İstanbul ile Etiketlenmiş Yazılar

İç türbülansın altı derecesi

Dream Theater, Six Degrees of Inner Turbulence adı altında 6 tane mental hastalık sıralar. Bunlar, manik-depresif bozukluk, travma sonrası stres bozukluğu, şizofreni, doğum sonrası depresyonu, otizm ve kimlik çözülmesi rahatsızlığıdır. Bunların örneklerini görmek için 6 sene Tıp’a gitmeye gerek yoktur, sadece Lig’imizi takip etmeniz ve özellikle tok karnına Bursaspor – Diyarbakır maçını izlemeniz yeterlidir.

House_md_blog

House dizisini seyreder misiniz bilmiyorum.
Biz ailecek delisiyiz.
Doktor dizisi ya, bir de deliyiz ya, yanımıza marul, havuç, yer elması, keten tohumu falan alırız, televizyonun karşısına geçer, pür dikkat seyrederiz.  

Bilmiyorsanız, dizide kıl bir doktor vardır, örneğin hasta beyninde tümör ile gelir, ilk önce Dr.House ciddiye almaz, fakat dosyalara göz atınca bir bakar ki hastanın endoplazmik retikulumu Krebs çevrimini etkilemiyordur, veya RNA’sı yeterince ele gelmiyordur, şaşırır, sevinir, hemen dosyayı alır ve hastayı tedavi etmeye başlar.

Daha sonra daha ilginç şeyler bulur, bir bakar ki adam hamileymiş, eski karısının bağırsaklarında ayakkabı varmış falan filan.

Şimdi ben Türkiye Süper Lig’i dosyasını alsam, bu doktora götürsem, desem ki; bizim Lig’imiz çok iyi bir Lig, Avrupa’nın en önemli takımları burada, dünyanın en iyi derbisi her sene burada, son kullanma tarihleri geçmiş oyuncu hiç yok, statlar her maç ful, trilyonlar dönüyor, fakat;

Bu Lig’inin en çok eleştirilen takımı Fenerbahçe 7 haftada lider, üstelik Avrupa’da bile 7’de 7 yapan tek takım yine Fenerbahçe,
Öve öve bitiremediğimiz, UEFA kupası şampiyonluğu döneminden bile iyi denilen Frank Rijkaard’ın Galatasaray’ından da 2 puan önde,
Zaten geçen sene de Galatasaray için hem UEFA, hem Lig garantiydi, nedense 5. bitirdi,
Yine geçen senenin 2 kupa sahibi, bu sene 12. sırada,
Bu senenin gol kralı Nonda aslında bir yedek,
Güiza’nın gol sayısı Egemen ile aynı,
Ligimizde 8.5 milyon Euro’ya bek var,
Trabzon gibi bir yere, heyecanlanınca devamlı ishal olan futbolcuyu nasıl transfer edersin?
Ankaraspor diye bir takım var mı, onun başkanı bir Gökçek ama hangi Gökçek, Gökçek Wederson mu belli değil, kimse niye konuşamıyor?
Üstelik adamları küme düşürsen, adamlar seneye tekrar gelse ne diyeceksin?
Ahmet Gökçek’e 3-5 ay hak mahrumiyeti veriyorsun, bu adam da tekrar gelse yine aynı şeyi yapmaz mı?
119 saniye küfür edince ceza yok, 119 kere 119 saniye edince adına taraftar desteği mi deniyor?
Barcelona – Mallorca maçına 38.86 Euro veriyorsun, Fenerbahçe – İBB maçına 55 TL veriyorsun, daha sonra Hanya – Konya maçından dolayı 44 TL’e iniyor, bunlar nasıl oluyor?
Aziz Yıldırım’ın gıkı çıkmıyor, adama niye küfür var?
Etoo’ya, Tim Howard’a, her türlü kavruk adama ırkçı sözler yasak, pankart açmak yasak fakat Diyarbakırspor’a PKK diye bağırınca maç niye devam ediyor, diye sorsam;
Sizce adam inceler mi?
İnceler.
Hatta incelemekle kalmaz, diziyi bırakır, gelir buraya tezini yazar, makalesini yayımlar.
Hele ki, o Bursa maçı olaylarını, oğlunu ve yeğenini korumaya çalışan adamcağızın görüntülerini, o delilikleri görse ellerini ovuşturur, koşarak gelir.
İşler burada iyi, kriz yok diye.
Burada on binlerce manyak var diye.

Pardon, kendini bilmez bir kaç taraftar var diye.

Kabullenelim.
Biz futbolu olayını falan sevmiyoruz.
İşin komiği biz futbolun aksesuarlarını bile sevmiyoruz.
Çünkü futbol muhabbetini veya futbolu sevsek, içkimizi, pizzamızı, arkadaşlarımızı, sevgililerimizi alırız, formamızı giyeriz, Pazar günü bütün maçları seyrederiz.
Biz tuttuğumuz takımı seviyoruz, bir de halı sahada çalım atmayı seviyoruz.
Biz takımımızı sevdiğimizi söylüyoruz, fakat maça da gitmiyoruz, bir adet atkı bile almıyoruz.

Bunun en güzel karşıt örneği malesef Amerika…
Bir ırk, her maç yenilse de, o sezon kötü olsa da, genci, yaşlısı, çoluğu, çocuğu, bebeği, her maça formalarını giyer giderler mi?
80 yaşında dede ve babaanne, el ele 50 sene her maça gelirler mi?
Sadece Texas Tech Üniversitesi’nin amerikan futbol sahası 55000 kişi ile her maç dolar mı?
Austin’deki Texas Üniversitesi’nin stadının rekoru, tekrar ediyorum üniversite stadının rekoru, 101 bin 297 kişi olabilir mi?
Bu maçlara gidenlerin hepsi mi zengin? Bir tane bile fakir olmayan yok mu?
Sadece üniversite mi, TV’de, filmlerde, dizilerde kenar mahallenin lise maçına kaç geldiğini izlemediniz mi?
Peki, ya senin tüm Süper Lig’in senelik seyirci ortalaması 15 bin iken, en düşük ortalamaya sahip bir devlet üniversitesinin (Oklohama Devlet Üniversitesi) ortalama seyircisi senelik 40 bin olur mu?

Evet, medeniyetin olduğu yerde bunların hepsi olur.
Daha profesyonel amerikan futbolu, profesyonel beyzbol, veya NBA’den, Premier Lig’den bahsetmiyorum, dikkatinizi çekerim.

Biz zaten daha maç seyretmeden, top oynamadan, futbol konuşuyoruz, yorum yapıyoruz.
Tribünde maça bir saniye bakmıyoruz ki, çünkü o sırada adam dövüyoruz, meşale fırlatmaya çalışıyoruz.
Biz küfür ediyoruz, koltuk, tokmak, su fırlatıyoruz, adamın kafasına gelince kahkalarla gülüyoruz, çünkü bize ceza gelmeyeceğini biliyoruz.
Biz 1453’de İstanbul’un fethine sevinirken bile yaralanmıyoruz, fakat Türkiye Madagaskar’ı eleyince 5 yaşında çocuğu bile vurabiliyoruz.

Kabullenelim…
Biz, Süper Neandertal Ligi olsa, açık ara şampiyon oluruz.

, , , , , , , , , , , , ,

3 Yorum

3 şey

Bir Fenerbahçe’linin hayatta en sevmediği 3 şey…

Biraz takım oyunu bilen, isimsiz futbolculara sahip, soğuk bir rakip.
Ayak altında dolaşan 6 tane hakem.
Ve Galatasaray’ın, Avrupa’da maç kazandıktan 2 saat sonra Fenerbahçe’nin yenilmesi.2009-09-17-fener-fct-1

Üçü de malesef Perşembe gecesi gerçekleşti, ve Fenerbahçe yenildi.
Aslında maça ne hakemin tesiri oldu, ne de başka bir şeyin.
Bir tek şeyin etkisi oldu, onu da Fenerbahçe ters anladı.

Sezon başında Fenerbahçe’nin bu sene ısıracağı deklare ediliyor.
Ve hakikaten Fenerbahçe yavaş yavaş ısırmaya başlıyor. Fakat karşı takımı değil, bizzat kendini ısırıyor.
Manisa ve Bursa maçlarında takım “Biraz koşan, biraz kapanan, ayağa pas ile çıkan, biraz da Alex’i tutan takım beni pidenin arasına koyar ve iftarı öyle açar” diye bas bas bağırıyor, fakat Daum, ne Mehmet Topuz, ne Özer, ne de Semih’i düşünüyor veya onları hazırlıyor. Varsa yoksa, hep o ezberlediğimiz ilk 11.

Daum’un inadını hepimiz biliriz.
Meşhurdur, Almanca’da “Das Baykal inadı” da derler.
“Herr hausun die bi ein idir” onun sözüdür mesela.
Türkçesi, “Ben Anelka’yı klübede oturtmuş adamım, Mehmet Topuz’u mu oturtmayacağım? Üstelik ben transfer etmemişim.”

Fakat burada Daum’un hiç suçu yok
Burada en büyük suç yine çarkın içindeki bazı fanatiklerin.
5 haftada gereksiz şişirilmiş bir Fenerbahçe, 2 yıldır baş tacı edilen bir Güiza, devamlı Milli Takım’a seçilen bir Kazım, menajerlerin yeni oyun hamuru Santos, her bayramda helalleşilmesi beklenen Roberto Carlos vs.

Benim en çok üzüldüğüm nokta, maç 2-1 devam ediyor, Fenerbahçe’nin yüklenmesi gerek, fakat Twente hala pres yapıyor.
Aynı mantıkla, Panathinaikos 3-1 yenik. Hala bastırıyor.
Tamam çok beceriksizler, lakin sanki maçın rövanşı varmış gibi saldırıyorlar.

Niye?
Çünkü adamlar sadece topuk pası, röveşata için doğmamışlar.
Herhangi bir profesyonellik için doğmuşlar ve eğitilmişler.
Terzilik için, kuaförlük için, futbol için okula gitmişler, disipline edilmişler.

Örnek mi?
Hollanda’da İstanbul arazisi kadar çim saha var. Bomboş.
Üzerinde ya 2 kişi öpüşüyor, ya 10 kişi top oynuyor.
O 10 kişi de zaten Türk.
Sahalar bomboş, biz de olsa zaten çimi yeriz, peki orada nasıl futbolcu yetişiyor, ve bizi geçiyor?
Futbolcu boş sahadan yetişmiyor ki, okuldan yetişiyor.
Okulda, takım oyununu, maçı bırakmamayı, fizik gücünü nasıl kullanacağını, yardımlaşmayı, transferin nasıl yapılacağını öğreniyor.

Hollandalı futbolcu, antrenmandan sonra İngiltere Ligi’ni seyretmiyor ki.
Mesaisine bakıyor.
Fransız futbolcu, Portekiz U19 Milli Takımı’nın kalecisini bilmiyor ki.
Rus futbolcu, Bucaspor maçı ile ilgilenmiyor ki.
Fakat bir Türk hepsini biliyor, ve takip ediyor.
Peki takip ediyor da ne oluyor?
En iyi bilgisayar oynuyor, yorum yapıyor, kupon yapıyor.
Bütün memleketin tek işi bu.
Sadece teoride ve hayallerde.
Çünkü futbolu o kadar çok seviyoruz ki, herşeyi yaparız zannediyoruz.
Çünkü severek ve amatör ruhla herşeyi hallederiz diyoruz.

Bir örnek daha mı?
Kovalainen, Raikkonen, Hakkinen, Kankkunen, Mäkinen ve 50 tane daha bilmem neynen.
Bizim atalarımız ciritciymiş, güreşçiymiş de, bu Finlandiya’lıların ataları şöförmüymüş?
Evlerine giderlerken, uzun hızlı düzlüklerden, keskin S’lerden mi geçiyorlarmış?
Peki kaç yaşından beri karting eğitimi alarak disiplin, soğukkan, ciddiyet, sistem rafinerisinden geçmişler?
15 mi?
50 mi?

Hiç zannetmiyorum.

Bu şekilde Fenerbahçe’nin de, Türk futbolunun da bir yere geleceğini zannetmiyorum.
Acil müdahale şart diyorum.
Hatta korkuyorum, çünkü tüm Türkiye bir el atsa, o güzel Türk Basketbolu’muzu da bitirebileceğimize inanıyorum.

, , , , , , , , , , , ,

4 Yorum

Kartallar havada çiftleşir

.. ve Belediye Başkanımız konuşmasını bilimsel bir örnekle tamamladı. “Bu sprey. Bu da ozon tabakası. Sıkıyorum, çıkıyorum.” Şimdi de sırada, işitme ve görme engelliler için hazırladığımız haber bülteni. Türkiye A Milli Takımı, tarihe geçen Estonya zaferinden sonra harika bir oyunla Bosna’ya da yenilmeyerek Afrika 2010 iddiasını sürdürdü. Dünya Kupası’na gitmesi kesin gözü ile bakılan millilerimiz, Ekim ayı içerisinde son 5000 yılın en iyi takımlarından biri olan Belçika ile karşılacak…

aterim_a

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu akşam Galatasaray – Beşiktaş maçı var.
Maçın skoru aslında kağıt üzerinde belli, çünkü onca mühendis oturmuş, düşünmüş ve Galatasaray’a 1.50 vermiş.
Ya pek iddaa oynamıyorum, ya da denk gelmedi, fakat ben Kadıköy’deki Fenerbahçe – Galatasaray maçlarında bile 1.5’u görmedim.
Burada bir kere yapılacak en güzel hareket ya üst, ya da Beşiktaş’a oynamak.
Ya da skor oynayalım derseniz, 3-1 9 veriyor, 4-1 18, 4-2 ise 55.

Amacım kimseyi yermek değil, lakin Beşiktaşlılar nedense bu maçtan umutlu.
Hatta Manchester maçından daha umutlu.

Bence Beşiktaş’ın 2 şansı var.

Bir, eğer akşam maç saatinde, Allah korusun, İstanbul’da fırtına koparsa, Sami Yen’deki maç iptal olacak.
İki, eğer ilki kopmazsa, Beşiktaş ikinci fırtınanın da kopmamasını bekleyecek. Çünkü Baros-Keita-Arda-Kewell, eğer yorgun değillerse, Beşiktaş’ın çatıya çıkması gerekecek.

Dediğim gibi, amacım kimseyle dalga geçmek falan değil.
Fakat kim olursa olsun, bir takımın Sami Yen’de son 11 senede sadece 1 galibiyeti, ligde son 10 derbide (Trabzon’u saymıyorum) 3 galibiyeti, son 20 derbide 5 galibiyeti bulunuyor, ve o takım bu sene buldozer gibi ezen rakibinin evine gidiyor ise, bence biraz daha sağlıklı düşünmesi gerekir. Bu arada Beşiktaşlıların hakem yazıları hazırdır bile. 1912’deki pozisyon ofsayttı, ama 2009 senesinde hakem aynısını vermedi vs..

Bir tüyo vermek gerekirse; Beşiktaş, Hakan Balta üzerinden yüklenmeli.
Ben hayatımda Hakan Balta kadar alakasız bir sol bek görmedim. Kanatta Sabri’den daha alakasız duruyor.
Leo Franco da yan toplarda hiç yok.  O yüzden Beşiktaş sağlı sollu bindirmeli.
Fakat Beşiktaş’ın malesef havaya sıçrayacak adamı yok.
Beşiktaş, Tabata’yı da aldı ve kadro iyice kısaldı.
Halbuki, bu takıma 10 değil, 10.5 değil, 1.90 iyi bir forvet lazımdı.
Belki kafa hakimiyeti olan tek adam Nobre, o da zaten ligin belirli bir bölümünde hiç yok.
Ne güzeldi Beşiktaş’da eskiden Nouma, İlhan Mansız vardı.
Rıza’sı vardı, ortalardı. Zeki’si vardı, Feyyaz’ı, Ali’si vardı. Hava toplarını hep alırlardı.
Wilson’u vardı. Keliyle şut çekerdi.
Bir de İlhan İrem vardı, Elvan gazoz vardı, İnanç Dünyası vardı…
Neyse, fazla dağıtmadan introdaki konuya dönelim.

Konu, tabi ki A Milli Takım.
Hayatta en sevmediğim şey, “Bakın ben size söylemiştim” demek.
O yüzden yazar oldum.

“Bakın ben bunu yazmıştım” demek için…

(İspanya maçı sonrası)
http://www.hurriyet.com.tr/spor/yazarlar/11344854.asp

Fakat bu konulardan artık o kadar bıktık ki, tekrar tekrar yazmaktan, çizmekten, konuşmaktan…
Artık o kadar soğuduk ki Milli Takımdan, elememe maçlarından,
O kadar sıkıldık ki padişah antrenörlerden, fetihlerden,
Belediye kadroculuğu gibi kurulan takım kadrolarından,
Agresifliklerden, gırtlak kesmelerden,
4 puan ve +10 averaj farkından sonra hala basın toplantısında hakemlere kıpkırmızı suratla giydirmekten,
Üstte 5 düğme açık beyaz gömleklerden,
Maçtan sonra, 13 yaşında fondotenden yüzü gözükmeyen 40 görünümlü kızlarına sarılıp ağlayan başkanlardan, teknik direktörlerden,
Biatçılıktan,
Sahada her top kaptırdığında, her yanlış pas ve her yamuk şutta, çocukların yedek klübesine korku dolu bakışlarından,
Takımında oynamayan adamı ben oynatırım dahiliklerinden,
Muhabir sorularının terslenmesinden,
Yıllardır orada şamaroğlanı olan Müfit Erkasap’tan,
Hakan Balta’dan, Emre’den, Kazım’dan, Gökhan Zan’dan,
Elimizdeki tek forvet Genç Semih’den,
Genç kelimesinden,
Sabri kelimesinden,
Niye istifa edeyim ki kelimesinden,
Final maçı kelimesinden,
Henüz herşey bitmedi kelimesinden,
Dünya üçüncüsü, Avrupa üçüncüsü kelimesinden,
Basketbol dururken, futbol kelimesinden,

O kadar bıktık ki, senden…
Ve senin futbol terimlerinden….

O kadar gına geldi ki…

Ne olur…

İyi yolda olduğumuzu söyleyen kim varsa,
Takımdan memnun kim varsa,
Seni orada isteyen, seven kim varsa,
Arkana oturt, harakirini yap, hepsini yok et ve ne olur git.

, , , , , , , , , , , , , , , , ,

16 Yorum

Anne, baba ben iyiyim

Sevgili anacığım, sevgili babacığım,

Öncelikle hayırlı Ramazanlar diliyorum. Nasılsınız inşallah? Umarım sağlığınız, sıhhatiniz yerinizdedir. Hepiniz gözümde tütüyorsunuz. Beni sorarsanız, nasıl olayım, sağlığınıza duacıyım. Burada günler çok yoğun geçiyor. Her gün antreman var. Fakat antremanlarımız çok neşeli ve eğlenceli. Bilirsiniz, eski hocam kel ve biraz agresif idi. Ondan kel olmasın, Koch diye bir hocamız var, sizlerden, İstanbul’daki akrabalarımdan çok onu görüyorum. İnanın her gün beraberiz. Yatıyoruz, kalkıyoruz Koch. Yatıyoruz, kalkıyoruz Koch. Fakat bizi aynı zamanda bizi çok eğlendiriyor. Maçlardan sonra şınav cezaları, alkışlar, kucakta taşımalar derken biz hem öğreniyoruz, hem eğleniyoruz.  

Ana, sen hemen yemeğimi soracaksın, biliyorum. Onu düzene soktum. Kaşıkla diye bir yer buldum, her sabah yağlamamı, yağ mantımı, tandır böreğimi, katmerimi, şebitimi yiyor, antremana öyle çıkıyorum. Su molalarında terli terli soğuk su içmiyorum. Arkama da bez sokuyorum. Yani beni merak etmeyin. Ben iyiyim. 

 Televizyonda bir ara gördüyseniz saçlarımı kısalttım. İstanbul medyası en ufak hatamda bana yüklenmesin diye kısacık kestirdim. Burada medya çok kötü ana. Bunlar adama Beşiktaş forması bile giydirirler ana. Bu arada Aydın Toscalı ve Ali Turan’a selam söyleyin. Saçlarını sakın kestirmesinler, ben onlarda gençliğimi görüyorum. Benim veliahtlarım onlar.

 İstanbul gerçekten çok büyük bir şehir, ana. Bizim oralar da büyük ama burası gibi değil. Burada her gün bir olay var. Ergenokon var, el bombası var, açılım var, trafik var. Trafik demişken, buradaki en geniş yol, bizim Mahmut Emmi’nin bağına giden yoldan daha dar. Nerede bizim o 6 şeritli yollar. O yüzden burada büyük bir metro çalışması yapılıyor. Onun önünde de bir tabela var, şöyle yazıyor. “Kazılacak tünel boyu : 52241 metre. Bugün kazılan tünel boyu : 129 metre.” Bu metro, Beşiktaş Şampiyonlar Ligi’nden çıkana kadar muhakkak biter, ana.

4

Baba, geçen gün 2.3 milyon Avro’nun ilk taksidi Ziraat Bankası hesabıma yattı. Birazını hemen vadeliye yatırdım. Kalan kısmın bir miktarını evde halının altına koydum, birazı ile altın aldım, biraz da bakır aldım. Bakır fiyatı yükselecek diyorlar, baba. Bu arada Transfermarket.de’de benim fiyatımı 7 milyon Avro olarak yazmışlar. Gadasını aldığımın, bu parayı nereden çıkarıyorlar anlamıyorum? Başkan, Kayseri’ye 5 milyon+Emreciksin’i verdi. Emreciksin için Fenerbahçe 2.5 milyon Avro vermişti. Toplayınca 7.5 ediyor. Düzeltilmesi için Transfermarket’e faks çektim, bekliyorum. Tabata da Antep’den 8 milyon Euro’ya Beşiktaş’a geçti. Ah, keşke Antep’e geçseydim baba. Hazır Yıldırım Demirören varken bu işleri halletmek lazım. Sonra çok zor oluyor. Kayseri’deyken Yıldırım Demirören benim bonservisim için 6 milyon Euro vermişti. Gitti, Tabata’ya 8 milyon verdi. Bundan önce, Beşiktaş zaten Antep’ten aldığı futbolculara 37 milyon dolar ödemiş. Sanırım benim kariyerim için Avrupa’ya değil, Antep’e gitmem gerekiyor.

Erkilet nasıl? Bağdaki cevizleri silktiniz mi? Kabak çiçekleri toplandı mı? Hasbağ nasıl? En çok Kayseri Yolspor’ü özledim. Ahhh ah, orada her maça ilk 11 çıkardım. Fakat İstanbul beni çok üzüyor baba. Geçen Denizli maçında, 87.dakikada oyuna girdim. O gece sinirden 2 kilo pastırma yedim. Sırt, hem de ekmeksiz. Rize Stadı’nın açılışı var idi. Orada 90 dakika oynadım, bir de güzel gol attım. Nafile. Bir de geçen Pazar günü de Manisa maçının son 15 dakikası oyuna girdim. Benim cüzdanıma eurolar girdi, fakat ben daha ilk 11’e giremedim. Sanırım Hocam beni Kadıköy’deki Galatasaray maçına saklıyor. Bu arada milli maç kadrosuna da seçilemedim. Yavaş yavaş Fatih Terim de beni unutuyor mu dersin?

Burada yeni arkadaşlar edindim. Hepsi az biraz yanık tenli Anadolu çocuğu. Dos Santos, Baroni, Bilica, bunların hepsi benim gibi takıma yeni katıldılar. Dos Santos sol haf, fakat biraz daha kenarlara inmesi lazım. (Ana, sol haf ne demek, babam bilir. Babama sor.) Carlos o kanattan çok sık gelemiyor. Arkayı çok bırakamıyor. Gökhan Gönül gibi de değil. Zaten memleketine dönecek sanırım. Onun kütük Sao Paolo. Emre’nin, Kazım’ın, Gökhan’ın, hepsinin bu sene maşallahı var. Sanırım sizin gönderdiğiniz keçi boynuzu pekmezi işe yaradı, çünkü Emre önüne geleni dövüyor, yıkıyor, kırıyor, kesiyor, hakemleri elinden zor alıyoruz. Bizim yeni Rambo’muz o. Yardımcı hakemler korkudan bayraklarını saklıyorlar. Bu arada takımda toplam 8 tane yabancı var. Hepsi iyi çocuklar. Ha unuttum, aslında 9 yabancı var. Çünkü bir de Uğur Boral var, fakat o futbola yabancı. Ama çok iyi çocuk. 41 tane cami yaptırmış, o yüzden hala Fenerbahçe’de.

Sevgili anacığım, sevgili babacığım…

Uzun lafın kısası beni merak etmeyin. Televizyonlara, maçlara, programlara çıkmıyorum diye endişelenmeyin. Ben iyiyim. Rahatım yerinde. Emmimgiller, kaynımgiller, Uğurlugiller “Oğlan nerede yahu, nörüyo, 10 trilyona İstanbul’a getti, yedek galmaya mı getti” diye soruyorlarmış. Ben de yedek kalıyorum diye üzülüyorum, fakat benim de sıram gelecek. Geçen Daum Hocam’a sordum, “Hocam ben ne zaman oynayacam, kendimi iyi hissediyorum. Baroni oynuyor, sağ bekte Bekir oynuyor, sağda Kazım oynuyor, ya ben ne zaman oynuyacam?”, bana “Herr hausun die bi ein idir” dedi. Ne zeki adam, boşuna Dahi Daum dememişler.

Ahhh ah…

Evliya Çelebi de Kayseri için çok güzel demiş: “Makulat ve imalata has beyaz ekmeği, lavaşa yufkası, katmerli böreği, lahm-ı kadit namı ile şöhret bulan kimyonlu sığır pastırması ve nilskli et sucuğu bir tarafta yoktur.”

Hoşçakalın, büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperim.

3 sene sonra görüşmek üzere.

 Oğlunuz.

 Not : Başkan, 3 sene için eşe, dosta, düşmana, herkese söz vermiş. Onu tutmadan gelemem. Yani siz yatın, ben biraz geç gelecem.

, , , , , , , , , , , , , , ,

15 Yorum

Gökhan git ve gelme

Geçenlerde bir 3.sayfa haberi: Delikanlının biri trafikte kavgaya tutuşmuş. Delikanlının kanı deli ya, sinirlenmiş, gitmiş torpidodan silahını almış, diğer şöföre silahını doğrultmuş, “Seni vururum ulan” demiş. Karşıdaki şöför bakmış, bakmış, belinden silahını çıkarmış, delikanlıyı çat diye vurmuş. Ve eklemiş, “Silahını çıkartıyorsan, vuracaksın.”

SOCCER-CHAMPIONS/

Biliyorum, hemen tepki vereceksiniz.
Biliyorum çocuklara kötü örnek oluyorum, biliyorum böyle bir giriş olmaz, biliyorum spor yazarlarının yüz karasıyım, hatta Tarantino’suyum falan filan…

Fakat Fenerbahçe’yi anlatmak için bu örnekten daha iyi bir örnek olamaz.
Çünkü Fenerbahçe’nin bu seneki modu bu.
Fenerbahçe bakıyor, bekliyor, çıkıyor, vuruyor, geri geliyor.
İlk önce muhakkak ortada bir pres varsa onu yiyor, fakat bakıyor ki karşıdan birşey olmayacak, hemen sahneye çıkıyor.
Ve Fenerbahçe bunu çok iyi yapmaya devam ediyor.
Fenerbahçe bu şekilde sinir de bozuyor, çünkü bir de az gol yiyor ve maç başına 2.6 gol ortalaması ile oynuyor.
(Fenerbahçe en son 88-89 senesinde 3.haftaya kadar bu kadar az gol yemişti, ve ilk 2 maçı 5-0 ve 4-0 bitmişti. Hatırlarsanız, maçların ilk yarılarında gol atamayan Fenerbahçe, ikinci yarılarda 5 ve 4 gol atıyordu.)
Fakat bence Fenerbahçe’nin bu sene az gol yemesi kesinlikle Bilica veya Lugano yüzünden değil.
Onun altını çizmek ve bu tartışmayı sonraki bir yazıya bırakmak isterim..

Şunu da söylemek lazım, Galatasaray’ın Fenerbahçe’den muhakkak bir farkı var.
Farkı aynı zamanda fiyatı ve tabi ki Galatasaray’ın en az 75 dakika saldırıyor, basıyor, ısırıyor olması.
İkisi de sonuca ulaşıyor fakat tekrarlıyorum, Fenerbahçe sadece vuruyor ve geliyor.

Bir örnek daha mı?
Yıllarca Avrupa takımları İstanbul’a geldi. Hep dediler ki iyi oynadık, bastık, koştuk, ettik, eyledik…
Adamlar bir kere gelirlerdi, 1-0.
Yahu beyler, bunlarda birşey yok, yüreğimizi koyarsak alırız, 2-0.
Daha vakit var, pes etm…, 3-0.

Aslında Fenerbahçe, ki bu Daum ile başladı, son 5 yıldır kontra oynuyordu, fakat bu seferkinin ismi “sağlıklı fast-break”.
Çünkü bu sezon 88-89, 95-96 ve 00-01 sezonu gibi, takımda mongol sayısı daha az.
Baroni, Dos Santos, Daum, Koch, Emre, Gökhan, Semih, Carlos ve önceki seneye göre Kazım ve Güiza.
Bunların hepsi akıllı oynamaya ve sonuca ulaşmaya çalışıyor.
Ve ulaşıyorlar da.
Tabi ki Galatasaray’ın son 6 maçta attığı 26 golü ve hızlı futbolu, Anadolu klüplerinin bu seneki zayıf başlangıcına bağlıyor isek, bunu aynı şekilde Fenerbahçe’nin bulunduğu durumuna uyarlamamız gerekiyor.
Fakat çok ufak tefek güncellemeler yapmak da gerekiyor.
Örneğin, dün Fenerbahçe 2.bölgeyi müthiş paslı ve hızlı geçti. Belki en geriden Lugano ve Bilica oyun kuramıyor, belki Güiza hala son top için yetersiz, lakin Emre-Dos Santos-Baroni-Semih müthiş paslaştılar ve bu şekilde Gökhan Gönül olağanüstü bir gol attı. Yani gol noktalarında biraz toptan anlayan adam olunca o iş güzel sonlanıyor. Çünkü Fenerbahçe golden bir önceki pozisyonları çok iyi organize ediyor.

Gökhan Gönül demişken son sözümüz Gökhan’a.

31 yaşındayım.
Ben Fenerbahçe’de ne gençler gördüm.
Selahattinler, Aygünler, Tarıklar, kaleci Oğuzlar, Recepler, Serhatlar, Ali Güneşler, Yasinler, Can Aratlar…
Ben bu gençleri seyrederken gençliğim çürüdü…

Fakat Gökhan Gönül benim Fenerbahçe’de hayatım boyunca gördüğüm en terbiyeli, en yararlı, en kafalı, en Türk, en yakışıklı, en efendi, en hırslı, en teknik, en saçı bozulmayan, en karakterli, ilk ve tek genç futbolcu.
Gökhan Gönül, Fenerbahçe’nin nasıl transfer edildiğini ve Fenerbahçe gibi bir öğütücünün içinde nasıl hala durabildiğini anlayamadığım tek oyuncu.

Sana tek sözüm olacak Gökhan Gönül.
Bu sene sonunda Avrupa’ya, Liverpool’a, Ipswich Town’a, Huddersfield Town’a git ve bir daha gelme.
Tugay mı olursun, K.Hakan mı olursun, Şenol Güneş mi olursun, Arif Erdem mi olursun ben bilmem.

Fakat ne kiralık, ne satılık.
Git ve sakın geri gelme.

Biz seni seyredecek bir uydu buluruz.

, , , , , , , , , , , , , , , ,

4 Yorum

3G Lig

50 sene önce Amerikalı bir baba ile oğlu Londra Hyde Park’ta frizbi oynuyorlarmış. Futbolun beşiği İngiltere’de o güne kadar çok az kişi frizbi gördüğü için insanlar toplanmış seyrediyorlar. Kalabalık gittikçe artmış, sonunda bir İngiliz dayanamayıp Amerikalı babaya yaklaşmış:“Rahatsız ettiğim için özür dilerim kuzum ama sizi 15 dakikadır seyrediyorum, kim kazanıyor?” 

pes2009tslpropatchyi6

Ve 3G Turkcell Süper Lig başladı.
Herkes hazır.
Ferrari hazır, Saabri hazır, Kazım hazır, Sos Dantos hazır, Batuhan hazır, Mehmet Topuz hazır, hakemler hazır, Denizli Stadı’ndaki jeneratörler hazır, Sinan Engin hazır, tek forvette Ahmet Çakar hazır…
Kısacası herkes hazır.
Herkes öyle diyor.
Trilyon Euroluk bir Lig bizi bekliyor diyorlar.
Bir bakalım, öyle mi?

Liderden başlayalım…
Fenerbahçe, ilk maçı rahat geçti. Bundaki sebep ilk golün ilk dakikada gelmesi midir? Bence hayır. Denizli’nin zaten maç asılacak ne adamı, ne hali vardı. Fakat Fenerbahçe’deki fiziki değişim her geçen gün kendini daha belli ediyor. Bu kesin.
Dos Santos çok gol kaçırdı, bunun sebebi hayatı boyunca bek oynamış olmasından olabilir.
Baroni’ye hiç girmiyorum. Zamanında Rıdvan Dilmen Johnson’u almaya Gaziantep’e gitmişti. Akşam eve döndüğünde yanında bir de Preko vardı. Aynı hesap.
Fenerbahçe’ye hala Taner Güleri, Nonda tadında yedek bir forvete ihtiyaç var. Bu hiç gıkı çıkmayacak bir oyuncu olmalı. Belki de bütün sene hiç oynayamayacak fakat hiç sorun yaratmayacak. Denizli maçında Güiza sakatlansa forvete kim geçecek, belli değil. Karanlıkta belki Atkinson girer, fakat bu ışıklar her maç sönmüyor. Her stat da Denizli değil zaten. Bir tek Denizli için geçerli bu entresanlıklar.
Defans olayına hiç girmiyorum. Zaten yönetim konuyu anladı, Edu’ya geçmiş olsuna gittiler, kolonyayı çukulatayı bıraktılar, şimdi stoper arıyorlar.

Galatasaray…
Hiç anlamıyorum. Geçen seneki kadro zaten iyidi. Sadece belki bir sağ bek, bir de teknik direktör alacaklardı. Şimdi en az 8 tane oynatman gereken yıldız var. Arda-Kewell-Keita-Baros-Elano’nun hepsini aynı anda oynatsan maç başına 2 gol garanti yiyorsun. En az 3 gol atman gerekecek. Ayhan ve Mustafa inanılmaz iyi basıyorlar fakat topu Elano’ya getirecek adamlar onlar. O konuda Mustafa yetersiz.
Trabzon kalecisi Tolga, 2 ay sakat olduğu için oynamıyor, fakat maaşını da istemiyor. Böylece Fair-Play adayı oluyor. Fakat ne hikmetse, Linderoth Polat 2 yılda toplam 2 maçla 2 milyon Euro alıyor. Fenerbahçe Edu’yu gönderiyor, Delgado’yu siliyor, fakat Linderoth hep orada. Gökhan Zan-Servet nokta ile virgül. Ben Hakan Balta’nın da Avrupa’lı Galatasaray’ın sol beki olabileceğine hala inanmıyorum. Bütün bunları toparlayacak olan adam Frank Rijkaard. Belki küçük bir Barcelona yaratacak, belki sene sonunu zor görecek.

Beşiktaş…
Valla Mustafa Denizli de biliyor, maçı çevirecek bir tane adamı yok. Az buçuk Delgado vardı, şimdi herkes Bobo’nun, Nobre’nin, Nihat’ın eline bakıyor. Bobo isterse 30 metreden gol atıyor, istemezse hiç yok. Ernst, Fink, Ferrari, Erhan tam Beşiktaş Lisesi mezunu. Karakterleri ile, giyimleri ile, kuşamları ile tipik Beşiktaş oyuncuları. Ne yıldızlar, ne ezikler. Ne çok artıları var, ne çok eksileri var. İşte bütün bunları düşünüp, taşınıp Mustafa Denizli’nin plan yapması lazım. Çünkü bu sene Galatasaray ve Fenerbahçe’yi öyle yenmeden ekarte edemezsin.

Sivas ve Trabzon…
Bunların ikisini birden yazmak istedim. Maçı da seyrettim. Bir kere Sivas’ın niye şampiyon olamayacağını ben size anlatayım, hemen anlayacaksınız.
Trabzon gol atıyor, kale arkasında Sivas seyircisi var, çekirdek çıtlatıyor. Sıfır tepki.
Sivas beraberlik golünü atıyor, kale arkasında Sivas seyircisi var, aaa çekirdek çıtlatıyor. Hiç tepki.
Yahu insan bir kızar, küfür eder, sevinir, üzülür. Yok anam, bunlar çekirdek çıtlatıyor.

Trabzon’a gelince.
Trabzon’un genel olarak bir daha şampiyon olabilmesi 3 ihtimale bağlı.
1. 3 büyükler ve Bursa, Sivas, Kayseri, Antep, Samsun, Kars, İnegölspor, İnebahtıspor vs. hepsinin kötü olduğu bir sezonu bekleyecek,
2. Şota, Arçil, Ünal, Hami, Ogün, Abdullah, Soner, Orhan vs. bu jenerasyonu tekrar yakalayacak,
3. Ya da Trabzon’u kapatacaksın, bütün klübü İstanbul’a taşıyacaksın. Başka yolu yok.

Hey gidi günler hey.
Hami dedim de, aklıma bir anı geldi. Trabzon bir gün Avrupa maçı yapıyor. Takımın ismini hatırlayamadım, önemsiz bir eleme maçı. Kahveye girdim, çaycıya sordum, maç başladı mı diye. “2-0 oldu birader” dedi ve ekledi, “30-35 Hami”.
“Fakat nasıl olur, maç ne zaman başladı ki 35.dakika oldu?” dedim.
Herif sinirlendi, “Ne dakikası birader, 30 metre-35 metre Hami. Çekil kenara.”

Bursa…
Hayatım boyunca 3 büyüklerin karşısında şampiyon görmek istediğim tek takım.
Şampiyon olursa formasını alacağım tek Anadolu takımı.
Bence forması ile, seyircisi ile, stadı ile, havası ile, anıları ile, ufak bir Premier Lig takımı.
Yani bu takım, bu klüp, bu seyirci İngiltere’de olsa Crystal Palace kadar tarihi olur, QPR kadar başarısı olur.
Fakat Türkiye’de olmuyor işte. 3 büyüklerle o fark hep açılıyor.
Tam yakalıyor, yine açılıyor.
Avrupa’ya on yılda bir çıkıyor, hiç bir takımı eleyemiyor, para kazanamıyor, para olmadığı için kuvvetli takım kuramıyor, sonraki sene Avrupa’ya da çıkamıyor. Böyle bir kısır döngü.
Halbuki para Avrupa’da. 3 büyüklerin dışındaki kader bu.

Bir anı daha. Bursa – Wimbledon Intertoto maçı var. Maçı seyretmiyorum. Ne seyredeceğim? Wimbledon İngiltere’de Bursa ile oynuyor. Skor belli.
Mahallede yürüyoruz, kuruyemişçiye girdik. Bir baktım, en az 10 kişi maçı izliyor.
Dedim, “Kaç kaç?”
Kurukahveci Mehmet Efendi dedi “4-0”.
Dedim, “Ya az bile atmış Wimbledon. 5 olur.”
Bütün kafalar bana döndü, “Hocam 4-0 öndeyiz.”
O sırada Ercüment 5.golü kaçırdı.
Hey gidi günler hey.

Ve işte böylece bir 3G Turkcell Süper Lig’i daha başlıyor.
Trilyonluk hatalı transferler, skandallar, ilk haftadan hakemlerle uğraşmalar, hakeme küfürler, sonra “Ben normalde hiç küfür etmem, yani ederim de pek etmem, orada da ortaya etmiştim, hakem üstüne alınmış” basın toplantıları, 2012’e kadar söz verilen şampiyonluklar, kaldı ki bu şampiyonluk sözü veren takımı tarihi boyunca 3 sene üst üste sadece bir antrenör çalıştırmış vs.
Sakın kimse bana futbol spordur, fair playdir, eğlencedir falan anlatmasın.
Sakın kimse kaybetmek de güzel bir onur falan demesin.
Eskidenmiş o, Metin Oktay’ın jübilesinde Metin Oktay Fenerbahçe forması, Can Bartu Galatasaray forması giyermiş.
Eskiden babamlar, Beşiktaşlısı, Galatasaraylısı önce Fenerbahçe Basket Takımında, daha sonra Mithat Paşa Stadına Can Bartu’nun maçını seyrederlermiş.
Eskidenmiş o, Beşiktaş-Fenerbahçe derbisinde Zeki Rıza Sporel, Beşiktaş 9 kişi kalınca, “Dokuz kişilik takıma bizim böyle oynamamız doğru olmaz. İzin verirseniz biz de 9 kişi devam edelim.” demiş.
Artık burada hırs var, para var, rekabet var, kavga var, kriz var, sıcak var, gürültü var, kan var.
Maçları, puanları, her şeyi kazanman, her topa kafa sokman gerekir.
Sokmazsan gözünün yaşına bakmazlar.
Bak, Keita Keita diye diye az daha gidiyordu kereta.

Böyle bakarsan herkes hazır.
3G Lig’de Güiza hazır, Galatasaray hazır…

Öbür G’leri mi soruyorsunuz?

Onlar da hazır, merak etmeyin.
Onları da haftaya yazacağım.

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

9 Yorum

Rijkaard-Meleke-Arafat Üçgeni

http://okuryazar.ntvspor.net/hakan-unsal-arda-ve-baros-ilk-11de-baslamaliydi/comment-page-2/#comments üzerine…

Huyumuz kurusun, her işi son güne bırakmaya bayılırız. Doğalgaz faturasının son günü 100 kişinin arasına girer bekleriz. Koskoca bitirme tezini pazartesi sabahı okulda bitiririz. Askere 35 yaşında çocuğumuzla gideriz. Mesai saatine salise kala ofise girmeye çalışırız. Biri dese ki, gece saat 03:23′de deprem olacak, 03:21′e saat kurarız, 03:22′de evden çıkarız. Kısacası, biz oyuna son dakika gireriz, golümüzü atarız, sonrasını Allah’a bırakırız.

qhyfut58

Evet, biz biraz ters milletizdir.

UEFA yetkilisi gelir, elini torbaya sokar, Kazakistan’ın bilmem ne takımını, Macaristan’ın MTK’sını, 69.paralel’den Tromso’yu, Valerenga’yı, İzlanda’ları, Slovenya’ları, Satanist Metalist’leri çeker, göbek atarız. Sonra adamlar bizi elerler, mahalle takımına elendik deriz. Adamlar yarı finale çıkarlar, “Orta sahadaki zenciyi alsaydık şimdi şampiyonduk” deriz.

Bize Sevilla çıkar, eleriz, Sevilla küçümsedi ondan oldu deriz. İnter’i, Manchester’i, Liverpool’u yeneriz, eksiklerdi deriz. 1-2 tane genç koyarız, niye oynattın deriz. Oynatmayız, bu maçta oynatmayacaksın ne zaman oynatacaksın deriz. Gençlerin hepsini koyarız, “Yahu insan 1-2 tane koyar, hepsini niye koyuyorsun?” deriz. Ya bütün bunları diyen adam 1 kişi, yani biz abartıyoruz, ya da inanılmaz bir bilgi kirliliği var, biz görmüyoruz.

Bir kere ortada bir sorun var mı, ona bakmak gerekir.

Evet sorun var.
Var-dı.
Fakat Rijkaard bunu son anda gördü ve düzeltti. Baktı ki, pabuç pahalı, baktı ki, yukarıdan uyarılar geliyor, hemen kendini sağlama aldı. Bu sorun Aragones’li Fenerbahçe’de de vardı, Hiddink’li Fenerbahçe’de de vardı, Del Bosque’li Beşiktaş’da da vardı. Bu arkadaşlar zaten, daha “sorun mu, ne sorunu, shorun mu?” derken gönderildiler. Bu arkadaşlar, bizleri sadece teorik olarak tanıdıkları için, bizleri disiplinli, sistematik, etik, iş ahlakı yüksek, hiç bir işi son ana bırakmayan, çalışkan, akıllı, mantıklı, şansını iyi kullanmayı bilen bir topluluk zannettikleri için, kısacası bizleri Avrupa’lı zannettikleri için, bizlere 4-3-3, 3-5-2, ful pres, orta saha sürekli pas, hızlı çık dediler ve kulübelerine çekildiler. Ne bizim sosyal yapımızı bildiler, ne kendileri taviz verdiler, ne tavsiye aldılar.

20 Temmuz tarihli yazısında Uğur Meleke der ki, “Rijkaard, Tobol maçı kadrosuyla yatırım yaptı. Belli ki, bu Şampiyonlar Ligi şampiyonu hoca için bir futbol maçının hedefi, yalnızca o gün alınacak 5-0’lık galibiyetten ibaret değil. Ama onun maçı kaybetse bile kaybetmek istemediği başka şeyler var galiba. Kampta daha çok çalışanın, daha iyi performans verenin oynayacağına olan itimadı gibi…”

Evet, Uğur Meleke ve böyle düşünenler haklı çıktılar. Rijkaard, kampta iyi çalışanlara hakkını verdi. Rijkaard, gençler bir kısmını kapı dışarı etti, bir kısmını “Ben size adam olamazsınız demedim, A takımı oyuncusu olamazsınız dedim” diye PAF’a geri gönderdi. Baktı ki, Emre Çolak renkli ekranda çok gözüküyor, onu hemen Polis Radyo’suna geri gönderdi.

Rijkaard bunu çok az geç anladı veya anlattılar.
Şimdi ona göre kadro kuracak, taktik bulacak ve ciddi maçlar yapacaktır. Her genci Arda veya Arsenal’li genç gibi olacak zanneden Türk sporsevere de ayriyeten bir basın toplantısı düzenleyecektir.

İstanbul’daki rövanşta, Galatasaray bu takıma, TOKİ’nin göstereceği herhangi bir sahada, Arda ile, Kewell ile, Baros ile çıkar 20 atar, geçer gider. Sakın yanlış anlaşılmasın, Rijkaard aynı genç kadro ile çıksın, yine 20 atma potansiyeli var. Fakat, Galatasaray’ın Rus Ruleti oynayacak ne canı var, ne zamanı var, ne de şansı var.

Belki bu konu daha uzun ama, Galatasaray’ın yeni transfer yapacak parası da yok.
Galatasaray’ın yeni bir stat için parası da yok.
Galatasaray’ın belki de Rus Ruleti için tabanca ve tek kurşun alacak parası bile yok.
Ona rağmen hala Erhan diyorlar, Mehmet Güven diyorlar, Yaser diyorlar.

Bilmiyorlar ki, Galatasaray Tobol’a elensin, Adnan Polat’ı Yasser Arafat bile kurtaramayacak.

, , , , , , , , , , , , ,

2 Yorum

Lu gone O!

Ve Fenerbahçe Lugano ile yollarını ayırdı. Fenerbahçe o hırs küpü, o tansiyon hastası adamı, o sarışın kafayı, o deli mavi gözleri kapı dışarı etti. Peki etmeli miydi? Bunu ben de bilmiyorum, yazının sonunda öğreneceğim.

edu-lugano-1111-ic1

Diego Alfredo Moreno Lugano, orijini İsviçre, pasaportu İtalya fakat Uruguay doğumludur. Lakabı “Tota” yani bağıran, uluyan hayvan anlamına gelir. 29 yaşındadır. En az 33 gösterir. Çocukluğundan bir tane bulsam kendi evime de almak isteyeceğim süper bir suratı vardır. Ama ev müstakil olmalıdır, zira o renkli göz ve kıvırcık kafa, evi hipodrama çevirip günde 70 saat haldur huldur koşup, teyzesine yatarak girecek, misafirler üstünden top almaya çalışacaktır. Biraz düz topçudur fakat güçlüdür, o yüzden salonda vazoyu tabloyu kıracağına, dışarda ağacı kökünden sökmesi, ayılarla, yaban domuzlarıyla güreşmesi daha uygundur.

Lugano, 2006-07 sezonundaki Aziz Yıldırım’ın “Kare As” transferlerinden biridir. Diğerleri belki maça kızı çıkmıştır fakat acele ile olsa da São Paulo takımından koskoca Uruguay’ın kaptanını getirilmiştir. Lugano, 2006 yazından beri, Fenerbahçe’de 106 resmi maçta 9438 dakika oynamış, ki maç başına ortalama 89.03 dakikadır, ve o 1 dakikada nereye gitmiştir bilinmemektedir. Lugano, bir orta saha oyuncusu kadar da gol atmıştır.(13 gol) Bu arada bu maçların hepsi ilk 11’dir.

Bunların hepsi 11’dir çünkü, Lugano’nun asabileşince seni şaşal su gibi oradan oraya vurabilecek, tek hareketle seni kağıttan gemiye, uçağa, külaha çevirebilecek bir güç ve asabiyete sahiptir. Hiç bir teknik direktör Lugano cezalı veya sakat değil ise yedek kulübesinde yanında oturtamaz. Hem iyi bir topçu olduğundan dolayı oturtamaz, hem de asabiyet sınırları her futbolcu kadar geniş değildir, ondan oturtamaz.

Lugano, 3 senede 37 sarı kart, 5 kırmızı kart görmüştür. Bu rakamlar, yine defans oyuncuları olan Abdülkerim Durmaz, Bülent Korkmaz, Rambo Yusuf, Arap İsmail, Deli Nezihi ile kıyaslandığında hiçbir şeydir. Fakat kritik yerlerdeki kritik cezaları müthiş ön plana çıkmıştır. En büyük cezasını 5 maç ile Galatasaray maçındaki olaylardan ötürü almıştır. Olaylı maçtan bir süre önce“Fenerbahçe’den ayrılacak” haberlerinin çıkması, karısının sadece 3 aylık spor paketi alması, menajerinin de Juan Figer olması, akla acaba o kavgayı da bilerek mi çıkardı sorularını getirmiştir. Aslında öbür taraftan bakılırsa, Emre Aşık, belki de Lugano’yu bilerek tahrik etmiş ve ayrılma değil gönderme planı başarı ile gerçekleşmiş de olabilir. Çünkü bir Galatasaray’lıya Fenerbahçe’den en sevmediğin futbolcu kimdir diye sorulduğunda akla ilk Emre Belezoğlu, daha sonra Lugano gelebilir. Belki listelere hızlı bir giriş yapan Volkan Demirel de unutulmamalıdır fakat bilinir ki sadece Lugano devamlı Galatasaray’a gol atmaktadır. 2 sene önce Ümit Karan’ın basın toplantısı yapıp “Fenerbahçe’de bir kasap var, maçta bizi doğradı.” demecini de unutmamak gerekir.

lugano_gozluk

Lugano kart görerek takıma zarar veriyor demeci yüzeysel değildir. Örneğin, Lugano 2006-07 sezonundaki Antalya maçında 4.sarı kartını görüp bir hafta sonra Sivas maçında cezalı duruma düşmüştür. Fenerbahçe Luganosuz bu maçta 2 puan kaybetmiştir. Kupa yarı finalinde Beşiktaş ile 1-1 biten maçta, Lugano kırmızı kart görmüş, 3 gün sonra Fenerbahçe Denizli ile evinde 2-2 berabere kalmıştır. Ligin son maçında, Galatasaray karşısında cezalı duruma düşen Lugano, 2007-08 sezonuna başlarken İstanbul Büyükşehir maçında oynayamamış, Fenerbahçe 2-0 yenilmiştir. Olaylı 2007-08 Galatasaray kupa çeyrek finalinde Lugano, kırmızı kart görmüş, ondan hemen sonraki Ankaragücü maçı 0-0 bitmiştir. Lugano, o Galatasaray maçında, Fenerbahçe 1-0 yenikken kırmızı kart görmüştür. Geçtiğimiz sene, yine olaylı Galatasaray maçından sonra 5 maçlık ceza almış, Fenerbahçe ondan sonraki maçlarda 6 puan kaybetmiştir. Bütün bu puan kayıpları, tümüyle Lugano’nun yokluğuna bağlanamıyor ise, bir şekilde Lugano’yu bir yere bağlamak gerekmektedir.

Lugano, son derece disiplinli bir şekilde, 3 sene hiç maç seçmeden, hiç forvet seçmeden Drogba’dan Tokatspor’lu Mustafa’ya kadar herkese aynı standardı göstererek oynamıştır. Lugano, artık Türkiye’yi de tanımış, Türkiye de onu tanımıştır. Zaten sorunlar, kavgalar, itirazlar, didişmeler bu yüzden tavan yapmıştır. Lugano, belki Tuncay’dan daha hırslı, Uche’den daha profesyonel, Müjdat Yetkiner’den daha göbeksiz, Högh’den daha sağlam, Luciano’dan daha golcüdür. Ve belki Fenerbahçe için de şu an bulunmaz hint kumaşıdır, fakat yeni bir oluşum için de tam sırasıdır. Belki, takımın şu an yapısı gereği, en gönderilmemesi gereken oyuncu gibi gözükmesi, tamamen Fenerbahçe’nin takım yapısının ne kadar cılız olduğunu göstermektedir. Fenerbahçe’nin belki de öfke kontrolünden geçmiş en az 6 adet Lugano gibi futbolcuya zaten sahip olması gerekmektedir.

Lugano, tabi ki bir para alacaktır, belki Lugano istemiş olduğu parayı başka yerde hakediyordur, belki Fenerbahçe’de diğer futbolcuların aldığı paranın yanında o para da bir şey değildir. Fakat takıma verilen zarar, takımın itibarı herşeyden önce gelmelidir. Lugano ile anlaşılamaması, 3 ay ortadan kaybolup, babası Juan Figer ile fellik fellik kulüp bakıp, telefonlara çıkmayıp, yine kös kös Fenerbahçe’ye geri gelip utanmadan trilyonlar istemesi değildir. Lugano istemiş olduğu ücretten biraz indirim yapmış olsa, Fenerbahçe yöneticileri bir stope bulamadıkları için onu sırtlarında Almanya’daki kampa götürecektir. Dolayısıyla, Lugano ile anlaşamama konusu, kulübe verdiği zarar ziyan ile, 100 yıllık Fenerbahçe Şerefi ile, itibarı ile ile hiç bir ilgisi de yoktur. Burada tek merak ettiğim konu, Fenerbahçe’den ayrılan Lugano’nun yeni takımının yeni sezonda küme düşüp düşmeyeceğidir.

, , , , , , , , , , , , , , , ,

2 Yorum

Bunu kesin Almanak lazım

Hürriyet’ten size bir yeni bir hizmet. 2008-2009 Ceplig. Bu yazıyı yazıcınızdan çıktı alın, katlayın, artık cebinize mi sokarsınız, cüzdanınıza mı koyarsınız, ne yaparsınız bilemem, fakat seneye okumadan gelmeyin.

 
2008-2009 sezonu Galatasaray – Denizli maçı ile başladı.

Almanya’da Ümit Özat, kalp kası iltihaplanması geçirdi, sahada yığılıp kaldı.

Tayyip Erdoğan, Ankaragücü ve Ankaraspor’un birleşmesini istedi.

Güiza, Bağdat Caddesi’nde sigara içerken görüntülendi.

VfvB Ruhrort/Laar takımın Türk futbolcusu Sezgin Özhan, takım fotoğrafı sırasında cinsel organını gösterdi.  

Appiah 9 ay sonra topa vurdu.

Uğur Boral pas hatası yaptı.

Hıncal Uluç, Belçika maçından sonra Milli Takım’a teğet geçti, Emre Belezoğlu’na çarpraz girdi, Emre’nin annesi fenalaştı.

Lincoln ülkesine gitti.

Lincoln İstanbul’a döndü.

Yine Belçika maçından sonra Fatih Terim, Osman Tamburacı’ya “Ulan ben senin bıyığını ananı avradını s….” dedi, Tamburacı, “Anam Fatih Terim’i affetmeyecek” dedi.

Aziz Yıldırım, İhsan Topaloğlu’nun programına katıldı, Zico’ya sadece %20 zam yapabileceğini, Zico’nun da bunu kabul etmediğini söyledi; halbuki bundan 8 ay sonra katılacağı bir programda Zico’nun kardeşi yüzünden ayrıldıklarını söyleyecekti.

Kazım Kanat toprağa verildi.

Uğur Boral pas hatası yaptı.

Ümit Özat’a Temmuz ayında FC Köln doktoru tarafından kalp ritm bozukluğu teşhisi koyulduğu ortaya çıktı.

5.haftada Galatasaray’ın sakat sayısı 12’e ulaştı.

Ultraslan’ın kurucusu Alpaslan Dikmen vefat etti.

Maldonado kendisine iyi baktığını, bunun da meyvelerini toplamaya başladığını söyledi.

Renk bilimci Metin Yahya Üster, Beşiktaş’ın renklerinin sarı-mor, yeşil-koyu pembe olması halinde takımın enerji gücünün artacağını söyledi.

Ertuğrul Sağlam ve Sinan Engin istifa ettiler, Mustafa Denizli hemen göreve başladı.

Adnan Polat, Ümit Davala’yı kovdu; “Antrenmandan 10 dakika önce gelip, 10 dakika sonra gidiyor. Bir memur zihniyeti ile hareket ediyordu.” dedi.

Skibbe yardımcılarının işine son verildiğini İstanbul’a dönünce öğrendi.

Uğur Boral pas hatası yaptı.

Güiza, “Türkiye’de fazla kalacağımı sanmıyorum” dedi.

Berkant, uyuşturucu kullandığı şüphesiyle 1860 München’den kovuldu.

İbrahim Kaş, Aragones’in çok iyi bir hoca olduğunu söyledi.

Lincoln ülkesine gitti.

Lincoln İstanbul’a döndü.

Aragones’in yardımcısı Cesar Mendiondo, “Luis, karşısına Tanrı bile çıksa asla havlu atmaz” dedi. Deivid, ayağı kırıldıktan ve annesini kaybettikten sonra ilk maçında gol attı, ağladı.

Ahmet Çakar, Arda’ya “Karabaş” dedi.

Rıdvan Dilmen’in kardeşi intihar etmeye çalıştı, sebebinin Rıdvan Dilmen olmadığını söyledi.

Sergen Yalçın, “Maldonado bence futbolcu değil, saçını kestirmiş, Şanlıurfasporlu oyunculara benzemiş. “ dedi, Urfa’lı bir avukat Sergen’i mahkemeye verdi.

21 yaşındaki Arda’nın maçta kalp ritmi bozuldu, hastahaneye kaldırıldı.

TRT’de Bursasporlu Yusuf’un Beşiktaş maçı görüntüleri yayınlandı, Mehmet Demirkol “Yusuf’un hareketler güzel ama bariz küfür var. Keşke yayına verilmeseydi” dedi.

UltrAslan-Uni’li Anıl Aydın toprağa verildi.

Seyrantepe için Araplarla ortaklık başladı.

Uğur Boral pas hatası yaptı.

Cemal Aydın, Ankaragücü – Fenerbahçe maçı öncesi maçın hakemi Halis Özkahya’yı aradı, Aydın disiplin kurulana verildi.

Aragones, “Ankaragücü maçından alınan 1 puan iyidir” dedi.

Yıldırım Demirören, elinde lazer pointer ile “Özcan Oal bu penaltımızı yedi, Talat Tokat ofsayttan golümüzü vermedi” diye sunum yaptı. 

Devlet Bakanı Başesgioğlu’nun oğlu, Gümüşhane maçını bastı.

Beşiktaş PAF takımı Fenerbahçe’yi 4-1 yendi, 3 golü Batuhan attı.

Faruk Yalçın vefat etti.

Uğur Boral pas hatası yaptı.

Op. Dr. Ertuğrul Gür, müslüman olmaları halinde Carlos ve Edu’yu sünnet edebileceğini söyledi. Sinan Engin, Giresunspor’un Asbaşkanlığına getirildi.

Brezilyalılar, Aziz Yıldırım’ın Millenium Park Evlerini uzak diye beğenmediler.

Emre Belezoğlu, bir gazeteciye “Seni sabaha kadar döverim” dedi.

Aragones, “Ben devre arasında yapılan transferleri desteklemiyorum” dedi.

Beşiktaşlı taraftarlar Demirören’i istifaya davet etti.

Aragones’in “’Günaydından daha çok s….git diyorum” sözü yılın sözü seçildi.

Serkan Balcı, “Bizi sadece 3 büyükler zorlar” dedi.

Lincoln ülkesine gitti.

Lincoln İstanbul’a döndü.

Gönenspor maçında, bir anne çocuğunu kavgadan korumak için sahaya daldı.

Arda, Emre Belezoğlu’nun düğününden dönerken kaza geçirdi.

Uğur Boral pas hatası yaptı.

Yusuf, Yıldırım Demirören’in 8.Fenerbahçe’li futbolcusu oldu.

Gordon Milne’nin tercümanı bıyıklı ağabeyimiz Ali Emeç vefat etti.

Tanju, Galatasaray otelinden kovuldu.

Galatasaray’ın vergi borcu 120 taksite bölündü.

Aragones, yılın en iyi hocası seçildi.

Luxemburgo, damadı Maldonado’yu transfer etmek istediğini söyledi.

Galatasaray, Kanaltürk’e yasak koydu.

Aziz Yıldırım, Kutlualp için “Viyana’ya giderken uçakta tuvaletin üstünde oturuyordun” dedi.

Ümit Karan, Sivas maçı sonrası “13 senedir Birinci Lig’de oynuyorum ve bugüne kadar hiçbir hakeme küfür etmedim.” dedi.

Galatasaray, Sivas maçının tekrar oynanmasını istedi.

Güiza, 4 aydır Nuria ile seks yapmadığını söyledi.

FIFA, Appiah konusunda Fenerbahçe’yi haklı buldu.

Sivas’lı İbrahim Dağaşan, santraya Filistin bayrağı dikti.

Celal Kolot, Ernst için “Baki’nin Alma versiyonu” dedi.

Uğur Boral pas hatası yaptı.

Çorlu Sanayispor, Yattara’nın yeğenini transfer etti.

Galatasaray’ın sakat sayısı 14’e ulaştı.

Balili, Türk vatandaşlığına geçti, ismi Atakan oldu.

Uğur Boral pas hatası yaptı.

Transfer edildiği gün “Burası Fenerbahçe gibi değil” diyen Kezman PSG’de kadro dışı bırakıldı.

“Galatasaray Türkiye’dir” adı altında 7 maddelik bir açıklama yayımlandı.

Galatasaray, Kayseri maçından sonra taraftarlar yürüyüş yaptı.

Fulya Süleyman Seba Kompleksi açıldı.

Mesut Özil, “Türk Milli Takımda oynamayı hiç düşünmedim ki” dedi.

Lugano, 5.golünü attı, Güiza’yı geçti.

Bursaspor TV kuruldu.

Duisdorf’lu Türk kaleci, hakemi dövdü.

Selçuk Şahin, köfteci açtı.

Emin Cankurtaran vefat etti.

Taner, Galatasaray maçında 4 gol attı, tarihe geçti.

Lincoln ülkesine gitti.

Lincoln İstanbul’a döndü.

Skib bıraktı, Bülent Korkmaz 2.5 senelik anlaşma imzaladı.

Karadeniz Gazetesi, Alanzinho için “10 trilyonluk maskot” dedi.

Güiza’nın eski eşi kampta seviştiklerini söyledi, Güiza milli takım kadrosunda çıkartıldı.

Sadri Şener, “Trabzon insanı genlerinden sabırsız” dedi.

Burak, Aragones kalırsa takımdan ayrılacağını söyledi.

Fenerbahçe, PAF takımından Özgür Çek ile 5 yıllık profesyonel sözleşme imzaladı.

Uğur Boral, Sivas maçı sonrası “Fener’le kimse alay edemez” dedi.

Uğur Boral pas hatası yaptı.

Şekip Mosturoğlu, Appiah için “Fenerbahçe’nin manevi değerlerine zarar vermiş bir futbolcunun Fenerbahçe’yle yollarının ben kesişmeyeceğini düşünüyorum” dedi.

Amigo Sefa, 1 yıl maçlardan men cezası aldı.

Çin Beşiktaşlılar Derneği, Çin Seddi’ne bayrak astı.

Volkan Ballı, “Kötü günler geride kaldı” dedi.

Seyrantepe bir kere daha greve gitti.

Uğur Boral pas hatası yaptı.

Kilimli Belediyespor ile Erdemirspor maçının hakemi, birbirlerine sert giren iki futbolcuyu saha dışına çıkarıp, 10 saniye kol kola girerek durma cezası verdi.

Fenerbahçe Deivid ile 3 senelik daha sözleşme imzaladı.

Lincoln ülkesine gitti.

Lincoln İstanbul’a döndü.

Kadir Has Stadının açılış maçında Volkan Ballı çimleri beğenmedi, 20 tane dev fan sahayı kuruttu. Galatasaray “Seyrantepe, 29 Ekim 2009’da bitecektir” şeklinde açıklama yaptı.

Meira “Zenit’e gitmeyi düşünmüyorum” dedi, ardından bavullarını toplamaya başladı.

Emre Belezoğlu boğaz kesti, 1 maç ceza aldı.

Ümit Özat, futbolu bıraktı.

Uğur Boral pas hatası yaptı.

Seyrantepe işçileri, “”Paralarımızı vermezlerse Fenerbahçe bayrağı asacağız” dediler.

Emreciksin, “Hayatımda hiçbir zaman sarhoş olmadım” dedi.

Lincoln, 10 küsür bavulla İstanbul’dan kaçtı.

Bülent Uygun, “O kulübe belediyeden ruhsatsızdı. O yüzden kırdım” dedi.

Alper Tezcan, UEFA madalyasını 200.000 TL’e sattı.

Eintracht Braunschweig’li Semih Aydemir, koşu antremanında tramvaya binip bir kaç durak sonra takıma katıldı, sonra kovuldu.

Emre Belezoğlu, “Yere tükürürken bile dikkat eder hale geldim” dedi.

Gökmen Özdenak, “Ersen Martin, Ricky Martin’in kardeşi, baba bir, anneler ayrı” dedi.

Lincoln İstanbul’a geri geldi.

Erhan Albayrak’ın “Lokum” adlı fuhuş operasyonunda ifadesi alındı.

İspanya’ya yenilgisinden sonra Volkan “Işık gözümü kamaştırdı. Eğer suçlu var ise hepimiz suçluyuz” dedi.

Eren Talu’nun eşi Defne Samyeli “Kocam, delilik yapıyor” dedi.

Uğur Boral pas hatası yaptı.

Polis, Beşiktaş taraftarı ile karşılaştı, su sıktı, biber gazı kullandı.

Batuhan, Fenerbahçe maçı öncesi gece kamptan Ortaköy’e geçti.

Arda, yeni telefon hattı için “Kızlar beni Galatasaray hattından arayamazlar. Çünkü ben özel hayatımla iş hayatımı birbirine karıştırmıyorum” dedi.

Batuhan, “Beni Real Madrid’e bile alacaklarını bilsem bir daha böyle bir şey yapmayacağım” dedikten sonra 2 gün sonra 3 bayanla fotoğrafları piyasaya sürüldü.

Galatasaray – Fenerbahçe maçında 4 ölü, 5 yaralı; Lugano kafa attı, Emre ısırdı.

Volkan, Arda’yı aradı, “Erkeksen gelirsin.” dedi.

Sabri, “Emre, beni öldüreceğini söyledi” dedi.

Yıldırım Demirören, “Tezgah kelimesi Türk Futboluna zarar verir” dedi.

Ümit Özat, FC Köln’de antrenörlüğe başladı.

Tugay, rezerv takıma gönderildi.

Uğur Boral pas hatası yaptı.

Fatih Tekke, 7.yabancı oyuncu olarak oyuna girdi, 3-0 hükmen yenilgi beklenirken, para cezası verildi.

Adnan Polat, “Tamamlandığında ortaya muhteşem bir eser çıkacak. Bir dünya yıldızı stadımızı görünce daha kolay imza atacak” dedi.

Arda güvenlik görevlisini kapıya sıkıştırdı.

Ersun Yanal istifa etti.

Bülent Uygun, “İpler bizim elimizde” dedi.

Deivid’in eşi ile Alex’in eşi kuaförde barıştı.

Uğur Boral pas hatası yaptı.

Serdar Kulbilge, klübe ihtarname çekti, kadro dışı kaldı.

Sedat Balkanlı vefat etti.

Gökmen Özdenak, “Futbolculara pornografik paralar ödeniyor” dedi, Ahmet Çakar’ın  “O kelime astronomik olabilir mi” sorusuna, Özdenak “Hayır, pornografik. Porno. Erotik değil yani. Porno yani, işin sonu” diye cevap verdi.

Fenerbahçe, Real Madrid – Barcelona maçında Barcelona’dan çok etkilendiklerini, Beşiktaş’ı öyle yendiklerini söylediler.

Lincoln ülkesine gitti.

Lincoln İstanbul’a döndü.

Rıdvan, stoper Gökhan için Aragones’den özür diledi.

Arda’nın silahlı t-shirt giydi.

Hacettepe maçından sonra taraftar striptiz klubünde Arda’ya tepki gösterdi.

Skibbe’nin şantajcısı kadın polis hapse girdi.

Uğur Boral pas hatası yaptı.

Fenerbahçe, kupa finalinde Bobo’yu aldı.

Alex de Souza’nın eşi, “Burası bize uğursuz geldi. Bir daha final maçına gelmeyeceğim. Büyük bir hayal kırıklığı içindeyim” dedi.

İlhan Cavcav anjiyo oldu.

Aziz Yıldırım, “Aragones ve oyuncu seçiminde hata yapmadık” dedi.

Fatih Terim’in parmağını denizin dibinden çıkardılar.

Volkan Demirel, Antalya’da lüks yat yaptırdı.

Aziz Yıldırım, Aragones’in tazminatı yok dedi.

Lincoln, salonda çalıştı.

Uğur Boral pas hatası yaptı.

Lucescu, bir kupa daha kazandı.

Aziz Yıldırım, bir tesis daha açtı.

Lincoln ülkesine gitti.

Lincoln İstanbul’a döndü.

Abdülrahim Albayrak, UEFA kupası finalinde sahaya girdi.

Alex, “Ronaldinho gelirse rahatsız olmam” dedi.

Batuhan’ın kırmızı da geçti, ehliyeti yoktu, polis ceza kesti.

Aziz Yıldırım, 3 yıl şampiyon olacağız dedi.

Anelka, gol kralı oldu.

Batuhan, takımın otobüsünü kullandı.

Adnan Polat, Beşiktaş galip gelince sevinçten ağladı, Cemal Demirören’le şakalaştı, elini uzatıp çak dedi.

Tuncay, küme düştü.

Sinan Engin, Kanaltürk’ten Manisa’ya transfer oldu.

Seyrantepe’de iptal süreci başladı,

TOKİ Eren Talu’ya ihtar çekti.

Güiza, “Beni göndermeyin, seneye kral olurum” dedi.

Tugay Manchester City ile anlaştı.

Beşiktaş şampiyon oldu.

Volkan Demirel, Aragones’ten Fenerbahçe formasına imza aldı.

Lincoln, ülkesine gitti, daha dönmedi.

Ve Uğur Boral pas hatası yaptı.

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorum yok

Öküz gribi

Bir Oscar Töreni hayal ediyorum; Sunucu çıksın desin ki, “En iyi film dalında adaylarımızı izledik. Şimdi zarfımızı açıyoruz, bakalım ödül kime gidiyor, ve ödül…..ve ödül….ve ödül kimseye gitmiyor. Bu seneki filmler rezalet, ödül mödül yok. Dağılın, iyi geceler.”

 
Antalya sıcağını bile soğutan maçın özetine bir bakalım.

Maçta hem ilk yarıda, hem ikinci yarıda karşılıklı abuk sabuk ataklar vardı. Antalya’nın defansif dörtlüsü (2 ön libero ve 2 stoper) Alex ile adam adama ve tam pres oynamayınca Güiza, Deivid ve Alex bazı pozisyonlar ve şut imkanları buldu. Bunların çoğunu Uğur ve Güiza ofsayt ile vakumladı, sadece Deivid’in bir şutunu Ömer güzel çıkardı.  

 Josico ve Emre daha öncede denenmişti, ikisi de topla iyi gözüküyor. Fakat geriye çekilirken hiç yoklar. Bu şekilde Antalya Tita, Zitouni ve Dijehouaile bir kaç kontra atak yakaladı. Bunların birinde golü buldu. İlk yarıda da bir penaltı pozisyonu var, ben kesin vermem, onu ekleyeyim.

Genel olarak Mehmet Özdilek, bir puan da yeter diye düşünüp, geriye yaslanıp takımına ilerde bastırtmadı. Ve bana göre risk aldı. Bu şekilde Fenerbahçe 3.bölgede az çok top yaptı.

Maç içerisinde Aragones bir de sürpriz yaptı, Güiza’yı çıkartıp, Alex’i oyunda tuttu. Güiza oyundan tam çıkarken bir gol kaçırdı, bir anda 14 milyon Euro havalarda uçarken gördüm. Böyle bir gol en son belki Demir Hotiç kaçırmıştır.

Uğur Boral yine ikinci yarıda oyundan alındı. Aragones bir maçta oyundan almasa, Uğur kenara gidip soracak, “Hocam Allah korusun, birşey mi oldu, beni çıkarmadınız, çıkayım ben kendi kendime?”. Görüyorsun ki çocuk rezalet, neyi ve niye hala kasıyorsun?

Hani deplasmana giderken sakat ve cezalı oyuncuları İstanbul’da bırakırsın ya, bence Fenerbahçe, Uğur Boral, Ali Bilgin, Vederson, Josico, Deivid, Kazım ne varsa Antalya’da bırakmalı ve öyle dönmeli.

Zaten Lig senin için bitmiş, Lig’in sonuna kadar Beşiktaş’lısın, nereden çıkardın yine Josico’yu Zoziko’yu? Bu Gürhan, Abdülkadir, İlhan neredeler? Kalan maçlara 3-5 tane PAF oyuncusu koysana. Ama nerede?

Peki Antalya’da durum böyle de Lig’de durumlar nasıl?
Özetleyeyim…

Öyle bir Lig ki, biri taraftarın anasını ağlatmış, domuz gribi etmiş,
Öbürü ilk 7’den sadece bir kere Kayseri’yi yenmiş, ama Ankara’nın bütün takımlarına 3 atmış,
Diğeri Mehmet Yıldız’ın eline bakıyor,
Bir diğerinin evinde galibiyeti yok,
Öteki ben Avrupa’lıyım diyor 2 senede 4 antrenör değiştirmiş, 5.si yolda.

Bunlar da top oynuyor işte.
Biz de öküz gibi bakıyoruz trene.
Bu sene kimse hiçbir şey haketmedi, arkadaş.
Vermeyin kimseye bu sene kupa mupa.

Hadi iyi geceler.

, , , , , , , , , , ,

1 Yorum