Fatih Terim ile Etiketlenmiş Yazılar

1 hafta geçmeden


22 Mart 2012.
Özhan Canaydın’ın vefatının 2. yılı.

Gittik, çiçek koyduk, dua okuduk, su döktük.
Allah rahmet eylesin dedik.
Kulhuvallahuahad dedik.
Yattık kalktık.
Sabah bir baktık.
Gazetede;
“Culio vallahi ahead.”
Yani önümüzdeki maçta Culio yok.
Zaten Stancu, Necati, Amrabat ve Yiğit, Turgut’u da yıkayıp defnetmiştik.
Bazılarına pamuk sokmadan hem de…

Culio olayının tarihi 26 Mart.
Yani Canaydın’ın 2. senesinin 1 haftası çıkmadan.
40′ı ve 52′si zaten Süper Bowl’a denk geliyor. Galatasaray’a karşı kimler olmaz, hiç belli olmaz.

Peki, Galatasaray tarafına bakalım.

Fatih Terim, UEFA 6 ay önceden futbolcu ile görüşebilirsin diyor diyor. Doğrudur, zaten futbolcun kiralık. Yani senin. Bırak 6 ayı, istediğin zaman görüşürsün. Peki diyelim ki, Amrabat, Ali Aydın, o, bu, şu bunların hepsi son güne gelen tesadüfler. E bunlar tesadüfse inşaatlar, ekinler, işçiler, poşette formalara da tesadüf denince niye “Böyle tesadüf mü olur ulan” dediniz ki? Bunda da milletin “şike” gibi kıllanmaya hakkı yok mu? Peki, Fatih Hoca, sana Culio’yu sorana sinirleniyorsun da, Hâkim, Korcan’a “O 2.golü yerken elini uzatamaz mıydın?” sorunca niye kızmıyorsun? Hani, adaletin ve ahlakın bekçisiydiniz?

Ünal Başkan diyor ki, Culio’nun sözleşmesinde kümede kalırsa 1,5 milyon Euro yatırılması zorunludur maddesi var. Doğrudur. Peki, Nedim Türkmen yanardöner olsun. Bu arada eminim 1-2 güne Nedim Bey çıkıp “Orduspor 1,5 milyon ödemeyecek kulüp mü?” diyecektir. Fakat benim anlamadığım o zaman Culio niye çıkıp “Ben Galatasaray’da oynamak istiyorum” dedi? Onu da mı Nedim Türkmen söyletti? “Culiocum, bak bizim paramız yok. Sen GS maçından önce lütfen çıkıp Galatasaray’da oynamak istiyorum der misin? Ben de seni kadro dışı bırakayım. Bak, kusura bakma ama paramız yok. Sen de son 2-3 maç dinlenirsin. Hadi gözünü seveyim.” mi dedi? Yoksa Culio’yu yanlışıkla birileri mi ikna etti?

Peki, Fatih Hoca, Galatasaray’ın buna ihtiyacı var mı diye söylemişsin.
E o zaman Aziz Yıldırım, Fenerbahçe’nin maçları alırken şikeye ihtiyacı var mı derken niye güldünüz? Eğer, bu Culio olayı için de teşebbüs varsa, bence herkes gereken cezayı almalıdır. Benim sorum şu, özel yetkili savcı, insanları dinleyebiliyor da, özel yetkili TFF, Turkcell’i veya bilmem ne cell’i arayıp “Bize son 1 ayın Ordu-Galatasaray-Culio’nun telefon konuşmalarını verir misiniz?” diyemiyor mu?

Fatih Hoca, geçen TV’de bas bas bağırdı. Terim, gerçekten bu tarz olayların adamı değil. Ama bizim tanıdığımız Fatih Terim, bu endüstriyelleşmiş nalet futbolun içinde Ordu Başkanı Nedim Türkmen’i arayıp “Bu maçta ne olursa olsun, Culio’yu oynatın” der mi, artık emin değilim. Ayriyeten bizim tanıdığımız Fatih Terim, o yara bandını da yapıştırtmazdı. Ya da yırtıp atardı. Çünkü Fatih Terim ne olursa olsun bir Otto Bariç veya başka biri değildi. Polemiğe girmez, çelişkiye de girmez, vurur geçerdi. Zaten artik polemiğe futbolcular veya antrenörler girmiyor. Koskoca okumuş başkanlar bu isi çok iyi yapıyor.

Süleyman Seba, Allah uzun ömürler versin, bu endüstriyel futbola karşı yıkılmayan son çınar.
Son çınar, son çınar da…
İnönü Stadı’na giderken tüm ağaçları da kestiler biliyorsun.

Artik ne kaldı asırlık çınar, ne gözyaşlarımızda pınar…

http://www.facebook.com/groups/133230486718894/

https://twitter.com/#!/emrahoner

, , , ,

1 Yorum

Hepüsü

1 hafta tatile gittim, geri döndüm…

Şimdi ben ne yazayım?

2 senedir Rıza, Samet, Ulvi, Metin, Sergen, Necip diye bir tarafımı yırtıyorum, trilyonluk Quaresma transferini mi yazayım;
Yoksa ömrümü delen Ömür Üründel’i mi yazayım?

Yeni Alex Elano’yu mu yazayım;
Yoksa Türkan Şoray Keita’yı mı yazayım?

Tok Fransa’yı, İtalya’yı mı, İngiltere’yi mi yazayım, aç Şili’yi, Meksika’yı, Paraguay’ı mı yazayım;
Yoksa en iyi maçı Şili – Honduras olan Dünya Kupası’nı mı yazayım?

Sammer’i, Hassler’i, Zidane’i, Lineker’i, Batistuta’yı, Canigga’yı, Gullit’i özledim, onu mu yazayım;
Yoksa her taraf Muddusi Küftüoğlu kaynıyor, onu mu yazayım?

İstanbul’da 5 Lira’ya vuvuzela satılıyor, onu mu yazayım;
Yoksa utanmasa Laos bile Dünya Kupası’na gidecek, ben Fatih Terim’i mi yazayım?

Daum’un stadyumdan resimlerini indirip, 2 gün sonra “2-2 değilmiş, 2-2 değilmiş” diyen gerizekalı gibi “Daum gitmemiş, Daum gitmemiş, timsah yürüyüşü yapmayın” dedirtenimi yazayım?
Yoksa bütün bunlara rağmen “Kombine almıyor musun Emrah” diyeni mi yazayım?

Yoksa şunu mu yazayım?

Temel arabayla ters yöne girmiş, herkes selektör yapıyor, korna çalıyor ters yönde diye. Radyoyu açmış. Radyodaki spiker “Dikkat dikkat! Birisi otobanda ters yönde ilerliyor” demiş. Temel de “Ne birüsü! Hepüsü! Hepüsü!” demiş.

Şimdi ben hangisini yazayım?

Onu mu yazayım?
Bunu mu yazayım?

Yoksa hepüsünü mü yazayım?

http://www.hurriyet.com.tr/spor/yazarlar/15097262.asp

, , , , , , , ,

3 Yorum

Problem Jo değil

32 yaşındayım.

Şu kısacık hayatımda;
Süleyman Seba, Rıdvan Dilmen, Hakan Şükür, Oğuz Çetin, Fatih Terim, Bülent Korkmaz’ın bile ıslandıklarını gördüm.
Müjdat’ı, Yaşar’ı, Abdülkerim’i 2 metrelik kalastan kaçarken gördüm.
Amigo Orhan’ın Mustafa Denizli’ye balina gibi uçtuğunu gördüm.
Ogün’ü cenazede dayak yerken gördüm.
Rüştü’ye aduket çektiler, onu gördüm, taktakduket çektiler onu da gördüm.

Yani binlerce protesto, binlerce tepki gördüm.
Fakat Galatasaray’ın “Ruh” kelimesini kullandığını ilk defa görüyorum.

Galatasaray ve ruhsuzluk…

Galatasaray çökmüş, tribün bölünmüş, Ultraslan ultra ve slan diye ikiye yarılmış.
Denyor ki, Fenerbahçe – Beşiktaş maçı beraber biterse şampiyonluk şansı doğuyor.
Galatasaray 50 sene Ligi alsa ne olur, kaptanı yuhalanmış.
Sen seneye kaleci alacağına, Metin Oktay’ın mezarının üstüne battaniye al.

Bütün bunların sebepleri çok basit değil.
Bunların sebepleri çok yeni de değil.

Galatasaray ne Fenerbahçe maçı, ne 19 şampanya ile banyo, ne Franco’nun lensleri, ne de sağlık kurulu yüzünden bitmiştir.

Galatasaray, Feldkamp’ı 6 maç kala gönderdiği gün bitmiştir.
Galatasaray, Arda Alemdar’ı 1.kaptan, Sabri’yi 2.kaptan yaptığı gün bitmiştir.
Galatasaray, Adnan parantezinde 9. senelerinde 9. teknik direktörü getirdiği gün bitmiştir.
Galatasaray, en büyük rakibi Cannes’da final oynarken, baskette 2 kere forma değiştirdiği an bitmiştir.
Galatasaray, saat 20:45’de bitmiştir.
Galatasaray, artık bize benzediği için bitmiştir.

Dos Santos, Franco, Elano, Arda, Jo.
Bunlar gitse ne olur loooo demek geliyor insanın içinden.

Artı, Galatasaray’ın seneye artık ilk 11’i bellidir.

Kalede, Eski Futbolcular Vakfı.
Geride, Sarı Kırmızı Derneği, 1905 Derneği, 1905 Birleşik Grup.
Orta saha, GS Grubu, Florya Grubu, Altyapı Derneği, GS Derneği.
Tek forvet, Birleşik Galatasaraylılar Vakfı.

http://www.hurriyet.com.tr/spor/yazarlar/14402256.asp

, , , , , , , , , , ,

3 Yorum

Messi mi Arda mı Babam mı?

 

Çok tartışılan bir konu; hemen soralım. Arda mı Messi mi?
Hemen cevaplayayım. 2 yaşında bir çocuk annesi ile minibüse biniyor, çocuktan para almıyorlar. Peki, minibüs giderken 2 yaşında başka bir çocuk kendi başına binmek için el ediyor. Bedava mı gider? Veya; Bostancı – Kadıköy 3 lira. Erenköy – Kadıköy de 3 lira. O zaman Bostancı – Erenköy bedava mı?

Bütün bunların konumuzla ne alakası var?
İşte Arda ile Messi’nin o kadar alakası var. Hani belki Messi mi Maradona mı tartışılır, kaldı ki bence yine Maradona’dır, çünkü Messi gelecek önce Napoli’yi şampiyon yapacak ondan sonra ben “Messi mi Maradona mı”yı tartışacağım. Veya Daum, Mustafa Denizli, Fatih Terim önce gelecek, Trabzon’u, Sivas’ı, Antep’i, Bursa’yı şampiyon yapacak ondan sonra ben teknik direktörlük tartışacağım. Yoksa oradan atması çok kolay. Arda mı, Messi mi? Messi acaba Arda diye birini tanıyor mudur acaba onu sormak lazım. Ya da Messi Madrid Şehir sinemasını kapatmış mı? Bernabéu’da güvenlik görevlisi dövmüş mü? Bunları da araştırmak lazım. Bir de en son klişe, “Barcelona’yı babam da oynatır”. “O işi babam da yapar.” Baban o işi yapmasaydı, zaten sen olmazdın.

Ama Arda’yı sezon başı baş tacı yaptılar?
İşte esas problem o. Hala Mustafa Sarp diyen, hala 4-6-5-1 diyen, hala Franco diyen yorumcu var bu memlekette. Galatasaray, Arda’yı kaptan yaptığı gün herşeyi kaybetti. Arda kaptanlıktan önce takımın hamalı, golcüsü, Gattuso’su, Appiah’ı, Robben’i, Ribery’isi, Messi’si, yani herşeyiydi. Ama şimdi takımın Alex’i oldu. Eğer sen iyi yetiştirilmemişsen, formaya kaptanlık bandını takınca, bakkala kravat takmış gibi olursun. Herkeslere emirler yağdırırsın, herkesi yönetmeye çalırsın, ulan bir bakmışsın sadece sen ve çırak var. Aslında senin koşman gerekir. Senin iş bitirmen gerekir. Bence futbolcular bilinç altından dedi ki, yahu biz bu kadar koşuyoruz, yırtınıyoruz, seninki sinema kapatıyor, açılışlara gidiyor, bir de bizi o yaşta yönetmeye kalkıyor. Ne basacağım ben topa, gelsin Arda bassın dediler. Şu bir gerçek, takımın %50’si, %60’ı Arda. Arda’yı bu hale getirenler, 20 milyon paunda satmam diyenler, daha başında kulağını çekemeyenler, dolaylı yoldan Galatasaray’ın şu anki haline sebeptirler. Fakat şu da bir gerçektir, Arda hakkaten Türkiye’nin Messi’sidir. Zira Gökhan Zan Türkiye’nin Rio Ferdinand’ı, Sibel Can Türkiye’nin Barbara Streisand’ı, Sinan Çetin Türkiye’nin Tarantino’sudur.

http://www.hurriyet.com.tr/spor/yazarlar/14365664.asp

, , , , , , , , , , , , ,

2 Yorum

7+

Bu yazı şiddet, küfür, korku ve gerilim içermektedir, lütfen bu yazıyı çocuklarınıza okutmayınız.

Outlook

Bu yazıyı yazar kimliğimi bir kenara koyup Fenerbahçe taraftar kimliğimle yazıyorum. Bu arada yazar kimliğimin de içine oturayım.

Fenerbahçe’nin bugünkü durumunda olmasının sebebi ne Daum, ne Fırat Aydınus, ne Güiza, ne Deniz, ne de Aziz Yıldırım’dır.

Bu tablonun sebebi Fenerbahçe taraftarıdır.

Fenerbahçe taraftarı öyle rastgele bir taraftar değildir. Fenerbahçe taraftarı müthiş enteresandır. Bir kere rengarenktir. Kimyası çok farklıdır. Fiziği de çok farklıdır, çünkü Mecidiyeköy’deki o pis hava Kadıköy’de yoktur. Fenerbahçe taraftarı, maçtan önce Bağdat Caddesi’ni doldurur, saatlerce bira içer, tonlarca patates yer, eğlenir ve İngilizler gibi yürüyerek stada gider. Fenerbahçe taraftarı takımını en çok seven taraftar grubudur, çünkü çok az manyaktır. Bundan yıllar evvel deplasmanlara limitli seyirci alınırken Fenerbahçe, Beşiktaş’dan, Galatasaray’dan 10000 bilet ister, 5000’e izin gelir; lakin Beşiktaş ve Galatasaray taraftarı 5000 bilet ister, maça 1000 kişi gelir. Fenerbahçe seyircisi halis Türk seyircisidir. Fenerbahçe halkın takımıdır. Fenerbahçe bizden biridir. Yani, Fenerbahçe Türkiye’dir.

İşte o yüzden Fenerbahçe seyircisi mankafadır. Cahildir. Zekası yeterli değildir. Kültürsüzdür. Fenerbahçe seyircisi, Güiza’ı ağlatır, kafasına oklava verir, 3 gün sonra ağzına baklava verir. Belki de yeryüzünde havalimanında futbolcu karşılayan ilk klüptür. Fenerbahçe seyircisi Deniz’i yuhalar, Tarık’ı yuhalar, Rıdvan’ı yuhalar, Rüştü’yü döver, Müjdat’ı kovalar, fakat onu alanlara, onu oraya getirenlere bağırmayı akıl edemez. Ya da gücü yetmez. Bir de, 2 gram akılları kalmıştır, onu da çok sevgili ağabeyleri Rıdvan Dilmen almıştır. Öyle ya, Rıdvan Dilmen ilk 8 hafta Fenerbahçe’yi Barcelona yapmış, sonraki 8 hafta Beşiktaş şampiyon olur demiş, 3 hafta önce yine Barcelona yapmış, Beşiktaş havlu atmıştır demiş, şimdi de “Bu kadro ile bu iş olmaz” demiştir. Halbuki bütün sezon kadro aynıdır. Beşiktaş’a da artık birşey diyecek insafı kalmamıştır.

Fenerbahçe yönetimleri de Türk odunluğuna sahip olduğu için ve sıfır profesyonel olduğu için Fenerbahçeliler yıllarca yönetimlerden de çekmiştir.

Örneğin;
- Fenerbahçe 32 senedir yıpratıcı, uzun boylu forvet arar. Elin gavuru Mars’da su bulmuştur, Fenerbahçe hala aradığı yıpratıcı forveti bulamamıştır.
- Her mahallede, her sahada, top oynanan her odada 2 çocuktan biri Fenerbahçe forması giyer, fakat 32 senedir Fenerbahçe’de bir çocuk iki kere üst üste maç oynamamıştır. Genç Semih bile futbola Özçamdibispor’da başlamıştır. Zaten 32 senede 600 futbolcu arasında hala sadece Semih ve Tuncay’ı konuşmak utanç vericidir.
- Fenerbahçe her sene ama her sene trilyonluk flaş transferler yapar. Fenerbahçe bu yüzlerce flaş transferlerden Baliç ve Okocha dışında hiçbirinden para kazanmamıştır.
- Sadece Fenerbahçe’de kovulan teknik direktörler ve futbolcular geri gelir.
- Fenerbahçe Bolu’da, Ağrı’da, Lagos’da, Çin’de tesis açmasına rağmen, seyircisiz bir İstanbul Büyükşehir Belediye takımı Fenerbahçe’yi her sene yenebilmektedir. Zaten bu kafa olduğu sürece de Fenerbahçe daha çok Ozan İpek ve İskender meşhur edecektir.

Bir teori de bütün bu dangalaklıkları “Lise” altyapısı ile açıklar. Örneğin, 10 futbolseveri bir araya getirsek, ki bunların kesin 4’ü Galatasaray’lıdır, 4’ü Fenerbahçe’lidir, 2’si Beşiktaşlıdır; herhangi bir sosyoloğa sorsanız Fenerbahçe’lileri hemen ayırdecektir. Çünkü Fenerbahçe’linin kültür seviyesi, konuşma yeteneği, 2 kelimeyi bir araya getirme refleksi, cahilliği, zekası ve futbol zekası hemen kendini belli eder. Çünkü tekrarlıyorum; Fenerbahçe, 8 yıllık zorunlu eğitime daha yeni geçmiş bir Türkiye’dir. Galatasaray Lisesi ve Beşiktaş Anadolu Lisesi burada Fenerbahçe Lisesi’nden çok kalın çizgilerle ayrılmıştır. Ha bu demek değildir ki, Fenerbahçe’den zeki, kültürlü ve işini bilen bir insan yetişmemektedir, veya Galatasaray ve Beşiktaş’da devamlı saygın, zeki insanlar görev almaktadır. Fenerbahçe’de son 5-10 seneye bakıldığında Kemal Dinçer, Aykut Kocaman ve Ali Koç gibi en azından ne dediği anlaşılan, saygılı, pratik zekalı, prezantabl, dinamik insanlar da yetişmiştir. Fakat ondan öncesi Hasan Özaydın, Ömer Çavuşoğlu ve Erol User’dir. Yani yontma taş devridir. Bu arada Fenerbahçe’de yeni karakterler yetişirken Galatasaray’da Adnan Sezginler, Beşiktaş’da Yıldırım Demirörenler de kontra olarak görev almaktadır.

O zaman bu mantıkla her Galatasaray’lı veya Beşiktaş’lı çocuğun o liselerden çıkması mı gerekir? Hayır, gerekmez. Bir çocuğun öğrenme yaşının 3, karar verme yaşının 4, karakterinin oluşma yaşının 5 olduğunu varsayarsak, çocuk zaten TV’den Aziz Yıldırım, Yıldırım Demirören, Adnan Sezgin, Faruk Süren, Süleyman Seba, Metin Oktay, Metin Tekin, Arda, Fatih Terim, Hasan Şaş, Oğuz Çetin, Recep Çetin’i izleyerek hangi takımın ona daha yakın olduğuna karar verecektir.

Başa dönersek, Aziz Yıldırım ve Daum’un bugünkü tabloda hiçbir suçu yoktur. Çünkü onların kapasiteleri o kadardır. Çünkü onlar gelip geçicidirler. Çünkü onlar dublördür. Dublörler bu kadar performans verirler. Taraftar, kalıcıdır. Taraftar masaya yumruğunu vurmalıdır. Taraftar belirleyicidir. Digitürk ihalesinin rakamından, Kazım’ın seks partnerine kadar herşeyi taraftar belirler.

Diyorlar ki, Daum İ.B.B maçında saçmaladığı için Fenerbahçe yenilmiştir. Peki, Daum ilk defa mı saçmalamıştır? En önemlisi Daum kendi kendine mi Fenerbahçe’ye gelmiştir? Herhalde zamanında Appiah’ı ve Selçuk’u sağ açık oynatan rahmetli babam değildir. Veya dayım yüzünden Ümit Özat Almanya’ya kaçmamıştır. Seyirci ile kavga edip 10 saniye sonra Semih’i oyuna alan kaynım mıdır, eltim midir? Tabi ki Daum’dur.

Ya da, Aziz Yıldırım hiç mi saçmalamamıştır? 1 ayda 55 milyon Euroluk transfer yapan, her sene en az 1 kere kurumlardan istifa edip geri gelen, 12 senede 4 Lig-0 kupa-1 çeyrek final getiren, “devre arasında transfer yararlı olmaz” diyip Appiah, Nobre ve Anelka’yı devre arasında alan, “biz sene başlarında doğru transfer yaparız ve karşı takımı ısıracağım” deyip 4 tane Emre, 4 tane Appiah ve 2 tane Tuncay alması gerekirken sene başında bayanlar liginden Sos Dantos’u ve Baroni’yi alan bir başkan hiç saçmalamamıştır desek ne derece doğru olur?

Veya 5 yaşındaki çocuğun bile Fenerbahçe’nin savaşan adama ihtiyacı olduğunu bilmesine rağmen Brezilya’dan Sos Dantos ve Baroni ikilisi ile dönen, yeryüzünün Uğur Dündar ile en dürüst Fenerbahçelisi sayılan Aykut Kocaman’ın kafasına silah mı dayamışlardır, transferden komisyon mu almıştır, yoksa o da saçmalama hakkını mı kullanmıştır? Fenerbahçe 1 milyon dolara Mehmet Topal’ı bulamazken, bedavaya Mustafa Sarp’ı alamazken, 10 milyon Euro’ya Baroni ve Sos Dantos’u nasıl almıştır? Elalem Emre Çolak’ı, Necip’i oynatırken Fenerbahçe takımı risk almak istemediğinden mi oynatmak istemiyordur, yoksa bu futbolcuları ortaya çıkaracak futbol zekası olan hiç kimse bulunmamaktadır? Daum, Aziz Yıldırım veya Alex bir maç seyrederken, “şu çocuk çok iyi çocuk, bunu oynatalım veya alalım” diyebilecek kapasitedeler midir? Örneğin heykelini dikmeyi düşündüğümüz Alex, kefil olarak Maldonadoyu getirirken, Aziz Yıldırım Aragones için “tam benim çalışmak istediğim teknik adam” derken futbol zekalarını mı ortaya koymaktadırlar?

İşte yukardaki sebepler yüzünden suç bu karakterlerde değil, eğitim seviyesini güncellemeyen, vizyonu geliştirmeyen, hala kombine alan, hala Digitürk alan, hala forma alan, ve hala Fırat Aydınus kırmızı vermeliydi diyen ileri zekalıdadır.

Çünkü o dingil, İBB maçındaki Deniz’in golünde yardımcı hakeme yüklenir, fakat Lille maçındaki Emre’nin golünü konuşmaz.
Çünkü o ingot, kıçıkırık 5.sınıf Brezilyalı’nın ufacık bir hareketi ile mest olur.
Çünkü o ötektoit, her maça gider, protesto edeceği yerde etmez, protesto ederken yanlış adamı eder, seveceği yerde döver, döveceği yerde sever.
Çünkü o kütüğe aslında Aziz Yıldırım ve Daum bile fazladır.
Çünkü o “Biz pazara kadar değil, mezara kadar sevdik” diyen arkadaş bilmez ki, onun mezarını ilk ziyaretçisi ben olacağımdır.
Çünkü o aks bilmez ki, maça gitmeyince yönetim gider.

Ve yine bilmez ki, küçük beyinler Güiza’yı, orta beyinler Daum’u, büyük beyinler yönetimi tartışır.

http://www.hurriyet.com.tr/spor/yazarlar/13980560.asp

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

20 Yorum

598 Ragıp

 Aerial_view_of_Galatasaray_Lisesi

Bugün benim doğum günüm.

Babam doğum günlerimi “Yahu, bugün senin doğum günün mü? Ulan eşşşek kadar olmuşsun, hala doğum günü diyorsun” şeklinde kutlardı.
Ne şanslıymışım ki, elalemin doğum tarihi Einstein ile, Bill Gates ile aynıdır, benim ki Serdar Ortaç ile aynı.
Millete doğum gününde araba alınır, viski alınır, para gelir, bana mektup geldi.
Mektup, Galatasaray Lisesi ilk mezunlarından Ragıp Fersoy’dan. Arda’ya atmış mektubu ama bana gelmiş kazara.

Şöyle diyor özetle:
“Seni spor programlarından daha çok magazin programlarında görüyorum. O ekranlarda ne işin var senin? Sen futbolunla gündeme gel, sevgilinle sinema kapatmayla gündeme gelme. Çabuk unuttun galiba Florya’ya otobüsle geldiğin günleri.  Futbol oynayacaksın, takım arkadaşlarına örnek olacaksın. Kaptan olmak öyle bant takmakla olmaz. Hem sen niye herkesle kavga ediyorsun? Galatasaray kaptanı kimse ile kavga etmez, sen güvenlikçi ile bile kavgalısın. Tarihi araştırırsan Metin Oktay’ın Fenerbahçe, Can Bartu’nun Galatasaray forması giydiği maçı bile bulursun. Senin Fenerbahçe marşına bile tahammülün yok.  Emre Belezoğlu, Galatasaray’da 3.yılında bir Mercedes almıştı. Fatih Terim anahtarlarını almıştı, hakettiğin zaman binersin demişti. Bunları hatırla oğlum. Ben senin babandan bile büyüğümdür. Geçen seneki Arda gibi ol, takımı ateşle, şu Madrid’i tek başına devir ve gel.”

Mektup çok uzun…

Fakat ben bu mektubu, Arda’ya daha önce yazdıklarım için yayımlamadım.
Bu mektubu, fanlarım, canlarım beni destekliyor diye de yayımlamadım. 
Bu mektubu, “Ne olacak ki canım, gencecik adam, gezecek tabi ki” diyenlere cevap olsun diye de yayımlamadım.
Bu mektubu, hepimizden büyük bir abimiz yazmış diye de yayımlamadım.
Ben bu mektubu, Arda için hiç yayımlamadım.

Ben bu mektubu;
Daha Milli Takımlar teknik direktörü bile olmayan, Alamanya savcılıklarında ismi çıkan, kavgası-gürültüsü eksik olmayan, fakat 18.takımı eksik olan, Rijkaard’lı, Mustafa Denizli’li, Daum’lu, Şenol Güneş’li, Bursaspor’lu, Eskişehirspor’lu ligin kıymetini bilmeyen Türk Futbolu için yayımladım.

Ben, nice senelere.

http://www.hurriyet.com.tr/spor/yazarlar/13805760.asp

, , , , , , , , , , ,

2 Yorum

Galatasaraylılık-2 ve İzel-Haldun-Ercan

Bu yazı, 29 Ekim tarihli “Galatasaraylılık ve Kadıköy” yazısının 2. bölümüdür.

Aslında o yazının bir devamı olmayacaktı. Ama sağolsun, yurdum insanı 2.bölümü de yazdırır, 22. bölümü de.

magazin-nostalji-6

Öncelikle şu ilk yazının linkini koyalım. Merak edenler okusunlar.
http://www.hurriyet.com.tr/spor/yazarlar/12806410.asp

Peki bu yazıyı yazdıktan sonra neler oldu?
www.hurriyet.com.tr‘e ve www.emrahoner.com’a yüzlerce küfür geldi, Fenerbahçe puan kaybetti, Galatasaray kazandı ve Ercan Saatçi-Metin Özülkü “Sayenizde” dedi.

Tabi bütün bunlardan önce Ercan Saatçi, Hürriyet Gazetesi Spor Koordinatörü olmuştu.

Fakat bazı arkadaşlar www.hurriyet.com.tr ile Hürriyet Gazetesi’nin idaresini aynı zannettiği için, ben o yazıyı yazdıktan sonra, “Sen de müdürün gibi özür dileyecek misin?” diye sordular. Oysaki ben ne Ercan Saatçi’yi tanırdım, ne de İzel’i. Kendilerini Büyükçekmece’de Malibu’da izleyerek büyümüştük o kadar.

Aynı tarz arkadaşlar, kendi taraftar sitelerinde Ercan Saatçi’yi hala Ertuğrul Özkök’ün damadı olarak gösterdiler. Adam boşanmış, olay bitmiş, ama Damat Ferit mevzusu onlar için devam ediyor.

Ve soruyorlar, Ertuğrul Özkök, Ercan Saatçi’yi ne zaman kovacak?
Ben size söyleyeyim ne zaman kovacak.
Onların anlayacağı dilde anlatayım, fanatikçe bilirim biraz…

Haldun Üstünel, her kavgada bir yumruğu bulunan, her olayda ismi geçen, kendi güvenlik görevlisi ile bile kavga eden, Galatasaraylılık tanımına hiç uymayan, büyük kaptan, Jr. Alemdar’ı kovduğu zaman, Ercan Saatçi de kovulacak.

Fakat zaten Haldun Üstünel de oralı değil ki.
“Kaptanımıza dokunursanız elini kırarız” diyor. Gerçi kendi de inanmıyor, çünkü kağıttan ezberden okuyor.

İşte sorun burada.
Kağıttan okuyoruz, “Türk sporcusu zeki, çevik, ahlaklıdır” lafını…

Çünkü küfür bizim hayatımızın parçası olduğunu kabul ediyoruz ama itiraf edemiyoruz.
Bizler amcalarımıza pipimizi gösteriyoruz, Mehmet Ali Erbil’e gülüyoruz, Halid Ziya Uşaklıgil’in eserini “Bitterli Behlül” pornosuna çeviriyoruz, bayanlar duymasın diyoruz, bütün tribünlerde en önde küfür eden fondöten canavarlarını görmemezlikten geliyoruz…

Fakat Milli yorumcumuz Rıdvan Dilmen’in “Altan’ın kelini görünce” olayına hala gülüyoruz…
Fatih Terim’in Osman Tamburacı’nın bıyığını nasıl sevdiğini duyunca sırıtıyoruz…
Turgay Şeren’in “Ebesine”, Gökmen Özdenak’ın “Nobresine” tebessümle yaklaşıyoruz…
Belki 50 milyon tenorle birlikte, “Bir tarafımı ye Fener” diye opera söylüyoruz.

Fakat bunlara sadece gülüyoruz…
Çünkü bunlar komik ve güzeller…
Ve iyiler…
İyi niyetliler…
Fakat “Bir tarafımı ye Fener” şarkısı ile belki Eurovision’a katılsak Mor ve Ötesi kadar puan alırız deme genişliğini gösteremiyoruz…

Fakat hasta derecede Fenerbahçe’yi seven bir popçu, bir şekilde ağzından küfür çıkınca, (kabul, gerçekten olmaması gereken bir durum, ve tabi ki başkalarının örneklerini kendine yontmak), özellikle spor müdürüyken böyle bir şey olunca çekemiyoruz.
O yukarıdaki isimleri de aşağı çekemiyoruz, fakat nedense böyle bir düşman, önemli bir yerde olunca, 2 sene önceki kasetleri ortaya çıkartıyoruz.
Belki bir yerlerde, peygamber gibi adam Oğuz Çetin’in bile kasetlerini saklıyoruz.
2 senedir bu kaydı elinde bulunduran gazeteci Kadir Çetinçalı’ya nereden buldun diye sormuyoruz…
Ercan Saatçi’ye kızabiliyoruz, Metin Özülkü gibi adama üzülmüyoruz…
Medyadaki herkesin “Aman bir yerden benim de kasedim çıkar” diye hiç bir yorum getirmemesine tepki vermiyoruz…

Ve en önemlisi…
Bütün bu küfürlerin “Onların” şaka ve espri kavramına girdiğini kabul ediyoruz, fakat Aziz Yıldırım’a ve Demirören’e cidden, organize bir şekilde küfür edilmesine kılımızı bile kıpırdatmıyoruz.
Çünkü yarın Adnan Polat’a da küfür edildiğinde, aynı şeyleri yaşayacağımızı düşünemiyoruz…

Galatasaraylılık ve Kadıköy Bölüm 2

Bu yazının ilk bölümüne öyle tepkiler geldi ki.
Tam bir Sidik Wars.

İşte, Fenerbahçeli taraftarlar Gerets’in kafasını yarmış da, o yüzden su atmışlar da, Fenerbahçe’de de Luganolar varmış da, Fenerbahçe’nin Sami Yen’de çok galibiyeti yokmuş da, Fenerbahçe’nin Avrupa başarısı yokmuş da…

Da da da….

Ya ben ifade edemedim ne anlatmak istediğimi, ya da yanlış insanlara konuşuyorum.

Hiç kimse Galatasaray’ın hiç bir hareketini küçümseyemez arkadaşlar, bunu bilin.
Çünkü;
Ben agu bugu derken, Galatasaray Kızılyıldız’dan puan alıyordu.
Benim bütün üniversite hayatım, en büyük rakibim Galatasaray’ın Çarşamba Avrupa maçlarını seyrederek geçti.
Benim takımımda Arap İsmail, Deli Nezihi, önGöbekte oynayan Müjdat Yetkiner, Abdülkerim varken, Galatasaray’da Raşit Bey, Cüneyt Bey gibi isimler vardı.
Benim takımım Wagenhausları, Demir Hotiçleri, Socienzkileri gibi transfer ederken, Galatasaray Koseckileri, Rotariuları, Simoviçleri transfer ediyordu.

Tek söylemek istediğim, ve son kez söyleceğim,
Bu Galatasaraylılık tanımı, kültürü, disiplini, olgusu ne derseniz deyin,
İster buna sportif başarıyı katın, ister etik, medeni, saygı ilkelerini de ekleyin, endüstriyel futbolda ve yozlaşma dönemin ortalarında hasara uğradığı kesindir.
Galatasaraylılık artık Hakan Şükürler, Hasan Şaşlar, Adnan Sezginler, Ardalar, pet şişeler, kavgalar, saha kapamalar, yapılamayan statlar ve 6 senedir olmayan Avrupa başarıları ile anılmaktadır.
Makro bakıldığında durumun daha da kötüye gittiğini göreceksinizdir.
Çünkü eğer Galatasaray büyük ise, veya öbür klüplerden daha büyük ise, o büyüklüğünü bir şekilde kanıtlamak zorundadır.

İster sessiz kalarak, ister medeni ölçülerde savaşarak, ister 4 kupayı da getirerek…

Ben büyüklüğün tanımını yapamam, bir büyüğün ne yapması gerektiğini bilemem, fakat şunu bilirim ki, hiç bir büyük klüp, bir bireyin küfürü için klüpten resmi bir açıklama yaparak, onu mahkemeye vererek, onla uğraşarak daha büyük olmaz.

, , , , , , , , , , , ,

55 Yorum

At dayım olur

http://okuryazar.ntvspor.net/ridvan-dilmen-fbnin-uzerine-gidersen-yenersin/ üzerine…

Hayatım boyunca 3 tane vecize nedense hiç aklımdan çıkmamıştır.

Biri; “Katıra “Baban kim?” diye sormuşlar; “At dayım olur.” demiş.
Diğeri, “Bir ağaçtan camiye direk de olur, kenefe kürek de.”
Üçüncüsü; “Fenerbahçe’nin üzerine gidersen yenersin.”

Bunlardan ilk ikisi, bin yıl önce kitaplardan, hafızalardan silinmiştir. Fakat o üçüncüsü, hiç bir zaman yok olmamıştır, her gün, her yerde, herkes tarafından söylenir ve bilinir. Hatta ilkokuldaki çocukların kitaplarının giriş sayfalarında, “Yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve yağışlı, ve Fenerbahçe’nin üzerine gidersen yenersin” yazar.

Evet, Fenerbahçe’yi yenmek bu kadar basittir. Gerçi, o zaman Fenerbahçe nasıl son 6 senede 3 şampiyonluk, Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final görmüştür sorusu gündeme gelir, fakat istisnalar kaideyi bozmaz, şuracıkta, 3 Fenerbahçeli bir araya gelsek, bize orta sahada bassalar, sonuç hemen ortaya çıkacaktır. Bu konuya bir örnek de, Devler Ligi’nde Elvir Boliç’in takımıdır.

Bu bilgiyi herkes bilir, bir tek “ısıran yönetim” ve “tentürdiyot medya” bilmez.

Fakat sorun, Fenerbahçe’nin isme bağlı sisteme devam etmesinde değildir. Yani, sorun “Alex ve Lugano yok ise, Fenerbahçe biter” değildir. Sorun, en başında, duayenlerin bile isimlerdeki ısrarlarıdır. Çünkü bilinmelidir ki, Lugano varken de bu takım, defansif kurgudan uzaklaşmaktadır, Alex varken de ofansif kurgu hala sorgulanmaktadır.

news_52727

Peki, genel olarak problem neden kaynaklanmaktadır?

11 profesyonel futbolcunun içinde 4 tane as oyuncunun altını çizersek; ki bunlar Roberto Carlos, Güiza, Dos Santos, Kazım’dır, eğer bir takımın %40’ı inanılmaz vurdumduymaz oynuyor ise sen zaten kumar oynuyorsun demektir. Maç tamamen yukarıdaki isimlerin o günkü top oynayıp oynamama keyfine bağlıdır. Yani Antalya maçının da, Manisa maçının da, Gaziantep maçının da 2-1 veya 1-2 bitme olasılığı %40’dır.

Ve senin elinde bir de son ana kadar hiç bir değişiklik yapmayan, yeniliğe hiç açık olmayan, bu maçı alamazsak da öbür maça bakarız diyen bir rahat teknik direktörün var ise, ki bu şekilde 5 rahat insan eder, problem biraz daha karmaşık hale gelmektedir.

Fakat en önemlisi, eğer 30 küsür yaşına gelmiş, senede en az 4-5 hafta sakatlanan bir Alex’den, en önemli maçlardan önce devamlı jetlag olan Lugano’dan medet umuluyorsa,
Daum’un daha önce Appiah’ı da sağ açığa fikslediği gibi Kazım’ı oraya sabitlemesi doğru bulunuyorsa,
Fenerbahçe hala sol kanat açılımı yapamamış ise,
Fenerbahçe, Volkan Demirel’e alternatif aramıyor ise,
Türkiye Milli Takım’ı Semih’ten başka bir forvet yetiştiremiyor ise, Fenerbahçe tartışmaya açık değildir.

Fakat Daum, en azından Gaziantep maçının ikinci yarısında, Mehmet Topuz’u gerçek yerine sağ kanata çekmeyerek, Özer’i erken oyuna almayarak, veya en kötü yorulana kadar Emre’yi Alex’in yerine koymayarak, Emre’nin yerine de Selçuk’u sokmayarak, Wederson’u geriye çekmeyerek, Carlos’u çıkartmayarak, yerine Dos Santos’u almayarak, yenilgiyi hazırlamıştır.

Zaten aynı sonun başlangıcı, her Fatih Terim döneminde cins cins oyuncu pozisyonlamaları ve oyuncu değişikliklerinde görülmektedir. Daum’un kaderi muhtemelen “Türkiye’de stoper yetişti de ben mi almadım” şeklinde bir basın toplantısı ile bitecektir.

Sn. Rıdvan Dilmen’in son sözüne bir son söz :

Evet, doğrudur, Gaziantep maçında defans kurgusu anlamında Lugano’nun olmayışı etkilemiştir. Fakat Sayın Rıdvan Dilmen’in yorumu şöyle düzeltilmesi daha sağlıklı olacaktır “Gaziantep maçında Fenerbahçe’nin savunma zaafı ortaya çıktı, özellikle Önder oynadığı için…”

, , , , , , , , , , , , , , ,

2 Yorum

Sevgili günlük

Sevgili günlük,

Uzun zamandır sana yazamıyorum. Geçen hafta yoğun bir haftaydı, sen de biliyorsun. A Milli Takımımız’ın 2.torbadan girip altındaki 4 takımdan 8 maçta sadece 15 puan alması, Fatih Terim açılımı, Ermenistan maçının bir tek spor ile alakası olmaması, Rüştü’nün futbolu hala bırakmama ihtimali derken Lig’imize geri döndük. Yarın önemli bir maçımız var. Sanırım, bu maç ile üst üste 9.galibiyetimizi alacağız. Esas önemli olan 11.haftadaki Kayseri maçı. Bakalım 11 hafta üst üste yenebilecek miyiz? Ondan sonra 2 hafta bay geçiyoruz. Sonra çok daha önemli bir maç var. Kasımpaşa bize geliyor.

Malesef bazı sakatlıklarımız var. Lugano ve Dos Santos da yorgun gelecekler. Özellikle Lugano, play-off’lara kaldığı için mental açıdan da yorgun. Fakat, Lugano uyurken bile pres yaptığı için, ben onun yorgunluğunu yerim. Lakin, ben şunu anlamıyorum, Santos’u niye oraya kadar yoruyorlar? Çocukcağızın zaten dili dışarda. Artı ben Cristian’ı izlemeye gittiğimde görmüş, almıştım. Nereden bileyim bu kadar Milli Takım’a çağıracaklarını? Adam haftasonu Kadıköy’de, Salı günü Şili’de, Perşembe Antep’de. Adını yazacak derman kalmaz insanda. 

diary

Daum, geçen gün bir bilmece gibi birşey söyledi. Fenerbahçe’nin A’sı şu, B’si şu, F’si şu diye. Daum, çok kurt hoca. Fenerbahçe ile birlikte Milli Takımlar teknik direktörlüğüne getirilme durumu olunca, konuyu başka yere çekmeye çalıştı. Fakat Mahmut Uslu bunu yemedi. Hemen cevabını verdi. Aziz Yıldırım ve yönetim, Tanjevic konusunda tecrübeli olduğu için bu konuda tavırları net ve kesindi.

Fakat ben birşeyi anlamıyorum. Milli Takım menajerliğinde benim de ismim geçiyor, fakat yönetim benim için bir açıklama yapmadı. Acaba gidiyor muyum? Acaba Hiddink ile iyi bir ikili olur muyuz? Acaba Hiddink beni hatırlıyor mudur? Acaba sözleşmem de “Sadece Milli Takım’a gidebilir” diye mi yazıyor? Sözleşmeme tekrar bir baksam iyi olacak.       

Takım iyi çalışıyor. Özer, maşallah dozer gibi. Daum biraz inatçı olmasa, belki yarın Bekir, Mehmet Topuz, Özer hepsi oynayabilir. Çünkü zaten Milli Takım’larından dönenler yorgun, bu maçta oynatmayacaksın da Avrupa Ligi finalinde mi oynatacaksın? Geçen gün antrenmandan bir çocuk kovdum. Meğer bizim Abdülkadirmiş. Ne bileyim, çocukların hepsinin yüzünü unuttuk. 

Fakat Daum’un hakkını yemeyelim. Enkaz devraldığı doğru.Herşeye baştan başladı. Bence Fenerbahçe’nin A’sı derken, futbolun A’sından başlattığını ima ediyor. Başkan da bu sene beni getirerek çok akıllı bir iş yaptı. Eğer beni almasaydı, şu an Bank Asya’daydık. Adamcağızın bu sene de gıkı çıkmıyor zaten, nazar değmesin. Bir de şu Güiza ile Deivid’i doyurmaktan vazgeçse, herşey çok güzel olacak. Her ay başında hesaplarına 500’er milyar yatınca, benim gibi efendi adam bile deliriyor. Sen de biliyorsun, her gün klübe geliyorum, sabahtan akşama kadar kafa patlatıyorum. Neyse sorun değil, bizler ne de olsa pazara kadar değil, mezara kadar Fenerbahçe’liyiz.

Sevgili günlük, şimdilik bu kadar. Hafta içi Romanya’dayız. Gelince, inşallah güzel günlerimi sana not edeceğim. Sana Romanya’dan post-it, fosforlu kalem getireceğim.

Sağlıcakla kal.

, , , , , , , , , ,

3 Yorum

SistemSizsiniz

Türk İnsanı, eğer A, B, C, Z, U15, U13, U5 Milli Takımları’nın kısa vadede bütün turnuvalara katıldığını, turnuvalarda gruptan çıkıp finaller oynadığını görmek istiyorsa, yarın sabah ezanı ile Mircea Lucescu’yu göreve getirmelidir. Fakat sözleşmeye bir de şart koyulmalıdır. O da, Lucescu’nun Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş, Tokatspor, Afyonkarahisar ve diğer bütün takımlarının da teknik direktörü olması şartıdır.

fatih+terimVe en sonunda Fatih Terim’i gönderdik.

Niye böyle olduğuna dair gazetelerde onlarca madde, yüzlerce neden, binlerce olay.

Nihat varmış, Gökdeniz yokmuş, Fatih Terim Mesut’a gitmemiş, Oğuz ile Metin Tekin kılıbıkmış, Mahmut Özgener Fatih Terim’i başı boş bırakmış, Kayseri’nin çimleri kötüymüş falan filan.

Eğer Dünya Kupası’na gitseydik, ara başlıklar şöyle;

Fatih Terim, otobüste Emre ile kavga eden “iddiacı” Gökdeniz’i kadro dışarı ederek takımda huzur sağladı.
Mesut Özil yerine “Türk”leri seçti. Ruh ortaya çıktı..
Oğuz ile Metin, 40 yıllık dostluğun zaferi.
Özgener, her başarılı teknik direktörün arkasındaki Başkan.
Maçı Kayseri’ye alarak karşı takımın oynunu bozduk falan filan.

Sorunun isimler olmadığını, küçük beyinlerin isimlerle, büyük beyinlerin de sistemlerle uğraştığını anladığımız gün bu iş bitecek.

Bitecek de, bitene kadar anamız ağlayacak.
Bu kesin.

Çünkü, sorunu sadece Fatih Terim, Mustafa Denizli, Ersun Yanal zannediyoruz.
Sorun Ertuğrul Sağlam ile, Lippi ile, Hippi ile çözülecek zannediyoruz.

Aynı Recep Tayyip Erdoğan gidince herşey çözülecekmiş gibi.
Aynı Osman Durmuşlar, Atilla Koçlar gidince herşeyin pespembe olacağına inandığımız gibi.
Veya Aziz Yıldırımlar’ın, Yıldırım Demirörenler’in gitmelerini istememiz gibi…

Sorunun sistemsizlik olduğunu görmüyoruz.

Çünkü biz biliyoruz ki, bize sistem, uzun vade, sabır, makro, disiplin kelimeleri uymaz, yakışmaz. 
Biz istiyoruz ki hemen Lucescu veya Daum gelsin, şampiyon yapsın, sonra ne yaparsa yapsın.

Ve bazı şeyleri görmüyoruz.
Feyyazlardan, Tanjulardan, Hakan Şükürlerden sonra 70 milyondan sadece Genç Semih’in çıktığını,
Defansta Önder diye bir dambılı oynattığımızı,
Türkiye’de yetiştirip Avrupa’ya gönderdiğimiz tek oyuncunun Stoke City’de bile oynamadığını görmüyoruz.
100 futbolcunun 80’nin niye devamlı sakatlık geçirdiğini araştırmıyoruz.

Fakat biz 6+2 yapmasını çok iyi biliyoruz.
Biz yeşil alanları, top sahalarını 100 katlı rezidans yapmayı çok iyi biliyoruz.
Biz Fatih Terim’e 150 milyar verirken car car konuşuyoruz, fakat Deivid’e, Linderoth’a, Delgado’ya ayda 500 milyar verirken susuyoruz.

Biz her zaman en iyi yaptığımızı şeyi yapıyoruz.

Biz günü kurtarmaya çalışıyoruz, sonra Allah büyük diyoruz.
O da yardım etmezse, yarın ola hayrola diyoruz.
Ulan o da olmazsa, koy dibine diyoruz.

Sonra kıçımızı dönüp uyuyoruz.

Tıpkı Dünya Kupası üçüncüsü olduktan sonra Avrupa Şampiyonası’na gidemediğimiz akşam gibi.

Tıpkı Avrupa üçüncüsü olduktan sonra Dünya Kupası’na gidemediğimiz akşam gibi.

, , , , , , , , , , , , , , ,

3 Yorum