Mehmet Topal ile Etiketlenmiş Yazılar

7+

Bu yazı şiddet, küfür, korku ve gerilim içermektedir, lütfen bu yazıyı çocuklarınıza okutmayınız.

Outlook

Bu yazıyı yazar kimliğimi bir kenara koyup Fenerbahçe taraftar kimliğimle yazıyorum. Bu arada yazar kimliğimin de içine oturayım.

Fenerbahçe’nin bugünkü durumunda olmasının sebebi ne Daum, ne Fırat Aydınus, ne Güiza, ne Deniz, ne de Aziz Yıldırım’dır.

Bu tablonun sebebi Fenerbahçe taraftarıdır.

Fenerbahçe taraftarı öyle rastgele bir taraftar değildir. Fenerbahçe taraftarı müthiş enteresandır. Bir kere rengarenktir. Kimyası çok farklıdır. Fiziği de çok farklıdır, çünkü Mecidiyeköy’deki o pis hava Kadıköy’de yoktur. Fenerbahçe taraftarı, maçtan önce Bağdat Caddesi’ni doldurur, saatlerce bira içer, tonlarca patates yer, eğlenir ve İngilizler gibi yürüyerek stada gider. Fenerbahçe taraftarı takımını en çok seven taraftar grubudur, çünkü çok az manyaktır. Bundan yıllar evvel deplasmanlara limitli seyirci alınırken Fenerbahçe, Beşiktaş’dan, Galatasaray’dan 10000 bilet ister, 5000’e izin gelir; lakin Beşiktaş ve Galatasaray taraftarı 5000 bilet ister, maça 1000 kişi gelir. Fenerbahçe seyircisi halis Türk seyircisidir. Fenerbahçe halkın takımıdır. Fenerbahçe bizden biridir. Yani, Fenerbahçe Türkiye’dir.

İşte o yüzden Fenerbahçe seyircisi mankafadır. Cahildir. Zekası yeterli değildir. Kültürsüzdür. Fenerbahçe seyircisi, Güiza’ı ağlatır, kafasına oklava verir, 3 gün sonra ağzına baklava verir. Belki de yeryüzünde havalimanında futbolcu karşılayan ilk klüptür. Fenerbahçe seyircisi Deniz’i yuhalar, Tarık’ı yuhalar, Rıdvan’ı yuhalar, Rüştü’yü döver, Müjdat’ı kovalar, fakat onu alanlara, onu oraya getirenlere bağırmayı akıl edemez. Ya da gücü yetmez. Bir de, 2 gram akılları kalmıştır, onu da çok sevgili ağabeyleri Rıdvan Dilmen almıştır. Öyle ya, Rıdvan Dilmen ilk 8 hafta Fenerbahçe’yi Barcelona yapmış, sonraki 8 hafta Beşiktaş şampiyon olur demiş, 3 hafta önce yine Barcelona yapmış, Beşiktaş havlu atmıştır demiş, şimdi de “Bu kadro ile bu iş olmaz” demiştir. Halbuki bütün sezon kadro aynıdır. Beşiktaş’a da artık birşey diyecek insafı kalmamıştır.

Fenerbahçe yönetimleri de Türk odunluğuna sahip olduğu için ve sıfır profesyonel olduğu için Fenerbahçeliler yıllarca yönetimlerden de çekmiştir.

Örneğin;
- Fenerbahçe 32 senedir yıpratıcı, uzun boylu forvet arar. Elin gavuru Mars’da su bulmuştur, Fenerbahçe hala aradığı yıpratıcı forveti bulamamıştır.
- Her mahallede, her sahada, top oynanan her odada 2 çocuktan biri Fenerbahçe forması giyer, fakat 32 senedir Fenerbahçe’de bir çocuk iki kere üst üste maç oynamamıştır. Genç Semih bile futbola Özçamdibispor’da başlamıştır. Zaten 32 senede 600 futbolcu arasında hala sadece Semih ve Tuncay’ı konuşmak utanç vericidir.
- Fenerbahçe her sene ama her sene trilyonluk flaş transferler yapar. Fenerbahçe bu yüzlerce flaş transferlerden Baliç ve Okocha dışında hiçbirinden para kazanmamıştır.
- Sadece Fenerbahçe’de kovulan teknik direktörler ve futbolcular geri gelir.
- Fenerbahçe Bolu’da, Ağrı’da, Lagos’da, Çin’de tesis açmasına rağmen, seyircisiz bir İstanbul Büyükşehir Belediye takımı Fenerbahçe’yi her sene yenebilmektedir. Zaten bu kafa olduğu sürece de Fenerbahçe daha çok Ozan İpek ve İskender meşhur edecektir.

Bir teori de bütün bu dangalaklıkları “Lise” altyapısı ile açıklar. Örneğin, 10 futbolseveri bir araya getirsek, ki bunların kesin 4’ü Galatasaray’lıdır, 4’ü Fenerbahçe’lidir, 2’si Beşiktaşlıdır; herhangi bir sosyoloğa sorsanız Fenerbahçe’lileri hemen ayırdecektir. Çünkü Fenerbahçe’linin kültür seviyesi, konuşma yeteneği, 2 kelimeyi bir araya getirme refleksi, cahilliği, zekası ve futbol zekası hemen kendini belli eder. Çünkü tekrarlıyorum; Fenerbahçe, 8 yıllık zorunlu eğitime daha yeni geçmiş bir Türkiye’dir. Galatasaray Lisesi ve Beşiktaş Anadolu Lisesi burada Fenerbahçe Lisesi’nden çok kalın çizgilerle ayrılmıştır. Ha bu demek değildir ki, Fenerbahçe’den zeki, kültürlü ve işini bilen bir insan yetişmemektedir, veya Galatasaray ve Beşiktaş’da devamlı saygın, zeki insanlar görev almaktadır. Fenerbahçe’de son 5-10 seneye bakıldığında Kemal Dinçer, Aykut Kocaman ve Ali Koç gibi en azından ne dediği anlaşılan, saygılı, pratik zekalı, prezantabl, dinamik insanlar da yetişmiştir. Fakat ondan öncesi Hasan Özaydın, Ömer Çavuşoğlu ve Erol User’dir. Yani yontma taş devridir. Bu arada Fenerbahçe’de yeni karakterler yetişirken Galatasaray’da Adnan Sezginler, Beşiktaş’da Yıldırım Demirörenler de kontra olarak görev almaktadır.

O zaman bu mantıkla her Galatasaray’lı veya Beşiktaş’lı çocuğun o liselerden çıkması mı gerekir? Hayır, gerekmez. Bir çocuğun öğrenme yaşının 3, karar verme yaşının 4, karakterinin oluşma yaşının 5 olduğunu varsayarsak, çocuk zaten TV’den Aziz Yıldırım, Yıldırım Demirören, Adnan Sezgin, Faruk Süren, Süleyman Seba, Metin Oktay, Metin Tekin, Arda, Fatih Terim, Hasan Şaş, Oğuz Çetin, Recep Çetin’i izleyerek hangi takımın ona daha yakın olduğuna karar verecektir.

Başa dönersek, Aziz Yıldırım ve Daum’un bugünkü tabloda hiçbir suçu yoktur. Çünkü onların kapasiteleri o kadardır. Çünkü onlar gelip geçicidirler. Çünkü onlar dublördür. Dublörler bu kadar performans verirler. Taraftar, kalıcıdır. Taraftar masaya yumruğunu vurmalıdır. Taraftar belirleyicidir. Digitürk ihalesinin rakamından, Kazım’ın seks partnerine kadar herşeyi taraftar belirler.

Diyorlar ki, Daum İ.B.B maçında saçmaladığı için Fenerbahçe yenilmiştir. Peki, Daum ilk defa mı saçmalamıştır? En önemlisi Daum kendi kendine mi Fenerbahçe’ye gelmiştir? Herhalde zamanında Appiah’ı ve Selçuk’u sağ açık oynatan rahmetli babam değildir. Veya dayım yüzünden Ümit Özat Almanya’ya kaçmamıştır. Seyirci ile kavga edip 10 saniye sonra Semih’i oyuna alan kaynım mıdır, eltim midir? Tabi ki Daum’dur.

Ya da, Aziz Yıldırım hiç mi saçmalamamıştır? 1 ayda 55 milyon Euroluk transfer yapan, her sene en az 1 kere kurumlardan istifa edip geri gelen, 12 senede 4 Lig-0 kupa-1 çeyrek final getiren, “devre arasında transfer yararlı olmaz” diyip Appiah, Nobre ve Anelka’yı devre arasında alan, “biz sene başlarında doğru transfer yaparız ve karşı takımı ısıracağım” deyip 4 tane Emre, 4 tane Appiah ve 2 tane Tuncay alması gerekirken sene başında bayanlar liginden Sos Dantos’u ve Baroni’yi alan bir başkan hiç saçmalamamıştır desek ne derece doğru olur?

Veya 5 yaşındaki çocuğun bile Fenerbahçe’nin savaşan adama ihtiyacı olduğunu bilmesine rağmen Brezilya’dan Sos Dantos ve Baroni ikilisi ile dönen, yeryüzünün Uğur Dündar ile en dürüst Fenerbahçelisi sayılan Aykut Kocaman’ın kafasına silah mı dayamışlardır, transferden komisyon mu almıştır, yoksa o da saçmalama hakkını mı kullanmıştır? Fenerbahçe 1 milyon dolara Mehmet Topal’ı bulamazken, bedavaya Mustafa Sarp’ı alamazken, 10 milyon Euro’ya Baroni ve Sos Dantos’u nasıl almıştır? Elalem Emre Çolak’ı, Necip’i oynatırken Fenerbahçe takımı risk almak istemediğinden mi oynatmak istemiyordur, yoksa bu futbolcuları ortaya çıkaracak futbol zekası olan hiç kimse bulunmamaktadır? Daum, Aziz Yıldırım veya Alex bir maç seyrederken, “şu çocuk çok iyi çocuk, bunu oynatalım veya alalım” diyebilecek kapasitedeler midir? Örneğin heykelini dikmeyi düşündüğümüz Alex, kefil olarak Maldonadoyu getirirken, Aziz Yıldırım Aragones için “tam benim çalışmak istediğim teknik adam” derken futbol zekalarını mı ortaya koymaktadırlar?

İşte yukardaki sebepler yüzünden suç bu karakterlerde değil, eğitim seviyesini güncellemeyen, vizyonu geliştirmeyen, hala kombine alan, hala Digitürk alan, hala forma alan, ve hala Fırat Aydınus kırmızı vermeliydi diyen ileri zekalıdadır.

Çünkü o dingil, İBB maçındaki Deniz’in golünde yardımcı hakeme yüklenir, fakat Lille maçındaki Emre’nin golünü konuşmaz.
Çünkü o ingot, kıçıkırık 5.sınıf Brezilyalı’nın ufacık bir hareketi ile mest olur.
Çünkü o ötektoit, her maça gider, protesto edeceği yerde etmez, protesto ederken yanlış adamı eder, seveceği yerde döver, döveceği yerde sever.
Çünkü o kütüğe aslında Aziz Yıldırım ve Daum bile fazladır.
Çünkü o “Biz pazara kadar değil, mezara kadar sevdik” diyen arkadaş bilmez ki, onun mezarını ilk ziyaretçisi ben olacağımdır.
Çünkü o aks bilmez ki, maça gitmeyince yönetim gider.

Ve yine bilmez ki, küçük beyinler Güiza’yı, orta beyinler Daum’u, büyük beyinler yönetimi tartışır.

http://www.hurriyet.com.tr/spor/yazarlar/13980560.asp

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

20 Yorum

Aziz Yıldıvıınnnn

Aziz Yıldırım, Mehmet Topuz’un imza töreninde anlamlı konuştu; “Bir transferin nasıl yapılacağını bu transfer öyküsünü hep beraber yaşadığımız günlerin sonunda mutluluğa nasıl ulaşılır bunun bugünkü burda göstergesini hep beraber yaşayarak gösterecez.”
 
Pazar günü ÖSS’de çıkan bir sual.
Yukarıda, 3000 çoluk-çocuğun, işsiz-güçsüzün güzellikle katıldığı öğlen sıcağındaki o imza töreninde anlatılmak istenen nedir, lütfen anlatım bozukluğunu ve imla hatalarını düzeltin, cümleyi öğelerine ayırın.

Ya da durun, siz hiç zahmet etmeyin, geçen senelerden ayrılmışı var.
Hırs + intikam duygusu + başarısızlığı unutturma telaşı + amatörlük + şovbiz + aşırı kişiselleşmiş ego = 30 milyon Türk Lirası.

Bunlar her sene başında Aziz Yıldırım ile yaşadığımız şeyler.
Peki Mehmet Topuz’u ayırınca ortaya ne çıkıyor?

Ben Beşiktaş forması giymedim sadece tuttum, 1 yıl gerekirse oynamam, 50 milyon verseler gitmem, bunları bana zorla söylettiler, Beşiktaşlılar beni Antalya’da bloke ettiler, Fenerbahçe hakkaten büyük kulüpmüş, geçmişe sünger çektim, şimdi rahat uyuyacağım = Senelik 4 milyon.

Evet, Mehmet Topuz iyi bir topçudur. Sağlamdır, fiziklidir, kaptandır.
Evet, Fenerbahçe’nin en büyük eksiği de kadro darlığıdır, çünkü Fenerbahçe’nin yedek kulübesi Uçan Balon çocuk yuvası gibi olmuştur.
Evet, Türkiye’den artık alınacak futbolcu da kalmamıştır, veya Mehmet Yıldız’dan Özer Hurmacı’ya kadar topu topu 10 futbolcu vardır.
Evet, Fenerbahçe Avrupa’da başarılı olmak istiyor ise öyle bir takım kurmalıdır ki, yedek kulübesinde en az bir Mehmet Topuz, bir Mehmet Yıldız ayarında futbolcu olmalıdır.
Fakat bu kadar artist adamın bulunduğu, Emre Belözoğlu-Selçuk-Mehmet Topuz-Alex-olası bir Aurelio-olası bir yabancı orta saha transferinde kimi kesersen kes, küsmeler, eldiveni yere atmalar, su şişesi fırlatmalar, homurdanmalar, tripler anında başlayacaktır.
Ve zaten son hareketlerinden sonra Mehmet Topuz bu konuya en uygun örnek futbolcu değil midir?
Bu gibi durumlarda ya erkek gibi ilk 11e transfer yapılmalı ki gerisi yedek iken ses çıkarmamalı, örnek: Poulsen, Appiah
Ya yedek kulübesine uygun fakat ilk 11 görünümlü, karakterli bir oyuncu alınmalı, örnek: Mehmet Topal,
Ya da rahmetliyi bile oynatabilen, Zico gibi “kaypak ama sempatik” bir teknik direktör ile başlanmalıdır.
Bütün bu bilgilerin ışığında yedek kulübesine veya tribüne sessizce gidecek ilk oyuncu Deniz Barış’dır. Tabi bu arada takımda daha Uğur Boral dururken Poulsen’i, Mehmet Topuz’u almak ne kadar mantıklıdır, o da ayrı bir makale gerektirir.

Peki en yukarıda bahsedilen ve her sene karşılaştığımız bütün bu anlam bozuklukları nasıl düzelir?
Bir kişi düzeltebilir.
Bkz. Aykut Kocaman.

Aykut Kocaman, spor direktörü olarak fütursuzca transfer yapılmasına dur diyebilecek mi bilinmez ama en azından Fenerbahçe belki Atilla Kıyat Paşa’dan sonra, biraz da Ali Koç’tan sonra, ilk defa ne dediği anlaşılır bir personele sahip olacak.
Fakat Aykut Kocaman ve Aziz Yıldırım’ın yönetim tarzı birbirlerine o kadar zıt duruyor ki.
Para olmadığını anlayınca Rijkaard’ın, Yusuf’u sağbek oynatmaya başlayınca Mustafa Denizli’nin gittiği gün bir şekilde Aykut Kocaman da istifasını verecektir. Çünkü spor direktörlüğü ile spor diktatörlüğü iki yan yana gelmez yönetim şeklidir.

Yine de Aziz Yıldırım teorik olarak yapılması gerekeni çok süratli bir şekilde yaptı ve Daum+Aykut ikilisini göreve getirdi.
Daha sonra Bilica transferi geldi.
Sonra Mehmet Topuz…
Ve dün gece bu satırları yazarken Fenerbahçe’nin Özer Hurmacı’nın imzaladığı haberi geldi.

Aziz Yıldırım’ın hızına kimse yetişemiyor.
İtiraf edelim, Aziz Yıldırım rakip başkanları biraz solladı. Hem de havalı kornası ile.

Umarız bu hızla bir yere toslamaz.
Umarız araba kullanırken futbola da karışmaz.
Umarız Daum’un 3 sene önce niye gönderdiğini hatırlar ve umarız Denizli maçında yedek kulübesinde pardon Uçan Balon çocuk yuvasında Serkan Balcı’nın ağlamasını hiç unutmaz.

, , , , , , , , , , ,

Yorum yok

Mustafa – Denizli, son maça bıraktın bizi

Bu sene Türkiye Ligi, Türkiye’nin tam ekonomik bir özeti olmuştur; üstte hiç birşey yapmadan takılan Türkiye’nin zenginleri, altta açlık sınırında küme düşmemeye çalışan büyük fakir bir grup ve ortadirek 1-2 tane takım. Süper değil, Türksel Mega Lig, mega.

 
Ve şampiyonluk son maça kaldı.
Fakat, öyle ya da böyle Beşiktaş şampiyon olacaktı.
Bu, iyi oynadığı, rakiplerini ezdiği için falan değil. Zaten ortamda ezen birileri varsa, o da Beşiktaş taraftarı.

Beşiktaş şampiyon olacaktı, çünkü sıfır stres ile oynuyor.
Mustafa Denizli, Eurovision seyrederken daha fazla stres yaşamış olabilir. Hem de Seyyal Taner döneminde.  
Emrah Öner yazıyor
 

Düşünün, Sivas ve Trabzon’un arkadan sıkıştırdığı bir Lig stresi mi, yoksa Fenerbahçe ve Galatasaray ile kapışılan bir son 2 maç mı?
Beşiktaş, Sivas ve Trabzon ile Lig’de 100 kere kapışsa Beşiktaş yine şampiyon olur.
Fakat, dikkat edin kendi aralarında oynarlarsa Beşiktaş alır demiyorum.
Çünkü Beşiktaş’ın büyük takım hastalığı hala sürüyor. Daha iyi oynayan bir Galatasaray, 2-1 olana kadar iyi top yapan bir Galatasaray ve fazla sayıda yüzde yüz gol pozisyonları olan bir Galatasaray. Bütün bunlara rağmen ilk derbisini kazanan bir Beşiktaş.

“İlkaltıfobia”, yani ilk 6’daki takımlara karşı zorlanma durumu, Beşiktaş’ın bu seneki en büyük dedikodusu veya geyiği.
Bütün bunlara cevabı Beşiktaş Şampiyonlar Ligi’nde verecek.
Veya neye uğradığına şaşıracak.
Çünkü, inanın bu büyük işler Holosko ile, Bobo ile, Gökhan Zan-Sivok ikilisi ile, Cisse ile, Delgadolarla falan olmaz.
Belki takımın en iyisi Nobre. Ben Nobre’yi çok severim, fakat Beşiktaş’ın büyük düşünmesi için en az 2-3 sağlam transfere ihtiyacı var.

Maça bakınca, ilk yarı da Galatasaray çok çok iyi oynamadı, fakat top bende dursun sende durmasın mantığı ile topu çevirdi, çevirdi, ceza sahasına girdi, Baros, Sabri ve Kewell ile yüzde yüz 3 de gol kaçırdı.
Beşiktaş’ın çizgiden çıkan topu, Cisse’nin ceza sahasına girmeye çalıştığı ve düşürüldüğü, bir de Ekrem’in soldan çevirdiği, kaleci Orkun’un kontrol altına aldığı pozisyon dışında pozisyonu yok.

İkinci yarı Galatasaray gayet hızlı başladı. Golü buldu. Fakat ondan sonra, açık vermeye başladı. Ve kontra ataktan Beşiktaş 2-1 yaptı. 2 golde de Mehmet Topal’ın payı var. Birinde zaten kendi kalesine attı, diğerinde ağır kaldı, Yusuf’un topu Mehmet’e çarptı ve önünde kaldı ve gol oldu.

Son maç Denizli – Beşiktaş maçı.
Futbol bu, herşey olabilir demenize gerek yok, çünkü Lig’de Fenerbahçe gibi ekzantirik bir takım var.
Neden derseniz, Fenerbahçe bütün sezon taraftarını kahretmişti, Konya’yı yenerek Denizli – Beşiktaş maçının da önemini sıfırladı. Çünkü Denizli’nin düşme durumu kalmadı. Yani Fenerbahçe en oynamaması gereken maçta 4 gol attı.

Fenerbahçe bu..
Herşeye, her yerden karışır.

, , , , , , , , ,

Yorum yok

Biz dingiliz

Bir hafta Türkiye’yi boş bıraktım, Muhsin Yazıcıoğlu vefat etti, Deniz Baykal vefat etti, Fatih Terim vefat etti…Allah rahmet eylesin, hepsi de iyi insanlardı…

 
Biz kimiz Fatih Hocam? 
Biz kimiz?

Biz Ahmet’iz de, Ayşe’yiz de..
Biz İbrahim Üzülmez değiliz…
Biz Volkan Demirel değiliz.
Biz Sabri hiç değiliz..

Takımlarında yedek kalanlar, gırtlak kesenler, bizler Emre Belezoğlu değiliz, Colin Kazım değiliz…

Biz Mehmet Aurelio’yuz, Mert Nobre’yiz…

Biz Halil Altıntop’uz, Fatih Tekke’yiz..
Biz Tugay Kerimoğlu’yuz…

Biz Mesut Özil’in, Barış Özbek’in babasıyız, amcasıyız…

Biz Arda Turan’ız…

Biz İbrahim Toraman’ız..

Biz kadroya dahi giremeyen Ayhan Akman’ız..

Biz asgari ücretiz,
Biz milyon eurolar değiliz…

Biz 550 milletvekiliyiz,
Biz “Türkiye’de benden bir tane var” değiliz…

Biz İsviçre’yi döveniz..

Biz sistemsiziz..
Biz son dakikayız…
Biz korneriz, yan topuz, duran topuz…

Biz Servet’iz, biz Mehmet Topal’ız, biz Hamit’iz..
Biz sakatız.

Biz Dünya üçüncüsü değiliz, biz Dünya Kupası üçüncüsüyüz.
Biz Avrupa üçüncüsü değiliz, biz Avrupa Kupası üçüncüsüyüz.

Biz Almanya’yı, Hollanda’yı yenen,
Ve de abuk sabuk oyuncu değişiklikleri, garip bir yedek klübesi ve onca sakatına rağmen az daha 30 maç sonra İspanya’ya yenilgi tattıracak olan, her fırsatı tepebilen, buradan alınacak 1 puanın Eylül’deki Bosna maçı için ne kadar önemli olduğunu anlamayan, San Marino’ya, Estonya’ya puan kaybedeniz.

Kusura bakma, Fatih Hocam…
Biz dingiliz.

, , , , ,

Yorum yok

Sakatat

30 yaşındayım, şanssızlıkların, sakatlıkların, cezalıların şu Türk futbolunun yakasını daha bir gün bıraktığını görmedim. Yahu bir tek bizde mi var bu kadar geniş yaka?

Çarşamba günü Fildişi Sahilleri ile milli maç var.
Daha kafadan, antremanlar başlamadan Hakan Balta, Mehmet Topal, Mevlüt, Batuhan sakat.

Yahu bu kadar sakat bir memleket olabilir mi?
Bunca yıldır ligi takip ederiz, böyle bir sene yok. Bütün takımlarda 5 kişi ciddi sakat, 3 kişi sakatımsı, 2 kişi de cezalı.
En fenası Galatasaray Turkiyedirspor…
Skibbe, kapıyı kilitleyip çivili sopayla içeri dalsa bu kadar gazi verilmez. Nasıl bir antreman, nasıl darbeler bunlar, nasıl bir kendine bakmamazlık.

Ümit Karan, 33 resmi maçın 16sında oynamış, 1 kırmızısı var, diğer günler sakat.
Shabani Nonda, maç sayısı 16, hiç cezası yok, sakat.
Barış Özbek, 15 maç, gerisinde hep sakat.
Mehmet Topal, 17 maç, sıfır ceza, adı üstünde topal.
Harry Kewell, 17 maç, hafta içi, haftasonu, christmaslarda sakat.
Servet, 25 maç oynamış, yüzü gözü sakat.
Emre Güngör, 4 maç oynamış, 1 kırmızı, komple sakat.
Hasan Şaş, 4 maç, hep sakat.
Uğur, sıfır maç, hala sakat.
Tobias Linderoth, İsveççe Tobias sakat demek zaten.

Peki bizde şanssızlıklar çok fena. Hiç şansımız yok. Peki futbolun icad edildiği yerde durum nasıl?
Bakınız size Premier Lig 6.sı.

Tarih 19 Ocak Premier Lig maçı, Liverpool – Everton.
Everton kadrosu : Howard, Hibbert, Baines, Lescott, Jagielka, Arteta, Cahill, Neville, Pienaar, Osman, Anichebe

6 gün sonra 25 Ocak Federasyon Kupası, Liverpool – Everton.
Everton kadrosu : Howard, Hibbert, Baines, Lescott, Jagielka, Castillo, Cahill, Neville, Pienaar, Osman, Anichebe.

3 gün sonra 28 Ocak Premier Lig, Everton – Arsenal.
Everton kadrosu : Howard, Hibbert, Baines, Lescott, Jagielka, Arteta, Cahill, Neville, Pienaar, Osman, Fellaini. (Zannetmeyin ki Anichebe sakat. Dakika 86 oyunda. Castillo da yedekler arasında.)

3 gün sonra 31 Ocak Premier Lig, Manchester United – Everton.
Everton kadrosu : Howard, Hibbert, Baines, Lescott, Jagielka, Arteta, Cahill, Neville, Pienaar, Osman, Fellaini. (Dakika 68 Anichebe oyunda.)

5 gün sonra 4 Şubat Federasyon Kupası rövanş maçı, Everton – Liverpool.
Everton kadrosu : Howard, Hibbert, Baines, Lescott, Jagielka, Arteta, Cahill, Neville, Pienaar, Osman, Fellaini. (Castillo yedekler arasında, bu sefer hakikaten Anichebe yok.)

16 gün, 5 psikopat maç, ne ceza ne sakat. Ben burdan şunu anlarım.
Ya bizim ligimiz bayanlar ligi olmuş haberimiz yok, ya hakemlerimiz faul ne kart ne devam ne onu hiç bilmiyorlar, ya da bütün maçlar geceleri Etiler’de Ataşehir’de Ulus’da suni çimde oynanıyor.

, , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorum yok