Futbol ile Etiketlenmiş Yazılar
Yedi maddede Bursa
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 30 Eylül 2010 tarihinde gönderildi
Sene 94, ya da 95.
Kuruyemişçiye girdim.
Televizyonda maç var.
Herkesin pür dikkati maçta.
Ama ortam da bir o kadar sessiz.
Dedim, “Ne maçı var?”
Dediler, “Wimbledon – Bursa.”
Dedim, “Kaç kaç?”
Dediler, “4-0.”
Dedim, “Maç nerede?”
Dediler, “İngiltere’de.”
Dedim, “Abi, İngiltere’de acımaz bu herifler.”
Bütün kafalar döndü.
“Abi, biz öndeyiz.”
Dedim, “E ben şok oldum. Siz niye sevinmiyorsunuz?”
Dediler, “Abi biz de şoktayız.”
Şimdi bana 15 yıl önce sormuş olsalardı, şampiyonluk Trabzon’dan sonra havasıyla, stadıyla, formasıyla, futbolcusu ile kime yakışır diye? Bursa derdim, bu bir.
İki, peki şimdi sordular, Bursaspor gruptan çıkar mı diye?
Gol bile zor atar dedim, bu iki.
Peki neden dediler? Bu Lig, Bursaspor ve Ertuğrul Sağlam’ın sıkleti değil, Valencia maçını Cüneyt Çakır yönetse de fark olurdu dedim. Bu da üç.
Peki, Bursaspor ne yapmalı dediler? Önce “Sağlam” kadro kuracak, sonra “Sağlam” oynayacak, sıfır da çekse her sene Avrupa’ya katılacak, yoksa bu şampiyonluğun hiçbir anlamı kalmaz, dedim. Bu da dört.
Sordular, Bursa’yı niye seviyorsun diye? 2 yıl Teksas’da yaşadım. O yüzden kan çekiyor belki, dedim. Bu da beş.
Fakat bu Teksas, Tommiks’e dönmesin sayın Ertuğrul Sağlam, diye eklerdim. Bu da altı.
Biraz Ahmet Çakar gibi oldu kusura bakmayın. Bu da yedi.
Alex le Sonsuza?
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 22 Eylül 2010 tarihinde gönderildi
Şimdi yazacaklarımı 7 yaşında bir çocuk da, 77 yaşında bir dede de anlayacaktır.
Alex, Fenerbahçe’nin gelmiş geçmiş en yararlı futbolcusudur.
100 gol -100 asist ile oynayan bir oyuncu eminim bir daha gelmeyecektir.
Alex, Toni Schumacher’den de, Uche’den de, belki Rıdvan Dilmen’den bile daha tapılan bir futbolcu olmuştur.
O kadar sevilmiştir ki, statta bir tribünü oluşmuştur. Özel bir kitlesi vardır.
Kalamış’taki 5-6 yaşındaki çocukların tümünün ismi belki de Aleks’tir.
X harfini muhtar klavyede bulamadığından böyle dansöz ismi şeklinde koymuş da olabilir.
Alex, Fenerbahçe’nin gelmiş geçmiş en yararlı futbolcusudur fakat benim için en iyi futbolcusu değildir.
Örneğin ben, şu ana kadar ben 10000 rüya gördüysem, hiçbirinde Alex yoktur.
Ben halı saha takımı kursam, altın 11 yapsam, Alex en son aklıma gelir.
Ben forma alsam, Alex isminden önce, benim için arkasına yazılacak yüzlerce isim bulunmaktadır.
Ben Alex’çi değilimdir.
Benim futbol kitabımda Alex’in yeri yoktur.
100 gol atsa da benim kafamdaki 10 numara Alex değildir.
Benim futbol anlayışımda, Pesiç-Repçiç’in yeri vardır, Oğuz Çetin’in büyük yeri vardır, Revivo’nun sağlam yeri vardır, Pierre van Hooijdonk’un inanılmaz bir yeri vardır, fakat Alex’in yeri yoktur.
Ben mahalle arasında maç yapan küçük çocukların “Arda çalımlarla gidiyor..”, “Quaresma şut ve gooool”, “Hagi topu aldı”, “Gökhan Zan, ve maalesef çakrası kırıldı” diye konuştuklarını duymuşumdur fakat “Alex, harika bir gol” dediklerini çok az duymuşumdur.
Aykut Hoca, Alex tarzı futbolcuları sevmeyebilir.
Fakat şurada hata yapmaktadır.
Alex’in bu takımdan kesin silinmesi gerekir, fakat Alex gönderilecek ilk oyuncu değildir.
Örneğin, Aykut Kocaman’ın bu seneki en iyi transferi, Niang değildir.
Aykut Kocaman’ın bu seneki en iyi transferi, Deniz Barış, Ali Bilgin, Vederson, Önder Turacı, Colin Kazım ve Güiza’nın kovulmasıdır.
Daha kovulacak en az 5 adam daha var iken, Alex’i kesmek büyük handikaptır.
Maalesef Aykut Hoca, Alex’i bazı duayenlerin gazıyla aniden silmiştir.
Ve Aykut Kocaman’ın unuttuğu çok önemli bir konu daha vardır.
Alex, beyaz Brezilyalıdır. Gözlük takar, çünkü kitap okur. Kafalıdır.
Vederson gibi kafası tüp değildir. Yani zekidir.
Alex’in istemediği hiçbir oyuncu takımda duramamıştır.
Kezman, Güiza, Pierre van Hooijdonk, hepsi şutlanmıştır.
Alex ile birlikte tek sevdiği futbolcu olan Semih, yıllardır bu takımdadır.
Aykut Hoca her ne kadar tecrübeli de olsa, bu konuda karakteri gereği toydur.
Alex isterse, çaycı dahil herkesi, yerini değiştirtme, göndertme gücüne sahiptir.
Buna ister Brezilya mafyası denebilir, ister başka bir şey denebilir.
Fakat Alex’in pozisyonu Başkan’ın ayakta alkışladığı Sakarya maçında belli olmuştur.
Alex, yıllardır bu takımın futbolcu-sportif direktörüdür.
Nedeni çok basit
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 14 Eylül 2010 tarihinde gönderildi
Diyorlar ki…
Türkiye baskette, voleybolda final oynarken,
Neden futbolda PAOK, Kaparty Lviv gibi abuk sabuk takımlara eleniyor?
Nedeni ne Alex.
Ne Aykut Qcaman.
Ne Rijkaard.
Ne 4-4-1-1.
Ne de 4-8-15-16-23-42.
Nedeni çok basit.
Türkiye, Fransa maçında havalarda uçuyor, ters alley-ooplar, onlar-bunlar…
Kenarda Selçuk, Semih’in kafasına balonla vuruyor.
Soruyorlar…
Nasıl oluyor da, Sırbistan’ı eliyoruz, Amerika’ya bile kafa tutuyoruz, her sene bir final oynuyoruz;
Fakat;
Futbolda Dünya Kupası 3.sü olsak, Avrupa Kupası’na gidemiyoruz.
Avrupa 3.sü olsak, Dünya Kupası’na gidemiyoruz.
Yahu 150 senedir neden İngiltere’ye bir gol atamıyoruz?
Kaldı ki, basket ata sporumuz değil…
“Bir tarafı yere yakından korkacaksın” diye bir atasözümüz var, fakat aynı atanın “anam avradım olsun” diye yemini var.
Yine kaldı ki; memleketin boy ortalaması bir Hülya Avşar, basenlerin ortalamasını hiçbir fizikçi hesaplayamaz.
Nedeni ne dağların Ege’ye dik uzanması, ne de Ergenekon.
Nedeni çok basit.
Kerem traşını olmuş, Engin şirin, Oğuz fizikli, Semih tatlı, Ender futbol yorumcularından daha iyi konuşuyor.
Öbür taraftan;
Selçuk’da 3 karış sakal, simsiyah bir tip, hepsi eşofmanı beline bağlamış, belki ayaklarında takunya, Arda’nın benim kadar gıdısı var, pikniğe gelir gibi giyinmiş iğrenç bir türkuaz güruh.
Şimdi…
Kim demiş, uzun boylu adamın beynine oksijen gitmez diye?
Kim demiş, “Boyu uzun, aklı kısa” diye?
Ve kim demiş,
Türk Futbolunun marka değeri 400 milyon dolardır ve doğrudur diye?
İlk
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 12 Eylül 2010 tarihinde gönderildi
Bu benim ilk yazım…
Fakat Belçika maçı, Türkiye’nin davul gibi gerildiği ilk maç değil.
Bu benim ilk yazım…
Fakat bu 70 milyon’un duran toptan yediği ilk gol değil.
Bu benim ilk yazım…
Fakat bu Türkiye’nin gol yedikten sonra açıldığı ilk maç değil.
Bu benim ilk yazım…
Fakat bu kendi takımında oynamayanlardan oluşturulan ilk milli takım kadrosu değil.
Bu benim ilk yazım…
Ve bu delinin ilk bayramı da değil…
Belçika maçından çıkan sonuç şu; “Türk futbolunun ekolü yok.”
Kim demiş?
Anacım biz, son saniyede Avrupa 3.sü oluruz.
Biz, 70 milyonluk ülkede Tuncay’ı sırtı dönük forvet oynatırız.
Biz, Almanya’yı yeneriz, Azerbaycan’a yeniliriz.
Biz, Euro 2012’e, Fifa 2014’e, PES 2016’a son saniyede gideriz veya son saniyede gidemeyiz.
Biz, maça 3 kısa ile başlarız (Emre-Arda-Nihat), sonra 2 kısaya döneriz (Emre-Arda), gerekirse en son kısa ile döveriz.
Biz, boy ortalamamız bir Burhan Çaçan olmasına rağmen, basketbolda ezeriz, voleybolda ezeriz, futbolda ezemeyiz.
Biz, basketbolda Lakers’i yeneriz, bir tane daha Hakan Şükür yetiştiremeyiz.
Biz, “Sabri’nin top tekniği çok zayıf” diyen Mustafa Doğan’ı, “Nihat hiç koşmuyor ki” diyen Sergen Yalçın’ı yorumcu yaparız.
Biz, Valencia’dan Mehmet’i almayız, Real Betis’den Mehmet’i alırız.
Biz, ÖSS’e, KPSS’e bir gün önce çalışmaya başlarız.
Biz, koskoca bitirme tezini son dakikada teslim ederiz.
Biz, doğalgaz faturasını son saniyede yatırırız.
Biz, iş görüşmesine ucu ucuna yetişiriz.
Biz, nikaha damatla beraber gireriz.
Biz, tatile Cuma günü karar veririz, sonra yer yokmuş deriz.
Biz, uçağa son anonstan sonraki anonstan sonraki anonsta belki bineriz.
Biz, sinemaya filmin başrol oyuncusundan sonra teşrif ederiz.
Biz, Yobo’yu, Misimovic’i, Insua’yı 1 Eylül Çarşamba saat 16:59’da transfer ederiz.
Biz, her şeyi fotofinişle belirleriz.
Kim demiş;
Brezilya’nın bir stili var,
İtalyanların bir tarzı var,
Almanların bir formatı var, bizim ekolümüz yok diye?
Biz…
Biz Türkiye’yiz.
Biz son saniyede “Evet” bile diyebiliriz…
Günün fıkrası
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 20 Ağustos 2010 tarihinde gönderildi
Günün fıkrası Selanik’ten…
Aziz Yıldırım’ın biri, bir gün yolda yürüyor. Aaa bir bakmış, yerde bir lamba.
Hemen ovmuş lambayı, içinden cin çıkmış.
Cin demiş ki, “Beni kurtardın, ne dilerse dile benden…”
Aziz Yıldırım demiş ki;
“Her yeri baştan inşa etmek istiyorum. Her yer benim olsun. Her yeri yıkmak istiyorum. Her yere ruhsat istiyorum. 50 tane stat, 100 tane AVM istiyorum. 3000 tane tesis istiyorum. “
Cin; “O kadar betonu ben bile bulamam. Sen başka bir şey iste.”
“O zaman” demiş Aziz Yıldırım.
“Bir takım istiyorum.
Bu takım ısırsın istiyorum.
Her hafta bir kupadan elenmesin istiyorum.
Son dakikada anons yapılmasın istiyorum.
Son dakikada bir kerede biz kupa alalım istiyorum.
Orta sahada şaşı futbolcum olmasın istiyorum.
Bir Avrupa maçında da Yasin, Can, Bekir, İlhan, Ali Bilgin, Deniz olmasın istiyorum.
Artık Brezilyalı gelmesin istiyorum.
Her taraf Fransız zenci olsun istiyorum.
2 kere pas yapmak istiyorum.
2 gram pres yapmak istiyorum.
Seyircim kanser olmasın istiyorum.
17 şampiyonluğa 19 kere sevinmesinler istiyorum.
Türk antrenörüm bir kere de kovulmasın istiyorum.
Ben soyunma odasına inmeyeyim istiyorum.
Yanımdakiler istifa etmesin istiyorum.
Cin bakmış, bakmış, bakmış…
Düşünmüş…
“Tesisler normal çim mi olsun, suni çim mi?”
A.Q.
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 06 Ağustos 2010 tarihinde gönderildi
Binlerce şey yazdılar…Binlerce şey söylediler…Oysa ki Fenerbahçe için yazılacak tek şey vardı…Onu da taraftarlar maç çıkışı söyledi. O da A.Q. idi.
A.Q.
Bu iki harfi;
İster Adaptive Quantization (Uyarlanabilir Niceleme) olarak algılayın…
İster Audi Quattro olarak algılayın…
İster Al Qaeda (El Kaide) olarak varsayın,
İster Alliance Quebec (İngilizce konuşan Quebec’liler Lobisi) olarak varsayın…
İster Australian Quarterly (Avusturalya’da bir dergi) olarak okuyun,
İster Automatic Qualifier (Otomatik olarak bir üst tura çıkan) olarak okuyun…
İster Ahn Quiraj (World of Warcraft’tan bir terim) olarak düşünün,
İster Advanced Queuing (Oracle’de bir mesaj sağlayıcısı) olarak düşünün…
İster Attitude Quotient (Zeka ölçüm katsayısı) olarak bilin,
İster Autism Quotient (Otizm katsayısı) olarak bilin…
İster Andrade Quaresma olarak anlayın…
İster Aykut Qocaman olarak anlayın…
İsterseniz de o manada anlayın.
Ben bilmem.
Bilemem…
Ama şunu bilirim.
Ünlü ozan Duran Duran demiş ki ;
Young Boys never lose it, (Young Boys hiç kaybetmez.)
Young Boys never chose this way, (Young Boys böyle gerizekalı bir futbolu seçmez.)
Young Boys never close your eyes, (Young Boys gözünün yaşına bakmaz.)
Young Boys always shine. (Young Boys seni her zaman paralar ve parıldatır.)











Son Yorumlar