir önemi yok ki. Ben şu an herşeyimi sattım, bu hafta Kayseri’ye yatırıyorum. Fenerbahçe işte bu. Analitiği, denklemi, matematiği bu. Kayseri’yi, Eskişehir’i yener garantisi verebiliyor musun? Ben veremiyorum. Hani yazlıkta kızlar maçını seyreder, sen daha bir başka oynarsın. Fenerbahçe, Galatasaray maçlarını öyle oynuyor.
Son dakikadaki penaltı pozisyonu?
Ne hakemin suçu var, ne Dos Santos’un, ne Lugano’nun. O kuralı kim icat ettiyse, Cangelene kadar döveceksin. Futbolu, basketbola çevirdiler en sonunda.
Hiddink, bir tek Selçuk’u beğenmiş?
Hazır gaza gelmişken, ben Selçuk’un yerinde olsam çıkar açıklama yaparım Milli Takım’ı düşünmüyorum diye. Bundan daha büyük hava olamaz. Bundan daha büyük bir fırsat olamaz.
Aykut Kocaman’ın sene sonu istifası konuşuluyor;
Aykut Kocaman Ankara’da mı hala? Ankaraspor’dan istifası mı konuşuluyor? Daha önce etmedi mi o?
Neyse, Arsenal – Barcelona / Galatasaray – Fenerbahçe maçı arasındaki 10 farkı bulabilir misiniz?
Şimdi bir moda başladı Türkiye’de. Messi insan mı, Barcelona bu dünyadan mı diye.Yahu sen ne kıyaslıyorsun Messi’yi, Barcelona’yı bizle? Dünyada yok ki zaten Messi’den başka. Türkiye’deki problem kıyaslama değil, yanlış kıyaslama. Mesela İstanbul’u Paris ile, New York ile kıyaslıyoruz. Belki Paris, Londra, Roma İstanbul’dan 50 yıl ilerde. Fakat Dallas, Napoli, Leeds; Ankara, Elazığ, Mersin’den, Çanakkale’den 500 yıl ilerde. Bak, biz biraz Bursa’yı, Sivas’ı yukarı çektik, lig nasıl güzel oldu. Messi, Barcelona yaratana kadar, Ozan İpek, Bursa, Mehmet Yıldız, Sivas sayısını arttıralım. Bu arada Messi insan değil, doğru. Fakat Ertem Şener de çok insan gibi durmuyor. Bütün gece kafam şişti. Hayır, Japonca, Laosça dil seçeneği olsa onu seçeceğim. O da yok.
Bu haftaki maçlar?
Bu haftanın iki maçı var. Biri İ.B.B. – Denizli. Ben hayatımda İBB kadar şampiyonu, küme düşenleri, Avrupa kupasını katılacakları belirleyen başka bir takım görmedim. Bir tek kendisine yararı yok. Bir de Manchester – Chelsea var sabah sabah. Bizim derbi maçını 12:45’e koysan düşünebiliyor musun bizimkilerin halini? Franco güneş yansıyacak topu görmedim diyecek, biri çok sıcaktı keşke tayt giymeseydim diyecek vs.vs.
http://www.hurriyet.com.tr/spor/yazarlar/14295490.asp
www.emrahoner.com
3D Holigan
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 01 Şubat 2010 tarihinde gönderildi
Bu haftanın olayı tabi ki, 3D gözlüklü İngiliz taraftarı. Bu bir milat. Belki 3-5 seneye kalmadan, evimizde Messi’ye yatarak gireceğiz, Gattuso ile kavga çıkaracağız, Servet’in ılık sümüğünü hissedeceğiz. Bildiğim kadarı ile birinin bu konuda planları var. Yani gerçekten bir sanal stadyum yaratmak, seni o stadın içine sokmak, ve böylece evinde veya pub’unda stat havasını yaratmak. Fakat bu acaba teknoloji holiganı durdurur mu, onu bilmiyorum. Çünkü holigan dediğin 3 boyutlu da şişe fırlatır, o şişenin altından da eğilir.
Peki, millet 3D maç seyrediyor, o sırada biz ne yapıyoruz?
17 takımlı bir Lig’e 400 milyon dolar veriyoruz.
En güzel geceyi, Pazar gecesini Sabri’ye ayırıyoruz.
En az 5 tane maçı 3’er dakika seyredebiliyoruz.
Güç bela tribünün üstüne koyduğumuz kameradan güç bela ofsayt yakalamaya çalışıyoruz.
Bırak 3D gözlüğü, Lig’in Avatar’ını kovuyoruz.
“Ziya Abi ile benim kafamı kaldır, Gökmen Abi’nin kellesini ikiye böl, şimdi geri al yavaş yavaş oynat” işlemcisi ile yorum yapıyoruz.
Ne 3 boyutu anam, biz Sky TV’de olmayan 4. boyutu çoktan yakalamışız, şimdi 5.boyutu arıyoruz.
Beni de twit Kazım!
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 16 Aralık 2009 tarihinde gönderildi
50 gün içerisinde Galatasaray’ı dağıttı, 4 maç ceza aldı, hakemlere İngilizce ders verdi, maç gecesi kameralara yakalandı, otelde kelepçesi bulundu, araba ile kaza yaptı, tesislere sokulmadı, belki oynamadığı maçta şike bile yaptı. Sergen, Batuhan, Maradona, Mecnur, Teoman kim varsa hepsini solladı. Ne Messi, ne Zidane. İşte benim idolüm, Kazım the Kazım.
Şekip Mosturoğlu’nun 2 gündür anası ağlıyor.
Adamcağız bir tek Dest-i İzdivaç’a çıkmadı.
Fakat şuna eminim, Fenerbahçe bu konuda haklı.
Çünkü Fenerbahçe haksız olsaydı, kimsenin ağzını bıçak açmazdı.
Açtırılmazdı.
Fakat Şekip Mosturoğlu, bas bas bağırıyor, üstüne gidiyor, sorular soruyor, kanıt istiyor.
Ben buradan Kazım’ın şike yapmadığını anlıyorum.
Fakat, tekrar söylüyorum.
Suç, Kazım’da değil.
Bana 23 yaşında o parayı ver, öyle bir vücut ver, bir de öyle ten ver, Türkiye’nin yarısı ile beraber olurum, deve güreşinde bile hile yaparım.
Sorun, Kazım’ın kamçısı, dövmeleri, babası, içkisi, Sos Dantos’u da değil.
Sorun, nah seni oraya Lefterlerden, Erdoğanlardan, Oğuz Çetinlerden sonra getirip koyanda.
Sorun, sana o paraları, o yetkiyi verende.
Sorun, senin sportif direktörünün, belki de Türkiye’nin en namuslu spor adamının, 17 haftadır daha görev tanımını bilememesinde.
Sorun, Fenerbahçe.org’un giriş sayfasına Brezilya ikonunu koyanda, Portekizce’ye çevirtende.
Sorun, hala kombine alıp, ki o paralar grup sekslere gidiyor, daha Sinan Bolat gibi bir kafa golü atamayan Güiza’nın golüne sevinen taraftar da.
Fakat esas sorun nerede biliyor musunuz?
Sorun, bu kadar zırvanın içerisinde, Oğuz Çetin’den sonra ilk defa her pozisyonda karşı kaleye gitmeyi düşünen, şut çeken, pas veren, asist yapan, son saniyede çizginin biraz gerisinden top çıkaran 23 yaşındaki Özer Hurmacı’nın menajerlik şirketinin Messi’nin, Robben’in, Diego’nun, Ramos’un da aynı şirket olduğu ile yazmayan bendenizde.
Çekirge, bir sıçrar, iki sıçrar, üçüncüde
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 06 Ekim 2009 tarihinde gönderildi
Alain Prost, bir demecinde şöyle der; “Aracın ne kadar hızlı olursa olsun veya sen ne kadar hızlı olursan ol, eğer dikiz aynanda hala rakibini görüyorsan, geçilmeye mahkumsundur.” 
Öyle bir hafta yaşadık ki, Galataray rezil oldu, Fenerbahçe vezir oldu, Beşiktaş dayak manyağı oldu, Bursa memnun oldu, Trabzon kanser oldu, Sivas’a iyi oldu, Eskişehir deli oldu, Ankara’ya ne oldu? vs.
Bu böyle sonsuza ıraksar.
Iraksar fakat bu bizim Türk Milleti olarak özelliklerimizi değiştirmez.
Çünkü;
Arda’yı geçen hafta 30 milyon Euro’ya Barcelona’ya satmadık, bu hafta çocuğu itin bir tarafına soktuk hala çıkarmadık.
Fenerbahçe dedik, kanserojen dedik, uykuda bile çekilmiyor dedik, bileti 55 TL’den 44’e düşürdük, bir hafta sonra Guinness’e geçirdik.
Alex dedik, yürüyor dedik, kışın üşür dedik, şimdi heykelini diktik.
Beşiktaş dedik, Seba dedik, efendi dedik, saygı dedik, herhalde o gün sahada bir tek Nouma’yı dövmedik.
Bir tek Trabzon’a birşey demedik, o da garibim, orada kendi başına uslu uslu oturuyor zaten.
Şimdi şunu hemen söyleyelim.
Bir kere bütün bunlar çelişki falan değil.
Türkiye’de her zaman iki tür futbolsever var.
Bunların kafası 1 ve 0 çalışıyor. Griyi bilmiyorlar.
Yani, Arda’yı seven adam hala hayvanlar gibi çok seviyor, Alex’i sevmeyen adam hala hiç sevmiyor, nefret ediyor.
Fenerbahçe’yi beğenmeyen adam hala hiç beğenmiyor veya Galatasaray’ı beğenen adam bir tane bile laf kondurtmuyor.
Bunları karıştırmayalım.
Sadece bazılarının daha sırası değil.
Onların sırası da gelecek.
Bir başka örnek;
Arda 2 gol atıyor, 20 yaşında kaptanlık pazu bandını takıyoruz, Metin Oktay forması falan giydiriyoruz, adama Messi diyoruz.
Fakat takım yenilince, sabaha kadar Play Station oynuyor diyoruz, erken yat, fazla sevişme, eğer yapacaksan 35 yaşından sonra futbolu bıraktıktan sonra seviş, gez, Ferrari al diyoruz.
Galatasaray, bu sene 150 gol atar, Avrupa Ligi’ni alır, onu alır, bunu alır diyoruz.
Lakin bir yenilgide Rijkaard’ın Z planı yok ki, adam değil oğlum bu, Surinamlı zaten, Rotterdam’ı küme düşürdü diyoruz.
Alex, Twente maçında hiç ortaya çıkmıyor, adamın futbolculuğunu siliyoruz.
Kıçıkırık bir lig maçında 2 tane topa dokunuyor, koskoca boğa heykelini siliyoruz, yerine onunkini koyuyoruz.
Zaten biz bunu hep yapıyoruz.
Çünkü, bizim elimizin ayarı hiç yoktur.
Biz limitimizi hiç bilmeyiz.
Bu yüzden ne “Eşek şakası”nın İngilizcesi vardır, ne de “Vur dedik, öldürdün”ünün Almancası…
Korkuyorum, Fenerbahçe’yi tam Galatasaray maçı öncesi göklere çıkardılar.
Korkuyorum, çünkü sırf bu stresten dolayı Galatasaray’ı, Kadıköy’de bir milat maçına çıkaracaklar.
Hatırlarsanız, Beşiktaş’ın Kadıköy’deki Japon Bayrağı esprisi öyle günlere denk gelmiştir.
Yine hatırlarsanız, 80’lerin ortalarından, 90ların başına kadar, o güne kadar Beşiktaş’tan belki her maç 3-5 yiyen Fenerbahçe, 93-94 senesinde Uche ile, Gordon Milne’li Beşiktaş’a son saniye golü atarken İnönü Stadındaki maçlar için artık yeni bir sayfa açmıştır.
Sırf bu yüzden, Fenerbahçe’nin Kadıköy’de yenilmezlik ünvanını Galatasaray’a bırakıp, şarkılara güfte olacağına, Fenerbahçe’nin Antep’te yenilmesini isterim.
Eğer Fenerbahçe hakkaten güçlü ise, eğer maç seçmiyor ise, eğer hakkaten profesyonel yönetiliyor ise, eğer istikrarlı ise en yakın rakibini Kadıköy’de ezip geçerek puan farkını 10.hafta 8 puana çıkarması gerekir.
Fakat, Türkiye Lig’i binlerce işaretlerle dolu bir Lig’dir.
O yüzden biraz ürkütücüdür.
Örneğin, Galatasaray Elano’nun ilk 11 oynamaya başladığı 3 maçın sonunda yenilmiştir.
Bu bir işarettir, fakat Rijkaard bunu anlamamıştır.
Mesela bütün insanlık Sabri’yi işaret etmiştir, fakat Yüce Rabbim sistemi değişmesine sebep olan Elano’yu göndermiştir.
İlk önce Eskişehir maçında beraberlik, ardından yine Sturm Graz beraberliği, ve en son Ankaragücü maçında hakedilen bir rezillik.
3 günde bir maç.
Toplam 3 maç, 3 puanı gören yok.
Son maç da 3-0.
İşte o yüzden Allah’ın hakkı Üç’dür.
O yüzden bir, iki, üç, tıp! diye oyun vardır.
O yüzden 3 korner bir penaltıdır.
O yüzden şöyle bir atasözümüz vardır.
Çekirge bir sıçrar, iki sıçrar, üçüncüsünde ağzına….
Sıçrar.
İyi, Kötü, Çirkin
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 03 Ekim 2009 tarihinde gönderildi
3 kişi…3 öykü..Tek takım, tek kader…
Rijkaard, 2004 senesinde Messi’li Barcelona’yı inşa ederken, o takımı tek başına mahvedilecek fakir lakin tavukkarası bir delikanlı ile tanıştı. Onu sabaha sınırdan kovdu.
Aziz Yıldırım, Amigo Orhan’ın uçarak kafa attığı, hatta direk uçtuğu, Yusuf’u sağ bek oynatan, Avrupa’dan sıfır çeken o amcanın yüzüne son kez baktı. Onu akşama klüpten kovdu.
Bir patron, fabrikası için, işi için ya tüplerini, ya da kendi kanından birini seçecekti. Bir saniye bile düşünmedi, tüplerini seçti.
Bu öykü, işte o 3 kişinin kesişen öyküsü….
Bu öykü, kale ağlarını demirören Rüştü ve Mustafa’nın öyküsü…
Bu öykü, iyi, kötü, çirkinin öyküsü…
Arka fonda Kıraç çalarken okumanız gereken bu dramatik girişten sonra, fanatikler için hazırladığımız bir ayrı bir-iki cümlemiz var, onu verelim, sonra esas konulara geçelim.
Beşiktaş, çok iyi yolda, hakemler hakkını yiyor, transferler harika, o golü verse Beşiktaş’ın 52 şampiyonluğu olacaktı.
Galatasaray, bomba gibi, hiç paniğe gerek yok, Elano müthiş, Arda çok iyi bir kaptan, Rijkaard dünyanın en kariyerli hocası.
Fenerbahçe, enfes bir takım. Isırıyor, parçalıyor, bir tane bile problem yok.
Yazıyorum, çiziyorum, sonra bana diyorlar ki, birader sen niye hep eleştiriyorsun?
Peki.
Eleştirmeyelim.
O zaman şu sorularıma cevap alayım…
Sen dünyanın neresinde, bir ülkenin 3 büyük takımının her sene en az 50 milyon Euro harcayıp, her sene 100-150 milyonluk takım oluşturup, kıçıkırık 3-5 milyonluk takımlar karşısında her maç, ama her maç yusuf yusuf olduğunu gördün?
Sen dünyanın neresinde, bir ülkenin milli takımının veya o ülkenin takımlarının her maçının ama her maçının kader veya final maçı olduğunu gördün?
Sen dünyanın neresinde, bir ülkenin, her turnuvada, ligde, kupada, kendi maçlarını alsa dahi bir üst tura çıkması için şanslarının başka maçlara bağlı olduğunu gördün?
Ve sen dünyanın neresinde, bir basketbol salonunun, özellikle 3 tane büyük klübün maç yaptığı salonun, Avrupa Kupaları başlayacağı bir dönemden önce parkelerinin sökülüp havuz yapıldığını gördün?
Şimdi ben gereksiz eleştiriyorum di mi?
Herşey çok güzel, güllük gülistanlık, ben fazla eleştiriyorum di mi?
Sanki bahsedeceğimiz müthiş bir futbolumuz, ballandıra ballandıra anlatacağımız güzel gollerimiz var da ben eleştiriyorum.
Peki, eleştirmeyelim tamam fakat bir kaç hafta sonra Wolsburg Beşiktaş’a 9 gol atıp rekoru kırınca, o gollerden, o futboldan mı bahsedelim?
Sen Rüştü-Mustafa Denizli-Yıldırım Demirören omuriliği ile sezona başla, sonra her tarafımız ağrıyor de.
Veya Fenerbahçe, Galatasaray Valencia’ya, Shakhtar’a giderken arkadan sadece su mu dökelim?
Koskoca Sivas’ın 4 Avrupa maçında yediği 20 golden hiç mi bahsetmeyelim?
Peki ben torunlarıma Trabzon’un Avrupa maceralarını nasıl anlatayım?
Millet Messi mi Ronaldo mu tartışması yaparken, ben niye Sabri mi daha kötü Uğur Boral mı daha kötü tartışması yapayım?
(Kaldı ki, bu hafta gördüğüm kadarı ile Sabri sanırım daha iyi. Uğur Boral’ın durumunu şimdi siz düşünün. Bu arada Frank Rijkaard’ın Galatasaray’ını ne Fenerbahçe, ne de Beşiktaş durdurabilir. Bu takımı bir kişi durdurur, o da Sabri’dir. Tıpkı Barcelona’lı Rüştü gibi)
Sonuç olarak, bizi düzeltecek, evirecek, çevirecek, biz koyunları güdecek akıllı adam, başkan, antrenör lazım.
Bize aklı başında taraftar lazım.
Bize öngörecek adam azım.
Bize dürüst ve cesaretli adam lazım.
Bize fantazi antrenör lazım da değil.
Bize sadece Milli Marşı ezberleyen inatçı Alman lazım değil.
Bize içi geçmiş spiker, bütün bir maç Rüştü’ye Şükrü, Frank De Boer’e Koeman diyecek adam da lazım değil.
Bize adam gibi adam lazım.
Aurelio, Uche 10 sene burada yediler, içtiler, Türkçe hiçbir şey söylemeden gittiler.
Rijkaard, geldi, 3 ay sonra “Türkler’de herşeyden biraz var, fakat hiçbir şeyleri tam değil” dedi.
İşte bize bunu suratımıza vuracak Kadir İnanır gibi adam lazım.
Şimdi Neredeler
İsmini ilk defa Lemi Çelik’in yeğeni olarak duyuran, daha sonra 2007-2008 sezonu ortasında, Galatasaray’la sezon sonu için anlaşmış ancak daha sonra Galatasaray’ın, sözleşme şartlarını yerine getirmemesi üzerine protokolü iptal edilmesi ile anılan, 2005 yılında 2 kez U-20 formasını, yine 2006-2008 yılları arasında ise U-21 formasını 21 kere giyen ve 1 gol kaydeden, 2008-2009 sezonunda Ankaraspor forması ile toplam 2265 dakika görev alan ve 6 gol atan, Ankaraspor’un ilk yarısındaki önemli yükselişe büyük katkısı olan Özer Hurmacı, şu an Fenerbahçe’nin bazen yedek klübesinde battaniyenin altında, bazen ise numaralı tribün Acun Ilıcalı bölümünde futbolculuk hayatını sürdürmektedir.
Haftaya “Şimdi Neredeler” köşesinde incelenecek olan futbolcumuz, tabi ki Mehmet Topuz’dur.






Son Yorumlar