Mamak ile Etiketlenmiş Yazılar

7+

Bu yazı şiddet, küfür, korku ve gerilim içermektedir, lütfen bu yazıyı çocuklarınıza okutmayınız.

Outlook

Bu yazıyı yazar kimliğimi bir kenara koyup Fenerbahçe taraftar kimliğimle yazıyorum. Bu arada yazar kimliğimin de içine oturayım.

Fenerbahçe’nin bugünkü durumunda olmasının sebebi ne Daum, ne Fırat Aydınus, ne Güiza, ne Deniz, ne de Aziz Yıldırım’dır.

Bu tablonun sebebi Fenerbahçe taraftarıdır.

Fenerbahçe taraftarı öyle rastgele bir taraftar değildir. Fenerbahçe taraftarı müthiş enteresandır. Bir kere rengarenktir. Kimyası çok farklıdır. Fiziği de çok farklıdır, çünkü Mecidiyeköy’deki o pis hava Kadıköy’de yoktur. Fenerbahçe taraftarı, maçtan önce Bağdat Caddesi’ni doldurur, saatlerce bira içer, tonlarca patates yer, eğlenir ve İngilizler gibi yürüyerek stada gider. Fenerbahçe taraftarı takımını en çok seven taraftar grubudur, çünkü çok az manyaktır. Bundan yıllar evvel deplasmanlara limitli seyirci alınırken Fenerbahçe, Beşiktaş’dan, Galatasaray’dan 10000 bilet ister, 5000’e izin gelir; lakin Beşiktaş ve Galatasaray taraftarı 5000 bilet ister, maça 1000 kişi gelir. Fenerbahçe seyircisi halis Türk seyircisidir. Fenerbahçe halkın takımıdır. Fenerbahçe bizden biridir. Yani, Fenerbahçe Türkiye’dir.

İşte o yüzden Fenerbahçe seyircisi mankafadır. Cahildir. Zekası yeterli değildir. Kültürsüzdür. Fenerbahçe seyircisi, Güiza’ı ağlatır, kafasına oklava verir, 3 gün sonra ağzına baklava verir. Belki de yeryüzünde havalimanında futbolcu karşılayan ilk klüptür. Fenerbahçe seyircisi Deniz’i yuhalar, Tarık’ı yuhalar, Rıdvan’ı yuhalar, Rüştü’yü döver, Müjdat’ı kovalar, fakat onu alanlara, onu oraya getirenlere bağırmayı akıl edemez. Ya da gücü yetmez. Bir de, 2 gram akılları kalmıştır, onu da çok sevgili ağabeyleri Rıdvan Dilmen almıştır. Öyle ya, Rıdvan Dilmen ilk 8 hafta Fenerbahçe’yi Barcelona yapmış, sonraki 8 hafta Beşiktaş şampiyon olur demiş, 3 hafta önce yine Barcelona yapmış, Beşiktaş havlu atmıştır demiş, şimdi de “Bu kadro ile bu iş olmaz” demiştir. Halbuki bütün sezon kadro aynıdır. Beşiktaş’a da artık birşey diyecek insafı kalmamıştır.

Fenerbahçe yönetimleri de Türk odunluğuna sahip olduğu için ve sıfır profesyonel olduğu için Fenerbahçeliler yıllarca yönetimlerden de çekmiştir.

Örneğin;
- Fenerbahçe 32 senedir yıpratıcı, uzun boylu forvet arar. Elin gavuru Mars’da su bulmuştur, Fenerbahçe hala aradığı yıpratıcı forveti bulamamıştır.
- Her mahallede, her sahada, top oynanan her odada 2 çocuktan biri Fenerbahçe forması giyer, fakat 32 senedir Fenerbahçe’de bir çocuk iki kere üst üste maç oynamamıştır. Genç Semih bile futbola Özçamdibispor’da başlamıştır. Zaten 32 senede 600 futbolcu arasında hala sadece Semih ve Tuncay’ı konuşmak utanç vericidir.
- Fenerbahçe her sene ama her sene trilyonluk flaş transferler yapar. Fenerbahçe bu yüzlerce flaş transferlerden Baliç ve Okocha dışında hiçbirinden para kazanmamıştır.
- Sadece Fenerbahçe’de kovulan teknik direktörler ve futbolcular geri gelir.
- Fenerbahçe Bolu’da, Ağrı’da, Lagos’da, Çin’de tesis açmasına rağmen, seyircisiz bir İstanbul Büyükşehir Belediye takımı Fenerbahçe’yi her sene yenebilmektedir. Zaten bu kafa olduğu sürece de Fenerbahçe daha çok Ozan İpek ve İskender meşhur edecektir.

Bir teori de bütün bu dangalaklıkları “Lise” altyapısı ile açıklar. Örneğin, 10 futbolseveri bir araya getirsek, ki bunların kesin 4’ü Galatasaray’lıdır, 4’ü Fenerbahçe’lidir, 2’si Beşiktaşlıdır; herhangi bir sosyoloğa sorsanız Fenerbahçe’lileri hemen ayırdecektir. Çünkü Fenerbahçe’linin kültür seviyesi, konuşma yeteneği, 2 kelimeyi bir araya getirme refleksi, cahilliği, zekası ve futbol zekası hemen kendini belli eder. Çünkü tekrarlıyorum; Fenerbahçe, 8 yıllık zorunlu eğitime daha yeni geçmiş bir Türkiye’dir. Galatasaray Lisesi ve Beşiktaş Anadolu Lisesi burada Fenerbahçe Lisesi’nden çok kalın çizgilerle ayrılmıştır. Ha bu demek değildir ki, Fenerbahçe’den zeki, kültürlü ve işini bilen bir insan yetişmemektedir, veya Galatasaray ve Beşiktaş’da devamlı saygın, zeki insanlar görev almaktadır. Fenerbahçe’de son 5-10 seneye bakıldığında Kemal Dinçer, Aykut Kocaman ve Ali Koç gibi en azından ne dediği anlaşılan, saygılı, pratik zekalı, prezantabl, dinamik insanlar da yetişmiştir. Fakat ondan öncesi Hasan Özaydın, Ömer Çavuşoğlu ve Erol User’dir. Yani yontma taş devridir. Bu arada Fenerbahçe’de yeni karakterler yetişirken Galatasaray’da Adnan Sezginler, Beşiktaş’da Yıldırım Demirörenler de kontra olarak görev almaktadır.

O zaman bu mantıkla her Galatasaray’lı veya Beşiktaş’lı çocuğun o liselerden çıkması mı gerekir? Hayır, gerekmez. Bir çocuğun öğrenme yaşının 3, karar verme yaşının 4, karakterinin oluşma yaşının 5 olduğunu varsayarsak, çocuk zaten TV’den Aziz Yıldırım, Yıldırım Demirören, Adnan Sezgin, Faruk Süren, Süleyman Seba, Metin Oktay, Metin Tekin, Arda, Fatih Terim, Hasan Şaş, Oğuz Çetin, Recep Çetin’i izleyerek hangi takımın ona daha yakın olduğuna karar verecektir.

Başa dönersek, Aziz Yıldırım ve Daum’un bugünkü tabloda hiçbir suçu yoktur. Çünkü onların kapasiteleri o kadardır. Çünkü onlar gelip geçicidirler. Çünkü onlar dublördür. Dublörler bu kadar performans verirler. Taraftar, kalıcıdır. Taraftar masaya yumruğunu vurmalıdır. Taraftar belirleyicidir. Digitürk ihalesinin rakamından, Kazım’ın seks partnerine kadar herşeyi taraftar belirler.

Diyorlar ki, Daum İ.B.B maçında saçmaladığı için Fenerbahçe yenilmiştir. Peki, Daum ilk defa mı saçmalamıştır? En önemlisi Daum kendi kendine mi Fenerbahçe’ye gelmiştir? Herhalde zamanında Appiah’ı ve Selçuk’u sağ açık oynatan rahmetli babam değildir. Veya dayım yüzünden Ümit Özat Almanya’ya kaçmamıştır. Seyirci ile kavga edip 10 saniye sonra Semih’i oyuna alan kaynım mıdır, eltim midir? Tabi ki Daum’dur.

Ya da, Aziz Yıldırım hiç mi saçmalamamıştır? 1 ayda 55 milyon Euroluk transfer yapan, her sene en az 1 kere kurumlardan istifa edip geri gelen, 12 senede 4 Lig-0 kupa-1 çeyrek final getiren, “devre arasında transfer yararlı olmaz” diyip Appiah, Nobre ve Anelka’yı devre arasında alan, “biz sene başlarında doğru transfer yaparız ve karşı takımı ısıracağım” deyip 4 tane Emre, 4 tane Appiah ve 2 tane Tuncay alması gerekirken sene başında bayanlar liginden Sos Dantos’u ve Baroni’yi alan bir başkan hiç saçmalamamıştır desek ne derece doğru olur?

Veya 5 yaşındaki çocuğun bile Fenerbahçe’nin savaşan adama ihtiyacı olduğunu bilmesine rağmen Brezilya’dan Sos Dantos ve Baroni ikilisi ile dönen, yeryüzünün Uğur Dündar ile en dürüst Fenerbahçelisi sayılan Aykut Kocaman’ın kafasına silah mı dayamışlardır, transferden komisyon mu almıştır, yoksa o da saçmalama hakkını mı kullanmıştır? Fenerbahçe 1 milyon dolara Mehmet Topal’ı bulamazken, bedavaya Mustafa Sarp’ı alamazken, 10 milyon Euro’ya Baroni ve Sos Dantos’u nasıl almıştır? Elalem Emre Çolak’ı, Necip’i oynatırken Fenerbahçe takımı risk almak istemediğinden mi oynatmak istemiyordur, yoksa bu futbolcuları ortaya çıkaracak futbol zekası olan hiç kimse bulunmamaktadır? Daum, Aziz Yıldırım veya Alex bir maç seyrederken, “şu çocuk çok iyi çocuk, bunu oynatalım veya alalım” diyebilecek kapasitedeler midir? Örneğin heykelini dikmeyi düşündüğümüz Alex, kefil olarak Maldonadoyu getirirken, Aziz Yıldırım Aragones için “tam benim çalışmak istediğim teknik adam” derken futbol zekalarını mı ortaya koymaktadırlar?

İşte yukardaki sebepler yüzünden suç bu karakterlerde değil, eğitim seviyesini güncellemeyen, vizyonu geliştirmeyen, hala kombine alan, hala Digitürk alan, hala forma alan, ve hala Fırat Aydınus kırmızı vermeliydi diyen ileri zekalıdadır.

Çünkü o dingil, İBB maçındaki Deniz’in golünde yardımcı hakeme yüklenir, fakat Lille maçındaki Emre’nin golünü konuşmaz.
Çünkü o ingot, kıçıkırık 5.sınıf Brezilyalı’nın ufacık bir hareketi ile mest olur.
Çünkü o ötektoit, her maça gider, protesto edeceği yerde etmez, protesto ederken yanlış adamı eder, seveceği yerde döver, döveceği yerde sever.
Çünkü o kütüğe aslında Aziz Yıldırım ve Daum bile fazladır.
Çünkü o “Biz pazara kadar değil, mezara kadar sevdik” diyen arkadaş bilmez ki, onun mezarını ilk ziyaretçisi ben olacağımdır.
Çünkü o aks bilmez ki, maça gitmeyince yönetim gider.

Ve yine bilmez ki, küçük beyinler Güiza’yı, orta beyinler Daum’u, büyük beyinler yönetimi tartışır.

http://www.hurriyet.com.tr/spor/yazarlar/13980560.asp

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

20 Yorum

Galatasaraylılık ve Kadıköy

Galatasaray markası ile Kadıköy’e gelip yenilmek…

10 senede Barcelona, Juventus ne varsa yenmek…
Fakat 10 senede Kadıköy’de 50 gol yemek, ve hala Baros’a sığınmak, hakeme uyurGezer demek, Kazımlara, Baronilere yüklenmek…

Hiç bir Galatasaraylı Kadıköy’deki maçları içlerine sindiremez.
Hiç bir Fenerbahçe’linin olmayan Federasyon Kupasını sindirememesi gibi…
Her Galatasaraylı bu bahaneleri gündeme getiriyor da denemez.

Fakat bütün Galatasaraylılar sıkıştığı zaman bir kelimeyi eninde sonunda yüzüne vurur.

O da Galatasaraylılık’tır.

rgerg8oumj6

Peki, bu kutsal kelime, yani “Galatasaraylılık” nedir?

Liseli olmak mıdır?
Fransızca bilmek midir?
Medeni bir şekilde elde puro ve viski ile dolaşmak mıdır?
Galatasaraylılık, Avrupa’da kupa sahibi olmak mıdır?
Sonra o kupayı kırmak mıdır?
Stat projesi gibi hep ilkleri yapması mıdır?

Galatasaraylılık, maçlardan önce sidik yarışına girip “Bu sene öyle bir takım kurduk ki, 2000 senesinden daha iyiyiz, mahvedeceğiz, 5 atacağız”deyip, farkı yedikten sonra “İşte, siz küçük takımsınız, sadece bizi yenip şampiyon olmuş gibi seviniyorsunuz” demek midir?

Galatasaraylılık, Carlos yapınca cinayet sebebi, Bülent Korkmaz yapınca profesyonel faul mu demektir?
Faşist bir düşünce ile taraftarı ilk kez kafese sokmak, Galatasaraylılık mıdır?
14 sene şampiyonluk göremeden, 10 sene en büyük rakibini deplasmanda yenemeden, onun Türkiye Kupası’nı devamlı gündeme getirmek Galatasaraylılık mıdır?
Galatasaraylılık, Alex yapınca şerefsizlik, Arif Erdem yapınca zeka örneği mi demektir?
Avrupa kupası kazandırmış futbolcularına jübile yapmamak mıdır?

Yoksa Galatasaraylılık, 2007’deki su olayını Keita’ya anlatmamak mıdır?

Peki, tek fark bir UEFA kupası, bir Süper Kupa veya yarı final midir?
Eğer olur ya, Fenerbahçe kazara 10 sene sonra bu iki kupayı da alırsa bu ukalalık, bu küstahlık bitecek midir?
Eğer yine olur ya, kazara, bu sene Fenerbahçe Türkiye Kupası’nı alırsa, fakat Galatasaray 15 sene daha Fenerbahçe’yi Kadıköy’de yenemez ise, Galatasaraylılık kelimesi ortadan kalkacak mıdır?

Eğer Galatasaray bu kadar büyük ve klas ise;
Ve de Galatasaray – Fenerbahçe maçından sonraki sevinç gösterileri, Fenerbahçe – Pendik maçından sonraki sevinçler ile benzerlik gösteriyor ise, kendinden seviyesiz insanlara cevap vermek, onları kaale almak, onların seviyesine inmek hangi büyüklük tanımına girmektedir?

Galatasaraylılar, bir şeyi kabul ederse onların sportif başarısı için daha iyi olacaktır.

Bir kere, yukarıda özlemi duyulan o klas Türk insanından şu an için elimizde kalmamıştır.
Bu büyüklükte bir Türk en son 10 Kasım 1938’de görülmüştür.

Belki ben Galatasaray’ın geçmişini iyi bilmiyorumdur, kaldı ki o zaman benim tartışmaya dedemi getirmem gerekir, çünkü bildiğim kadarı ile Fenerbahçe’nin veya Beşiktaş’ın tarihi de çok medeni ve elit bir tarihtir;
Fakat Metin Oktaylardan, Ali Sami Yenlerden bahsedip, günümüzde şike adamlarına futbol şube sorumluluğunu vermek, Hakan Şükür gibi arabesk bir yapıyı, Jr.Polatları, peynir beyinli sağbekleri, “Bıyığına s………”  gibi terbiyesizlik sembollerini, terbiyesiz ön liberoları camiada tutmak gerçekten Galatasaraylılık mıdır?

Evet, şurası kesindir.
Artık Galatasaray, Türkiye olmuştur.
Fakat hiç bir zaman Türkiye, Galatasaraylıların kafasındaki Galatasaray olmamıştır.

, , , , , , , , , ,

57 Yorum

Gri Kartal

Ve Türkiye Futbol Federasyonu Ankaraspor’u Süper Lig’den kovdu.

kartalspor_logo
Sağolsun, Federasyon her ince detayı düşündü ve açıkladı; rakipler 3-0 hükmen galip sayılacak, bu maçlarda atılan goller gol krallığı sıralamasında dikkate alınacak, Ankaraspor’lu futbolcuların 22 Ekim saat 23:59’a kadar transfer imkanı doğacak, Bank Asya’ya 2 takım düşecek vs. 

Bunların hepsini maşallah iyi düşünmüşler, iyi taşınmışlar. 

Peki hiç akıllarına gelmiş midir ki, bu olayları buraya kadar getiren adamlar öbür sene yine Süper Lig’e gelirse, kaldı ki Ankara’da Belediye Başkanı değişmediği sürece gelir, sen adamlara ne diyeceksin? “Yahu biz o gün eksik bir açıklama yapmışız, malesef Süper Lig’e alamıyoruz” mu diyeceksin?  

Bu adamların ne zaman, ne şekilde Süper Lig’e tekrar gelişi yasak değil? Hükümet ve Federasyon değişince gelebilirler mi? 

Örneğin, Ankaragücü bu sene küme düştüğü takdirde, Ankaragücü’nü mü burada mı, orada mı tutacaksın, yoksa Ankaraspor’u bir alt kümeye daha mı düşüreceksin? Öyle ya, bu iki takımın bir araya gelmesi yasak. 

Sen Ankaragücü ile Ankaraspor’u birleştirmemeye çalışıyorsun, zaten 8 tane futbolcu Ankaragücü’ne gitmiş, yöneticilerin cezasını 3 aya indirmişsin, adamlar Ankaragücü’nde yine mesaiye başlayacaklar, eğer bu 15 gün transfer izni verdiğin dönemde geriye kalan 15-20 futbolcuyu kimse almaz, Ankaragücü hepsini cüzzi bir rakama alırsa, Ankaragücü ile Ankaraspor tamamen birleşmiş olmuyor mu? O zaman ne diyeceksin? Bir tek geriye Ankaraspor’un Teknik Direktörü kalmayacak mı? Hikmet Karaman, yardımcı antrenörlüğü kabul ederse, ben birleşmeye müsade etmedim nasıl diyeceksin? 

Sen, bütün bunların olacağını Melih Gökçek daha önceden bilmiyor mu zannediyorsun? 

Peki, buna ne diyeceksin? 

Bu sene Ocak ayında Fenerbahçe, bir senelik Deivid parasına (3.5 Milyon Euro) Kartalspor’u satın aldığı haberleri çıkmıştı. Hatta bir ara başkan Cemil Turan olacaktı ama Fenerbahçe bunu yalanladı. 

Kartalspor ve Fenerbahçe ilişkisini hepimiz biliyoruz. Volkan Demirel, Servet Çetinler hep bu organik ilişkilerden doğmuştur. Aynı ilişki Beylerbeyi – Galatasaray’da da vardır. Kartalspor Bank Asya Ligi’nde şu an 2. sırada. Oldu ya, bu adamlar Süper Lig’e geldiler, Kartalspor-Fenerbahçe ilişkisi yasal olarak nasıl açıklanacak?

Tamam, belki Fenerbahçe Kartalspor’un sahibi değil, zaten yasada bir klübün sahibi bir başka klüp olduğu takdirde Lig’den düşer yazmıyor.

Fakat resmi olmayan ilişkiler sayılmayacak mı?

Örneğin, Oftaş buralardayken hiç mi Lig’in kaderi ile oynamadı? 

Bütün bunların mantığında, ilerde olası bir Fenerbahçe-Kartal Lig’inde Fenerbahçe’ye de ceza vermek zorunda kalmamak için mi Ankaragücü’ne ceza verilmedi? 

Bir başka örnek, Gaziantep B.Ş.Bld.Spor, bu sene Süper Lig’e çıksa, bu olaylardan sonra Gaziantep ile beraber siz öyle kardeş kardeş, uslu uslu oturun mu denecek?

Belediye takımları ile gerçek ve en net karar ne zaman alınacak?

Gaziantep ile Gaziantep Büyükşehir Bld. hiç birleşmese, fakat bir takımdan diğerine yönetici transfer olsa problem olacak mı, olmayacak mı? 

Federasyon zaten Milli takımı bugünlere getirerek büyük bir skandala imza atmıştır, fakat bu küme düşürme kararı ile daha da büyük bir taşın altına da elini sokmuştur.

Doğru veya yanlış yaptı demiyorum fakat bu konu en az Din ve Devlet işlerinin ayrılması gerekmesi kadar ince bir mevzudur.

Bu, çok iyi düşünülmesi gereken bir konudur. 

Yanlış bir karar zaten spora siyaseti sokmuş arkadaşları, daha zeki, daha çevik, daha ahlaklı olmalarını sağlar.

, , , , , , , , , , ,

Yorum yok

İstese Jşuan hepimizi Figer

http://okuryazar.ntvspor.net/ridvan-dilmen-tek-tip-yabanci-avantaj/comment-page-2/#comments üzerine…

Futbolda bazı milatlar vardır. Örneğin Metin Oktay’ın vefatı gibi. Örneğin Euro 96’a gitmemiz gibi. Rıdvan Dilmen’in Galatasaray’a değil de, Fenerbahçe’ye transferi gibi. Ünal’ın Wembley’de ilk golümüzü atacakken direği yerinden sökmesi gibi. Veya Ali Şen’in bir takımda “3 Nijeryalı fazla olur, bunlar Milli Takım’a gidince takım boşalır” diyerek Amokachi yerine Kostadinov’u alması gibi.

2007-09-14_alex1basin 

Bir takımda yabancıların çoğunluğunun aynı ülkeden olması, genel platformda tabi ki bir avantajdır. İnsan denen varlığın dili, dini, yemeği, dinlediği müziği, sosyal durumu göz önüne alındığında muhakkak bir fayda sağlayacaktır. Hatta imkan dahilinde ise, fizyoterapist de, çaycı da, eş de, taraftar da aynı ülkeden seçilmelidir. Fakat burada iki özel durum vardır. Biri Brezilyalılık, diğeri Fenerbahçe’dir.

Çünkü Fenerbahçe’de aynı ülkeden 8 futbolcunun Brezilyalı olması, Galatasaray veya Beşiktaş’ta 8 Brezilyalı olmasından çok farklıdır. Veya Fenerbahçe’de 8 futbolcunun Rus olması ile Brezilyalı olması da fark yaratacaktır. Belki bu özel durumu daha da özel bir duruma getirecek en enteresan transfer Zico’dur. Bu sene ise 8 saatli bombanın başında Daum ve Koch gibi subayların olması dezavantaj yaratabilir. Fakat Almanlar akıllıdır, sezon sonunda en kötü “Santos’u ben istemedim ki, ben Lucio’yu istemiştim” derler ve işlerine devam ederler.

Aslında konuşulması gereken, takımın tek tip ülkeden oyuncularla oynamasının yaratacağı avantaj değil, futbolun ortak dilini bilen oyuncularla oynaması gereğidir. Belki burada Sn. Rıdvan Dilmen’in tezi çürümüş olur, zira kendisi Okocha’nın uçaktan inip hiç tanımadığı (Uche hariç) oyuncularla Tel Aviv’deki ilk maçında iyi performans göstermesi üzerine “Futbolun dili bir” demiştir.

Fenerbahçe’nin bir hatası da, Brezilya’yı kendisine rol model alıp, az çok klas isimleri getirip, fakat Uğur Boral gibi, Deniz gibi, geçen senelere kadar Serkan Balcı, Can Arat gibi futbolcularla Brezilyalıları pekiştirme isteğidir. İletişim kısmından bakarsak da, mesela hayatımda en merak ettiğim konu, santra yapılmadan önce Alex ve futbolcuların kafa kafaya verdiklerinde ne konuştuklarıdır. Zira, Alex Deivid’e “Bu maçı göbekten yıkacağız koçum” dese, Selçuk portekizce sözlükten ilk önce “Bu” kelimesini bulmaya çalışacaktır. Türkiye’de yıllarca yaşamış bir Aurelio olsa da önemi yoktur, çünkü o da Türkçe konuşmamaktadır. Vederson da o sırada yedektir. İngilizce konuşsalar, aralarında bir tek Emre ingilizce bilmektedir. Onunda kelimeleri sınırlı olabilir, zira İngiltere’den o kelimeler yüzden kovulmuştur. Örneğin Anelka ise hiç bir dille ilgilenmez, fakat her dilde transfer sözleşmesi imzalamıştır.

Fenerbahçe’de bu tür klişeler hiç bitmez. Örneğin, 1907’den beri Fenerbahçe yıpratıcı, uzun, fizikli, kafa toplarına hakim forvet arar ve bulamaz. Aynı şekilde Fenerbahçe de yıllardır “Fenerbahçe’nin stili Brezilya’ya benzer, taraftar da bunu seviyor” diye kandırır. Halbuki sokakta kime sorulsa herkes pres yapan, parçalayan, 5 kişi basan, ful disiplinli bir 11 ister. Bilimsel hiç bir çalışma yapmadan transfer yapabilen Fenerbahçe, örneğin metrolojik istatistiklere göre hiç transfer yapmamıştır. Türkiye’nin Eylül ayından Mayıs ayına ortalama sıcaklığı +3 oC’dir, fakat Brezilya’nın ortalama sıcaklığı +20 oC’dir.  Burada Brezilyalılar’ın kış performanslarına hiç bakılmamıştır. Lakin Fenerbahçe yönetimi, illa ki bir Güney Amerika ülkesi seçmek istiyorsa, o ülke Arjantin olmalıdır. Fenerbahçe’nin aradığı forvet ise Martin Palermo ve türevleridir. Çünkü Palermo’nun olduğu yerde takım oyunu olmaz, top ona gelir ve o da zımbalar.

Sn. Rıdvan Dilmen bir de “kadrodaki yabancıların biri hariç tamamı Brezilyalı” demiştir. Halbuki Fenerbahçe’e gelen her yabancı veya Türk eninde sonunda Brezilyalılaşır. İster Belçika altyapısı almış bir Önder olsun, ister İngiltere kimliği ile Kazım, ister İspanya gol kralı Güiza. Bunun sebebi şudur, bu kadar Brezilyalının olduğu yerde sadece ve sadece kafada yumurta kırılır, kumsalda after party yapılır veya hindistan cevizinin içinden alkol alınır.

Son söz : Brezilya bilindiği gibi, mikrodalgadaki mısır misali futbolcu ihraç etmektedir ve Fenerbahçe de bundan nasibini almıştır. Belki Salı Pazarı gibi oyuncu bulunduğundan, belki maliyetleri daha düşük olduğundan, belki de “Aman Jşuan gelir hepimizi Figer” mantığından, belki ucuza alıp Avrupa’ya pazarlayabilme potansiyelinden hep Brezilyalılar tercih edilmektedir. Fakat şu konu hiç konuşulmaz ki, Fenerbahçe’nin tarihi boyunca satıp kar ettiği bir tek Brezilya’lı yoktur ve getirebildiği en ucuz Brezilyalı ise Arabistanlı Lawrence’dan da ucuz olan, Arabistanli Sergio’dur.

, , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

1 Yorum

Lu gone O!

Ve Fenerbahçe Lugano ile yollarını ayırdı. Fenerbahçe o hırs küpü, o tansiyon hastası adamı, o sarışın kafayı, o deli mavi gözleri kapı dışarı etti. Peki etmeli miydi? Bunu ben de bilmiyorum, yazının sonunda öğreneceğim.

edu-lugano-1111-ic1

Diego Alfredo Moreno Lugano, orijini İsviçre, pasaportu İtalya fakat Uruguay doğumludur. Lakabı “Tota” yani bağıran, uluyan hayvan anlamına gelir. 29 yaşındadır. En az 33 gösterir. Çocukluğundan bir tane bulsam kendi evime de almak isteyeceğim süper bir suratı vardır. Ama ev müstakil olmalıdır, zira o renkli göz ve kıvırcık kafa, evi hipodrama çevirip günde 70 saat haldur huldur koşup, teyzesine yatarak girecek, misafirler üstünden top almaya çalışacaktır. Biraz düz topçudur fakat güçlüdür, o yüzden salonda vazoyu tabloyu kıracağına, dışarda ağacı kökünden sökmesi, ayılarla, yaban domuzlarıyla güreşmesi daha uygundur.

Lugano, 2006-07 sezonundaki Aziz Yıldırım’ın “Kare As” transferlerinden biridir. Diğerleri belki maça kızı çıkmıştır fakat acele ile olsa da São Paulo takımından koskoca Uruguay’ın kaptanını getirilmiştir. Lugano, 2006 yazından beri, Fenerbahçe’de 106 resmi maçta 9438 dakika oynamış, ki maç başına ortalama 89.03 dakikadır, ve o 1 dakikada nereye gitmiştir bilinmemektedir. Lugano, bir orta saha oyuncusu kadar da gol atmıştır.(13 gol) Bu arada bu maçların hepsi ilk 11’dir.

Bunların hepsi 11’dir çünkü, Lugano’nun asabileşince seni şaşal su gibi oradan oraya vurabilecek, tek hareketle seni kağıttan gemiye, uçağa, külaha çevirebilecek bir güç ve asabiyete sahiptir. Hiç bir teknik direktör Lugano cezalı veya sakat değil ise yedek kulübesinde yanında oturtamaz. Hem iyi bir topçu olduğundan dolayı oturtamaz, hem de asabiyet sınırları her futbolcu kadar geniş değildir, ondan oturtamaz.

Lugano, 3 senede 37 sarı kart, 5 kırmızı kart görmüştür. Bu rakamlar, yine defans oyuncuları olan Abdülkerim Durmaz, Bülent Korkmaz, Rambo Yusuf, Arap İsmail, Deli Nezihi ile kıyaslandığında hiçbir şeydir. Fakat kritik yerlerdeki kritik cezaları müthiş ön plana çıkmıştır. En büyük cezasını 5 maç ile Galatasaray maçındaki olaylardan ötürü almıştır. Olaylı maçtan bir süre önce“Fenerbahçe’den ayrılacak” haberlerinin çıkması, karısının sadece 3 aylık spor paketi alması, menajerinin de Juan Figer olması, akla acaba o kavgayı da bilerek mi çıkardı sorularını getirmiştir. Aslında öbür taraftan bakılırsa, Emre Aşık, belki de Lugano’yu bilerek tahrik etmiş ve ayrılma değil gönderme planı başarı ile gerçekleşmiş de olabilir. Çünkü bir Galatasaray’lıya Fenerbahçe’den en sevmediğin futbolcu kimdir diye sorulduğunda akla ilk Emre Belezoğlu, daha sonra Lugano gelebilir. Belki listelere hızlı bir giriş yapan Volkan Demirel de unutulmamalıdır fakat bilinir ki sadece Lugano devamlı Galatasaray’a gol atmaktadır. 2 sene önce Ümit Karan’ın basın toplantısı yapıp “Fenerbahçe’de bir kasap var, maçta bizi doğradı.” demecini de unutmamak gerekir.

lugano_gozluk

Lugano kart görerek takıma zarar veriyor demeci yüzeysel değildir. Örneğin, Lugano 2006-07 sezonundaki Antalya maçında 4.sarı kartını görüp bir hafta sonra Sivas maçında cezalı duruma düşmüştür. Fenerbahçe Luganosuz bu maçta 2 puan kaybetmiştir. Kupa yarı finalinde Beşiktaş ile 1-1 biten maçta, Lugano kırmızı kart görmüş, 3 gün sonra Fenerbahçe Denizli ile evinde 2-2 berabere kalmıştır. Ligin son maçında, Galatasaray karşısında cezalı duruma düşen Lugano, 2007-08 sezonuna başlarken İstanbul Büyükşehir maçında oynayamamış, Fenerbahçe 2-0 yenilmiştir. Olaylı 2007-08 Galatasaray kupa çeyrek finalinde Lugano, kırmızı kart görmüş, ondan hemen sonraki Ankaragücü maçı 0-0 bitmiştir. Lugano, o Galatasaray maçında, Fenerbahçe 1-0 yenikken kırmızı kart görmüştür. Geçtiğimiz sene, yine olaylı Galatasaray maçından sonra 5 maçlık ceza almış, Fenerbahçe ondan sonraki maçlarda 6 puan kaybetmiştir. Bütün bu puan kayıpları, tümüyle Lugano’nun yokluğuna bağlanamıyor ise, bir şekilde Lugano’yu bir yere bağlamak gerekmektedir.

Lugano, son derece disiplinli bir şekilde, 3 sene hiç maç seçmeden, hiç forvet seçmeden Drogba’dan Tokatspor’lu Mustafa’ya kadar herkese aynı standardı göstererek oynamıştır. Lugano, artık Türkiye’yi de tanımış, Türkiye de onu tanımıştır. Zaten sorunlar, kavgalar, itirazlar, didişmeler bu yüzden tavan yapmıştır. Lugano, belki Tuncay’dan daha hırslı, Uche’den daha profesyonel, Müjdat Yetkiner’den daha göbeksiz, Högh’den daha sağlam, Luciano’dan daha golcüdür. Ve belki Fenerbahçe için de şu an bulunmaz hint kumaşıdır, fakat yeni bir oluşum için de tam sırasıdır. Belki, takımın şu an yapısı gereği, en gönderilmemesi gereken oyuncu gibi gözükmesi, tamamen Fenerbahçe’nin takım yapısının ne kadar cılız olduğunu göstermektedir. Fenerbahçe’nin belki de öfke kontrolünden geçmiş en az 6 adet Lugano gibi futbolcuya zaten sahip olması gerekmektedir.

Lugano, tabi ki bir para alacaktır, belki Lugano istemiş olduğu parayı başka yerde hakediyordur, belki Fenerbahçe’de diğer futbolcuların aldığı paranın yanında o para da bir şey değildir. Fakat takıma verilen zarar, takımın itibarı herşeyden önce gelmelidir. Lugano ile anlaşılamaması, 3 ay ortadan kaybolup, babası Juan Figer ile fellik fellik kulüp bakıp, telefonlara çıkmayıp, yine kös kös Fenerbahçe’ye geri gelip utanmadan trilyonlar istemesi değildir. Lugano istemiş olduğu ücretten biraz indirim yapmış olsa, Fenerbahçe yöneticileri bir stope bulamadıkları için onu sırtlarında Almanya’daki kampa götürecektir. Dolayısıyla, Lugano ile anlaşamama konusu, kulübe verdiği zarar ziyan ile, 100 yıllık Fenerbahçe Şerefi ile, itibarı ile ile hiç bir ilgisi de yoktur. Burada tek merak ettiğim konu, Fenerbahçe’den ayrılan Lugano’nun yeni takımının yeni sezonda küme düşüp düşmeyeceğidir.

, , , , , , , , , , , , , , , ,

2 Yorum

FenERe GENE KONdular

Allah-ü Teala (C.C.) Fenerbahçeliler’i biraz sevse, Fenerbahçe Trabzon maçında 7, Gaziantep maçında 5 yerdi. Bu iş de orda biterdi, ya da yeniden başlardı. Ama sevmeyince sevmiyor işte.

 
Bir Fenerbahçeli’nin en büyük kabusu…
Pazartesi sabahları..

Gecenin köründe yağmurda stattan eve gelmen,
Pazartesi sabahı yataktan kalkman..
Beşiktaşlı eşinin günaydını,
Servis şoförünün pis pis sırıtışı,
İşte çaycının “Vay okçuya belediyeden çay!” esprisi,
Okulda hocanın abuk sabuk bir neşe ile sınıfa girişi, 

Patronun ile muhatap olmamak için devamlı telefonla konuşuyor gibi yapman,
Galatasaraylı müşterinin cep numarasını görünce sessize alman,
Fenerbahçeli arkadaşların ile yangın merdiveninde ofsaytları, penaltıları, Alex çıkmasaydı, Semih oynasaydı, Ayla halamı, Ragıp eniştemi tartışman.

Ama Fenerliler bir o kadar daha şanssızlar ki, Beşiktaş ve Galatasaray’ın da senle uğraşacak hali yok. Esas rakiplerin biraz iyi olsa puan farkı 10-20 olacak. Ve devir değişecek.
Ve yine o kadar şanssız ki, son 2 maç Volkan’ın hayatının en iyi 2 maçı.
Fenerbahçe’nin düzelmesi için Trabzon’dan 5 değil, 7 tane yemesi gerekiyor ama maç 0-0.

Tamam tek suçlu Aragones.
Tamam tek haklı taraftar.
Ama taraftar bir konuda yanılıyor.
Tek forvet hiçbir zaman Güiza olmadı.

Fenerbahçe’de yıllardır tek forvet,
Hakan Bilalleri, Saranları, Kıyatları, Dündarları Ergenekon tadında ezip geçen,
Deniz için 1 milyon avro ödeyip, Selçuk onun yerine oynadığı zaman sevinmemizi sağlayan,
İstifa edip transfer dönemini kaçıran, 1 ay sonra geri gelen,
Kezman, Edu, Lugano, Güizaları yüzlerce milyon avroya getiren,
Aragones için “Tam benim aradığım hoca”, Alex için de  “Alex de Sonsuza” diyerek Aragones-Alex dengesizliğini kuran,
Van Hooijdonk, Aurelio, Anelka, Appiah’tan sonra, Kazım, Yasin, Uğur, Emre, Burak, Maldonado, Josico, Ali Bilgin’i başımıza gerilim filmi gibi musallat eden,
Uche’nin tercümanını 5 yıldır sadece değişiklik tabelasını kontrol edip, çıkan futbolcuları sakinleştirsin diye menajer yapan,
Binlerce dönümlük tesislerden bir tek Can Arat’ı çıkaran,
Türkiye’deki bütün profesyonel-amatör kulüplerin nefretini kazandırıp, onları motive ettirip, sonra da soyunma odasında “Bir Pendik kadar koşamadınız” diyen,
Yıpratıcı özelliği ile sırtı herkese dönük oynayabilen,
Aziz Yıldırım’dı.

Artık çözümü taraftar da gördü.
Fenerbahçe ya tek forvette kalıp Aziz Yıldırım’ın yerine profesyonel birini alacak, ya da o profesyonel birini yine alıp, çift forvete dönüp İnşaat A.Ş. ile Spor A.Ş.’i birbirinden ayıracak.

, , , , , , , , , , , , , ,

Yorum yok