Fenerbahçe ile Etiketlenmiş Yazılar
Neden?
Emrah Öner tarafından, Yıldırım Demirören kategorisi altında, 21 Şubat 2012 tarihinde gönderildi
Ve Yıldırım Demirören T.F.F. adaylığını resmen açıkladı.
Beşiktaş taraftarı 40 gün 40 gece kutlamalara başlarken, Yıldırım Başkanımız’ın “Puan silme yok, küme düşme yok. Yarın okul da yok.” deyince 13 kulüp de Demirören’i destekleyeceğini açıklayıp kutlamalara katıldı. Demirören’in adaylığını duyan “eşinin kuzeni-in-law” Haluk Ulusoy adaylığını geri çekti. Kamuoyu acaba Yıldırım Demirören “player-manager” gibi hem Beşiktaş’ı, hem de T.F.F’i mı yönetecek diye sorarken “Şu an iddianamede ismi geçen bir kulübün herhangi bir yöneticisinin aday olması sakıncalı. İddianame’de olmayan tek kulüp Beylerbeyi spordur. Onun başkanı aday olsun” dendi. Bütün bunlar olurken Aziz Yıldırım 300.kez rahatsızlandı, İbrahim Akın itirafını revize etti, Burak 29.golünü attı falan filan…
Peki, benim sorularımı kim cevaplayacak?
Yıldırım Demirören gerçekten neden T.F.F. başkanlığına adaylığını koydu?
Acaba ailesinden veya Beşiktaş camiasından veya başka bir camiadan tepki veya bir destek mi geldi, yoksa ufukta bir rant mı görüldü, yoksa Yıldırım Demirören’i “havuz bozulmasın diye” havuza mı ittiler?
Özellikle Gençlerbirliği maçı bardağı taşıran son damla ama yıllardır buna alışık olan Yıldırım Demirören’in geçtiğimiz hafta Recep Tayyip Erdoğan ile görüştüğü doğru mu? Görüştüyse, ne konuşuldu?
T.F.F. Başkanlığı, 3 büyük kulüplerin herhangi birinin başkanlığından daha prestijli ve kâr getirisi daha yüksek bir pozisyon mudur da tercih edilir?
Kulüpler Birliği başkanlığı, bütün bu yolda daha önceden planlanmış bir şey miydi?
Spor Bakanı Suat Kılıç’ın T.F.F. başkanını tarif ettiği listedeki “2 – Tarafsız” maddesi Bakan’ın Yıldırım Demirören’i desteklemeyeceği anlamına mı gelir?
Yıldırım Demirören, adaylığı konusunda Yıldırım parantezinde Aziz Başkan’a bilgi vermiş midir?
Beşiktaş’ın veya T.F.F.’in tüzüklerinde her hangi birinin başkanlığını yaparken diğerininkini yapamazsın yazar mı?
Örneğin Yıldırım Demirören, T.F.F. değil de Fenerbahçe’nin başkanlığına adaylığı koysa ve seçilse, ikisini de yönetebilir mi?
Beşiktaş’ın Yıldırım Demirören’e trilyon 45-50 milyon Euro borcu var. UEFA’nın 2012-2013 senesinde uygulayacak olduğu, kulübün 3.kişilere borcu olmaması gerekir denklemi nasıl çözülecek?
Yıldırım Demirören, T.F.F. başkanı olursa, Beşiktaş borcunu Demirören’e ödemeyezse, Beşiktaş’ın lisansını iptal edebilecek mi?
Yoksa o borcu silecek mi?
Peki, Beşiktaş’ın Demirören’e 100 trilyon borcu var. Beşiktaş kulübü Demirören’in 8 senedir başarısızlıklarını ona fatura edip, parasını tahsil edebilir mi?
Ya bu nasıl bir memleket?
Bu nasıl bir futbol ve siyaset kültürü ki daha geçen haftaya kadar aday bulamayan Türk Futbolu, bir anda nasıl 21 tane birbirinden alakasız, birbirinden enteresan adaya sahip oldu?
Bu 21 tane değerli adam neden T.F.F. başkanlığına adaylığını koydu?
T.F.F. başkanlığı’nda bir rant mı görüldü?
Bkz. 2.soru.
Tekrar başa dön.
Yalan
Emrah Öner tarafından, Fenerbahçe kategorisi altında, 16 Şubat 2012 tarihinde gönderildi
Maça seyircinin ilgisi büyüktü. “Aziz Yıldırım kombinesi” olan binlerce taraftar sabahın ilk ışıkları ile Silivri Nou’yu doldurmaya başladı. Bu statta daha önce Super Bowl, yani Balyoz finali oynanmıştı. Hatta Super Bowl bu statta devam edecekti, o yüzden Fenerbahçe maçı yandaki tesislere alındı. Fenerbahçe, maça klasik sarı çubuklu kravatı ile çıktı. İlk 4 period orta saha mücadelesi şeklinde geçecek, savcı ve avukatlar daha birbirlerini tanıyacak derken, stat 1. dakikada Aziz Yıldırım’ın “Holding sahibi olamazsın demedim, sen Fener’e başkan olamazsın dedim” golü ile yıkıldı. Golü 3 tane TRT spikeri dönüşümlü anlattı. Muhammed Ali Aydınlar tekrar grogi olmuştu. Seyirci gaza geldi, 2.golü istedi. Aziz Yıldırım seyirciye döndü, Güiza’nın ok işaretini yaptı. Çağlayan’ı gösterdi ve “Oradaki maçta görün siz beni” dedi. Seyirci de bazı medya mensuplarına Nouma’nın hareketini yaptı. Bu arada başkanın talimatı üzerine stat boşaltıldı. Hakem arada çay molası verdi. Aradaki sohbetlerde maçın hâkimi futbolculara aldıkları maaşlarını sordu. Davanın en önemli sorusu bu idi. Hava o kadar soğuktu ki, Bülent Uygun’un ağzı sürçtü. 3 bin derken, ağzından 300 bin çıktı. Evlatları olanlara Allah bağışlasın dedi. Maç tekrar başladı. İlk period’un sonlarına doğru Muhammed Ali Aydınlar’dan smaç-domi vole karışımı bir gol geldi. Bu golün üzerinde Acıbadem-1 milyon-fatura-Fenerbahçe kulübüne” yazıyordu. İlk period bitti.
Bugün benim doğum günüm.
Yaş 34.
“Daha yolun yarısına var” diyorlar.
Demek ki yaşadıklarım yalan.
Benle aynı gün doğanlar Serdar Ortaç ve John McEnroe.
Demek ki burçlar, Venüs, astroloji külliyen yalan.
Size 1 yıldır mahkeme, şike, teşvik, şerefsizlik anlatıyorum.
Doğum günümde size futboldan bahsetmek isterdim.
Ama şu an o da yalan.
Benim doğum günümde Abdullah Öcalan içeri alındı.
13 yıl sonra yine benim doğum günümde en sevdiğim kulübün başkanı tutuklu olarak mahkemeye çıktı.
Demek ki ben dâhil, her şey yalan…
Min/Maks
Emrah Öner tarafından, Aykut Kocaman, Fenerbahçe, Türk Futbolu kategorisi altında, 07 Şubat 2012 tarihinde gönderildi
Diyorlar ki…
İ.B.B 2.yarı çok iyi oynadı, Samsun Fenerbahçe’yi darmadağın etti, Tanju sağ kanadı felç etti falan filan.
Yanlış.
Daha doğrusu bu bir sebep değildir, bir sonuç.
Peki, neden sebep değildir?
Çünkü herhangi bir Fenerbahçe maçının 2.yarısında bırakın genç Tanju’yu, şu an Tanju Çolak ya da Hülya Avşar’ı koysanız, başımıza bir anda Alves, Ramos, Messi kesilmektedir. Ayriyeten, Fenerbahçe, Tanju’dan veya Gekas’dan önce ne Ozan İpekler, Aydın’lı İlker ve Faruklar, Wilsonlar, Walshlar meşhur etmiştir.
30 sezondur söylüyorum.
Daha ana-baba-agu-bugu demezken 4-4-2, tandem falan diyormuşum.
Fenerbahçe’nin saha içinde çok basit bir denklemi veya matematiksel gerçeği vardır. Bu gerçek ne Galatasaray’da, ne de Şakiri’nin takımında vardır. Bunun sebebi de Fenerbahçe’nin 30 senedir değişmeyen, kısmen 10 senede biraz değişen, “transfer kafası”dır.
Fenerbahçe, son 30 senedir (1988-1989 sezonu hariç) sahaya daha 11 kişi çıkamamıştır.
Ortalamada Fenerbahçe her maça maksimum 8 kişi ile başlamış, ama bu sayı 5 veya 6’a kadar düşmüştür. Mesela bu seneyi baz alırsak, bu sayı ortalama 9’dur. Fenerbahçe, Baroni ve Mehmet Topuz ile başladığı her maça 9 kişi başlamaktadır. Buna eğer ilk 11’de başlarsa Özer ile 8, Alex’in 60’dan sonra olmadığını sayarsak, 7, eğer bir de Emre’nin sarı kartı veya sakatlığı varsa saat 19.15 gibi Fenerbahçe 6 kişiye kadar düşmüş olmaktadır. (Fenerbahçe maç saati 18.00 olarak literatüre geçmiştir.)
Fenerbahçe, bu 30 senede ortalamada maks. 7 veya 8 kişi ile oynarken, tüm yük minimumlara binmiştir. Fenerbahçe, 30 senede genelde sahaya 4 ya da 5 min. ile çıkmıştır. Bu min.ların değeri aslında 200-300 katı fiyat ile ölçülmelidir. Örnek verirsek, 89 senesinde Oğuz-Rıdvan, 95 senesinde Rüştü-Uche-Högh-Kemalletin-Oğuz, 2000 senesinde Rapaic-Anderson-Revivo, 2003 senesinde Aurelio-Appiah gibi…
Kaldı ki, daha Bienvenue, bu seneki Semih, ara ara Serdar, Caner, Gökhan Gönül bu formüle dâhil edilmemiştir. Aykut Kocaman’ın geçen senenin başında Alex’in takımı 1 kişi eksik bıraktığını görüp, ona göre demeçler verip, Andre Santos, Selçuk veya Bilica’yı görememiş olması Fenerbahçe’nin geçen senede 82 puan almasına rağmen hemen hemen tüm maçlarda zorlanmasına sebep olmuştur.
Fenerbahçe, geçen haftalarda kırdığı rekor olan 1000. galibiyetin (kabaca 30 senede 34 maçtan 20 galibiyeti olsa) belki de 600’ü zar zor alınmış galibiyetlerdir. Zorlanmanın sebebi yanlış transferdir, ama 600 galibiyetinin sebebi Alex’dir, Pierre van Hooijdonk’dur, Tuncay’dır, Oğuz’dur, Rıdvan’dır, Alpaslan’dır, Erdoğan’dır, Rapaic’tir, Revivo’dur, Andersson’dur.
“Sahaya eksik çıkma” prensibinde sadece bir futbolcunun ruhsuz olması değil, takıma zarar veriyor olması da çok önemlidir. Örneğin, Baroni belki 10 tane gol atmıştır, fakat Fenerbahçe’ye verdiği “terlemeden nasıl ön libero olunur” dersi, takıma en az 100 pozisyonla dönmüştür. Diğer örnek, Bilica’nın veya Özer’in veya Selçuk’un sadece pas ve pozisyon hataları değil, enerjileri ile de hem takıma, hem de seyirciye zarar veriyor olmasıdır.
Fakat bir kere daha altını çizmek gerekir;
Fenerbahçe, sadece Galatasaray, İ.B.B ve Samsun maçında 9 gol yiyerek, bu seneki maks. ve min’ları tekrar gözden geçirmesinin gerekli olduğunu görmüştür. Ama bir gerçek daha vardır, Aykut Kocaman’a doğru transfer de yapılsa, yanlış transfer de yapılsa, onun yanlış oyuncu seçimi baki kalabilicek gibi gözükmektedir.
Ben de herkes gibi Aykut Kocaman gibi adamların, bırakın Fenerbahçe’yi, her sistemde süresiz görev yapmasını istemişimdir. Fakat saha içi müdahale, taktik uygulamalar, zamanında aksiyon çok farklı bir profesyonellik gerektirir. Zaten bu anlattığım yanlış transferlerin içinde sadece yanlış futbolcu seçimi değil, yanlış teknik direktör seçimleri de bulunduğunu da hatırlatmak gerekir.
İnisiyatif
Emrah Öner tarafından, Türk Futbolu kategorisi altında, 31 Ocak 2012 tarihinde gönderildi
TFF, geçen gün şöyle dedi;
“Bundan sonra inisiyatif TFF’nun yargı kurullarındadır.”
Sağ olsun.
Ama niye böyle bir açıklama yaptı, anlayamadım.
Herhalde Yıldırım Demirören’imize kızdılar.
İyi de…
Zaten bundan öncede inisiyatif kimdeydi ki?
Herhalde babaannemde değildi.
CAS Hâkimi Kısmet Erkiner dedi ki; “UEFA’nın blöfünü göremedik, TFF Fenerbahçe’yi göndermedi.”
Demek ki, sen daha önce de inisiyatif midir nedir, onu aldın, öyle veya böyle Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi’ne gitmemesine yardımcı oldun, şimdi Fenerbahçe CAS’ıyor, CAS’tıkça ileride Kısmet gözüküyor.
Bu inisiyatif değil de, ne?
Sen, elindeki kanıtlara veya yanındaki adamlara veya gizli tanıklara veya bir organına güvendin, Trabzon ve Beşiktaş’ı Avrupa’ya gönderdin, Bursa’yı da şampiyon ilan etmedin. Edemediğin için de Avrupa’ya gönderemedin.
Bu inisiyatif değil de, ne?
E sen, 58.maddeyi değiştirmeye çalıştın, sanki “kızım, öpeyim bir kereden bir şey olmaz” gibi cezayı bir kereliğine affedelim diye Genel Kurul’a sordun, cevabını aldın.
Bu inisiyatif değil de, ne?
Sen değil miydin, bütün bu tutuklu arkadaşların savunmasını almadan karar alamam diyen. E kaç ay önce 8 tane adam salındı. Sen bunların niye savunmalarını almıyorsun? Çünkü biri var ki, savunmasında o öbür takımın ismini geçirince, o kulübü küme düşürmen lazım, ama düşüremiyorsun.
Bu inisiyatif değil de, ne?
Sen, Pazar yattın, Pazartesi kalktın, play-off’u getirdin.
Bu inisiyatif değil de, ne?
3 günde bir maç yapılıyor, Beşiktaş, Pazartesi-Perşembe-Pazar maç yapıyor, Fenerbahçe’nin Pazar Ertesileri meşhur oldu, futbolcular buzda dans yapmıyor, gerçekten sakatlanıyor, hakem hataları tartışılamıyor.
Bunlar inisiyatif değil de, ne?
Ya Burak 25 gol atmış, en yakın rakibi 10 gol atmış, 3 günde bir maç var, adamı anlatacağız, anlatamıyoruz.
Bu inisiyatif değil de, ne?
E sen değil miydin, derbi maçlara rakip taraftar gitmesin diyen, şimdi gidebilir diyen?
Bu inisiyatif değil de, ne?
Ya ne demiş Ayşegül Aldinç?
Haydi.
Haydi söyle.
Bu inisiyatif değil de, ne?
Ya Türk Futbolu’nu yönetmek bu kadar mı kolay böyle.
(Not : Bu yazı MAA’nın istifrasından önce kaleme alınmıştır. Yazar, Türk Futbolu’nun gündem hızına yetişememektedir.)
Diyorlar ki
Emrah Öner tarafından, Türk Futbolu kategorisi altında, 19 Ocak 2012 tarihinde gönderildi
Medya diyor ki, bir kereliğine şike yapanlar affedilsin.
Yasin Hayal’i bir kereliğine affettin, e bunu da affedersin. Ya bu memlekette bir kereliğine bir şey affedilir mi? En az 50 kere affetmen lazım. Sen yorulursun anam. Veya sen zannediyor musun, bu iddianamede ismi geçenler veya nüfus cüzdanında TC yazan herhangi bir vatandaş affedilse, bir daha şike yapmaz, adam öldürmez, suç işlemez?
Kamuoyu diyor ki, şikeye teşebbüs ile şike aynı şey değildir. Örnekleri şu; Bir adamı vurmaya çalışıyorsun, ölmüyor. Diğerini vuruyorsun, ölüyor.
Ulan birinde adamın haberi yok, günahı yok ölüyor. Öbüründe şikeci ile görüşmüş, parayı almış mı, şikeyi uygulamış mı belli değil. Teklif edeni şikâyet de etmemiş. Öbüründe suçsuz adam ölmüş diyorum sana, suçsuz. Bu ikisine aynı ceza almamalı diyen var. Hâlbuki ihbar etmeyene 5 kat fazla ceza vereceksin. Bak bir daha yapıyor mu? (Kesin yapar, bkz. Madde 1)
Ünal Başkan diyor ki, “Bence Mehmet Ali Aydınlar ve TFF çok iyi çalışıyor, emin adımlarla çözüme doğru gidiyor.”
O zaman niye ihtarname çektirdin Sayın Başkan? Veya aralarda Türk Futbolu’na niye 1-2 tane tokat çaktın Sayın Başkan? Veya ihtarname çekerken Amrabat’ı ve Ali Turan’ı niye hatırlatmadın Sayın Başkan?
Ünal Başkan diyor ki, “Ben buraya Avrupa Projesi için geldim. Yoksa giderim.”
E biz ne yapalım Sayın Başkan? Biz de mi gidelim? Ya Başkan, ben zaten niye geldiğini anlamadım ki bu Türkiye’ye. Sen burada bir dürüst para mı gördün? Yasal ciro mu gördün? Burası akbaba cennetidir Ünal Başkan. Hatta burada akbabalar yerde yürür. Sen git yine Belçika’na Allah aşkına Ünal Başkan. Burada sana ne Avrupa Projesi çıkar, ne 3.köprü Ünal Başgaaaaan.
Ünal Başkan diyor ki, “Galatasaray geçen sene küme düşseydi, bizi düşürürler miydi?”
Bak ben sana tek cümle vereyim Sayın Başkan. Sen belki son 10-20 senede oradan bazı maçları kaçırmış olabilirsin. Fenerbahçe hariç, şike veya değil, küme düşme kararı verilmiş hangi takım olursa olsun şu an Gakkoşlarla kapışıyordu Sayın Başkan. Burası Republic Of Fenerbahçe Sayın Başkan. Zaten onun Cumhurbaşkanı da Yassıada’da dinleniyor.
Ünal Başkan diyor ki, “Juventus da küme düştü. Sonra geri geldi. Bir şey oldu mu?”
Türkiye’de şike yapan bir alt lige düşmesin Sayın Başkan, 4.Amatör bilmem ne ligine düşsün. Fakat Juventus’un Milan ile olan ilişkisi Fenerbahçe’nin Galatasaray ilişkisine benzemez Sayın Başkan. Burada Fenerbahçe küme düşerse, sen bırak Shaqiri’i, Florya’daki köftecideki garsonun maaşını ödeyemezsin Sayın Başkan.
Ünal Başkan diyor ki, “Avrupa’da oynamayacaksam ben niye transfer yapayım?”
Doğrudur. Haklıdır.
Peki Meloları, Elmanderleri, Selçukları niye aldın Sayın Başkan?
Bunların maliyetleri Shaqiri’den ucuz mu?
Bunları İBB’i yenmek için mi aldın Sayın Başkan?
Veya Fenerbahçe niye Sow’u almaya çalışıyor Avrupa’ya gitmeyecekse veya küme düşecekse?
Onlar ileri zekalı mı Sayın Başkan?
Lefter Büyükandonyadis
Emrah Öner tarafından, Lefter kategorisi altında, 17 Ocak 2012 tarihinde gönderildi




