Galatasaray ile Etiketlenmiş Yazılar
1 hafta geçmeden
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 30 Mart 2012 tarihinde gönderildi

22 Mart 2012.
Özhan Canaydın’ın vefatının 2. yılı.
Gittik, çiçek koyduk, dua okuduk, su döktük.
Allah rahmet eylesin dedik.
Kulhuvallahuahad dedik.
Yattık kalktık.
Sabah bir baktık.
Gazetede;
“Culio vallahi ahead.”
Yani önümüzdeki maçta Culio yok.
Zaten Stancu, Necati, Amrabat ve Yiğit, Turgut’u da yıkayıp defnetmiştik.
Bazılarına pamuk sokmadan hem de…
Culio olayının tarihi 26 Mart.
Yani Canaydın’ın 2. senesinin 1 haftası çıkmadan.
40′ı ve 52′si zaten Süper Bowl’a denk geliyor. Galatasaray’a karşı kimler olmaz, hiç belli olmaz.
Peki, Galatasaray tarafına bakalım.
Fatih Terim, UEFA 6 ay önceden futbolcu ile görüşebilirsin diyor diyor. Doğrudur, zaten futbolcun kiralık. Yani senin. Bırak 6 ayı, istediğin zaman görüşürsün. Peki diyelim ki, Amrabat, Ali Aydın, o, bu, şu bunların hepsi son güne gelen tesadüfler. E bunlar tesadüfse inşaatlar, ekinler, işçiler, poşette formalara da tesadüf denince niye “Böyle tesadüf mü olur ulan” dediniz ki? Bunda da milletin “şike” gibi kıllanmaya hakkı yok mu? Peki, Fatih Hoca, sana Culio’yu sorana sinirleniyorsun da, Hâkim, Korcan’a “O 2.golü yerken elini uzatamaz mıydın?” sorunca niye kızmıyorsun? Hani, adaletin ve ahlakın bekçisiydiniz?
Ünal Başkan diyor ki, Culio’nun sözleşmesinde kümede kalırsa 1,5 milyon Euro yatırılması zorunludur maddesi var. Doğrudur. Peki, Nedim Türkmen yanardöner olsun. Bu arada eminim 1-2 güne Nedim Bey çıkıp “Orduspor 1,5 milyon ödemeyecek kulüp mü?” diyecektir. Fakat benim anlamadığım o zaman Culio niye çıkıp “Ben Galatasaray’da oynamak istiyorum” dedi? Onu da mı Nedim Türkmen söyletti? “Culiocum, bak bizim paramız yok. Sen GS maçından önce lütfen çıkıp Galatasaray’da oynamak istiyorum der misin? Ben de seni kadro dışı bırakayım. Bak, kusura bakma ama paramız yok. Sen de son 2-3 maç dinlenirsin. Hadi gözünü seveyim.” mi dedi? Yoksa Culio’yu yanlışıkla birileri mi ikna etti?
Peki, Fatih Hoca, Galatasaray’ın buna ihtiyacı var mı diye söylemişsin.
E o zaman Aziz Yıldırım, Fenerbahçe’nin maçları alırken şikeye ihtiyacı var mı derken niye güldünüz? Eğer, bu Culio olayı için de teşebbüs varsa, bence herkes gereken cezayı almalıdır. Benim sorum şu, özel yetkili savcı, insanları dinleyebiliyor da, özel yetkili TFF, Turkcell’i veya bilmem ne cell’i arayıp “Bize son 1 ayın Ordu-Galatasaray-Culio’nun telefon konuşmalarını verir misiniz?” diyemiyor mu?
Fatih Hoca, geçen TV’de bas bas bağırdı. Terim, gerçekten bu tarz olayların adamı değil. Ama bizim tanıdığımız Fatih Terim, bu endüstriyelleşmiş nalet futbolun içinde Ordu Başkanı Nedim Türkmen’i arayıp “Bu maçta ne olursa olsun, Culio’yu oynatın” der mi, artık emin değilim. Ayriyeten bizim tanıdığımız Fatih Terim, o yara bandını da yapıştırtmazdı. Ya da yırtıp atardı. Çünkü Fatih Terim ne olursa olsun bir Otto Bariç veya başka biri değildi. Polemiğe girmez, çelişkiye de girmez, vurur geçerdi. Zaten artik polemiğe futbolcular veya antrenörler girmiyor. Koskoca okumuş başkanlar bu isi çok iyi yapıyor.
Süleyman Seba, Allah uzun ömürler versin, bu endüstriyel futbola karşı yıkılmayan son çınar.
Son çınar, son çınar da…
İnönü Stadı’na giderken tüm ağaçları da kestiler biliyorsun.
Artik ne kaldı asırlık çınar, ne gözyaşlarımızda pınar…
4.5′dan 4
Emrah Öner tarafından, Türk Futbolu kategorisi altında, 22 Mart 2012 tarihinde gönderildi
Play-off’a 3 maç kala…
Detayına girmeyeceğim, pazartesi günü TFFgiller zaten bir açıklama yapacak. Play-off’un fikstürü nasıl olacak, 1. bitirenin hiç mi avantajı olmayacak vs.
Seneye play-off olmayabilir. Fakat spor ve özellikle futbolun kendine özgü bir yapısı var ve sık sık kurallarla oynanmaz. Çünkü futbolu da F1’e benzettiler. 99’da McLaren fark atınca kural değiştirdiler. (Traction control) Daha sonra da Schumacher ezip geçince yine onlarca kural değiştirdiler. (motor, lastik, sıralama turundaki motor vs) Ulan rating kaybedeceksin diye güçlüye göre kural mı değişir? Sonuç? En azından ben F1 seyretmiyorum.
Kalan haftalarda Fenerbahçe’nin Bursa, Trabzon ve Antalya maçları var. Galatasaray’ın ise Trabzon, Ordu ve Manisa.
Deplasman veya kendi sahası konseptine de girmiyorum. Zira matematik belli.
Fenerbahçe Kadıköy’de yeniyor, Galatasaray her yerde kazanıyor.
Ligin en başında söylemiştim. Fenerbahçe’yi ŞL’ne almayınca, 30 senelik kupayı kesin FB’e vereceklerdir diye. Burada önemli nokta, kupayı verecekler de, Fenerbahçe kupayı alabilecek mi? Tek çözüm, final oynamaması. Çünkü finalde Bolu var. Yani; finalde Bolu da olsa Fenerbahçe’nin final korkusu hiç bitmez.
Lig’de son hafta Antalya ve Manisa maçları var. Antalya, Manisa’dan daha şanslı olduğu için (Ankaragücü ile oynuyor) Manisa büyük ihtimalle küme düşecek, son maçlar puan farkını değiştirmeyecek. Benim anlamadığım nokta son 8’de niye play-out yok ve puanlar 2’ye bölünmüyor? Daha zevki olmaz mıydı? Ya da hatır şikesini önlemez miydi?
Bu hafta Trabzon’u 5-1 yenecek olan Galatasaray’ın yine de en zor maçı, Culio ve Stancu’lu Ordu. Bu kâğıt üzerinde böyle, çünkü ben daha Galatasaray’dan transfer olup da Galatasaray’a gol atmış oyuncu görmedim. Zaten ya Galatasaray’a tekrar transfer olurlar, ya da gol orucundalardır. (Mesela Fenerbahçe’nin canı yandığı futbolcu sayısından bir Lig kurulur. Olcan, Nobre, Ertuğrul Sağlam, Hasan Vezir, Burak vs.)
Fenerbahçe için de detaya girmek istemiyorum, zira Fenerbahçe’nin algoritmasını “Ben anladım” diyen herkesin alnını karışlarım. Ben iddia ediyorum, Fenerbahçe Galatasaray’ı yenseydi, bu hafta Bursa’ya puan kaybedecekti. Evet, belki de Fenerbahçe’nin algoritması bu.
Alnını karışlarım dedim de, geçtiğimiz haftanın olayı tabi ki Hasan Şaş’ın başındaki kan’dı. Hasan Şaş küçük bir videocon yaptı, bak kafama, uf oldu dedi ve “kanayan” yaramızın canlı yayında altını çizdi; Fanatizm. Lakin bizim tanıdığımız Hasan Şaş, uçan rakı şişesine uçan kafa atabilecek bir adam. Kötü anlamda değil, hırsı anlamında söyledim.
Kan dedim de, Galatasaray, Fenerbahçe’yi 12.kez salladı. “Kanı akıyorsa ölebilir” mantığı ile saldırdı. Ama öldüremedi. Bence bunu Fatih Terim’in “meşhur sayısı” çözer. Yani Fatih Terim gider, 14 sene sonra Galatasaray, Fenerbahçe’yi Kadıköy’de yener. 2014’de görüşmek üzere. Teşekkürler.
Galatasaray’da bazı kendini bilmezler, Fenerbahçe beraberliğini kutlayarak UEFA ve Süper Kupa’yı bize unutturdu ve yutturdu. Fatih Altaylı gereken cevabı verdi. Bu tarz Galatasaraylılar ya 2000’leri görmemişler, ya da “Avrupa’ya açılan kapı:Galatasaray” için artık her şey bitmiş.
Türk Futbolu’nun durumunu soranlara, tweeter’dan gelen bir yorumu paylaşmak isterim. “Biz eşcinseliz. Bizlerin ne günahı var? Biz de maç seyretmek istiyoruz. Biz de kadın gibi hissediyoruz, ama bizi maça almıyorlar.” İşte sana Türk Futbolu’nun bu seneki özeti. Cinsiyet ayrımcılığı ve 2.sınıf vatandaş muamelesi.
Herkes 9 puan farkı 2’e bölüp 5’e yuvarlıyor. Fakat Türk Futbolu bu sene 4.5’dan 4 alır ve kalır. Yalnız Türk Futbolu’nun velisini de çağırman, çocuğun kaldığını çocuğun önünde veliye de söylemen gerekir. Doğru ya, Platini bugün Türk Futbolun velilerini çağırmıştı. Belki bütünlemelerde görüşürüz der.
Herkese kazasız, belasız, şişesiz, biber gazsız iyi hafta sonları.
http://www.facebook.com/groups/133230486718894/
https://twitter.com/#!/emrahoner
Çocuklar duysun!
Emrah Öner tarafından, Türk Futbolu kategorisi altında, 01 Mart 2012 tarihinde gönderildi
Galatasaray doludizgin gidiyor.
Hatta başkanı da, başkan yardımcısı da dolu bu aralar.
Allah da yardım ediyor çünkü mesela Galatasaray’ın bu hafta belki sadece sağ beki yok, ama rakiplerinden ikisinin başkanı yok, diğerinin 3 sarı kartı var, her an 4.’den 18 yıl alabilir falan filan…
Lakin Galatasaray bu sene hak etmedi dersek Yüce Rabbim taş yapar. Ama Galatasaray şu saate kadar Lig’i çoktan tokatlamalıydı demezsek, Yüce Rabbim hepimizi CHP kurultayına çevirir.
Biliyorsunuz, play-off sistemi sevgilinizin bir sabah ansızın “ben hamileyim!” demesi gibi karşımıza çıktı. Baba belli, anne belli, fakat zaman yanlış. Zaten Ünal Başkan da bu konu için “taş”ı hemen gediğine kodu.
Hatırlarsanız, Türk Futbolu kötüye gitmesin diye de play-off sistemini getirmiştik, hatta dekoder satılsın diye puanları 2’ye bölmüştük.
O zaman bence Demirören’e ilk demeç olarak şu yakışır; “Türk Futbolunda heyecan ölüyor. Sezon sonu puanları 2’ye değil de, 4’e bölüyoruz.” Alın size tüp şeklinde fitil.
Mesela 63’ü 4’e bölünce 15,75 çıkar, 15’e yuvarlanır, 0.75’i Demirören hibe eder, etmezse ibra eder gibi konjonktürsel kurallar…
Gerçi Demirören ilk icraatını, Bursa’ya gitmeyerek ve 22 takım projesini sızdırarak gerçekleştirdi.
Peki, bundan 2-3 ay önce “Küme düşme yok. 12 puan silme var.” diye biri bir şey söyledi. Popov’umuzdan element uydurmuyoruz, çıktı biri söyledi işte.
Peki, sizce neden 12 puan?
Neden 2 değil?
Neden 22 değil?
Çünkü Galatasaray ve Fenerbahçe play-off’tan önce puan puana girerse, en fazla “12 puan” ceza, maçları seyretmek için mantıklı kılar.
Çünkü eğer 18 puan ceza verirseniz, play-off “kavak yelleri” olur.
E hiçbir ceza verilmezse, o zaman UEFA “iffet”imizi kurcalar.
Ama Fenerbahçe’nin Kadıköy’de Galatasaray’ı yeneceğini varsayarsak, son 3 hafta hakemler “çemberimde gül oya”.
Biliyorum, “seksenler”de de bu hikâyeler vardı. Ve siz bu “Yalan dünya”yı severek izliyordunuz.
Ama bu ligde bir daha alavere dalavere olursa yemin ederim “bu ligin taaa adını Feriha koyacam.”
Artık bunu da “çocuklar duysun!”
Diyorlar ki
Emrah Öner tarafından, Türk Futbolu kategorisi altında, 19 Ocak 2012 tarihinde gönderildi
Medya diyor ki, bir kereliğine şike yapanlar affedilsin.
Yasin Hayal’i bir kereliğine affettin, e bunu da affedersin. Ya bu memlekette bir kereliğine bir şey affedilir mi? En az 50 kere affetmen lazım. Sen yorulursun anam. Veya sen zannediyor musun, bu iddianamede ismi geçenler veya nüfus cüzdanında TC yazan herhangi bir vatandaş affedilse, bir daha şike yapmaz, adam öldürmez, suç işlemez?
Kamuoyu diyor ki, şikeye teşebbüs ile şike aynı şey değildir. Örnekleri şu; Bir adamı vurmaya çalışıyorsun, ölmüyor. Diğerini vuruyorsun, ölüyor.
Ulan birinde adamın haberi yok, günahı yok ölüyor. Öbüründe şikeci ile görüşmüş, parayı almış mı, şikeyi uygulamış mı belli değil. Teklif edeni şikâyet de etmemiş. Öbüründe suçsuz adam ölmüş diyorum sana, suçsuz. Bu ikisine aynı ceza almamalı diyen var. Hâlbuki ihbar etmeyene 5 kat fazla ceza vereceksin. Bak bir daha yapıyor mu? (Kesin yapar, bkz. Madde 1)
Ünal Başkan diyor ki, “Bence Mehmet Ali Aydınlar ve TFF çok iyi çalışıyor, emin adımlarla çözüme doğru gidiyor.”
O zaman niye ihtarname çektirdin Sayın Başkan? Veya aralarda Türk Futbolu’na niye 1-2 tane tokat çaktın Sayın Başkan? Veya ihtarname çekerken Amrabat’ı ve Ali Turan’ı niye hatırlatmadın Sayın Başkan?
Ünal Başkan diyor ki, “Ben buraya Avrupa Projesi için geldim. Yoksa giderim.”
E biz ne yapalım Sayın Başkan? Biz de mi gidelim? Ya Başkan, ben zaten niye geldiğini anlamadım ki bu Türkiye’ye. Sen burada bir dürüst para mı gördün? Yasal ciro mu gördün? Burası akbaba cennetidir Ünal Başkan. Hatta burada akbabalar yerde yürür. Sen git yine Belçika’na Allah aşkına Ünal Başkan. Burada sana ne Avrupa Projesi çıkar, ne 3.köprü Ünal Başgaaaaan.
Ünal Başkan diyor ki, “Galatasaray geçen sene küme düşseydi, bizi düşürürler miydi?”
Bak ben sana tek cümle vereyim Sayın Başkan. Sen belki son 10-20 senede oradan bazı maçları kaçırmış olabilirsin. Fenerbahçe hariç, şike veya değil, küme düşme kararı verilmiş hangi takım olursa olsun şu an Gakkoşlarla kapışıyordu Sayın Başkan. Burası Republic Of Fenerbahçe Sayın Başkan. Zaten onun Cumhurbaşkanı da Yassıada’da dinleniyor.
Ünal Başkan diyor ki, “Juventus da küme düştü. Sonra geri geldi. Bir şey oldu mu?”
Türkiye’de şike yapan bir alt lige düşmesin Sayın Başkan, 4.Amatör bilmem ne ligine düşsün. Fakat Juventus’un Milan ile olan ilişkisi Fenerbahçe’nin Galatasaray ilişkisine benzemez Sayın Başkan. Burada Fenerbahçe küme düşerse, sen bırak Shaqiri’i, Florya’daki köftecideki garsonun maaşını ödeyemezsin Sayın Başkan.
Ünal Başkan diyor ki, “Avrupa’da oynamayacaksam ben niye transfer yapayım?”
Doğrudur. Haklıdır.
Peki Meloları, Elmanderleri, Selçukları niye aldın Sayın Başkan?
Bunların maliyetleri Shaqiri’den ucuz mu?
Bunları İBB’i yenmek için mi aldın Sayın Başkan?
Veya Fenerbahçe niye Sow’u almaya çalışıyor Avrupa’ya gitmeyecekse veya küme düşecekse?
Onlar ileri zekalı mı Sayın Başkan?
Bilica ve Özer İddianame’de yok mu?
Emrah Öner tarafından, Aykut Kocaman kategorisi altında, 08 Aralık 2011 tarihinde gönderildi
Bak, Aykut Hoca…
Galatasaray seni sadece perişan etmedi.
Sana bir ders verdi.
Çünkü Fenerbahçe, hayatında hiçbir zaman Galatasaray’a karşı böyle tempolu oynamadı.
6-0’lık maçta bile.
Fenerbahçe böyle tempolu oynasa sadece Alex 6 gol atardı.
Bak, Aykut Hoca…
Bilen bilir.
Sen ultra dürüst adamsındır.
Eski kulübünde herkes paraları yerken, sen 1 kuruşa bile tenezzül etmedin.
Kemal Belgin’in bulduğu kâğıtta herkesin isminin yanında o biçim paralar yazıyordu, senin isminin yanında hiçbir şey yazmıyordu.
Şu an şike olaylarından ben içeri atılırım, babaannem içeri atılır, sen atılmazsın.
Ayriyeten cebimde 10 trilyonum olsa, inan ilk sana emanet ederim.
Çünkü sen acayip bir adamsın.
Dürüstsün, dobrasın, netsin, duygusal agresifsin.
Senin aynı zamanda Protestan bir yapın var.
Belki de Çarşı’da doğdun bilmiyorum.
Ama sakal bıraktın, başkaldırdın, karşı çıktın, obje oldun.
O yüzden Fenerbahçeli senden radikal hareket bekliyor.
Fenerbahçeli senden klişeleri yok etmeni bekliyor.
Fenerbahçe’yi bugüne kadar geri zekâlılar, sahtekârlar, dolandırıcılar yönettiği için, Fenerbahçeli senden dürüstlük bekliyor, akıl bekliyor, us bekliyor, mantık bekliyor.
Her iyi futbolcudan iyi antrenör olmaz diye saçma sapan bir sav var.
Ulan kötü futbolcudan mı iyi antrenör olur?
Kafasız futbolcudan iyi antrenör olmaz, Aykut Hoca, kafasız.
Sen kafalı adamsın.
Sen akıllı adamsın.
Bazen basın toplantılarını anlamıyorum ama boş ver ben Şenol Güneş’i de anlamıyorum.
Adam Dünya 3. oldu, ben hala anlamadım mesela.
Bir şeyler demek istiyorsunuz ama ben çok derine inemiyorum.
O sırada gözlerim akıcı ama kafam yoğun oluyor.
Ben de istikrardan yanayım, Aykut Hoca.
Ben de “Teknik direktöre iyi futbolcu emanet edersin, o da iyi oynatır”lardanım.
Ben de “Teknik direktör transfer yapmaz”lardanım.
Ben senin 1 yıl değil, 10 yıl kalmanı isterim.
Ama istikrarın tanımı da yapmam gerekir.
Bana kalsa Arsene Wenger çoktan kovulmuştu ama bir teknik direktör bir firmada 1 yıl, 2 yıl kalır mı?
Ama sen 30 yıldır bu camianın içindesin.
Senin artık bazı şeyleri görüyor olman lazım.
Senin artık bazı ipleri çekiyor olman lazım.
Kulüp, 104 yılın en zor dönemecini geçiriyor.
Ve düne kadar liderdi.
Senin futbolcuları bir arada tutman bile mucize, kaldı ki sen bir de şampiyonluğa oynatıyorsun.
Şampiyon olup olunmaması da önemli değil.
Galatasaray’dan 5 yemen de bir şey ifade etmiyor.
Dersin ki, Galatasaray son 10 yılın en iyi topunu oynadı.
Emre Çolak bile Maradona gibiydi.
O yüzden ben senin aksiyonlarınla ile ilgileniyorum, sayılarla veya tenekelerle değil.
Tenekeler eninde sonunda gelir.
Sana sadece bir şey soracağım, Aykut Hoca.
Dürüst olduğun için bana ne olur cevap ver lütfen.
E-mail adresim de yukarda.
Özer Hurmacı senin manevi evladın mı?
25 sene evvel onu senin kapına mı bıraktılar?
Sen hangi bilimsel tezinle Özer’i maçlara sokuyorsun?
Sana ince pas mı lazım?
Sana ters ayak mı lazım?
Sana soldan atıp sağdan geçemeyen adam mı lazım?
Neye istinaden bu adamı oyuna alıyorsun?
Bu takımda hala Bilica niye ve nasıl dolaşıyor?
Bu iki futbolcunun oynamaması için İddianame’ye mi sokmamız lazım?
Bu adamları hala nasıl Kadıköy’de yaşamalarına izin veriyorsun?
Bilica’nın yerine stopere Selçuk’u koysan, sana yemin ediyorum, helal olsun derdim.
Adam kanayan kolu kesti, çıkana kadar da bekleyecek derim.
Yahu Bilica’yı illa oynatmak istiyorsan, Bienvenu’yu çıkar, Bilica’yı forvete al.
Hiç değilse orada daha az zarar verir.
Bu dünyada Baroni diye bir oyuncu 2012’de kaldı mı, Aykut Hoca?
İstersen 500 metreden gol atsın.
Adam sanki 10 dakika önce yataktan kalkmış gibi.
Orada Gökay oynasa ne kaybedersin?
Bunu inan Galatasaray maçı için söylemiyorum.
Bir hafta Caner oynuyor, sonraki hafta yok.
Bir hafta Dia iyi oynuyor, sonraki hafta yok.
Bir hafta Stoch iyi oynuyor, sonraki hafta kesin yok.
Bunun denklemi nedir?
Bir algoritması var mıdır?
Bir mantığı var mıdır?
Biz de bilelim, ona göre iddia oynuyoruz Aykut Hoca.
Selçuk küsüyor, hemen o hafta takıma giriyor.
Baroni küsüyor, hemen o hafta takıma giriyor.
Küsenleri her hafta düzeltmek zorunda değilsin ki…
Sen Gençlere Yardım Derneği misin?
Sen Özürlülere Destek Merkezi misin?
O hafta kim formdaysa ona formayı ver.
Neyse, Aykut Hoca…
Başını ağrıttım.
Böyle biraz mektup gibi oldu, biraz da detaylara takıldım ama bunlar benim tarzım değildir.
Senin de tarzın olmadığını biliyorum.
Ama bir tek şeyi çok merak ediyorum.
Birilerini ne zaman tokatlayacaksın?
Birilerini ne zaman ipe götüreceksin?
Biliyorsun, burası Fenerbahçe.
Burada gereksiz yerde müdahalede bulunursan gönderirler.
Gerekli yerde müdahale etmezsen seni hemen gönderirler.
Hanginiz yuhaladı lan Başbakan’ımı?
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 20 Ocak 2011 tarihinde gönderildi
O gece Başbakan uyuyamamış, Adnan Polat uyuyamamış, Süleyman Varlıbaş uyuyamamış, TOKİ başkanı uyuyamamış, Enerji Bakanı uyuyamamış, Abdürrahim Albayrak uyuyamamış, bir tek Adnan Sezgin fosur fosur uyumuş diyorlar.
Mesela ben de uyuyamadım.
Merak ettim.
Dedim ki, acaba Başbakan bu kızgınlıkla şimdi ne yapar?
Dediler ya sabahtan Mecidiyeköy’ü Yunan’a, Riva’yı da Arap’a satar.
Ya da Adnan Polat’ı özelleştirir.
Aslında, Başbakan Adnan Polat’ı özelleştirmeden önce, kendisini özeleştirmesi gerekir.
Şöyle ki…
“Ulan biz yıllarca top oynadık, gol kaçırdık, bir kişi yuhalamadı, 600 trilyon verdik, daha konuşamadan yuhaladılar.”
Baktım olay çok karışık, ben de gittim olayı ve kameraları yerinde inceledim.
Mesela, TOKİ başkanın hiç suçu yok.
Zaten konuşan Erdoğan Bayraktar değil. Devlet Bahçeli.
Seyirciye halat da attı diyorlar. Fakat gürültüden duyulmamış.
Mesela, Adnan Polat’ın hiç hiç suçu yok. Çünkü cebinde 1 lira yok.
Ne diyecek orada?
“Başbakan niye kızıyor ki, herkes yuhalanabilir, bakın top taca çıkıyor, beni yuhalıyorlar, dışarıdan zerzevatçı geçiyor beni yuhalıyorlar. Bunda kızacak bir şey yok” mu diyecek? Adamın cebinde 1 lira yok, 1 lira.
Başbakan, stadı Türk Telekom Gusülhanesine çevirse hiç bir şey diyemezsin.
Mesela, Süleyman Varlıbaş’ın da suçu yok.
Cem Yılmaz da göstermişti.
Öyle bir akustik var ki, 1 kişi yuhalıyor, 10 kişi gibi ses geliyor.
Yani, Cumhuriyet Mitingleri gibi…
3 milyon kişi var, aslında 30 kişi.
Mesela, Galatasaray camiasının da hiç suçu yok.
Ne yapacaksın sen Mecidiyeköy gibi merkezi, İstanbul’un göbeği, metrekaresi 10000 dolar bir yeri? Orada Seyrantepe gibi bir yer kafesiz, alkolsüz bir çiftlik duruyor.
Kim kime, dum duma, re re re, ra ra ra..
Mesela, futbolcuların da bir suçu yok.
Sergen’in dediği gibi, “Ulan 10.takımın açılışı mı olur?”
Mesela, Hagi’nin de bir suçu yok.
O oradan geçiyordu.
E, kardeşim kim suçlu?
Bize bir suçlu lazım.
Böyle kısa, zayıf, kara kuru biri lazım. Böyle hazır suçlu potansiyeli olan. Böyle, nasıl diyeyim…
Aha, valla buldum.
Aykut Kocaman.
Yemin ederim, Aykut Kocaman.
Her şeyin sorumlusu o.
Aykut the Kocaman.
Face verdik, book’unu çıkarmayın
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 21 Aralık 2010 tarihinde gönderildi

5000 sarı kart, 50 bin isabetsiz pas, 1 milyon faul…
Fenerbahçe’nin 2.yarıları, Guti’nin promili, Arda’nın pubisi, Colin Kazım’ın pipisi…
Ligin ilk yarısının analizi için gazetelerde bunlar gibi, binlerce sayı ve data.
Bunları okuyacak vaktiniz yok ise, ben size ligin ilk yarısını özetleyeyim.
Mesela,
Ben bu sene Türkiye Ligi’ni seyrettim.
Bir de Acun’un Yetenek Sizsiniz’i seyrettim.
Tam Türk futbolunun niye böyle olduğunu anladım derken, bir de Animal Planet’in Yetenek Sizsiniz’i seyrettim.
Biz niye onlara hayvan demişiz, ben anlamadım.
Mesela,
Geçen ben yayıncı kuruluşu aradım.
“Türkiye Ligi’ni kapatsak sadece İngiltere Ligi’ni açsak” dedim.
Hayır dediler.
“Türkiye Ligi’ni kapatayım, Telegol’ü kapatayım, bir tek İngiltere Ligi kalsa” dedim.
Hayır dediler.
“Türkiye Ligi’ni kapatayım, Telegol’ü kapatayım, yanına Tabata ile Serdar Özkan’ı vereyim” dedim.
Telefonu yüzüme kapadılar.
Mesela,
Bende uyku problemi var.
Doktora gittim.
Bana haftada Spor Totoş Ligi’nden 3 maç seyredeceksin dedi.
Olur mu öyle şey dedim.
Reçeteye Konya – Galatasaray, Fenerbahçe – Sivas, Beşiktaş – Gaziantep yazdı.
Ohhh, bir seyrettim, 4.5 saat kesintisiz uyku.
Bir de üstüne Mustafa Denizli & Şansal Ağabey.
Ohhh, etti sana günde 9 saat.
Beni hakikaten Türk doktorlarına emanet edin.
Mesela,
Umut 100ler kulübüne girdi, onu gördüm.
Mesela,
Burak Yılmaz’a çok iyi forvet dediler, onu gördüm.
Mesela,
Alex frikikten gol attı, onu da gördüm.
Yahu, onu bırak Rıdvan, Aykut’u eleştirdi.
Onu bile gördüm.
Artık ölsem de gam yemem.
Not : Bu arada Colin Kazım’ın twitteri var ise, Emrah Öner’in de Facebook’u var.
Emrah Öner – The Spor Yazarı diye bir şey kurduk. Yorumlarınızı oraya da bekliyorum.
(Her türlü yorumu yazın, küfür edin, kırın, dökün ama ne olur saçmalamayın)
http://www.facebook.com/home.php?#!/group.php?gid=133230486718894
El Kalasico
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 30 Kasım 2010 tarihinde gönderildi

Dünyada kaç derbi var?
Tansel Taşanlar üşenmemiş, oturmuş, saymış.
İskoçya derbisi;
Celtic – Rangers.
İlk, Katolikler Protestanlara ağız burun girmiş.
Yani…
Din derbisi.
Yunanistan derbisi;
Olympiakos – Panathinaikos.
Biri çalışan kesim, öbürü tiki.
Yani…
Sınıf derbisi.
Yugoslavya derbisi;
Kızılyıldız – Partizan.
Biri askerin takımı, öbürü halkın takımı.
Yani…
MGK derbisi.
Roma derbisi;
Roma – Lazio.
Biri solcu, biri sağcı.
Yani…
Siyaset derbisi.
Bükreş derbisi,
Rapid Bükreş – Steau Bükreş.
Zamanında Rapidçilere çingene demişler. Öyle kalmış.
Yani…
Irk derbisi.
Mısır derbisi;
Zamalek – Al Ahly.
O kadar manyaklar ki, derbiye yabancı hakem getiriyorlar.
Yani…
Bir şey anladıysam arap olayım derbisi.
İspanya derbisi;
Barcelona – Real Madrid.
Bir rüya. Bir Hayri Pıtır serüveni. Bir klasik olduğu için El Clasico.
Yani…
Klasiklerin derbisi.
Ve İstanbul derbisi;
Galatasaray – Beşiktaş.
Bir tarafımın derbisi.
Ali Turan, Barış Özbek, Servet Çetin, Pino, Tabata, Nihat, İbrahim Toraman, Rüştü, Hakan Arıkan, Hilbert, Gökhan Zan, Sabri, Serdar Özkan, Hakan Balta, Cüneyt Çakır.
El “Kalas”ico.
Yani….
Siz anladınız neyin derbisi…
Haftanın panoraması
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 10 Kasım 2010 tarihinde gönderildi

Türkiye Ligi, yine bildiğiniz gibi.
Keyifsiz, zevksiz, heyecansız.
Yıllardır da bildiğimiz senaryo.
Üç büyüklerin diğer takımlarla puan farkı her hafta açılıyor, Anadolu takımları arkadan yetişemiyor, sonra diyoruz ki Türk Futbolu niye bu durumda?
Nasıl bu durumda olmasın?
Mesela, 9.sıradaki Galatasaray.
Yahu bu takım 3 büyüğe nasıl yetişsin?
Stadı yok, parası yok, pulu yok, seyircisi yok, sağlık kurulu bile yok.
Ahı gitmiş, vahı bile kalmamış, o da gitmiş.
Başkanı cahil, futbol şubesi cahil, futbolcusu cahil.
9.luk bile bence bir başarı.
Sen Federasyon olarak yardım etmiyorsun, sonra adamlar ucuz transferler yapıyor.
Federasyon, Türk Futbolu’nu düşünüyorsa, acilen 6+2+2+4+18’i getirmesi gerekir.
Fakat burada Arda diye bir çocuk var.
3 büyükler ne yapıp edip, bu çocuğu gündemlerine almalılar.
Biraz tahsili, terbiyesi zayıf ama yapacak bir şey yok.
Genel olarak Anadolu’nun sosyoekonomik durumu böyle.
Mesela, Beşiktaş…
Kaç kere söyledik, Anadolu kulüpleri toplama takım yapmamalı diye.
“Bize sadece 35’te geliyorlar” diye Nihat’ı, Aurelio’yu aldılar.
Tamam sen Anadolu kulübüsün, kapasiten küçük olabilir, ama niye gençlere yönelmiyorsun?
Senin tek hedefin, futbolcu yetiştirip 3 büyüklere, yani Trabzon, Bursa ve Kayseri’ye futbolcu satmak olmalıdır.
Başka bir şey olamaz.
Bence başkan daha bunu anlayamadı.
Beşiktaş’da ise Quaresma diye genç bir çocuk var.
Helal olsun yönetime.
Nereden buluyorlar böyle futbolcuları, hayret valla.
Göreceksiniz, bu çocuk daha iyi yerlere gelecek.
Ve Fenerbahçe…
Belki de bir tek Fenerbahçe’nin taktiği doğru işliyor.
Sistemli, disiplinli, taş gibi bir Anadolu takımı.
Bu takımı öyle kolay kolay kimse yenemez.
Büyük maçlarda çok iyi kapanıyorlar.
Zaten 3 büyüklerle bütün maçları kafa kafaya oynadılar.
Ve Bursa’dan aldığı 1 puan çok önemli.
Trabzon ve Kayseri maçı biraz şanssızdı.
Hakem faktörü de maalesef çok büyük.
3 büyüklerin kollandığı bir ligde Anadolu kulüpleri çok zor bir yere gelirler.
Fenerbahçe, diğer Anadolu kulübü takımlarla oynadığı maçlara daha fazla asılıyor.
3 büyüklerden kaybettiği puanları onlardan çıkarıyor.
Bu da iyi bir şey.
Kısacası ben bu Fenerbahçe’yi çok sevdim.
Dört gözle maçlarını takip edeceğim.
Ve helal olsun Aykut Hoca’ya.
Tam bir Anadolu çocuğu.
Ve çok iyi bir takım yaratmış…
Yakında Aykut Hoca’yı 3 büyüklerde teknik direktör olarak görebiliriz.
Söylemedi demeyin.
Haftaya, 3 büyük kulübümüz Trabzon, Bursa ve Kayserispor’u yakından inceleyeceğiz.
Olağanüstü statlarıyla, trilyonluk transferleri ile, popüler başkanları ile, Serkan Balcı’nın Ferrari’si ile, Ergiç’in yatları ile, Şota’nın katları ile 3 büyük nasıl olunuyor onu inceleyeceğiz.
Esenle kalın.
Ya Ayvırsın, ya da Ayrılırsın
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 02 Kasım 2010 tarihinde gönderildi
İşte Türk Futbolu’nun kahpe yüzü…
Hani derler ya, İstanbul’un havası hayat kadını gibidir.
Bir açar, bir kapar diye.
Onun gibi bir şey…
Mesela…
Dış hatlardan Rijkaard gidiyor, yanında gözü morarmış Neeskens var.
Kapıdan içeri, frişap’tan rakısını almış Hagi giriyor.
Dış hatlarda Teofilo pijaması ile oturmuş, hanımı portakal soyuyor.
O sırada Iverson pasaport kontrolünden geçiyor.
En basitinden 10 sene önce Galatasaray yüksekten uçardı.
Şimdi THY United, sadece Bursa için geliyor.
İç hatlar zaten köprü gibi.
Sabah 6’da bile yoğun…
Mesut Bakkal ile Rıza Çalımbay Spor Toto CIP Lounge’da karşılaşıyorlar.
“Soyunma odasında benim sigarayı unuttum hocam. Sonra gönderirsin. Ya da sen kendin getirirsin. Ya da 2 aya bekle, ben gelir alırım.”
Yılmaz Vural’a onlayn çek-in yaptırmışlar, o da gidecek gibi.
“Oynayın layn!” diye bağırıyor adam da…
Fakat Ziya Doğan’a da aynı koltuğu vermişler.
Kabin amiri bir şeyler ayarlamaya çalışıyor.
“Kabin Krüv, kros çek” falan diyor.
Öyle bir sistem ki, yeni meslekler de icat ediyor.
Havalimanında yaşayan, içeri her gireni omuza alan hırdavatçılar…
Sonra ortalıktan toz olan ferforje beyinler…
Her gün sabahtan Rijkaard’ın, Schuster’in, Aykut’un Kocaman’ın bavulunu hazırlayan duayen belboylar…
Futbolcuya lazer tutan adama kamera tutan kameramanlar…
İşte bütün bunların arasında Iverson’u getirdi Yıldırım Demirören.
Nasıl getirdi, niye getirdi, kimin aklına geldi, bana sormayın. Ben bilmiyorum.
Zaten bence kendisi de bilmiyor, Iverson da bilmiyor.
Bu sene başkanın kafasına “yararlı ama tribün transferleri” diye bir şey kim soktuysa esas ben onu arıyorum.
Bu cevabı bir tek o biliyor.
Fakat, Yıldırım Demirören şunu biliyor,
Güzel kumar oynuyor.
Tıpkı Schuster gibi…
Fi Yapı, Guti, Q7, Q3 Necip, Fatih Tekke, Aurelio derken, en son olarak Iverson…
Bunların son kozu olduğunu biliyor.
Ama Yıldırım Demirören, şunu daha iyi biliyor;
Avrupa Ligi gidince, eğer “Son iki” kupa gelmezse, seneye yeni transfer “Rıfkı” eline geliyor.




.jpg)

Son Yorumlar