FB ile Etiketlenmiş Yazılar
Alex le Sonsuza?
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 22 Eylül 2010 tarihinde gönderildi
Şimdi yazacaklarımı 7 yaşında bir çocuk da, 77 yaşında bir dede de anlayacaktır.
Alex, Fenerbahçe’nin gelmiş geçmiş en yararlı futbolcusudur.
100 gol -100 asist ile oynayan bir oyuncu eminim bir daha gelmeyecektir.
Alex, Toni Schumacher’den de, Uche’den de, belki Rıdvan Dilmen’den bile daha tapılan bir futbolcu olmuştur.
O kadar sevilmiştir ki, statta bir tribünü oluşmuştur. Özel bir kitlesi vardır.
Kalamış’taki 5-6 yaşındaki çocukların tümünün ismi belki de Aleks’tir.
X harfini muhtar klavyede bulamadığından böyle dansöz ismi şeklinde koymuş da olabilir.
Alex, Fenerbahçe’nin gelmiş geçmiş en yararlı futbolcusudur fakat benim için en iyi futbolcusu değildir.
Örneğin ben, şu ana kadar ben 10000 rüya gördüysem, hiçbirinde Alex yoktur.
Ben halı saha takımı kursam, altın 11 yapsam, Alex en son aklıma gelir.
Ben forma alsam, Alex isminden önce, benim için arkasına yazılacak yüzlerce isim bulunmaktadır.
Ben Alex’çi değilimdir.
Benim futbol kitabımda Alex’in yeri yoktur.
100 gol atsa da benim kafamdaki 10 numara Alex değildir.
Benim futbol anlayışımda, Pesiç-Repçiç’in yeri vardır, Oğuz Çetin’in büyük yeri vardır, Revivo’nun sağlam yeri vardır, Pierre van Hooijdonk’un inanılmaz bir yeri vardır, fakat Alex’in yeri yoktur.
Ben mahalle arasında maç yapan küçük çocukların “Arda çalımlarla gidiyor..”, “Quaresma şut ve gooool”, “Hagi topu aldı”, “Gökhan Zan, ve maalesef çakrası kırıldı” diye konuştuklarını duymuşumdur fakat “Alex, harika bir gol” dediklerini çok az duymuşumdur.
Aykut Hoca, Alex tarzı futbolcuları sevmeyebilir.
Fakat şurada hata yapmaktadır.
Alex’in bu takımdan kesin silinmesi gerekir, fakat Alex gönderilecek ilk oyuncu değildir.
Örneğin, Aykut Kocaman’ın bu seneki en iyi transferi, Niang değildir.
Aykut Kocaman’ın bu seneki en iyi transferi, Deniz Barış, Ali Bilgin, Vederson, Önder Turacı, Colin Kazım ve Güiza’nın kovulmasıdır.
Daha kovulacak en az 5 adam daha var iken, Alex’i kesmek büyük handikaptır.
Maalesef Aykut Hoca, Alex’i bazı duayenlerin gazıyla aniden silmiştir.
Ve Aykut Kocaman’ın unuttuğu çok önemli bir konu daha vardır.
Alex, beyaz Brezilyalıdır. Gözlük takar, çünkü kitap okur. Kafalıdır.
Vederson gibi kafası tüp değildir. Yani zekidir.
Alex’in istemediği hiçbir oyuncu takımda duramamıştır.
Kezman, Güiza, Pierre van Hooijdonk, hepsi şutlanmıştır.
Alex ile birlikte tek sevdiği futbolcu olan Semih, yıllardır bu takımdadır.
Aykut Hoca her ne kadar tecrübeli de olsa, bu konuda karakteri gereği toydur.
Alex isterse, çaycı dahil herkesi, yerini değiştirtme, göndertme gücüne sahiptir.
Buna ister Brezilya mafyası denebilir, ister başka bir şey denebilir.
Fakat Alex’in pozisyonu Başkan’ın ayakta alkışladığı Sakarya maçında belli olmuştur.
Alex, yıllardır bu takımın futbolcu-sportif direktörüdür.
Nedeni çok basit
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 14 Eylül 2010 tarihinde gönderildi
Diyorlar ki…
Türkiye baskette, voleybolda final oynarken,
Neden futbolda PAOK, Kaparty Lviv gibi abuk sabuk takımlara eleniyor?
Nedeni ne Alex.
Ne Aykut Qcaman.
Ne Rijkaard.
Ne 4-4-1-1.
Ne de 4-8-15-16-23-42.
Nedeni çok basit.
Türkiye, Fransa maçında havalarda uçuyor, ters alley-ooplar, onlar-bunlar…
Kenarda Selçuk, Semih’in kafasına balonla vuruyor.
Soruyorlar…
Nasıl oluyor da, Sırbistan’ı eliyoruz, Amerika’ya bile kafa tutuyoruz, her sene bir final oynuyoruz;
Fakat;
Futbolda Dünya Kupası 3.sü olsak, Avrupa Kupası’na gidemiyoruz.
Avrupa 3.sü olsak, Dünya Kupası’na gidemiyoruz.
Yahu 150 senedir neden İngiltere’ye bir gol atamıyoruz?
Kaldı ki, basket ata sporumuz değil…
“Bir tarafı yere yakından korkacaksın” diye bir atasözümüz var, fakat aynı atanın “anam avradım olsun” diye yemini var.
Yine kaldı ki; memleketin boy ortalaması bir Hülya Avşar, basenlerin ortalamasını hiçbir fizikçi hesaplayamaz.
Nedeni ne dağların Ege’ye dik uzanması, ne de Ergenekon.
Nedeni çok basit.
Kerem traşını olmuş, Engin şirin, Oğuz fizikli, Semih tatlı, Ender futbol yorumcularından daha iyi konuşuyor.
Öbür taraftan;
Selçuk’da 3 karış sakal, simsiyah bir tip, hepsi eşofmanı beline bağlamış, belki ayaklarında takunya, Arda’nın benim kadar gıdısı var, pikniğe gelir gibi giyinmiş iğrenç bir türkuaz güruh.
Şimdi…
Kim demiş, uzun boylu adamın beynine oksijen gitmez diye?
Kim demiş, “Boyu uzun, aklı kısa” diye?
Ve kim demiş,
Türk Futbolunun marka değeri 400 milyon dolardır ve doğrudur diye?
İlk
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 12 Eylül 2010 tarihinde gönderildi
Bu benim ilk yazım…
Fakat Belçika maçı, Türkiye’nin davul gibi gerildiği ilk maç değil.
Bu benim ilk yazım…
Fakat bu 70 milyon’un duran toptan yediği ilk gol değil.
Bu benim ilk yazım…
Fakat bu Türkiye’nin gol yedikten sonra açıldığı ilk maç değil.
Bu benim ilk yazım…
Fakat bu kendi takımında oynamayanlardan oluşturulan ilk milli takım kadrosu değil.
Bu benim ilk yazım…
Ve bu delinin ilk bayramı da değil…
Belçika maçından çıkan sonuç şu; “Türk futbolunun ekolü yok.”
Kim demiş?
Anacım biz, son saniyede Avrupa 3.sü oluruz.
Biz, 70 milyonluk ülkede Tuncay’ı sırtı dönük forvet oynatırız.
Biz, Almanya’yı yeneriz, Azerbaycan’a yeniliriz.
Biz, Euro 2012’e, Fifa 2014’e, PES 2016’a son saniyede gideriz veya son saniyede gidemeyiz.
Biz, maça 3 kısa ile başlarız (Emre-Arda-Nihat), sonra 2 kısaya döneriz (Emre-Arda), gerekirse en son kısa ile döveriz.
Biz, boy ortalamamız bir Burhan Çaçan olmasına rağmen, basketbolda ezeriz, voleybolda ezeriz, futbolda ezemeyiz.
Biz, basketbolda Lakers’i yeneriz, bir tane daha Hakan Şükür yetiştiremeyiz.
Biz, “Sabri’nin top tekniği çok zayıf” diyen Mustafa Doğan’ı, “Nihat hiç koşmuyor ki” diyen Sergen Yalçın’ı yorumcu yaparız.
Biz, Valencia’dan Mehmet’i almayız, Real Betis’den Mehmet’i alırız.
Biz, ÖSS’e, KPSS’e bir gün önce çalışmaya başlarız.
Biz, koskoca bitirme tezini son dakikada teslim ederiz.
Biz, doğalgaz faturasını son saniyede yatırırız.
Biz, iş görüşmesine ucu ucuna yetişiriz.
Biz, nikaha damatla beraber gireriz.
Biz, tatile Cuma günü karar veririz, sonra yer yokmuş deriz.
Biz, uçağa son anonstan sonraki anonstan sonraki anonsta belki bineriz.
Biz, sinemaya filmin başrol oyuncusundan sonra teşrif ederiz.
Biz, Yobo’yu, Misimovic’i, Insua’yı 1 Eylül Çarşamba saat 16:59’da transfer ederiz.
Biz, her şeyi fotofinişle belirleriz.
Kim demiş;
Brezilya’nın bir stili var,
İtalyanların bir tarzı var,
Almanların bir formatı var, bizim ekolümüz yok diye?
Biz…
Biz Türkiye’yiz.
Biz son saniyede “Evet” bile diyebiliriz…
Her şey Habertürk için…
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 12 Eylül 2010 tarihinde gönderildi
At dayım olur
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 22 Ekim 2009 tarihinde gönderildi
http://okuryazar.ntvspor.net/ridvan-dilmen-fbnin-uzerine-gidersen-yenersin/ üzerine…
Hayatım boyunca 3 tane vecize nedense hiç aklımdan çıkmamıştır.
Biri; “Katıra “Baban kim?” diye sormuşlar; “At dayım olur.” demiş.
Diğeri, “Bir ağaçtan camiye direk de olur, kenefe kürek de.”
Üçüncüsü; “Fenerbahçe’nin üzerine gidersen yenersin.”
Bunlardan ilk ikisi, bin yıl önce kitaplardan, hafızalardan silinmiştir. Fakat o üçüncüsü, hiç bir zaman yok olmamıştır, her gün, her yerde, herkes tarafından söylenir ve bilinir. Hatta ilkokuldaki çocukların kitaplarının giriş sayfalarında, “Yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve yağışlı, ve Fenerbahçe’nin üzerine gidersen yenersin” yazar.
Evet, Fenerbahçe’yi yenmek bu kadar basittir. Gerçi, o zaman Fenerbahçe nasıl son 6 senede 3 şampiyonluk, Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final görmüştür sorusu gündeme gelir, fakat istisnalar kaideyi bozmaz, şuracıkta, 3 Fenerbahçeli bir araya gelsek, bize orta sahada bassalar, sonuç hemen ortaya çıkacaktır. Bu konuya bir örnek de, Devler Ligi’nde Elvir Boliç’in takımıdır.
Bu bilgiyi herkes bilir, bir tek “ısıran yönetim” ve “tentürdiyot medya” bilmez.
Fakat sorun, Fenerbahçe’nin isme bağlı sisteme devam etmesinde değildir. Yani, sorun “Alex ve Lugano yok ise, Fenerbahçe biter” değildir. Sorun, en başında, duayenlerin bile isimlerdeki ısrarlarıdır. Çünkü bilinmelidir ki, Lugano varken de bu takım, defansif kurgudan uzaklaşmaktadır, Alex varken de ofansif kurgu hala sorgulanmaktadır.
Peki, genel olarak problem neden kaynaklanmaktadır?
11 profesyonel futbolcunun içinde 4 tane as oyuncunun altını çizersek; ki bunlar Roberto Carlos, Güiza, Dos Santos, Kazım’dır, eğer bir takımın %40’ı inanılmaz vurdumduymaz oynuyor ise sen zaten kumar oynuyorsun demektir. Maç tamamen yukarıdaki isimlerin o günkü top oynayıp oynamama keyfine bağlıdır. Yani Antalya maçının da, Manisa maçının da, Gaziantep maçının da 2-1 veya 1-2 bitme olasılığı %40’dır.
Ve senin elinde bir de son ana kadar hiç bir değişiklik yapmayan, yeniliğe hiç açık olmayan, bu maçı alamazsak da öbür maça bakarız diyen bir rahat teknik direktörün var ise, ki bu şekilde 5 rahat insan eder, problem biraz daha karmaşık hale gelmektedir.
Fakat en önemlisi, eğer 30 küsür yaşına gelmiş, senede en az 4-5 hafta sakatlanan bir Alex’den, en önemli maçlardan önce devamlı jetlag olan Lugano’dan medet umuluyorsa,
Daum’un daha önce Appiah’ı da sağ açığa fikslediği gibi Kazım’ı oraya sabitlemesi doğru bulunuyorsa,
Fenerbahçe hala sol kanat açılımı yapamamış ise,
Fenerbahçe, Volkan Demirel’e alternatif aramıyor ise,
Türkiye Milli Takım’ı Semih’ten başka bir forvet yetiştiremiyor ise, Fenerbahçe tartışmaya açık değildir.
Fakat Daum, en azından Gaziantep maçının ikinci yarısında, Mehmet Topuz’u gerçek yerine sağ kanata çekmeyerek, Özer’i erken oyuna almayarak, veya en kötü yorulana kadar Emre’yi Alex’in yerine koymayarak, Emre’nin yerine de Selçuk’u sokmayarak, Wederson’u geriye çekmeyerek, Carlos’u çıkartmayarak, yerine Dos Santos’u almayarak, yenilgiyi hazırlamıştır.
Zaten aynı sonun başlangıcı, her Fatih Terim döneminde cins cins oyuncu pozisyonlamaları ve oyuncu değişikliklerinde görülmektedir. Daum’un kaderi muhtemelen “Türkiye’de stoper yetişti de ben mi almadım” şeklinde bir basın toplantısı ile bitecektir.
Sn. Rıdvan Dilmen’in son sözüne bir son söz :
Evet, doğrudur, Gaziantep maçında defans kurgusu anlamında Lugano’nun olmayışı etkilemiştir. Fakat Sayın Rıdvan Dilmen’in yorumu şöyle düzeltilmesi daha sağlıklı olacaktır “Gaziantep maçında Fenerbahçe’nin savunma zaafı ortaya çıktı, özellikle Önder oynadığı için…”
Emreciksin ama Alexdeçıksın
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 02 Ocak 2009 tarihinde gönderildi
Ne Şampiyonlar Ligi, ne UEFA, ne bilmem ne dönemi..Bir Fenerli’nin en sevdiği dönem başlıyor…
Her gün gazetelerde Diegolar, Mehmet Yıldızlar, Topuzlar, Sercanlar, Emreciksinler, Uğurlugiller…
İşte altın karmalar, gümüş karmalar, bronz karmalar…
Fenerbahçe’nin daha önce 3, şimdi 2, daha sonra 1 kulvarlık kadro formatları falan filan.
Lakin kriz herhalde öyle vurmuş ki, bırak yabancı transfer yapmayı, kimseyi gönderemiyorsun. Kadroda hala 30 tane yabancı var.
10-12 tanesi kütükten yabancı, diğerleri futbola yabancı.
Kulüpten açıklama da son derece Koç : “Kriz nedeniyle futbolcu ve teknik heyet ile Türk Lirası üzerinden anlaşılacak.”
Lira ile, Peso ile, Real ile yabancıları tutabilir misin, önemli bir adam getirebilir misin bilmiyorum. Ama bir yandan da Guiza geldiğinde Euro 1.75, şimdi 2.15. Her şey güzeal, raki güzeal, kebap güzeal, boğaz güzeal.
Transferlere dönelim, işin enteresan tarafı belki Fenerbahçe’nin son yıllarda devre aralarında yine iyi transferler yapmış. Appiah, Anelka, Nobre vs..
Tamam diyeceksiniz ki, Maldonado da devre arasında geldi. Ama Alex’e sorsan, kötü adam değil ki. İyi adam. Herkes gibi camisini yaptırmış, saçlarını kestirmiş, ikametgahını buraya aldırmış.
Bu arada Fenerbahçe’nin niye son 5 senede Ocak ayı transferleri az ve öz olmuş, ama 30 senede 1500 transfer yapmış? Çünkü Fenerbahçe takım olarak son 5 senede iyi yol almış da ondan. Çünkü kadroyu bozmamışsın ki ondan önceki seneler. Aurelio varmış, sen Appiah’ı almışsın yanına. Nobre varmış, sen Anelka’ı almışsın. Gerçi sen Appiah’ı sağ açık, Serkan’ı sağ bek oynatmışsın, Anelka’yı Semih’i yedek oturtmuşsun ama gene de bir istikrarın varmış. Peki şimdi nedir durum?
Taraftar senden en az 5 adam istiyor. Bir tane forvete, bir oraya, bir buraya, bir bu yana, bir şu yana.
Bu ekonomik krizde ve bu futbolcu krizinde kısa vadede ne yapacaksın ben sana harf harf anlatayım.
Hemen Antep’ten tek geliş bilet, hooop Tabata’yı getireceksin, Acarlar’da evini göstereceksin. Bu bir. Artık Maldonado mu gider, Josico mu gider ben onu bilmem. Lam-cim olayı.
İki, sen zaten geç kalmışsın, senin yedek kulüben bas bas bağırıyor, ne yapacan ne edecen orayı ful doldurucan. Hani diyorlar ya, Mehmet Topuz’u mu alsak, Ankara’dan şunu mu alsak…Yahu kardeşim, Topuz, Mopuz, Yıldız, Mıldız, Özer ne varsa hepsini alacaksın. Çünkü sen artık, kadroya direkt oynayacak oyuncu zor bulursun. Sıfır şansın ve sonsuz riskin var. Yabancıların kımıldamıyor, Halil, Hamit, Nihat, Fatih Tekke getiremiyorsun. O halde bari medyayı ve taraftarı kısmen susturacaksın.
Üç, ha Maldonado ve Josico’nun ikisini de gönderdin mi? O zaman ver elini hemen ama hemen bir yabancı kaleci. Bu aslında birinci sırada ya, neyse.
Dört, ve son, Volkan Ballı sadece oyuncu değişiklikleri sırasında futbolcunun kafasını okşamaktan başka ne iş yapar bilmem ama oraya futboldan anlayan, yöneticilikten çok anlamasına gerek olmayan ama yönetimin bir adamını oturtacaksın.
Artık bu adam da oraya oturunca Ali Bilgin mi ayakta durur, Yasin yerini mi verir, Can evine mi gider, Burak mı kalkar, dal mı sarkar bilmiyorum.
Ama şunu biliyorum.
Uğur Boral “Fenerbahçe’ye yakışan bir futbolcu olduğumu düşünüyorum” diye bir açıklama yapabiliyor ise, o zaman zaten o menajere de gerek yok, yerine Rambo’yu öneriyorum.
Herkese iyi yıllar diliyorum.
Yılbaşına Luganogillerdeyiz
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 25 Aralık 2008 tarihinde gönderildi
Ligin ilk yarısı bitti Allah’a bin şükür.
Önemli bir şey yok.
Her sene olağan şeyler..
Elli tane hakem hatası…
Onlarca yanlış transfer…
Milyonlarca lüzumsuz Avro.
Balon kadrolar, sonra Avrupa’da tek dişi kalmış canavar.
Yeni küfürler…..Osman bıyığını seviyim, Oğuz seni sarvanlıyım..
Güvenç Kurtar oraya, Yılmaz Vural buraya.
Hakan Şükür TRT’ye, Sinan Engin TNT’ye..
Sonra Hakan Şükür antrenörlüğe, Hikmet Karaman TRT’ye.
Sinan Engin tekrar Beşiktaş’a, Beşiktaş kümeye.
Ulan ne bitmez döngüdür bu be.
Çok eski bir tablo vardı.
Kim Kiminle.xls
Stelyo Pipis, Demet Şener ile,
Demet Şener Yılmaz Erdoğan ile,
Yılmaz Erdoğan Deniz Akkaya ile,
Deniz Murat Cevahir ile….
Bizim antrenörler ile yorumculara böyle bir tablo yapsan bilgisayar çöker.
Yılmaz Vural’ın gitmediği takım yok. Çünkü 7 dil biliyor.
Ümit Kayıhan akşam Lig TV’de, sabah yedek kulübesinde.
Biyediç’i, Kalli’i gömüyorlar, sonra Allahümme Salli tekrar çıkartıyorlar…
TV’yi açıyorum Mehmet Demirkol, kanalı değiştiriyorum Demirkol, TV’i kapatıyorum Demirkol…
Radyodan geliyor sesi..
Bu arada yanlışlar, yalanlar, unutulanlar..
Adamlara ilk yarı birincisisiniz, rekor kırdınız diyorlar, daha Sivas-Galatasaray, Fenerbahçe-Trabzon maçı oynanmamış.
Ertuğrul gidiyor, Beşiktaş büyük hedeflerin peşinde, Denizli’yi getiriyor. Beşiktaş ilk 7 takımı yenemiyor da, son 7 takımı rahat yeniyor…
Galatasaray’ın UEFA kupasını kaldırmaya 5-10 maç kalmış, Skibbe’nin yerine kim gelsin diyen var.
Lugano, Fenerbahçe tarihinin en önemli açıklamasını yapıyor, “Noel’de buradayım”.
Falan filan..
Bu zaten bitmez..Bunları geçtik…
Sırada hakem hataları köşemiz var….
Hakem hatalarını dikkate aldığımız zaman Lig’de en son durum neydi? Hatırlayalım..
Sivas 33, Ankara 32, Trabzon 31, Beşiktaş 30, Galatasaray 28, Fenerbahçe 25, Kayseri 23
Bu haftayı yorumladığın zaman, Sivas-Gençlerbirliği maçı Gençler lehine, Trabzon-Eskişehir, Galatasaray-Beşiktaş, Fenerbahçe-Konya maçları berabere bitmesi gerekir, (burda bir tek belki %51 ihtimal Galatasaray Beşiktaş’ı yine yenebilirdi, ama Servet’in golü, Delgado’nun kırmızı kartı gerçekten skoru etkiler) Ankara ve Kayseri maçları hatalardan etkilenmediği için aldığı puanlar aynı kalırsa; güncel puan durumu:
Ankara 35, Sivas 33, Trabzon 32, Beşiktaş 31, Galatasaray 29, Kayseri 26, Fenerbahçe 26,
Ben de sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim de..
Oraya gelmeden bitiyor iş zaten..
Linç TV Spor Paketi
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 20 Aralık 2008 tarihinde gönderildi
Herşey rezalet..
Maç rezalet..
Hakem keza aynı..
Saha-seyirci-hava bitmiş..
Emre, Aleks, o, bu..
Artık telaffuzdan sıkıldım…
Peki daha rezaletini mı istersin?
Al sana rezaletin karesi kübü.
Tarih 5 Ekim, Fenerbahçe 4 yemiş Kayseri’den…
Şeytan Rıdvan’ın yazısına bak sen.
“Aragones’e veda edilsin, kulübe büyük katkıları bulunan Aziz Yıldırım ve yönetici arkadaşları hatadan dönecek önemli kararlar alacaktır muhakkak.”
Mesela Ziya Şengül emretmiş : “Bu gidişat iyi değil. Sen sen ol Azizim, bir an evvel aklı başında kararlar ver. Ver ki, beğenmediğin Zico’nun takımını geri getir.”
Ömer Çavuşoğlu’nun başlığı..“Lige havlu attı.”
19 Ekim yine Rıdvan : “Dün geceki hatalar devam ederse kolay kolay kazanamazsınız.”
Selçuk Yula : “Umut yok”
Erman Toroğlu : “Bu Fenerbahçe ancak Kocaeli tipindeki takımları yener. Biraz düzgün bir takıma hiçbir şey yapamaz.”
Can Bartu : “Fenerbahçe alarm veriyor. Bu nasıl düzelecek? Ben bu oyuncularla pek mümkün görmüyorum.”
Sergen, 6 Kasım : “Eskişehir beraberliğinden sonra “F.Bahçe Londra’ya PAF Takım’la gitsin” diye başlık atmıştım..”
5 Ekim 2008
6.hafta 6 puan, Fenerbahçe 12.ci
20 Aralık 2008
16.hafta 32 puan, Fenerbahçe Lig lideri.
Sen Allah aşkına Lig’e bak.
Allah’ın adını verdim Türkiye’e bak.
Önce Anelka sonra Önder kolunu sokuyor Konya filelerine, sonra diyorsun hakem hataları çok etkilemiyor, karanlık hiç birşey yok.
Top kaleye giriyor, Önder gol olmadığını biliyor, itiraz dahi etmiyor, Yasin koşup Önder’e bağırıyor niye itiraz etmiyorsun diye. Maç sonrası bir de Önder utanmadan koluma çarpmadı diyor. Omuzunu gösteriyor kameralara. Neden? Çünkü para var işin ucunda. Trilyon var.
E senin memleketinde…
Botokslu gibi gülen bir belediye başkanı mekanik sayaçtı, elektronikti, doğalgazdı derken kameraların karşısında balonlari patlatıp götürüyorsa paraları, Önder de diyor ki ben de gösteririm oramı buramı, alırım giderim trilyonları.
Git oğlum git.
Gidebildiğin yere kadar git. Aleks’i Josico’u Emre’i falan da götür yanında istersen.
Bizden uzak dur da.
Malagonex
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 16 Aralık 2008 tarihinde gönderildi
Kurban bayramının son yemeği, masa dolu..
Kavurma, pilav, ayran…
Herkes orda..Büyükbaba, baba, ağabeyler, torunlar..
Ama tatsız tutsuz bir yemek…
Küçük ağabey Ali ortaya; “Ocak’ta mutfak takımını güçlendiriyoruz haberiniz olsun.”
Dede kızıyor gibi; “Niye? Ben istemiyorum yeni tabak çanak.”
Evin reisi Yıldırım gibi atılıyor. “Uzatma baba. Değişecek diyorsak değişecek!”
Dede bozuluyor kesin; “İyi de yemeği ben yapıyorum. Size ne?”
“Yemek yaparken mutfağa girerim bak! Futboldan da inşaattan da anlıyorum ben bak!”
Dede susuyor, kafasını önüne koyuyor. Aşağıya bakıyor saatlerce. Kafasını karıştırıyor.
Şöyle bir bakıyor hüzünlü hüzünlü torunlarına…
En son torunu mesela, Guiza…Sakallı doğan..
Önünde tuzluk kaşık çatal peçete biberlik birbirine girmiş. Dökmüş bütün yemekleri yere.
Yanına bakıyor, Alex ve Maldanado, ikizler dedesine öyle bakıyorlar kuzu kuzu. En uslu onlar.
O kavurmayı ona veriyor.
O ona veriyor.
O ona veriyor.
O geri ona veriyor.
Emre’i arıyor gözleri. Velet masada yok. Aaa bir bakıyor, yere düşmüş, kasığının lifinin arka adelesini tutuyor.
Davut de Souza? Gelir birazdan güzel torunum benim, yemeğini bir tek o yer.
Sarışınım Lugano? O da evlenir gider herhalde bu sene. Baksana maşallah pek serpildi..Tü tü tü…
Josico? İşte benim evladım. En güzel torunum. Dedesi kurban sana.
Deniz? Bu çocuğu kim dünyaya getirdi! Babasına çekmiş!
İlhan? Ya bu çocuk benim torunum mu yahu? İlk defa görüyorum.
Ali Bilgin, Volkan, Yasin, Can, Uğur…Camiye geri mi götürsem acaba..
Offff off.
Hayallere dalıyor dede gene..
Xavi, Alonso, Villa, Iniesta…
Kupalar, finaller…
Uykusu geliyor..
Kafası düşüyor..
Şuracıkta 2 sene kestireyim diyor içinden…
2 sene çok değil ki..
Zaten 6 ay geçti…
2 sene…
Çok değil ki..
2 sene….
Zzzzz…….
He ol, she ol, it olma!
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 24 Kasım 2008 tarihinde gönderildi
Google sağolsun..
2007-2008 sezonu yazalım ekrana….
Şampiyon Galatasaray, ikinci Fenerbahçe…
Peki son derbi yani final kimle kim arasında?
Galatasaray – Fenerbahçe…
Peki.
2005-2006 sezonu…
Birinci Galatasaray, ikinci Fenerbahçe…
Peki son derbi kimin?
Galatasaray – Fenerbahçe…
Sondan 3.cü hafta Trabzon-Fenerbahçe maçını derbiden saymayalım bir müddet..
Şu olabilir mi….
Bir yerde kalantorlar toplanıyor kalantor kalantor….
Bunlar hakem makem medya taraftar bütün seneyi ayarlayan adamlar…
Üstüne üstlük fikstür çekilirken,
Bir sene sonrası için kimler favori ise,
O iki takımın maçını son derbi yaptırtıyorlar.
Rating, rant, para, pul herşey orda.
Son maça kadar heyecan olmalı çünkü! Final çünkü bu!
Ne alakası var…
Devam…
2004-2005 sezonu..
Birinci Fenerbahçe, ikinci Trabzon..
Teoriye göre, bütün hakem hatalarının, atamaların, medyanın, onun bunun FB-Trabzon ile final oynatması gerekir.
Son derbi, GS-FB.
Fakat, Fenerbahce-Trabzon maçı sondan 5.hafta, FB-GS maçı sondan 2.hafta.
FB Trabzon maçına çıkarken 71 puanla 1.ci, GS 67 puanla 2.ci, Trabzon 65 puanla 3.cü.
Yani FB’nin en büyük rakibi gene GS.
Yani, aslında kalantorlar iyi planlıyorlar ama sonra GS düşüşe geçiyor, Trabzon aradan fırlıyor…
2003-2004 sezonu..
Fenerbahçe şampiyon, 2.ci Trabzon, 3.cü Beşiktaş.
Son derbi?
Fenerbahçe – Beşiktaş.
Derbi, sondan 4.hafta…
Son 5.haftaya FB 66, Trabzon 62, Beşiktaş 61 puan ile giriyor..
Hep Trabzon aradan giriyor!
Halbuki final maçı Fenerbahçe – Beşiktaş..
Çekilsene aradan Anadolu takımı! Büyük rant diyorum! Milyon dolarlar diyorum!
2002-2003 sezonu.
1.ci Beşiktaş, 2.ci Galatasaray.
Son derbi? Direk Beşiktaş – Galatasaray…
2000-2001 sezonu…
1.ci Fenerbahçe, 2.ci Galatasaray, 3.cü Antep.
Son derbi? Tabiki Fenerbahçe – Galatasaray.
Brrrr, Antep korkutuyor…
1999-2000 sezonu..
1. GS, 2. BJK, 3. Antep.
Son derbi? Hooop, Galatasaray – Beşiktaş.
1998-1999 sezonu.
1. GS, 2. BJK.. Derbi : Galatasaray – Beşiktaş…
Yeter sıkıldım, 1996-1997 sezonu…
1. GS, 2, BJK…Al sana derbi…Galatasaray – Beşiktaş..
Bu sene son derbi : Trabzon – Fenerbahçe
Hadi Trabzon sürpriz lider diyelim…Gerçi belli olmaz belki Trabzon’u favori gördüler…
Ondan bir önceki derbi : Beşiktaş – Fenerbahçe
Bütün hakem hatalarını, skandalları, medya yönlendirmesini buna göre seyredelim bir zahmet..
Aslında,
Gene düşündüm de…
Yılmaz Özdil demişti sanırım.
Biz soykırım yapmış olamayız..
Çünkü soykırım için
Sistem gerek,
Disiplin gerek,
Koordinasyon gerek,
Organizasyon gerek…
O yüzden yukarda yazdıklarımı silin gitsin.





Son Yorumlar