İngilizce ile Etiketlenmiş Yazılar

Yi yavrum yi!

Yahu öyle bir memleketiz ki…

Almanya’yı yenemeyiz, “Zaten bizim rakibimiz değildi” deriz.
Almanya’yı yeneriz, Azerbaycan’ı, Kazakistan’ı yenemeyiz.

Almanya’yı yenemeyiz, “Ulan yine son saniyede yenildik” deriz.
Almanya’yı yeneriz, “Ulan yine son saniyede yendik” deriz.

Almanya’yı yenemeyiz, “Mesut bizde değil” deriz.
Almanya’yı yeneriz, “Mesut’a gerek yok” deriz.

Almanya’yı yenemeyiz, “Olsun, çok iyi oynadık” deriz.
Almanya’yı yeneriz, “Adamlar bariz daha iyi oynadı” deriz.

Almanya’yı yenemeyiz, “Adamlar en kötü gününde bile bizi yendiler” deriz.
Almanya’yı yeneriz, “Adamların en kötü günü, tabi ki yeneceksin” deriz.

Almanya’yı yenemeyiz, “Guus Hiddink Türkiye’ye maça gelmiyor” deriz.
Almanya’yı yeneriz, “Gelmesine gerek yok, internet diye bir şey var” deriz.

Almanya’yı yenemeyiz, “Guus Hiddink 8 trilyon alıyor” deriz.
Almanya’yı yeneriz, “Yi yavrum yi, az bile alıyorsun” deriz.

Yahu bu memlekette deprem olur, asker içki içiyordu deriz.
Bütün sene yatarız, ÖSS’e 10 kilo şekerle gireriz.
50 yaşında askerlik yaparız, sonra askerlik zor deriz.
Anam avradım olsun diye yemin ederiz, sonra tövbe deriz.

Ama en bombası şu…

 “Niye Oğuz Çetin?” diye sorarız, “Bir tek o İngilizce biliyordu” deriz.

Gördüğünüz gibi…
Ve her zamanki gibi…

Tek keriz,
Bizleriz…

http://www.htspor.com/avrupa_sampiyonasi/haber/560578-yi-yavrum-yi

, , ,

3 Yorum

Dersimiz Alamança değil, Türkçe

Hain.
Hıyanet eden, ihanet eden (kimse); kötü bir niyet taşıyan. zarar vermekten, üzmekten ya da kötülük yapmaktan hoşlanan (kimse), hayın. Kimi vakit sitemli bir seslenme olarak kullanılır.

Hain kelimesini cümle içinde kullanalım.
“Ben Türk değilim, ben Alman’ım. Ben Türk bile olsam, Real Madrid’e gitmem için Yunanistan’da bile oynarım. Ben hain değilim. ”

Guus.
guus Augustus (Latince) isminin bir çeşidi, büyük, mükemmel, ihtişamlı.

Cümle içinde kullanalım.
“Ben Türkiye’de oturmam. Bana 8 milyon verin. Bana Arda’yı getirin. Oğuz, bana Arda’yı, Sarbi’yi, Gökhan Gönül’ü getir. Oğuz bana su getir. Oğuz gel. Oğuz git.”

Hiddink.
Anlamı, Yumuşak kalpli kadın.

Cümle içinde…
“Oğuz, bana Arda’yı getirirsen kızmazsın dimi canım?”

Rijkaard; zengin kimse, (argo) para babası.
Frank; (İngilizce) dürüst, (Latince) özgür, (germence) cirit

Cümle içinde kullanalım.
“Size dürüst olayım. Arda sakat. Antrenmanda yüklenirseniz sakatlanır. Hayır, benim umurumda değil. Ben Galatasaray’da nasıl olsa paramı alıyorum, cirit atıyorum. Ama yine de Arda başarı demektir, o da para demektir.”

Arda; Hükümdar veya kumandan asası, İşaret olarak yere dikilen çubuk, halef, ardından gelen (Erkek)

Cümle içinde…
“Benim bir an önce Avrupa’ya gitmem lazım. Burada bir asaya sap olamadım. Sinem’e ayakkabı almam lazım. Sinem’e kürk almam lazım.”

Oğuz.
1. Mübarek, saf ve iyi yaratılışlı. 2. Genç, sağlam, güçlü. 3. Anlayışı kıt, bön. 4. Köylü. Tosun. 5. Türk efsanelerinde geçen büyük bir kahraman. Büyük bir Türk boyu.

Cümle içinde kullanalım.

“Lorant’ın kuyusunu kazdım. Yetmedi. Bana Guus Hiddink’i verdiler. Volkan’ı kestim, Topal’ı sildim, Nihat’ı koydum, Semih’i koydum, Tuncay’ı koydum. Hala anlamadılar. Daha çok şeyler yapacağım. A Milli takım benim olacak.”

, , , , , , ,

3 Yorum

A.Q.

Binlerce şey yazdılar…Binlerce şey söylediler…Oysa ki Fenerbahçe için yazılacak tek şey vardı…Onu da taraftarlar maç çıkışı söyledi. O da A.Q. idi.

A.Q.

Bu iki harfi;
İster Adaptive Quantization (Uyarlanabilir Niceleme) olarak algılayın…
İster Audi Quattro olarak algılayın…

İster Al Qaeda (El Kaide) olarak varsayın,
İster Alliance Quebec (İngilizce konuşan Quebec’liler Lobisi) olarak varsayın…

İster Australian Quarterly (Avusturalya’da bir dergi) olarak okuyun,
İster Automatic Qualifier (Otomatik olarak bir üst tura çıkan) olarak okuyun…

İster Ahn Quiraj (World of Warcraft’tan bir terim) olarak düşünün,
İster Advanced Queuing (Oracle’de bir mesaj sağlayıcısı) olarak düşünün…

İster Attitude Quotient (Zeka ölçüm katsayısı) olarak bilin,
İster Autism Quotient (Otizm katsayısı) olarak bilin…

İster Andrade Quaresma olarak anlayın…
İster Aykut Qocaman olarak anlayın…

İsterseniz de o manada anlayın.

Ben bilmem.
Bilemem…

Ama şunu bilirim.

Ünlü ozan Duran Duran demiş ki ;
Young Boys never lose it, (Young Boys hiç kaybetmez.)
Young Boys never chose this way, (Young Boys böyle gerizekalı bir futbolu seçmez.)
Young Boys never close your eyes, (Young Boys gözünün yaşına bakmaz.)
Young Boys always shine. (Young Boys seni her zaman paralar ve parıldatır.)

http://www.hurriyet.com.tr/spor/yazarlar/15498125.asp

, , ,

9 Yorum

Beni de twit Kazım!

50 gün içerisinde Galatasaray’ı dağıttı, 4 maç ceza aldı, hakemlere İngilizce ders verdi, maç gecesi  kameralara yakalandı, otelde kelepçesi bulundu, araba ile kaza yaptı, tesislere sokulmadı, belki oynamadığı maçta şike bile yaptı. Sergen, Batuhan, Maradona, Mecnur, Teoman kim varsa hepsini solladı. Ne Messi, ne Zidane. İşte benim idolüm, Kazım the Kazım.

242120080922090825434

Şekip Mosturoğlu’nun 2 gündür anası ağlıyor.
Adamcağız bir tek Dest-i İzdivaç’a çıkmadı.

Fakat şuna eminim, Fenerbahçe bu konuda haklı.
Çünkü Fenerbahçe haksız olsaydı, kimsenin ağzını bıçak açmazdı.
Açtırılmazdı.
Fakat Şekip Mosturoğlu, bas bas bağırıyor, üstüne gidiyor, sorular soruyor, kanıt istiyor.
Ben buradan Kazım’ın şike yapmadığını anlıyorum.

Fakat, tekrar söylüyorum.
Suç, Kazım’da değil.
Bana 23 yaşında o parayı ver, öyle bir vücut ver, bir de öyle ten ver, Türkiye’nin yarısı ile beraber olurum, deve güreşinde bile hile yaparım.
Sorun, Kazım’ın kamçısı, dövmeleri, babası, içkisi, Sos Dantos’u da değil.

Sorun, nah seni oraya Lefterlerden, Erdoğanlardan, Oğuz Çetinlerden sonra getirip koyanda.
Sorun, sana o paraları, o yetkiyi verende.
Sorun, senin sportif direktörünün, belki de Türkiye’nin en namuslu spor adamının, 17 haftadır daha görev tanımını bilememesinde.
Sorun, Fenerbahçe.org’un giriş sayfasına Brezilya ikonunu koyanda, Portekizce’ye çevirtende.
Sorun, hala kombine alıp, ki o paralar grup sekslere gidiyor, daha Sinan Bolat gibi bir kafa golü atamayan Güiza’nın golüne sevinen taraftar da.

Fakat esas sorun nerede biliyor musunuz?

Sorun, bu kadar zırvanın içerisinde, Oğuz Çetin’den sonra ilk defa her pozisyonda karşı kaleye gitmeyi düşünen, şut çeken, pas veren, asist yapan, son saniyede çizginin biraz gerisinden top çıkaran 23 yaşındaki Özer Hurmacı’nın menajerlik şirketinin Messi’nin, Robben’in, Diego’nun, Ramos’un da aynı şirket olduğu ile yazmayan bendenizde.

, , , , , , , , , ,

2 Yorum

Çekirge, bir sıçrar, iki sıçrar, üçüncüde

Alain Prost, bir demecinde şöyle der; “Aracın ne kadar hızlı olursa olsun veya sen ne kadar hızlı olursan ol, eğer dikiz aynanda hala rakibini görüyorsan, geçilmeye mahkumsundur.” football402

Öyle bir hafta yaşadık ki, Galataray rezil oldu, Fenerbahçe vezir oldu, Beşiktaş dayak manyağı oldu, Bursa memnun oldu, Trabzon kanser oldu, Sivas’a iyi oldu, Eskişehir deli oldu, Ankara’ya ne oldu? vs.
Bu böyle sonsuza ıraksar.

Iraksar fakat bu bizim Türk Milleti olarak özelliklerimizi değiştirmez.

Çünkü;
Arda’yı geçen hafta 30 milyon Euro’ya Barcelona’ya satmadık, bu hafta çocuğu itin bir tarafına soktuk hala çıkarmadık.
Fenerbahçe dedik, kanserojen dedik, uykuda bile çekilmiyor dedik, bileti 55 TL’den 44’e düşürdük, bir hafta sonra Guinness’e geçirdik.
Alex dedik, yürüyor dedik, kışın üşür dedik, şimdi heykelini diktik.
Beşiktaş dedik, Seba dedik, efendi dedik, saygı dedik, herhalde o gün sahada bir tek Nouma’yı dövmedik.
Bir tek Trabzon’a birşey demedik, o da garibim, orada kendi başına uslu uslu oturuyor zaten.

Şimdi şunu hemen söyleyelim.
Bir kere bütün bunlar çelişki falan değil.
Türkiye’de her zaman iki tür futbolsever var.
Bunların kafası 1 ve 0 çalışıyor. Griyi bilmiyorlar.

Yani, Arda’yı seven adam hala hayvanlar gibi çok seviyor, Alex’i sevmeyen adam hala hiç sevmiyor, nefret ediyor.
Fenerbahçe’yi beğenmeyen adam hala hiç beğenmiyor veya Galatasaray’ı beğenen adam bir tane bile laf kondurtmuyor.

Bunları karıştırmayalım.
Sadece bazılarının daha sırası değil.
Onların sırası da gelecek.

Bir başka örnek;
Arda 2 gol atıyor, 20 yaşında kaptanlık pazu bandını takıyoruz, Metin Oktay forması falan giydiriyoruz, adama Messi diyoruz.
Fakat takım yenilince, sabaha kadar Play Station oynuyor diyoruz, erken yat, fazla sevişme, eğer yapacaksan 35 yaşından sonra futbolu bıraktıktan sonra seviş, gez, Ferrari al diyoruz.

Galatasaray, bu sene 150 gol atar, Avrupa Ligi’ni alır, onu alır, bunu alır diyoruz.
Lakin bir yenilgide Rijkaard’ın Z planı yok ki, adam değil oğlum bu, Surinamlı zaten, Rotterdam’ı küme düşürdü diyoruz.

Alex, Twente maçında hiç ortaya çıkmıyor, adamın futbolculuğunu siliyoruz.
Kıçıkırık bir lig maçında 2 tane topa dokunuyor, koskoca boğa heykelini siliyoruz, yerine onunkini koyuyoruz.

Zaten biz bunu hep yapıyoruz.

Çünkü, bizim elimizin ayarı hiç yoktur.
Biz limitimizi hiç bilmeyiz.
Bu yüzden ne “Eşek şakası”nın İngilizcesi vardır, ne de “Vur dedik, öldürdün”ünün Almancası…

Korkuyorum, Fenerbahçe’yi tam Galatasaray maçı öncesi göklere çıkardılar.
Korkuyorum, çünkü sırf bu stresten dolayı Galatasaray’ı, Kadıköy’de bir milat maçına çıkaracaklar.

Hatırlarsanız, Beşiktaş’ın Kadıköy’deki Japon Bayrağı esprisi öyle günlere denk gelmiştir.
Yine hatırlarsanız, 80’lerin ortalarından, 90ların başına kadar, o güne kadar Beşiktaş’tan belki her maç 3-5 yiyen Fenerbahçe, 93-94 senesinde Uche ile, Gordon Milne’li Beşiktaş’a son saniye golü atarken İnönü Stadındaki maçlar için artık yeni bir sayfa açmıştır.

Sırf bu yüzden, Fenerbahçe’nin Kadıköy’de yenilmezlik ünvanını Galatasaray’a bırakıp, şarkılara güfte olacağına, Fenerbahçe’nin Antep’te yenilmesini isterim.

Eğer Fenerbahçe hakkaten güçlü ise, eğer maç seçmiyor ise, eğer hakkaten profesyonel yönetiliyor ise, eğer istikrarlı ise en yakın rakibini Kadıköy’de ezip geçerek puan farkını 10.hafta 8 puana çıkarması gerekir.

Fakat, Türkiye Lig’i binlerce işaretlerle dolu bir Lig’dir.
O yüzden biraz ürkütücüdür.

Örneğin, Galatasaray Elano’nun ilk 11 oynamaya başladığı 3 maçın sonunda yenilmiştir.
Bu bir işarettir, fakat Rijkaard bunu anlamamıştır.
Mesela bütün insanlık Sabri’yi işaret etmiştir, fakat Yüce Rabbim sistemi değişmesine sebep olan Elano’yu göndermiştir.

İlk önce Eskişehir maçında beraberlik, ardından yine Sturm Graz beraberliği, ve en son Ankaragücü maçında hakedilen bir rezillik.

3 günde bir maç.
Toplam 3 maç, 3 puanı gören yok.
Son maç da 3-0.

İşte o yüzden Allah’ın hakkı Üç’dür.
O yüzden bir, iki, üç, tıp! diye oyun vardır.
O yüzden 3 korner bir penaltıdır.

O yüzden şöyle bir atasözümüz vardır.

Çekirge bir sıçrar, iki sıçrar, üçüncüsünde ağzına….
Sıçrar.

, , , , , , , , , , ,

12 Yorum

İstese Jşuan hepimizi Figer

http://okuryazar.ntvspor.net/ridvan-dilmen-tek-tip-yabanci-avantaj/comment-page-2/#comments üzerine…

Futbolda bazı milatlar vardır. Örneğin Metin Oktay’ın vefatı gibi. Örneğin Euro 96’a gitmemiz gibi. Rıdvan Dilmen’in Galatasaray’a değil de, Fenerbahçe’ye transferi gibi. Ünal’ın Wembley’de ilk golümüzü atacakken direği yerinden sökmesi gibi. Veya Ali Şen’in bir takımda “3 Nijeryalı fazla olur, bunlar Milli Takım’a gidince takım boşalır” diyerek Amokachi yerine Kostadinov’u alması gibi.

2007-09-14_alex1basin 

Bir takımda yabancıların çoğunluğunun aynı ülkeden olması, genel platformda tabi ki bir avantajdır. İnsan denen varlığın dili, dini, yemeği, dinlediği müziği, sosyal durumu göz önüne alındığında muhakkak bir fayda sağlayacaktır. Hatta imkan dahilinde ise, fizyoterapist de, çaycı da, eş de, taraftar da aynı ülkeden seçilmelidir. Fakat burada iki özel durum vardır. Biri Brezilyalılık, diğeri Fenerbahçe’dir.

Çünkü Fenerbahçe’de aynı ülkeden 8 futbolcunun Brezilyalı olması, Galatasaray veya Beşiktaş’ta 8 Brezilyalı olmasından çok farklıdır. Veya Fenerbahçe’de 8 futbolcunun Rus olması ile Brezilyalı olması da fark yaratacaktır. Belki bu özel durumu daha da özel bir duruma getirecek en enteresan transfer Zico’dur. Bu sene ise 8 saatli bombanın başında Daum ve Koch gibi subayların olması dezavantaj yaratabilir. Fakat Almanlar akıllıdır, sezon sonunda en kötü “Santos’u ben istemedim ki, ben Lucio’yu istemiştim” derler ve işlerine devam ederler.

Aslında konuşulması gereken, takımın tek tip ülkeden oyuncularla oynamasının yaratacağı avantaj değil, futbolun ortak dilini bilen oyuncularla oynaması gereğidir. Belki burada Sn. Rıdvan Dilmen’in tezi çürümüş olur, zira kendisi Okocha’nın uçaktan inip hiç tanımadığı (Uche hariç) oyuncularla Tel Aviv’deki ilk maçında iyi performans göstermesi üzerine “Futbolun dili bir” demiştir.

Fenerbahçe’nin bir hatası da, Brezilya’yı kendisine rol model alıp, az çok klas isimleri getirip, fakat Uğur Boral gibi, Deniz gibi, geçen senelere kadar Serkan Balcı, Can Arat gibi futbolcularla Brezilyalıları pekiştirme isteğidir. İletişim kısmından bakarsak da, mesela hayatımda en merak ettiğim konu, santra yapılmadan önce Alex ve futbolcuların kafa kafaya verdiklerinde ne konuştuklarıdır. Zira, Alex Deivid’e “Bu maçı göbekten yıkacağız koçum” dese, Selçuk portekizce sözlükten ilk önce “Bu” kelimesini bulmaya çalışacaktır. Türkiye’de yıllarca yaşamış bir Aurelio olsa da önemi yoktur, çünkü o da Türkçe konuşmamaktadır. Vederson da o sırada yedektir. İngilizce konuşsalar, aralarında bir tek Emre ingilizce bilmektedir. Onunda kelimeleri sınırlı olabilir, zira İngiltere’den o kelimeler yüzden kovulmuştur. Örneğin Anelka ise hiç bir dille ilgilenmez, fakat her dilde transfer sözleşmesi imzalamıştır.

Fenerbahçe’de bu tür klişeler hiç bitmez. Örneğin, 1907’den beri Fenerbahçe yıpratıcı, uzun, fizikli, kafa toplarına hakim forvet arar ve bulamaz. Aynı şekilde Fenerbahçe de yıllardır “Fenerbahçe’nin stili Brezilya’ya benzer, taraftar da bunu seviyor” diye kandırır. Halbuki sokakta kime sorulsa herkes pres yapan, parçalayan, 5 kişi basan, ful disiplinli bir 11 ister. Bilimsel hiç bir çalışma yapmadan transfer yapabilen Fenerbahçe, örneğin metrolojik istatistiklere göre hiç transfer yapmamıştır. Türkiye’nin Eylül ayından Mayıs ayına ortalama sıcaklığı +3 oC’dir, fakat Brezilya’nın ortalama sıcaklığı +20 oC’dir.  Burada Brezilyalılar’ın kış performanslarına hiç bakılmamıştır. Lakin Fenerbahçe yönetimi, illa ki bir Güney Amerika ülkesi seçmek istiyorsa, o ülke Arjantin olmalıdır. Fenerbahçe’nin aradığı forvet ise Martin Palermo ve türevleridir. Çünkü Palermo’nun olduğu yerde takım oyunu olmaz, top ona gelir ve o da zımbalar.

Sn. Rıdvan Dilmen bir de “kadrodaki yabancıların biri hariç tamamı Brezilyalı” demiştir. Halbuki Fenerbahçe’e gelen her yabancı veya Türk eninde sonunda Brezilyalılaşır. İster Belçika altyapısı almış bir Önder olsun, ister İngiltere kimliği ile Kazım, ister İspanya gol kralı Güiza. Bunun sebebi şudur, bu kadar Brezilyalının olduğu yerde sadece ve sadece kafada yumurta kırılır, kumsalda after party yapılır veya hindistan cevizinin içinden alkol alınır.

Son söz : Brezilya bilindiği gibi, mikrodalgadaki mısır misali futbolcu ihraç etmektedir ve Fenerbahçe de bundan nasibini almıştır. Belki Salı Pazarı gibi oyuncu bulunduğundan, belki maliyetleri daha düşük olduğundan, belki de “Aman Jşuan gelir hepimizi Figer” mantığından, belki ucuza alıp Avrupa’ya pazarlayabilme potansiyelinden hep Brezilyalılar tercih edilmektedir. Fakat şu konu hiç konuşulmaz ki, Fenerbahçe’nin tarihi boyunca satıp kar ettiği bir tek Brezilya’lı yoktur ve getirebildiği en ucuz Brezilyalı ise Arabistanlı Lawrence’dan da ucuz olan, Arabistanli Sergio’dur.

, , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

1 Yorum

Allah'tan Ümit Özat Kesilmez

Milletvekili kalp krizi geçirmez, hortumcu sittin sene sıcakta bayılmaz, anarşistin hayatta dili boğazına kaçmaz, ama Ümit Özat’ın kalp ritmi bozulur…Bana sakın adaletten bahsetmeyin.
 
Bir adam düşünün.

Ne İngilizcesi, ne Almancası, 
Ne italyan favorileri, ne abuk sabuk saçı, ne jölesi, ne can simidi gibi boyunluğu,
Ne “Beni sadece Tanrı yargılar” dövmesi,
Ne düşük çorapları, ne halat gibi kolyeleri,
Ne çifte pasaportu, ne top model karısı, ne Porsche’si, ne küpesi,
Ne dopingi, ne trilyonları, ne magazini,
Ne yalanı, ne cezası, ne itirazı, ne kumarı,
Ne yere eldiven atması, ne yere forma atması, ne hakeme kanını sürmesi,
Ne “İleri-geri koşuyorum, benim suçum yok” gibi bir açıklaması,
Ne Avrupa’dan “Bunlar ırkçı, beni oynatmadılar” diye kös kös geri gelmesi,
Ne küfürü, ne yedek klübesini tekmelemesi, ne arkadan tekmesi,
Ne diğer kaptanlar ile takunya kavgası,
Ne ırkçılık hükmü, ne hapis olayı,
Ne gırtlak kesmesi, ne silah olayı, ne çek olayı,
Ne içki ile yakalanma, ne kadro dışı kalma olayı var.

Tek birşeyi var.

Sivas nüfus kağıdı.
Ve biraz pis sakal ve gözyaşı.

Bu aksesuarlarla Avrupa’ya gitti.
Türk’ün Avrupa’daki ilk kaptanı oldu.

Hani derler ya…
“Adam babamın oğlu değil, tanımam etmem, ama severim.”

Ben ne tanırım, ne futbolunu severim Ümit Özat’ın.
Ne sevdim, ne yakıştırdım Fenerbahçe’ye.
Hiç de özlemedim.

Ta ki bu haftaya kadar.

Çünkü bu hafta Fenerbahçe maça, takımdaki, klüpteki, yönetimdeki dedeleri anlatan “Yaşlılar Haftası kutlu olsun” pankartı ile sahaya çıkarken,
Almanya’da basın toplantısında gözleri dolmuş “Futbolculuğum bugüne kadarmış” cümlesi ile genç futbol kalbi duruyordu.

Çünkü bu hafta, Washington’u kalp krizi geçirdi diye sabah ülkesine gönderen Fenerbahçe’nin, resmi sitesinde “Volkan Demirel Akmerkez Fenerium’da” manşetteyken,
Elin gavuru FC Köln, oğlumuza jübile sözü verip, yardımcı antrenörlük diplomasını almasını sağlıyordu.

Çünkü Kocaelispor maçında takımın en isabetli pas yüzdesine Deniz Barış sahip iken,
Bu hafta bana, “Futbolu bırakıyorum”dan sonra sanki sahada bir futbolcu vefat etmiş gibi hissettiğimi, diğer insanların Ernst’lerle yeni Ümit’lere koştuğunu, Ümit Özat gibi bir adamın belki futbol olarak değil ama kafa olarak Fenerbahçe’deki eksikliğini ve Fenerbahçe’nin de ne kadar Ümitsiz olduğunu hatırlatıyordu.

Bu hafta gerçekten özledim Ümit’i.
Ve üzüldüm…

Çünkü…

O basın toplantısında Ümit’i gördüm, üzerinde forma yoktu,
Turkcell Süper Lig’de çok forma gördüm, içinde hiç ümit yoktu.

, , , , ,

Yorum yok

Sen hiç ofsayt oldun mu Terim

Kabullenemiyoruz. Bunun ilk açıklaması bu. Daha Tuncay’ın İngiltere’nin Kocaelispor’una, Aurelio’nun İspanya’nın Gaziantep’ine gitmesini kabullenemiyoruz, Mesut’u nasıl kabul edeceğiz?
 
 
Biliyorsunuzdur belki, www.mesut-oezil.com ‘daki fanblock sayfasına girmeye çalışıyorsunuz. Şöyle bir ibare : “Maalesef spor konusu bu misafir defterinde çok geri planda kaldığı için ve birbiriyle saygılı ve seviyeli konuşma imkanı da ortadan kalktığı için, bu “misafir defterini” üzülerek geçici olarak kapatıyoruz.” Fütursuzca küfür etmişler çocuğa. Adamlar da kapamış.

Ama Türk bu, durur mu?
Çünkü bir Türk küfür ederek ikna eder, komünikasyon kurar, tükürüğü ile bilgi alışverişinde bulunur.
www.mesutozil.net ‘deki ziyaretçi defteri sırf küfür.
Bir de işin komiği bu site fan sitesi. Yani önce fanlar çocuğu sevdiği için kurmuş, sonra küfür için devam etmişler.

Yahu merak ettim. Belki dedim Aurelio da Brezilyalı milliyetçilerden küfür yemiştir, ona bakayım. Hala arıyorum. Adama 12 dilde “ulan” bile dememişler.

Nasıl olacak bilmiyorum. Mesut Almanya’yı seçmiş. Bitmiş gitmiş. Terim inanılmaz bozuk.
Alman Federasyonu artık bu konularda hassas. Ama çocuk politik, sosyal, sportif sebeplerden dolayı Alamanya’yı seçmiş. Sana ne? Belki çocuk Türk değil? Belki hissetmiyor Türklüğü içinde.
Mehmet Scholl’a da aynısını yapsaydın ya, Mehmet ile babası İstanbul’da karşılaştığı zaman.
Veya Murat-Hakan Yakın’a niye yüklenemedin?
Senin ilk 11′in yarısı İstiklal Marşını bilmiyor, Türk mü oldu şimdi hepsi?

Bir de Fatih Terim niye görüşsün çocuğun amcası ile? Sen değil miydin profesyonellik arzulayan, hayal eden? Onun işi mi o? Varsa bir becerisizlik, tek suçlu o mu?
Bir Ali Şen kahvaltı yapmadı zaten çocuğun eltisi ile. Bir Recep Tayyip Erdoğan alt kimlik-üst kimlik polemiğine girmedi.

Peki Fatih Terim niye kadro garantisi versin? Nasıl verebilir?
Fatih Terim kendine garanti veremez ki, 21 yaşındaki çocuğa garanti versin?
Sen Nuri’yi kaçırdın gavurun elinden, e Nuri nerede? Nuri de bir zamanların Mesut’uydu. Ne oldu?

Yamuk yumuk işler işte.
Ne diyelim. Allah Mesut etsin.

Maçla ilgili bir şeye mi bakınıyorsunuz?
Fatih Terim’in maç sonu basın toplantısı: “Daha önce de golü yiyebilirdik. Son saniye beklemiyordum golü ama oldu. Gönül isterdi ki kazanalım ama son saniyede de yiyebiliyorsunuz işte.”
İngilizcesi : “Everytimes we have the control the games, under the control the games, during the games, we have the some possibility, some big chances, some big okaziyons, something like that, I don’t want to see the back, I want to see the front..”

, , , , , ,

Yorum yok

Kendi aramızda konişmiycekmişiz

Sene 2000 kusur… FB TV spikeri : “Tuncay, bize ilk futbola başladığın dönemden bir anıyı, ama böyle çocukken yaşadığın bir anıyı paylaşabilirmisin? Küçük futbolseverler de seyrediyorlar çünkü…..”


Tuncay : “Tabi ki…Ben 16 yaşındayken Sakarya’da öyle oturuyorum, halı sahada maça çağırdılar beni….Maçı da menajerler seyrediyormuş…”
Spiker : “Pardon Tuncay, o anılardan değil, böyle çocukken ilk başladığın zaman…”
Tuncay : “A-ha anladım…Ben 16 yaşındayken Sakarya’da öyle oturuyorum,”
Spiker : “Hayır, hayır…Futbola ilk başladığın zamanı diyoruz…”
Tuncay : “Annem, ben 16 yaşında futbola başladım…”

Sessizlik….derin….

Peki, mesela kendini geliştirdin tamam…
Mesela Sakarya’da gol ortalaması 32 gol/66 maç, Fenerbahçe’de gol ortalaması 77/154, Premier Lig’de 11/37. 

Mesela, belki İngilizce…tamam..
Mesela fizik gücü, kondisyon…tamam..

Peki o sus işareti ne hala Tuncay abicim?
Ama lisede değiliz ki artık..Premier Lig yazıyor orda…
İnşallah Batistuta seyretmemiştir..Hazırlık maçı ve sus işareti var..
O el niye gidiyor sigara gibi ağıza?
Sonra indiriyor, aklına geliyor çünkü…

Soralım var mıdır Tuncay’ın mental koçu?
26 yaşında adam iletişim eğitimi almış mı?
Konuşma ve telaffuz semineri verilmiş mi?
Sanırım imaj-maker’i var, saçlarını kestirtti biri…

Sonuç….
Tuncay’ı tanımam, bilmem, futbolunu sevmem…
Ama bana ne hazırlık maçında 3 golden…
Bana ne Avusturya’dan..

Tuncay’ın zaten çok iyi oynadığı, ultra iyi goller attığı maçlar var.
Önemli olan o değil ki…

Önemli olan İngiltere’den ne alacak….
Tugay mı olacak, Alpay mı?
Nihat mı, Arif Erdem mi?
Sociedad U19 yardımcı antrenörü Tayfun Korkut mu, Blackburn’lu Hakan Unsal mı?

Gelişim diyince aklıma bunlar geliyor…

, , , ,

Yorum yok