Lig Tv ile Etiketlenmiş Yazılar
Dayıoğlu
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 06 Ekim 2010 tarihinde gönderildi
Ben Emrah Dayıoğlu.
Burası İstanbul Türkiye.
Burada 400 milyon dolarlık yeni bir yaşam merkezi kuruyoruz.
Statların %87’si tarla olacak.
İçinde Özgürcan değil, Patlıcan yetişecek.
Hep hayal ederdim, 6 tane sahada, 2 tane kulübede, 2 tane de tribünde trilyonluk yabancılar olur mu?
Yaptım olacak.
Çünkü bu ülkede herkes trene bakar gibi maç seyrediyor.
Statların etrafında güvenlik çemberi olacak.
Bir tanesi tam 130 metre.
Lig TV dışında kimse stadın yakınına sokulmayacak, masörle bile röportaj yapılmayacak.
Burada HD dayak var, slow motion küfür var, taş var, sopa var, her şey var, burada hayvani bir yaşam var.
Burası enerjisini kendi üretecek.
Daha 3.haftada elektrikler kesilecek.
Burada hakemler kartlarını soyunma odasında unutacak, kartları yardımcı hakemden ödünç alacak.
Burada hakemin kafası yarılacak, maç durmayacak. Hakem öpecek ve geçecek.
Burada Markus Merk olacak, her pozisyona “Olsa da olur, olmasa da olur” diyecek. Ernst’in pozisyonuna önce kesin faul değil diyecek, sonra o pozisyonun gol olduğunu görünce “Nayn! Ya! Faul olabilir, bu açı tam net değil” diyecek.
Burada Pazartesi maçının golleri Çarşamba izlenecek. Zaten Cuma öbür haftanın maçı geliyor, seyirci ne halt yerse yiyecek.
Görüntü olmadığı için Ahmet Çakar ve Erman Toroğlu pozisyonu ayakta kamasutra formatında anlatacak.
Burada takımlarında oynayamayanlar, Milli Takım’a seçilecek.
Sakatlar primi duyunca Milli Takım’a uçarak gelecek.
Burada Mesut Özil, Gökhan İnler, Eren Derdiyok, Nuri Şahin olmayacak, 50 yaşındaki Aurelio olacak.
Burada eş, dost, akraba, anam, babam herkes gününü gün edecek.
Bu yeni projemizde herkes bir Milli forma sahibi olacak, üstüne 100 bin lira prim verilecek.
Maçlara başladık bile.
Burası “Dayıoğlu My Vorlt.”
100 bin prim peşin, forma senin.
JoJo Tv ve SporMax
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 24 Nisan 2009 tarihinde gönderildi
Olmaz ya, eğer bir gün ıssız bir adaya düşersem yanıma alacağım 3 şey : 50 kilo erik, tuz ve Liverpool.
Türkiye Kupası finalinin adı bir kez daha Fenerbahçe – Beşiktaş.
Biliyor musunuz, bilmiyor musunuz, bilmiyorum, fakat Fenerbahçe en son 1983 senesinde Mersin İdman Yurdu’nu eleyerek kupayı aldı. O zamanlar Windows yoktu, Micheal Jackson siyahtı, Deniz Baykal muhalefetteydi falan filan…
Fenerbahçe’nin bu skandal kupa arşivine ve esprilere hiç girmeyeceğim ama 1979’da Altay’ı, 1974’de Bursaspor’u ve 1968’de yine Altay’ı eleyerek kupaları aldığını bilelim, öğrenelim veya hatırlayalım.
Fenerbahçe’nin kupa zaferlerinde hiç bir büyük takım yok. Sarı-lacivertliler 11 kere final oynamışlar fakat 4 kere Galatasaray’a, 2 kere Beşiktaş’a, 1 kere de Gençlerbirliği’ne elenmişler.
Fenerbahçe’nin bu olmayan kupa disiplini (buna turnuva takım özelliği, kupa tecrübesi, şanssızlık, ne derseniz deyin) bu yakın zamanda biraz daha kaybolmuş gözüküyor. Örneğin, son 20 senede 5, son 10 senede 3, son 5 senede ise 2 final görmüş.Final başarısını oranlarsak giderek artan bir yüzde, %25, %30, %40. Hatta bu seneyi de katıp oranlarsak, %60.
İşte, gecenin bir vakti JoJo Tv’deki Sivas-Fenerbahçe maçından sonra tam bunları düşünürken, SporMax’de Liverpool – Arsenal maçı başladı.
Hay bin kunduz! İnanın öyle bir maç ki, yatsanız uyuyamazsınız.
Öyle bir tempo ki, öyle bir iş ahlakı ki, son 1 dakika kalmış, maç 4-4, Liverpool hala bastırıyor. Bizim hakemler olsa 50.dakikada sakatlanır çıkar, yöneticiler kalpten gider, bizim futbolcuları da akıl hastanesine yatırırlar.
Zaten Liverpool’un son resmi 8 maçının skorlarını versem siz de delirirsiniz.
4-0, 4-1, 5-0, 1-0, 1-3, 4-0, 4-4, 4-4. Aralarında Real Madrid’den Manchester’a kadar her takım var.
Sinirlendim, hemen Digitürk’ü aradım. Dedim ki, “Lig Tv’i kapatın, SporMax açık kalsın.” “Yapamıyoruz beyefendi.” dediler.
“Ayda 50 TL daha vereyim.” dedim, kabul etmediler.
“Ayda 50 TL daha vereyim, bir de Güiza’yı vereyim” dedim, telefonu kapadılar.
Premier Lig işte.
Bakın bu İngiltere, futbolun beşiği, oradaki futbol sevgisi, ciddiyet, disiplin, aşk, öyle bir şey ki, size bir anı anlatayım hemen anlayacaksınız.
Ayıptır söylemesi, Amerika’da üniversitedeyken bir turnuvaya katıldık. Bildiğiniz 11’e 11 futbol turnuvası. Büyük saha, Fifa kokartlı hakemler vs.
Bizim takım da iyi takım, Gineli var, Fildişi Sahili’nden adam var, Ugandalı var, Finlandiyalı var, Paraguaylı var.
Karşımıza ilk Amerikalı bir çocuklar çıktı. Fark attık.
Sonra bir Amerikalı grup daha çıktı. Ezdik, geçtik.
3.turda Uzak Doğu’lu bir keratalar çıktı, onları da yendik.
Çeyrek finalde karşımıza Güney Amerikalı bir karma çıktı. 11 tane Kaka aynı anda olur mu? Hah, dedim ki, “Her şey buraya kadarmış. Bu adamlar bizi yer.”
Fakat inanılmaz bir maçtı, sanırım 5-4 ya da 6-5 ile eledik.
Yarı finali artık hiç düşünmüyoruz. Çünkü en zor adamları yenmişiz. Bizi kim tutabilir?
Yarı final günü rakip geldi. Yüce Rabbim sizi inandırsın, ortalama kilo 90, yaş 35, her tarafı göbek, geceden kalmış kıpkırmızı suratlar, artık patlayacak streç şeklinde, birinde Rangers forması, öbüründe Celtic forması, diğerinde Manchester forması ile bir güruh.
Dedim ki içimden, “Yahu bu adamların burada ne işi var, adamların yürüyecek hali yok, biz bu adamları parçalarız, bizim takım civa gibi, final garanti idi, şimdi tam garanti oldu, biz kupayı da alırız, ödülü de alırız, onu da alırız, bunu da alırız.”
Aldık.
Babayı aldık.
12-2 yendiler.
Arkamıza baka baka eve döndük.
Tırıs tırıs hem de.
Ve işte o gün, bugündür, ne zaman İngiliz görsem yolumu değiştiririm, ne zaman İngiliz maçı görsem kanalı sabitlerim.
Yiyos, içiyos, adiyos
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 18 Nisan 2009 tarihinde gönderildi
Fenerbahçe, lige havluyu ne bu maçta, ne Bursa maçında, ne Kocaeli maçında attı…Fenerbahçe havluyu Uğur Boral, Ali Bilgin, Yasin ile sözleşme imzaladığı gün attı.
Cansızı bile dirilten, yumurtaya bile can veren Fenerbahçe, Ankaraspor’a 10 maç sonra 3 puan kazandırarak sosyal sorumluluk projelerine bir yenisini ekledi.
Fenerbahçeli taraftarlar, Humeyni’nin 1979 İran devriminde medeniyetten İslam Cumhuriyetine geçişini canlı canlı yaşar gibi, takımın Anelka, Van Hooijdonk, Appiah, Aurelio’lardan Yasin, Kazım, Ali Bilgin, Uğur, Burak, Güiza’lara dönüşmesine malesef bilfiil tanıklık ediyor.
Bu dönüşümün, duraklamanın veya çöküşün çok büyük sorumluluğu Şah Aziz Yıldırım’da.
Tabiki eğer Fenerbahçe bugün Avrupa’da, Lig’de, Fenerium’da, inşaatta her anlamda bir yere gelmiş ise, Şah’ın payı tartışılmaz.
Fakat belki de kavuğu değiştirme vakti geldi ve geçiyor.
Bu sezon bittikten sonra veya bitmesine yakın, kadronun revizyonu için sınırsız yorum yapılacak ve yazı yazılacaktır.
En kısa reçete, Fenerbahçe’nin çok hazır 8 tane kaliteli yabancı almak ve oynatmak zorunda olanıdır. Buna kaleci de dahildir. Fakat belki de esas soru, ilk 11’deki 5 Türk’ün kim olacağıdır.
Eğer Fenerbahçe yeni sezonu Volkan, Önder, Vederson gibi isimlerle veya onların muadilleri ile karşılayacaksa, burada tüm suç hala kombine alan, hala digitürk alan seyircidedir.
Çünkü bu saltanata son verecek olan seyircidir, hiç bir zaman kongre üyeleri veya seçim sandıkları olmamıştır.
Maça gelince…
Öyle bir maç ki, öyle iki takım ki, pozisyon yok, heyecan yok.
Aralarındaki tek fark Mehmet Çakır ve golü.
Televizyonun sesini kapasan, rengi de siyah-beyaz yapsan, hiç kimse Fenerbahçe’yi ayırdedemez.
Hani derler ya, iki takıma da hafta içi oynanan 4-4’lük Chelsea-Liverpool maçının kasetlerini ders olarak izletmek gerekir.
Hayır, Chelsea ve Liverpool’a futbolun nasıl olmaması gerektiğini göstermek için bu maçın kasetlerini izlettirmişler.
Zannetmiyorum ki, Fenerbahçe seyircisi bu maçın sonunda maç yorumu için gazetelere, internete hücum etsin.
Hadi geçen hafta futbol yoktu ama kavga vardı, gürültü vardı, kan vardı.
Bu maçta o da yok.
Sanki hiç Sivas puan kaybetmemiş, sanki hiç Trabzon yenmemiş, sanki Galatasaray Büyükşehir Belediye’yi kesin yenemeyecekmiş ve sanki Beşiktaş puan kaybedemezmiş gibi top oynayan bir Fenerbahçe.
Hiç bir şeyi hesaplamayan bir Fenerbahçe.
Ruhsuz, gamsız, rahat, tembel bir Fenerbahçe.
Sezonu kapatmış bir Fenerbahçe.
Salı günü 25 yıllık önemi olan Sivas maçını düşünerek Can, Josico, İlhan gibi yıldızlarını dinlendiren bir Fenerbahçe.
Lig Tv yorumcusu bile Fenerbahçeli olmayan bir Fenerbahçe.
Linç TV Spor Paketi
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 20 Aralık 2008 tarihinde gönderildi
Herşey rezalet..
Maç rezalet..
Hakem keza aynı..
Saha-seyirci-hava bitmiş..
Emre, Aleks, o, bu..
Artık telaffuzdan sıkıldım…
Peki daha rezaletini mı istersin?
Al sana rezaletin karesi kübü.
Tarih 5 Ekim, Fenerbahçe 4 yemiş Kayseri’den…
Şeytan Rıdvan’ın yazısına bak sen.
“Aragones’e veda edilsin, kulübe büyük katkıları bulunan Aziz Yıldırım ve yönetici arkadaşları hatadan dönecek önemli kararlar alacaktır muhakkak.”
Mesela Ziya Şengül emretmiş : “Bu gidişat iyi değil. Sen sen ol Azizim, bir an evvel aklı başında kararlar ver. Ver ki, beğenmediğin Zico’nun takımını geri getir.”
Ömer Çavuşoğlu’nun başlığı..“Lige havlu attı.”
19 Ekim yine Rıdvan : “Dün geceki hatalar devam ederse kolay kolay kazanamazsınız.”
Selçuk Yula : “Umut yok”
Erman Toroğlu : “Bu Fenerbahçe ancak Kocaeli tipindeki takımları yener. Biraz düzgün bir takıma hiçbir şey yapamaz.”
Can Bartu : “Fenerbahçe alarm veriyor. Bu nasıl düzelecek? Ben bu oyuncularla pek mümkün görmüyorum.”
Sergen, 6 Kasım : “Eskişehir beraberliğinden sonra “F.Bahçe Londra’ya PAF Takım’la gitsin” diye başlık atmıştım..”
5 Ekim 2008
6.hafta 6 puan, Fenerbahçe 12.ci
20 Aralık 2008
16.hafta 32 puan, Fenerbahçe Lig lideri.
Sen Allah aşkına Lig’e bak.
Allah’ın adını verdim Türkiye’e bak.
Önce Anelka sonra Önder kolunu sokuyor Konya filelerine, sonra diyorsun hakem hataları çok etkilemiyor, karanlık hiç birşey yok.
Top kaleye giriyor, Önder gol olmadığını biliyor, itiraz dahi etmiyor, Yasin koşup Önder’e bağırıyor niye itiraz etmiyorsun diye. Maç sonrası bir de Önder utanmadan koluma çarpmadı diyor. Omuzunu gösteriyor kameralara. Neden? Çünkü para var işin ucunda. Trilyon var.
E senin memleketinde…
Botokslu gibi gülen bir belediye başkanı mekanik sayaçtı, elektronikti, doğalgazdı derken kameraların karşısında balonlari patlatıp götürüyorsa paraları, Önder de diyor ki ben de gösteririm oramı buramı, alırım giderim trilyonları.
Git oğlum git.
Gidebildiğin yere kadar git. Aleks’i Josico’u Emre’i falan da götür yanında istersen.
Bizden uzak dur da.

Son Yorumlar