Fenerbahçe ile Etiketlenmiş Yazılar

Geri neyi kalır ki?

Nihat Genç demiş…

Türkiye Ligi, tüm takımların Fenerbahçe ile 2 defa karşılaştığı bir ligdir diye. Sonra Fenerbahçe Türkiye’dir diye.

E biz yıllardır ne yazıyoruz?

Yıllardır Fener yenince, zam gelir, yasalar geçer, bira satışı artar, rakı artar, viagra artar, evlenen sayısı artar, çocuk artar, altın artar, dolar artar demedik mi?

Fenerbahçe Türk dizisi gibidir, içinde drama olur, komedi olur, ihtiras olur, tutku olur, heyecan olur, gerilim olur, küfür olur, artistlik olur, kötü oyunculuk olur, ucuz prodüksiyon olur demedik mi?

Millet birbirine girdi, polis arabaları takla attı, biz daha önce “Fenerbahçe bu hem sever, hem döver” demedik mi?

Polis-taraftar-millet birbirine girdi, Fenerbahçe Türkiye’dir mantığı ile bizi birbirimize kırdırmak isteyen birileri var demedik mi? O copu vuran, biber gazını sıkan, suyu tazzikle sıkan polislerin yarısı Fenerli’dir demedik mi?

Fenerbahçe Türkiye’dir, okulda, evde, ailede, askerde dayak var da Fenerbahçe’nin olduğu yerde dayak olmaz mı demedik mi?

Başbakan bazı taraftarlara terörist dedi, e biz bazı teröristleri davullarla zurnalarla karşılarken “Ulan bu işte bir iş var” demedik mi?

Fenerbahçe bir kulüp değil, bir renk değil, bir organizasyon değil, bir dernek değil, kendiliğinden oluşmuş bir sistemdir demedik mi?

Fenerbahçe Türkiye’dir, o senenin trendi ne ise, cemaat, asker, Haluk Ulusoy, gerici, solcu, Nakşibendi, tiki artık ne ise, o trend’e hiçbir zaman uymaz, çünkü kafası basmaz, sonra o trend onların düşmanı olur, çünkü Türk saftır, dik kafalıdır, her şeyi anlamaz, uzlaşmaz, ılımlı değildir demedik mi?

Fenerbahçe Türkiye’dir, trafikte alkollü kullanma, park, hız yemediğimiz ceza kalmadı ama akıllanmadık, 6 değil 66 maç ceza verseniz onları yıldıramazsınız demedik mi?

Fenerbahçe Türkiye’dir, Türkler apolitik yetişiyor, Fenerbahçe’linin siyasi bir görüşü olamaz, başkanın dahi siyasi bir görüşü yoktur, ama yeter ki onların damarına basmayın demedik mi?

Ya bu ligden, bu topraklardan, bu çarktan, bu hayattan Fener’i çıkar,
Geri neyi kalır ki demedik mi?

Şarkısı bile var.
Ama biz daha önce söylemedik mi?

http://www.facebook.com/groups/133230486718894/

https://twitter.com/#!/emrahoner

Yorum yok

Bu Tanrıyı siz yarattınız

 


Öyle bir sene geçti ki,
Kafa kalmadı.
Adale kalmadı.
Sinir sistemi kalmadı.
Ruh kalmadı.
Saygı kalmadı.
Kanser olmayan hücre kalmadı.
Beyazlamayan yerimiz kalmadı.
Arkadaşlık kalmadı.
Aile kalmadı.
Hafta içi-hafta sonu kalmadı.
Emenike terk etti.
Lugano terk etti.
Anam terk etti.
Hanım terk etti.
Ablam terk etti.
Kayınpeder terk etti.
Evlilikler bitti.
Aşklar bitti.
TV’nin lambası bitti.
Cepte para bitti.
İçimdeki futbol sevgisi bitti.
Mustafa Kamil Abitti.
Herkes bitti.
Her şey bitti.

Bu öyle bir seneydi ki, Türk Futbol tarihinin 12 Eylül-28 Şubat-17 Ağustos karışımı gibi bir şey oldu.
Bu öyle bir seneydi ki, ölümler oldu, kanlar aktı, terler aktı.
Bu öyle bir seneydi ki, herkes herkesin gerçek yüzünü gördü.

Ama 1 takım kazandı.
O da FC Lig TV.

Şuna katılıyorum…
Ne olursa olsun bu maçın sonunda Fenerbahçe seyircisi 2 takımı da alkışlamalıdır.
Çünkü Fenerbahçe taraftarı duygusaldır, anaçtır, babaçtır.

Ama kusura bakmayın, şuna katılmıyorum.
Bu senenin 2 şampiyonu yok.

Bu senenin tek şampiyonu Fenerbahçe’dir.
Bu maç ne olursa olsun, bu senenin olayı Fenerbahçe Takımı’dır.
Bunu inanın 9 puan geride bitirse idi de söylecektim.

Maç sonunda Galatasaray şampiyon olursa, tabi ki Fenerbahçe taraftarı, Galatasaray’ı alkışlamalıdır.
Ama önce Galatasaraylı futbolcular, Fenerbahçe futbolcularını alkışlamalıdır.

Başkansız, muhasebecisiz, futbolcusuz bir takımın 2 kupanın peşinde koşmasını anca ”Thermopylae Geçidi’nde 11 Fenerbahçeli” filminde görürsünüz.

Fakat şu bir gerçek.
Tipik bir Fenerbahçe, çoktan 2 kupayı bırakmıştı.
Klasik bir Fenerbahçe, şu an seçimlerle, derneklerle, çiftliklerden canlı yayınlarla uğraşıyordu.

Ama gereksiz Fenerbahçe düşmanları, siz, bir Fenerbahçe Tanrısı yarattınız.
Siz bazen üstünüze vazife olmayan konularla, kendi şikelerinizi, teşviklerinizi görmezden gelip Fenerbahçe ile uğraştınız.
Parapsikolojiye inanmam, fakat siz negatif enerjinizle yöneticiye, taraftara ve futbolcuya güç verdiniz.
Siz Direnç Tanrısı yarattınız.
Yahu siz nefretten kaleci yarattınız.
Volkan, küfür yemekten, Dassaev oldu.
Emre, küfür yemekten Diarra oldu.
Alex 40 yaşında her hafta derbiye çıkar oldu.
Yani tuzağa siz düştünüz.

Belki siz bu kadar uğraşmasanız, Fenerbahçe 2 kupaya oynamayacaktı.
Belki siz bu kadar küfür etmeseniz, Fenerbahçe bu kadar motive olmayacaktı.
Belki siz bu kadar delmeseniz, Fenerbahçe bu kadar birleşmeyecekti.

Ey Fenerli futbolcu…
Gidin, ananızla, bacınızla, eşinizle, çocuğunuzla vakit geçirin.
Benden size en az 6 ay izin.
Siz bazı şeyleri çoktan hakkettiniz.

2 kupa ne ki?

http://www.facebook.com/groups/133230486718894/

https://twitter.com/#!/emrahoner

, ,

1 Yorum

Son of a bit, Kamil Abitoğlu

Konu; Mortal Kombat Zokora ya da Dhalsim Zokora.

30 yıldır bu sektörün içindeyim, (sektör derken bu ölümlü dünyayı kastediyorum), ben hayatımda Ömer Üründül’ün bir hakeme “düdüğünü assın” dediğini ilk defa duyuyorum.
Hem de öyle blokların arasına kolektif bir şekilde falan değil, direkt düdüğü assın dedi adam.

O yüzden bence bu sene programlarda cacık yapılması, karnıyarık siparişi verilmesi, bir başkana “La yürü git” denilmesi, o başkanın da “Bana bağırma ulan Sayın Kütahyalı” demesi gayet doğaldır.

Aslında bu memlekette Zokora’nın Emre’ye tekmesi ve onun sarı kartı da çok doğal karşılanmalıdır.
Bakın ne diyorum size…
1-2 seneye Volkan Demirel veya Emre Belezoğlu sniperla vurulacak, o taraftar 3 yıl hak mahrumiyeti alacak, tahkime gidecek, 1 yıla inecek ve sen hala Zokora diyeceksin.
Ya başkan “sahaya yansımaması sevindirici” diyor, e senin kurulun bir sürü ceza veriyor.
Bu ne demek biliyor musun; Bize Zoka’yı yutturmuşlar, sen hala Zokora diyorsun.

Bir örnek daha vereyim;
Bu Süper Nefret Finallerinde, şu an yaşasa rahmetli ananem babaanneme arkadan yatarak girerdi.
Dünür oldukları için değil…
Başka bölgelerden olduğu için de değil.
Gelinine kötü davranıyor diye de değil.
Sırf başka bir takım tuttuğu için.

Mustafa Kamil Abitoğlu, gerçekten bu sistemin en suçsuz organı, vidası, dişlisidir.

Bir memleket düşünün ki, korner atılırken çakmak veya don yağmayınca şaşırsın.
Bir memleket düşünün ki, çocuğun kafasına rakı şişesi gelince bırak maçı iptal etmeyi, “Çocuğun kafasına şişe gelmiş. En az +5 dakika uzatmalıydı. 4 dakika uzattı” diye kızsın.
Bir memleket düşünün ki, sahaya su şişesi yağdırırken rakibe korneri niye atmıyorsun diye bağırsın.
Ya da neden Emre atıyor diye kızsın. Ya da ne olacak ki, her yerde su atılıyor desin.

Sonuçta bağırsın, çağırsın, kızsın ve inşallah gebersin.

Mustafa Kamil Abitoğlu, tabi ki düdüğü asmalı.
Fakat asarken, bir intihar mektubu yazmalı.
O mektupta o an hissettiği eyyamı bize anlatmalı.

Ben zaten Abitoğlu maça verilince bunun içinde bir “bit” yeniği olduğunu anlamıştım diyenler bilmelidirler ki, Mustafa Kamil Abitoğlu, özür diliyorum, bu sistemde bit’ten de ufak bir parçadır.

Garibim Abitoğlu, bir piyon veya bir er bile değildir.

Esas bu nefret dekoderlerini, bu kin finallerini, bu öfke turnuvalarını bize sunan, bizi kandıran, bizimle alay eden, ipleri devamlı elinde bulunduran kukla efendilerini temizlersek, futbolumuzu bit’lerden ayırmış oluruz.

Yoksa sonsuza kadar bit’miş oluruz.

http://www.facebook.com/groups/133230486718894/

https://twitter.com/#!/emrahoner

, , ,

Yorum yok

Agresifim, kompleksliyim

 

Sinirliyim…
Öncelikle, kulüple kişiyi ayırdık.

Yani…
Araçla kaza yaptın. Adama çarptın. Diyorlar ki, adama ceza ver, arabaya niye ceza veriyorsun?
Askerlik mi oğlum burası da, tanka-tüfeğe ceza veriyorsun?
Doğru.

Peki, o zaman seyirci küfür ederken neden hala kulübe ceza veriyorsun?
Neden Bursalı taraftar palayla polise saldırırken, Bursa’ya ceza verdin? Gerçi onu da iptal ettin.
Evet, o zaman böyle bir mantık yoktu ama Bursalı seyirciye palayı veren, onu azmettiren Bursaspor olduğuna dair kanıt mı var? Tape mi var?
Neden hala rakı şişesi, mendil, çakı, atlet, küfür, paçalı don, adam, taş atılınca için kulübe ceza veriyorsun?
Orada güvenlik kamerası, polis handy-cam, özel güvenlik yok mu?
Eğer adamı yakalayamıyorsan, kulübe de ceza verme.
Ya da ceza ver, fakat “Sen adamı yakalayamadığın için ceza veriyorum” de.

Agresifim…
Çünkü teşebbüs ile şikeyi ayırdın.

Peki, şu an birileri çıkıp dese ki, “Biz maçı seyrettik, Zalad o golleri kasıtlı yememiş. Sahaya yansımamış” dese ne diyeceksin?
Bütün o küfürleri, suçlamaları, hakaretleri geri mi alacak mısın?
Hadi, eyyam departmanı zaten yıllardır var, teşebbüs departmanını ne zaman kurdun?
Ben 100 tane maçın 90’ınında şike yapsam, sen diğer 10’unda şike var zannedersin.
90’ını anlamazsın.
İddia ediyorum, en azında 25’inde Rıdvan Dilmen’i de kandırırım.
Sen ne diyorsun, biz yıllarca Arif Erdem ile büyüdük. Şike neymiş.

Veya maç 0-0 giderken, son saniyede bir gol oldu.
Senin yapabileceğin hiç bir şey yok.
Teşebbüs sahaya yansımamış mı demektir?
E ulan para alan adam sahada?
Yansımış işte.
Peki, bunun teşebbüste kaldığına kim karar verdi?
Turgay Şeren mi?
Gökmen Özdenak mı?
Ya da adımını 1mm geri çekince yansımış olur mu?
Yahu bu memlekette hâkim kaleciye “O golü çıkartamaz mıydın?” diye sordu.
Ben sana ne diyeyim.
Yıldırım Demirören, Keçiörengücü, Patagonya Türkgücü ve Gerzenkirşengücü dışında tüm kulüpleri PFDK’a sevketti.
Ben sana ne diyeyim.

Kompleksliyim…
Çünkü 58.madde değişti.
Çünkü CAS davası geri çekildi.

Sen Fenerbahçeli…
Sen süper güçtün.
Sen âlemde tektin.
Ve senin gücünden korktular.
58.maddeyi değiştirdiler.

Artık o kambur senin sırtında.
Evet, sana şike sahaya yansımadı dediler.
Küme düşmeyi de 1 sene erteleyecekler.
“Cas” beyinliler zaten seni şikeci değil, teşebbüsçünün teşebbüsçüsü olarak tarihe geçirdiler.
Şike yapmadıysan bile, artık senin susturman gereken en az 45 milyon adam var şimdi.

Artık benim çocuğum gururla “Evet, şike yaptık ve küme düştük” diyemeyecek.
Artık benim çocuğum gururla “Hayır, biz şike yapmadık. O yüzden de CAS’ı geri çekmedik” diyemeyecek.
Artık benim çocuğum borçlu doğuyordu, bir de sırtında şike ile doğacak.

İster şike yaptığına inan, ister inanma.

58.madde ile oynandıysa,
CAS geri çekildiyse,
Top sende.
Dinamit sende.

Sen çöz bu işi artık…

http://www.facebook.com/groups/133230486718894/

https://twitter.com/#!/emrahoner

, , ,

1 Yorum

Pis Negro

Yıllar evvel valide bir kızdı bana…
“Ne halin varsa gör. Sana yemek memek yok” dedi.
Kapıyı çarptı gitti.
Çocuğuz daha.
Federasyon Kupası’nı yeni almışız.
Kutlamam lazım.
Evi araştırdım.
Bir baktım, kocaman bir kavanoz.
İçi ful Negro dolu.
Bir dalarsın kavanoza.
O gün 50 tane Negro yemişim.
Kakaolu.
Susuz.
50 tane negro.

Bayılmışım.
Gözüme açtığımda banyodaydım.
O gün bugündür, çikolata yiyemiyorum.

Pis Negro.
Lanet olası Negro.

Benim bildiğim, tek negro bu.

Benim Türkiye’de zenci arkadaşım yok.
Nijerya’da var, Tazmanya’da var. Ama burada yok.
Buradaki tek siyahî arkadaşım Çığşar’lı.

Bizde ana-avrat, ırktan daha önemli.
Ama ırkçılık yok diyorlar.
Sen yiyorsa Taksim’de birine “Pis K….” der misin?
Ya da ben Tokatliyim, bana bir “lanet Tokatli” der misin?
Ha şu var, adam negro diye bisküvi markası yapmış, Emre “nigga” dese ne olur?
Yani dusun, sen bizde ırkçılık yok diyorsun, adamların biskuvisi var.
Ya adamın Kitap’ına, Peygamber’ine küfür, 3 maç ceza.
“F**** nigga”, 8 maç ceza.

Ben bir kac sene yurt dışında kaldım.
Hayatımda bir kere nigga demedim.
Diyemem de zaten.
Ama artist, özenti Türkler vardı.
Hademeye bile “Hav yu duin” diyorlardı.
Halis muhlis Bitlisli arkadaşım gol kaçırınca “oh my god” diyordu.
Arizona sayı alınca, “fak yu men” diyen Antepli doktor arkadaşım oldu.

Aklima takildi…

Acaba, Emre aylar evvel emniyete ifade vermeye gittiğinde “Hey, ben vergilerimi veren bir vatandaşım, tamam mı?” deyince mi serbest kaldi?
Ya da “Hey, sen neden o lanet olası siyah poponu alıp bu lanet olası sahayı terk etmiyorsun, adamım?” deyince mi Zokora sinirlendi?

Pis Negro.

2 tane Emre vakası.
2 tane ırkçılık vakası.
Enterasan olan, 2’sinde de Yobo var.

Irkçılık gerçekten kötü bir şey.
Ama özentilik daha kötü bir şey.
 “Siyahi cahil” daha da kötü bir şey.

Onun ilacı hiç yok.

http://www.facebook.com/groups/133230486718894/

https://twitter.com/#!/emrahoner

, ,

Yorum yok

Alex’in veliahdı Baroni’dir

Aykut Hoca, Özer de, Stoch da, Caner de, Alex’in veliahdı olamaz. Özer konusuna girmeyeyim, o bana çok kızıyor. Tüm senenin bitimine 8 maç kala Caner’i nereden bulup da oraya koydun, istersen o konuya da hiç girmeyeyim. Özetle, artık kasma lütfen. Hiç biri Alex’in yerini tutmuyor.

Alex’in bu takımdaki veliahtı 7 gol-3 asist ile Baroni’dir.

Alex’in yerine veliaht yaratılmalı mı, Alex yokken o taktikle mi oynanır bu ayrı bir tartışma konusu. Fakat sen bu adam yokken birini oynatmak istiyorsan, o kesin Baroni’dir.

Alex’in nesi var sayalım.
Kararlılık, sakinlik, zamanlama, bitiricilik, liderlik, zekâ ve “koşmuyor” paketi.
Baroni’de bunların hepsinden biraz var. Bu “koşmuyor” tribine de hiç girmek istemiyorum. Zira doğru yere az koşan adamla, boşa çok koşan adamın farkını Alex – Mehmet Topuz ikilisinde görmekteyiz. Fakat şunu da eklemek lazım. Spor salonunda 45 dakika 6,0 tempo ile yürürseniz 5 km ediyor zaten. O zaman ya koşma mesafeleri yanlış ölçülüyor, ya da biz abartıyoruz. Bu arada zaten koşma mesafesi önemli değil, ”kilometre / toplu veya topsuz oynadığı dakika” oranı daha önemli bir istatistik olabilir.

Hemen söyleyeyim, bana takım kur deseler ilk göndereceğim adam Baroni’dir. Hem saçından dolayı, hem karakterinden dolayı, hem de yumuşak tarzından dolayı. Kayseri’den yenen ilk golde Amrabat ile koşup, ilk veya son müdaheleyi yapamaması onun yumuşak karnını gösteriyor. Fakat tekrar söylüyorum, şu an ki kadroda, Alex’in yerine koyabileceğin adam Baroni’dir.

Belki Emre Belezoğlu bu pozisyon için idealdir, fakat onun da kulüpteki pozisyonu ideal değil. Mehmet Topuz’un 50 maç orta sahada denenmeyip, Kayseri gibi hem tek maç, hem de önemli bir maçta denenmesi içler acısı bir karar. Fakat burada bence Aykut Hoca’nın çok da suçu yok. Çünkü Mehmet Topuz’a ayrı bir “Mehmet Topuz, biz nereye koşuyoruz” yazısı yazılabilir. O zaman şu soru gündeme geliyor; Alex’in yokluğunda, eğer Baroni orada oynarsa, arkada Emre oynamazsa, Topuz da yokuzsa, Selçuk’un yanında kim oynar?

Yaa, kim takar Baroni’yi…
Alex, gelir Süper Final’de pat-küt çakar zaten.
Sonrası sen sağ, ben selamet.
Kim takar gelecek seneyi, öbür seneleri…

Yıllarca böyle yönetilmiş zaten takım…

Hadi herkese iyi süper finaller.

http://www.facebook.com/groups/133230486718894/

https://twitter.com/#!/emrahoner

, , ,

Yorum yok

Ey Fenerbahçeli 2


Bu Ağustos yazımın ikincisi.

Eski yazıda taraftardan öyle tepki almıştım ki, her türlü pornoda oynamış kadar oldum.
Affedersiniz, beni akbille veya acı sosla arzulayanlar mı dersin, matbaanın üzerinde sevişmek isteyenler mi dersin…

Merak etmeyin, bu sefer şike veya Aziz Yıldırım ile ilgisi yok bu yazının.
Zaten başkan beni mahkemeye verdi, o yazı için.
Canı sağ olsun.

Ama sen nasıl bir adamsın Fenerbahçeli?
Çünkü sen İslam Çupi’nin yazdığı gibi bir şey değilsin.
Yani sen cumhuriyet falan değilsin.
Sen başka bir sistemsin.
Sen başka bir disiplinsin.
Mesela, sen bir takım değilsin, sen bir türsün.
Sen bir renk değilsin, sen direkt prizmasın.
Sen bir kulüp değilsin, sen spor sergi sarayısın.
Sen sevginin birleşimi değilsin, sen sevginin atom altı parçacığısın.
Bana izin verseler, CERN’de atomu araştıracağıma, bir Fenerbahçe’liye otopsi yaparım bu enerji, bu sevgi nereden geliyor diye.

Bak Fenerbahçeli.
Sen bana çok kızdın. Sorun değil.
Ben 35 senelik Fenerbahçeliyim, senden daha fazla cop yemişimdir ama peki sen benden daha Fenerli ol.

Ben senin potansiyelini zaten biliyordum, ama şunu itiraf etmem gerekir.
Bu seneki duruşunu ben bile tahmin edemedim.
Boş ver yarın ki maçı.
Boş ver 34 maçı.
Boş ver kim alırsa alsın içine oturduğumunun süper finalini.
Turrrrrup sıkayım, ben böyle Lig’e.

Senin şu an durduğun yerde kimse duramazdı, ey Fenerbahçeli.
Sen şampiyonluk kovalıyorsun, bir de kupa kovalıyorsun.
Avrupa’ya gönderselerdi, utanmasan onu da kovalardın.

Sen değil başkası olsaydı, 4 Temmuz’da Beşiktaş, 4 Eylül’de Galatasaray küme düşmüştü.
Trabzon ise 4 Haziran’da düşmüştü.
Sen değil başkası olsaydı, çaycısı dâhil Katar’a kaçmıştı.
Sen olmasaydın, zaten play-off da olmayacaktı, Süper Final de.
Senin kadınların olmasaydı, sivil toplum örgütlerinin yarısı kapanmıştı.
Sen olmasaydın, kimse ne voleybol seyredecekti, ne basketbol.

Ya senin başkanın yok, sadece teknik direktörün açıklama yapar.
Ya 100 Galatasaraylı Fatih Terim’i tartışır, 1000 Galatasaraylı Aykut Kocaman’ı tartışır.

Ya bırak insanı, dünyada bu kadar biber gazı yiyen kımıl zararlısı yoktur, Fenerbahçeli.
Seni dövüyorlar, yine geliyorsun.
Seni kovuyorlar, sen yine seviyorsun.
Seni rencide ediyorlar, sen daha çok seviyorsun.

Sen nasıl bir şeysin, ey Fenerbahçeli?
Senin içinde ne var?
Sen neyle besleniyorsun?
Saf sevgi mi?
Saf nutella mı?
Ya da nefretin, tepkinin kinetik enerjiye dönüşümü mü?

Nedir o?

Bunu anladığım gün, zaten hayatın anlamını da çözmüş olacağım, ey Fenerbahçeli.
Ama çözmek istemiyorum.
Çünkü…
Her şeyi çözdüler.

Bir tek seni çözemesinler istiyorum.

Yorum yok

4.5′dan 4

Play-off’a 3 maç kala…
Detayına girmeyeceğim, pazartesi günü TFFgiller zaten bir açıklama yapacak. Play-off’un fikstürü nasıl olacak, 1. bitirenin hiç mi avantajı olmayacak vs.

Seneye play-off olmayabilir. Fakat spor ve özellikle futbolun kendine özgü bir yapısı var ve sık sık kurallarla oynanmaz. Çünkü futbolu da F1’e benzettiler. 99’da McLaren fark atınca kural değiştirdiler. (Traction control) Daha sonra da Schumacher ezip geçince yine onlarca kural değiştirdiler. (motor, lastik, sıralama turundaki motor vs) Ulan rating kaybedeceksin diye güçlüye göre kural mı değişir? Sonuç? En azından ben F1 seyretmiyorum.

Kalan haftalarda Fenerbahçe’nin Bursa, Trabzon ve Antalya maçları var. Galatasaray’ın ise Trabzon, Ordu ve Manisa.

Deplasman veya kendi sahası konseptine de girmiyorum. Zira matematik belli.
Fenerbahçe Kadıköy’de yeniyor, Galatasaray her yerde kazanıyor.

Ligin en başında söylemiştim. Fenerbahçe’yi ŞL’ne almayınca, 30 senelik kupayı kesin FB’e vereceklerdir diye. Burada önemli nokta, kupayı verecekler de, Fenerbahçe kupayı alabilecek mi? Tek çözüm, final oynamaması. Çünkü finalde Bolu var. Yani; finalde Bolu da olsa Fenerbahçe’nin final korkusu hiç bitmez.

Lig’de son hafta Antalya ve Manisa maçları var. Antalya, Manisa’dan daha şanslı olduğu için (Ankaragücü ile oynuyor) Manisa büyük ihtimalle küme düşecek, son maçlar puan farkını değiştirmeyecek. Benim anlamadığım nokta son 8’de niye play-out yok ve puanlar 2’ye bölünmüyor? Daha zevki olmaz mıydı? Ya da hatır şikesini önlemez miydi?

Bu hafta Trabzon’u 5-1 yenecek olan Galatasaray’ın yine de en zor maçı, Culio ve Stancu’lu Ordu. Bu kâğıt üzerinde böyle, çünkü ben daha Galatasaray’dan transfer olup da Galatasaray’a gol atmış oyuncu görmedim. Zaten ya Galatasaray’a tekrar transfer olurlar, ya da gol orucundalardır. (Mesela Fenerbahçe’nin canı yandığı futbolcu sayısından bir Lig kurulur. Olcan, Nobre, Ertuğrul Sağlam, Hasan Vezir, Burak vs.)

Fenerbahçe için de detaya girmek istemiyorum, zira Fenerbahçe’nin algoritmasını “Ben anladım” diyen herkesin alnını karışlarım. Ben iddia ediyorum, Fenerbahçe Galatasaray’ı yenseydi, bu hafta Bursa’ya puan kaybedecekti. Evet, belki de Fenerbahçe’nin algoritması bu.

Alnını karışlarım dedim de, geçtiğimiz haftanın olayı tabi ki Hasan Şaş’ın başındaki kan’dı. Hasan Şaş küçük bir videocon yaptı, bak kafama, uf oldu dedi ve “kanayan” yaramızın canlı yayında altını çizdi; Fanatizm. Lakin bizim tanıdığımız Hasan Şaş, uçan rakı şişesine uçan kafa atabilecek bir adam. Kötü anlamda değil, hırsı anlamında söyledim.

Kan dedim de, Galatasaray, Fenerbahçe’yi 12.kez salladı. “Kanı akıyorsa ölebilir” mantığı ile saldırdı. Ama öldüremedi. Bence bunu Fatih Terim’in “meşhur sayısı” çözer. Yani Fatih Terim gider, 14 sene sonra Galatasaray, Fenerbahçe’yi Kadıköy’de yener. 2014’de görüşmek üzere. Teşekkürler.

Galatasaray’da bazı kendini bilmezler, Fenerbahçe beraberliğini kutlayarak UEFA ve Süper Kupa’yı bize unutturdu ve yutturdu. Fatih Altaylı gereken cevabı verdi. Bu tarz Galatasaraylılar ya 2000’leri görmemişler, ya da “Avrupa’ya açılan kapı:Galatasaray” için artık her şey bitmiş.

Türk Futbolu’nun durumunu soranlara, tweeter’dan gelen bir yorumu paylaşmak isterim. “Biz eşcinseliz. Bizlerin ne günahı var? Biz de maç seyretmek istiyoruz. Biz de kadın gibi hissediyoruz, ama bizi maça almıyorlar.” İşte sana Türk Futbolu’nun bu seneki özeti. Cinsiyet ayrımcılığı ve 2.sınıf vatandaş muamelesi.

Herkes 9 puan farkı 2’e bölüp 5’e yuvarlıyor. Fakat Türk Futbolu bu sene 4.5’dan 4 alır ve kalır. Yalnız Türk Futbolu’nun velisini de çağırman, çocuğun kaldığını çocuğun önünde veliye de söylemen gerekir. Doğru ya, Platini bugün Türk Futbolun velilerini çağırmıştı. Belki bütünlemelerde görüşürüz der.

Herkese kazasız, belasız, şişesiz, biber gazsız iyi hafta sonları.

http://www.facebook.com/groups/133230486718894/
https://twitter.com/#!/emrahoner

, , , ,

Yorum yok

Lanet olsun


Hemen konuya gireyim.
Spahija, Engin’e “motherfucker” dedi.
Yani öyle herkesin yazdığı gibi aralarında sert bir tartışma, gerginlik, merginlik falan yok.
Adam herkesin önünde, çocuğa okkalı bir şekilde “motherfucker” dedi.
Üstelik bunu Fenerbahçe’nin en efendi, en terbiyeli, en mülayim oyuncusuna söyledi.

İlk önce “Get out” (dışarı çık) dedi. Sonra da tükürüklü İngilizcesi ve kıpkırmızı saçsız kafası ile “Get out of the bench” (bençten dışarı çık) dedi.
Sonrası malum…
Çocuğun anneler gününü erkenden kutladı.

“Motherfucker”i Türkçeye çeviremeyeceğim, zaten aslında çevir desen de çeviremem.
Zira böyle bir küfürün anlamını Amerika’da yaşamış olmama rağmen hala bilmiyorum.
Yani bu küfür mü, onu da bilmiyorum…
Filmlerde Türkçe altyazılarda “Lanet olsun” diye geçerdi, kaldı ki onun da doğrusu “Nalet olsun”dur, ve yıllarca literatürümüzde o şekilde kaldı.
 
Bu arada normalde seyirci çok tepki göstermeyecekti, fakat o küfürü duyunca on tarafta oturan İngiliz arkadaşlar ayağa kalktı ve tepki gösterdi.

Neyse…
Bak babacığım…

Ben basketten haz almam.
Anlamam da zaten.
Dokunsan faul, ters baksan teknik faul, yan baksan sportmenlik dışı faul.
Demek bir de arkadan yatarak girsen, ne faul olur bilmiyorum.

Teknik olarak hiç bir yorumum olamaz fakat şu anki Fenerbahçe Basket Takımının düştüğü bu durumun ilk sebebinin “lanet olası” sevgisizlik olduğunu göremiyorsan,
Herhangi bir “lanet olası” Türkiye ligi basket maçını dahi rahat seyredemiyorsan,
Mirsad’sız bir tane “lanet olası” maçı kazanamıyorsan,
Bir koç, bir takımı idare ederken tezahürattan çok “lanet olsun” diye küfür ediyorsan,
Maçı seyrederken 15-18 yaşları arasında abuk sabuk kontrgerilla tarzı tipler basket seyircisine sırf oturduğu için “lanet olsun” diye küfür ediyorsa,
Üstelik bunlar bu işleri “lanet olası” kombineli yerlere sızarak yapıyorsa,
Ve üstelik güvenlik görevlisi “siz kimsiniz” diye soracakken, “bizim lanet olası kombinelerimiz var. Sana ne?” ile azar işitiyorsa,
Ve “motherfucker” dediğin çocuk, maçı son saniyede kazandırıyorsa,

“Lanet olsun!”
Benim daha da diyecek bir şeyim yoktur.

Babacığım…

Ben basketten hiç anlamıyorum.
Ama Spahija’dan hala medet umanı hiç hiç anlamıyorum.

, , , ,

Yorum yok

ES-Kaza

Yılların klişesidir.
“Fenerbahçe’nin deplasman karnesi bu sene çok kötü.”

Son kez tekrar ediyorum.
30 senede deplasman, iç saha, indoor, kum pist 1500 adet Fenerbahçe maçı seyrettim. 1450’sinde kangren olduk.
50’ün büyük bir çoğunluğu Kadıköy’de Galatasaray maçıdır, geri kalanı Göttingen ile hazırlık maçıdır.
Eğer Türkiye’de kanser, kalp krizi, verem, siroz, tüberküloz bir grafikte pik yaptıysa ya Eylül 1990-Mayıs 1994 arası ya da Eylül 1996-Şubat 2012 arasıdır.
1995 senesinde daha çok Trabzonlu hastalandığı için Fenerbahçe grafiğin altında kalmıştır.
Buna müteakip, Fenerbahçe’nin şampiyonluğunu kutladığı hafta AIDS, frengi veya çocuk patlaması olmuştur.

Fenerbahçe’nin deplasmanda daha fazla puan kaybetmesinin ilk sebebi, rakip takımın normalin biraz üzerindeki eforu, Fenerbahçe’nin ise standart eforudur.
Doğrudur.
Anadolu takımı kendi sahasında ekstradan 2 km. daha fazla koşar.
Rakip Fenerbahçe ise, emin olun, 4 km daha fazla koşar, Fenerbahçe maçından sonra hiçbir rakip futbolcu sabah erken kalkamaz.

Fakat rakip ister 10 km daha fazla veya daha az koşsun;
Siz orta sahanızı ister 3lü, ister 5li kurun;
Tam ortanızda Baroni, 60.dakikadan sonra bitmiş bir Emre Belezoğlu, Josico, Maldonado vs. olduğu sürece, hem deplasmanda hem kendi evinizde dayak yemeye mahkûmsunuzdur. Eskişehir maçı ES-kaza bir maç değildir. Fenerbahçe’nin yıllardır kendi sahasında da ezici olamamasının sebebi ile aynıdır. Rakip takım, Fenerbahçe’den ilk golü yedikten sonra efor ve baskı ile hemen cevap verebilir ve vermiştir. Bütün bunları, samimi bir arkadaşım (Koray Çakırlı) şöyle çözer; “Fransa’dan zenci alacaksın arkadaşım.”

Bu mantıkla Fenerbahçe’nin sadece deplasman fobisi diye bir olgu yoktur. Fenerbahçe’nin futbolcu fobisi vardır.

Genelde Fenerbahçe öne geçiyor, sonra geri çekiliyor yalanı çok kullanılır. Hâlbuki 0-0 iken Fenerbahçe’nin baskısı ile 1-0 öndeyken rakibin baskısı arasında dağlar kadar fark vardır. Zaten biri 5 dakika sürer, diğeri en az 45 dakika sürer. Fenerbahçe’nin Kadıköy’deki Galatasaray maçlarında bile çok baskı yoktur, sadece “ilk golü” vardır. Bunun sebebi tamamen yanlış oyuncu seçimdir. İşte maalesef burada Ömer Üründül çok haklıdır.

Sizin, sağ ve sol açıklarınız geriye dönmez, dönse de ortayı bir huni gibi daraltmazsa, isterseniz orta göbeğinizi Cüneyt Arkın ve Erol Taş’dan kurun, 2 çapanız da orta vadede felç olur. İşte bu yüzden, Fatih Terim, “Bizim kanat oyuncularımız aslında kafaca orta saha oyuncusu” demiştir. İşte o yüzden Colin Kazım başarılı olamamıştır.

Alex’e göre takım kuramadığınız sürece, dayağa hep mahkûmsunuzdur. 4-4-2’nin veya 4-2-3-1’in içinde yine alan daraltmayan bir forvet, bir striker, bir AMC var ise o takım kendi 50 metresinde hep dayak yiyecektir. Bunun 2012 ile ilgisi yoktur. Alex’in geldiği 2003 senesinde de dayak yenmiştir. Fakat Van Hooijdonk, Aurelio ve Appiah çok açık kapamıştır. Daha öncede Metin Diyadin, Tayfun Korkut, Murat Yakın, Turhan Sofuoğlu’nun çok yama yaptığı gibi…

Ve tabi ki Fenerbahçe bu sene kaleci-2 stoper-1 ön libero-1 orta saha-1 striker omurgasını bir türlü tam kuramadığı için, Galatasaray da kurduğu için böyle bir tablo ortaya çıkmıştır. Örneğin, Lugano-Yobo çifti ile Bekir-Yobo çifti arasında en az 9 puanlık bir fark vardır. Örneğin, Elmander-Bienvenu arasında 9 puan fark vardır.

Ve bir diğer konu…

Şubat ayında bir futbol dergisinde Fenerbahçeli futbolcuya soruyorlar.
Anlam veremediğin bir şey var mı diye?
“Uzayın sonsuzluğunun nasıl bir şey olduğunu kafam almıyor. İnsan vücudu da çok garip. Beynimle bedenime hükmedişimi anlamakta zorlanıyorum.” diyor.

Şimdi anladın mı, aslında nereden geliyor 15 maçta 4 beraberlik 6 mağlubiyet?

http://www.facebook.com/groups/133230486718894/

https://twitter.com/#!/emrahoner

,

Yorum yok