euro ile Etiketlenmiş Yazılar
Galatasaraylılık-2 ve İzel-Haldun-Ercan
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 03 Kasım 2009 tarihinde gönderildi
Bu yazı, 29 Ekim tarihli “Galatasaraylılık ve Kadıköy” yazısının 2. bölümüdür.
Aslında o yazının bir devamı olmayacaktı. Ama sağolsun, yurdum insanı 2.bölümü de yazdırır, 22. bölümü de.
Öncelikle şu ilk yazının linkini koyalım. Merak edenler okusunlar.
http://www.hurriyet.com.tr/spor/yazarlar/12806410.asp
Peki bu yazıyı yazdıktan sonra neler oldu?
www.hurriyet.com.tr‘e ve www.emrahoner.com’a yüzlerce küfür geldi, Fenerbahçe puan kaybetti, Galatasaray kazandı ve Ercan Saatçi-Metin Özülkü “Sayenizde” dedi.
Tabi bütün bunlardan önce Ercan Saatçi, Hürriyet Gazetesi Spor Koordinatörü olmuştu.
Fakat bazı arkadaşlar www.hurriyet.com.tr ile Hürriyet Gazetesi’nin idaresini aynı zannettiği için, ben o yazıyı yazdıktan sonra, “Sen de müdürün gibi özür dileyecek misin?” diye sordular. Oysaki ben ne Ercan Saatçi’yi tanırdım, ne de İzel’i. Kendilerini Büyükçekmece’de Malibu’da izleyerek büyümüştük o kadar.
Aynı tarz arkadaşlar, kendi taraftar sitelerinde Ercan Saatçi’yi hala Ertuğrul Özkök’ün damadı olarak gösterdiler. Adam boşanmış, olay bitmiş, ama Damat Ferit mevzusu onlar için devam ediyor.
Ve soruyorlar, Ertuğrul Özkök, Ercan Saatçi’yi ne zaman kovacak?
Ben size söyleyeyim ne zaman kovacak.
Onların anlayacağı dilde anlatayım, fanatikçe bilirim biraz…
Haldun Üstünel, her kavgada bir yumruğu bulunan, her olayda ismi geçen, kendi güvenlik görevlisi ile bile kavga eden, Galatasaraylılık tanımına hiç uymayan, büyük kaptan, Jr. Alemdar’ı kovduğu zaman, Ercan Saatçi de kovulacak.
Fakat zaten Haldun Üstünel de oralı değil ki.
“Kaptanımıza dokunursanız elini kırarız” diyor. Gerçi kendi de inanmıyor, çünkü kağıttan ezberden okuyor.
İşte sorun burada.
Kağıttan okuyoruz, “Türk sporcusu zeki, çevik, ahlaklıdır” lafını…
Çünkü küfür bizim hayatımızın parçası olduğunu kabul ediyoruz ama itiraf edemiyoruz.
Bizler amcalarımıza pipimizi gösteriyoruz, Mehmet Ali Erbil’e gülüyoruz, Halid Ziya Uşaklıgil’in eserini “Bitterli Behlül” pornosuna çeviriyoruz, bayanlar duymasın diyoruz, bütün tribünlerde en önde küfür eden fondöten canavarlarını görmemezlikten geliyoruz…
Fakat Milli yorumcumuz Rıdvan Dilmen’in “Altan’ın kelini görünce” olayına hala gülüyoruz…
Fatih Terim’in Osman Tamburacı’nın bıyığını nasıl sevdiğini duyunca sırıtıyoruz…
Turgay Şeren’in “Ebesine”, Gökmen Özdenak’ın “Nobresine” tebessümle yaklaşıyoruz…
Belki 50 milyon tenorle birlikte, “Bir tarafımı ye Fener” diye opera söylüyoruz.
Fakat bunlara sadece gülüyoruz…
Çünkü bunlar komik ve güzeller…
Ve iyiler…
İyi niyetliler…
Fakat “Bir tarafımı ye Fener” şarkısı ile belki Eurovision’a katılsak Mor ve Ötesi kadar puan alırız deme genişliğini gösteremiyoruz…
Fakat hasta derecede Fenerbahçe’yi seven bir popçu, bir şekilde ağzından küfür çıkınca, (kabul, gerçekten olmaması gereken bir durum, ve tabi ki başkalarının örneklerini kendine yontmak), özellikle spor müdürüyken böyle bir şey olunca çekemiyoruz.
O yukarıdaki isimleri de aşağı çekemiyoruz, fakat nedense böyle bir düşman, önemli bir yerde olunca, 2 sene önceki kasetleri ortaya çıkartıyoruz.
Belki bir yerlerde, peygamber gibi adam Oğuz Çetin’in bile kasetlerini saklıyoruz.
2 senedir bu kaydı elinde bulunduran gazeteci Kadir Çetinçalı’ya nereden buldun diye sormuyoruz…
Ercan Saatçi’ye kızabiliyoruz, Metin Özülkü gibi adama üzülmüyoruz…
Medyadaki herkesin “Aman bir yerden benim de kasedim çıkar” diye hiç bir yorum getirmemesine tepki vermiyoruz…
Ve en önemlisi…
Bütün bu küfürlerin “Onların” şaka ve espri kavramına girdiğini kabul ediyoruz, fakat Aziz Yıldırım’a ve Demirören’e cidden, organize bir şekilde küfür edilmesine kılımızı bile kıpırdatmıyoruz.
Çünkü yarın Adnan Polat’a da küfür edildiğinde, aynı şeyleri yaşayacağımızı düşünemiyoruz…
Galatasaraylılık ve Kadıköy Bölüm 2
Bu yazının ilk bölümüne öyle tepkiler geldi ki.
Tam bir Sidik Wars.
İşte, Fenerbahçeli taraftarlar Gerets’in kafasını yarmış da, o yüzden su atmışlar da, Fenerbahçe’de de Luganolar varmış da, Fenerbahçe’nin Sami Yen’de çok galibiyeti yokmuş da, Fenerbahçe’nin Avrupa başarısı yokmuş da…
Da da da….
Ya ben ifade edemedim ne anlatmak istediğimi, ya da yanlış insanlara konuşuyorum.
Hiç kimse Galatasaray’ın hiç bir hareketini küçümseyemez arkadaşlar, bunu bilin.
Çünkü;
Ben agu bugu derken, Galatasaray Kızılyıldız’dan puan alıyordu.
Benim bütün üniversite hayatım, en büyük rakibim Galatasaray’ın Çarşamba Avrupa maçlarını seyrederek geçti.
Benim takımımda Arap İsmail, Deli Nezihi, önGöbekte oynayan Müjdat Yetkiner, Abdülkerim varken, Galatasaray’da Raşit Bey, Cüneyt Bey gibi isimler vardı.
Benim takımım Wagenhausları, Demir Hotiçleri, Socienzkileri gibi transfer ederken, Galatasaray Koseckileri, Rotariuları, Simoviçleri transfer ediyordu.
Tek söylemek istediğim, ve son kez söyleceğim,
Bu Galatasaraylılık tanımı, kültürü, disiplini, olgusu ne derseniz deyin,
İster buna sportif başarıyı katın, ister etik, medeni, saygı ilkelerini de ekleyin, endüstriyel futbolda ve yozlaşma dönemin ortalarında hasara uğradığı kesindir.
Galatasaraylılık artık Hakan Şükürler, Hasan Şaşlar, Adnan Sezginler, Ardalar, pet şişeler, kavgalar, saha kapamalar, yapılamayan statlar ve 6 senedir olmayan Avrupa başarıları ile anılmaktadır.
Makro bakıldığında durumun daha da kötüye gittiğini göreceksinizdir.
Çünkü eğer Galatasaray büyük ise, veya öbür klüplerden daha büyük ise, o büyüklüğünü bir şekilde kanıtlamak zorundadır.
İster sessiz kalarak, ister medeni ölçülerde savaşarak, ister 4 kupayı da getirerek…
Ben büyüklüğün tanımını yapamam, bir büyüğün ne yapması gerektiğini bilemem, fakat şunu bilirim ki, hiç bir büyük klüp, bir bireyin küfürü için klüpten resmi bir açıklama yaparak, onu mahkemeye vererek, onla uğraşarak daha büyük olmaz.
Gri Kartal
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 10 Ekim 2009 tarihinde gönderildi
Ve Türkiye Futbol Federasyonu Ankaraspor’u Süper Lig’den kovdu.

Sağolsun, Federasyon her ince detayı düşündü ve açıkladı; rakipler 3-0 hükmen galip sayılacak, bu maçlarda atılan goller gol krallığı sıralamasında dikkate alınacak, Ankaraspor’lu futbolcuların 22 Ekim saat 23:59’a kadar transfer imkanı doğacak, Bank Asya’ya 2 takım düşecek vs.
Bunların hepsini maşallah iyi düşünmüşler, iyi taşınmışlar.
Peki hiç akıllarına gelmiş midir ki, bu olayları buraya kadar getiren adamlar öbür sene yine Süper Lig’e gelirse, kaldı ki Ankara’da Belediye Başkanı değişmediği sürece gelir, sen adamlara ne diyeceksin? “Yahu biz o gün eksik bir açıklama yapmışız, malesef Süper Lig’e alamıyoruz” mu diyeceksin?
Bu adamların ne zaman, ne şekilde Süper Lig’e tekrar gelişi yasak değil? Hükümet ve Federasyon değişince gelebilirler mi?
Örneğin, Ankaragücü bu sene küme düştüğü takdirde, Ankaragücü’nü mü burada mı, orada mı tutacaksın, yoksa Ankaraspor’u bir alt kümeye daha mı düşüreceksin? Öyle ya, bu iki takımın bir araya gelmesi yasak.
Sen Ankaragücü ile Ankaraspor’u birleştirmemeye çalışıyorsun, zaten 8 tane futbolcu Ankaragücü’ne gitmiş, yöneticilerin cezasını 3 aya indirmişsin, adamlar Ankaragücü’nde yine mesaiye başlayacaklar, eğer bu 15 gün transfer izni verdiğin dönemde geriye kalan 15-20 futbolcuyu kimse almaz, Ankaragücü hepsini cüzzi bir rakama alırsa, Ankaragücü ile Ankaraspor tamamen birleşmiş olmuyor mu? O zaman ne diyeceksin? Bir tek geriye Ankaraspor’un Teknik Direktörü kalmayacak mı? Hikmet Karaman, yardımcı antrenörlüğü kabul ederse, ben birleşmeye müsade etmedim nasıl diyeceksin?
Sen, bütün bunların olacağını Melih Gökçek daha önceden bilmiyor mu zannediyorsun?
Peki, buna ne diyeceksin?
Bu sene Ocak ayında Fenerbahçe, bir senelik Deivid parasına (3.5 Milyon Euro) Kartalspor’u satın aldığı haberleri çıkmıştı. Hatta bir ara başkan Cemil Turan olacaktı ama Fenerbahçe bunu yalanladı.
Kartalspor ve Fenerbahçe ilişkisini hepimiz biliyoruz. Volkan Demirel, Servet Çetinler hep bu organik ilişkilerden doğmuştur. Aynı ilişki Beylerbeyi – Galatasaray’da da vardır. Kartalspor Bank Asya Ligi’nde şu an 2. sırada. Oldu ya, bu adamlar Süper Lig’e geldiler, Kartalspor-Fenerbahçe ilişkisi yasal olarak nasıl açıklanacak?
Tamam, belki Fenerbahçe Kartalspor’un sahibi değil, zaten yasada bir klübün sahibi bir başka klüp olduğu takdirde Lig’den düşer yazmıyor.
Fakat resmi olmayan ilişkiler sayılmayacak mı?
Örneğin, Oftaş buralardayken hiç mi Lig’in kaderi ile oynamadı?
Bütün bunların mantığında, ilerde olası bir Fenerbahçe-Kartal Lig’inde Fenerbahçe’ye de ceza vermek zorunda kalmamak için mi Ankaragücü’ne ceza verilmedi?
Bir başka örnek, Gaziantep B.Ş.Bld.Spor, bu sene Süper Lig’e çıksa, bu olaylardan sonra Gaziantep ile beraber siz öyle kardeş kardeş, uslu uslu oturun mu denecek?
Belediye takımları ile gerçek ve en net karar ne zaman alınacak?
Gaziantep ile Gaziantep Büyükşehir Bld. hiç birleşmese, fakat bir takımdan diğerine yönetici transfer olsa problem olacak mı, olmayacak mı?
Federasyon zaten Milli takımı bugünlere getirerek büyük bir skandala imza atmıştır, fakat bu küme düşürme kararı ile daha da büyük bir taşın altına da elini sokmuştur.
Doğru veya yanlış yaptı demiyorum fakat bu konu en az Din ve Devlet işlerinin ayrılması gerekmesi kadar ince bir mevzudur.
Bu, çok iyi düşünülmesi gereken bir konudur.
Yanlış bir karar zaten spora siyaseti sokmuş arkadaşları, daha zeki, daha çevik, daha ahlaklı olmalarını sağlar.
Çekirge, bir sıçrar, iki sıçrar, üçüncüde
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 06 Ekim 2009 tarihinde gönderildi
Alain Prost, bir demecinde şöyle der; “Aracın ne kadar hızlı olursa olsun veya sen ne kadar hızlı olursan ol, eğer dikiz aynanda hala rakibini görüyorsan, geçilmeye mahkumsundur.” 
Öyle bir hafta yaşadık ki, Galataray rezil oldu, Fenerbahçe vezir oldu, Beşiktaş dayak manyağı oldu, Bursa memnun oldu, Trabzon kanser oldu, Sivas’a iyi oldu, Eskişehir deli oldu, Ankara’ya ne oldu? vs.
Bu böyle sonsuza ıraksar.
Iraksar fakat bu bizim Türk Milleti olarak özelliklerimizi değiştirmez.
Çünkü;
Arda’yı geçen hafta 30 milyon Euro’ya Barcelona’ya satmadık, bu hafta çocuğu itin bir tarafına soktuk hala çıkarmadık.
Fenerbahçe dedik, kanserojen dedik, uykuda bile çekilmiyor dedik, bileti 55 TL’den 44’e düşürdük, bir hafta sonra Guinness’e geçirdik.
Alex dedik, yürüyor dedik, kışın üşür dedik, şimdi heykelini diktik.
Beşiktaş dedik, Seba dedik, efendi dedik, saygı dedik, herhalde o gün sahada bir tek Nouma’yı dövmedik.
Bir tek Trabzon’a birşey demedik, o da garibim, orada kendi başına uslu uslu oturuyor zaten.
Şimdi şunu hemen söyleyelim.
Bir kere bütün bunlar çelişki falan değil.
Türkiye’de her zaman iki tür futbolsever var.
Bunların kafası 1 ve 0 çalışıyor. Griyi bilmiyorlar.
Yani, Arda’yı seven adam hala hayvanlar gibi çok seviyor, Alex’i sevmeyen adam hala hiç sevmiyor, nefret ediyor.
Fenerbahçe’yi beğenmeyen adam hala hiç beğenmiyor veya Galatasaray’ı beğenen adam bir tane bile laf kondurtmuyor.
Bunları karıştırmayalım.
Sadece bazılarının daha sırası değil.
Onların sırası da gelecek.
Bir başka örnek;
Arda 2 gol atıyor, 20 yaşında kaptanlık pazu bandını takıyoruz, Metin Oktay forması falan giydiriyoruz, adama Messi diyoruz.
Fakat takım yenilince, sabaha kadar Play Station oynuyor diyoruz, erken yat, fazla sevişme, eğer yapacaksan 35 yaşından sonra futbolu bıraktıktan sonra seviş, gez, Ferrari al diyoruz.
Galatasaray, bu sene 150 gol atar, Avrupa Ligi’ni alır, onu alır, bunu alır diyoruz.
Lakin bir yenilgide Rijkaard’ın Z planı yok ki, adam değil oğlum bu, Surinamlı zaten, Rotterdam’ı küme düşürdü diyoruz.
Alex, Twente maçında hiç ortaya çıkmıyor, adamın futbolculuğunu siliyoruz.
Kıçıkırık bir lig maçında 2 tane topa dokunuyor, koskoca boğa heykelini siliyoruz, yerine onunkini koyuyoruz.
Zaten biz bunu hep yapıyoruz.
Çünkü, bizim elimizin ayarı hiç yoktur.
Biz limitimizi hiç bilmeyiz.
Bu yüzden ne “Eşek şakası”nın İngilizcesi vardır, ne de “Vur dedik, öldürdün”ünün Almancası…
Korkuyorum, Fenerbahçe’yi tam Galatasaray maçı öncesi göklere çıkardılar.
Korkuyorum, çünkü sırf bu stresten dolayı Galatasaray’ı, Kadıköy’de bir milat maçına çıkaracaklar.
Hatırlarsanız, Beşiktaş’ın Kadıköy’deki Japon Bayrağı esprisi öyle günlere denk gelmiştir.
Yine hatırlarsanız, 80’lerin ortalarından, 90ların başına kadar, o güne kadar Beşiktaş’tan belki her maç 3-5 yiyen Fenerbahçe, 93-94 senesinde Uche ile, Gordon Milne’li Beşiktaş’a son saniye golü atarken İnönü Stadındaki maçlar için artık yeni bir sayfa açmıştır.
Sırf bu yüzden, Fenerbahçe’nin Kadıköy’de yenilmezlik ünvanını Galatasaray’a bırakıp, şarkılara güfte olacağına, Fenerbahçe’nin Antep’te yenilmesini isterim.
Eğer Fenerbahçe hakkaten güçlü ise, eğer maç seçmiyor ise, eğer hakkaten profesyonel yönetiliyor ise, eğer istikrarlı ise en yakın rakibini Kadıköy’de ezip geçerek puan farkını 10.hafta 8 puana çıkarması gerekir.
Fakat, Türkiye Lig’i binlerce işaretlerle dolu bir Lig’dir.
O yüzden biraz ürkütücüdür.
Örneğin, Galatasaray Elano’nun ilk 11 oynamaya başladığı 3 maçın sonunda yenilmiştir.
Bu bir işarettir, fakat Rijkaard bunu anlamamıştır.
Mesela bütün insanlık Sabri’yi işaret etmiştir, fakat Yüce Rabbim sistemi değişmesine sebep olan Elano’yu göndermiştir.
İlk önce Eskişehir maçında beraberlik, ardından yine Sturm Graz beraberliği, ve en son Ankaragücü maçında hakedilen bir rezillik.
3 günde bir maç.
Toplam 3 maç, 3 puanı gören yok.
Son maç da 3-0.
İşte o yüzden Allah’ın hakkı Üç’dür.
O yüzden bir, iki, üç, tıp! diye oyun vardır.
O yüzden 3 korner bir penaltıdır.
O yüzden şöyle bir atasözümüz vardır.
Çekirge bir sıçrar, iki sıçrar, üçüncüsünde ağzına….
Sıçrar.
İyi, Kötü, Çirkin
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 03 Ekim 2009 tarihinde gönderildi
3 kişi…3 öykü..Tek takım, tek kader…
Rijkaard, 2004 senesinde Messi’li Barcelona’yı inşa ederken, o takımı tek başına mahvedilecek fakir lakin tavukkarası bir delikanlı ile tanıştı. Onu sabaha sınırdan kovdu.
Aziz Yıldırım, Amigo Orhan’ın uçarak kafa attığı, hatta direk uçtuğu, Yusuf’u sağ bek oynatan, Avrupa’dan sıfır çeken o amcanın yüzüne son kez baktı. Onu akşama klüpten kovdu.
Bir patron, fabrikası için, işi için ya tüplerini, ya da kendi kanından birini seçecekti. Bir saniye bile düşünmedi, tüplerini seçti.
Bu öykü, işte o 3 kişinin kesişen öyküsü….
Bu öykü, kale ağlarını demirören Rüştü ve Mustafa’nın öyküsü…
Bu öykü, iyi, kötü, çirkinin öyküsü…
Arka fonda Kıraç çalarken okumanız gereken bu dramatik girişten sonra, fanatikler için hazırladığımız bir ayrı bir-iki cümlemiz var, onu verelim, sonra esas konulara geçelim.
Beşiktaş, çok iyi yolda, hakemler hakkını yiyor, transferler harika, o golü verse Beşiktaş’ın 52 şampiyonluğu olacaktı.
Galatasaray, bomba gibi, hiç paniğe gerek yok, Elano müthiş, Arda çok iyi bir kaptan, Rijkaard dünyanın en kariyerli hocası.
Fenerbahçe, enfes bir takım. Isırıyor, parçalıyor, bir tane bile problem yok.
Yazıyorum, çiziyorum, sonra bana diyorlar ki, birader sen niye hep eleştiriyorsun?
Peki.
Eleştirmeyelim.
O zaman şu sorularıma cevap alayım…
Sen dünyanın neresinde, bir ülkenin 3 büyük takımının her sene en az 50 milyon Euro harcayıp, her sene 100-150 milyonluk takım oluşturup, kıçıkırık 3-5 milyonluk takımlar karşısında her maç, ama her maç yusuf yusuf olduğunu gördün?
Sen dünyanın neresinde, bir ülkenin milli takımının veya o ülkenin takımlarının her maçının ama her maçının kader veya final maçı olduğunu gördün?
Sen dünyanın neresinde, bir ülkenin, her turnuvada, ligde, kupada, kendi maçlarını alsa dahi bir üst tura çıkması için şanslarının başka maçlara bağlı olduğunu gördün?
Ve sen dünyanın neresinde, bir basketbol salonunun, özellikle 3 tane büyük klübün maç yaptığı salonun, Avrupa Kupaları başlayacağı bir dönemden önce parkelerinin sökülüp havuz yapıldığını gördün?
Şimdi ben gereksiz eleştiriyorum di mi?
Herşey çok güzel, güllük gülistanlık, ben fazla eleştiriyorum di mi?
Sanki bahsedeceğimiz müthiş bir futbolumuz, ballandıra ballandıra anlatacağımız güzel gollerimiz var da ben eleştiriyorum.
Peki, eleştirmeyelim tamam fakat bir kaç hafta sonra Wolsburg Beşiktaş’a 9 gol atıp rekoru kırınca, o gollerden, o futboldan mı bahsedelim?
Sen Rüştü-Mustafa Denizli-Yıldırım Demirören omuriliği ile sezona başla, sonra her tarafımız ağrıyor de.
Veya Fenerbahçe, Galatasaray Valencia’ya, Shakhtar’a giderken arkadan sadece su mu dökelim?
Koskoca Sivas’ın 4 Avrupa maçında yediği 20 golden hiç mi bahsetmeyelim?
Peki ben torunlarıma Trabzon’un Avrupa maceralarını nasıl anlatayım?
Millet Messi mi Ronaldo mu tartışması yaparken, ben niye Sabri mi daha kötü Uğur Boral mı daha kötü tartışması yapayım?
(Kaldı ki, bu hafta gördüğüm kadarı ile Sabri sanırım daha iyi. Uğur Boral’ın durumunu şimdi siz düşünün. Bu arada Frank Rijkaard’ın Galatasaray’ını ne Fenerbahçe, ne de Beşiktaş durdurabilir. Bu takımı bir kişi durdurur, o da Sabri’dir. Tıpkı Barcelona’lı Rüştü gibi)
Sonuç olarak, bizi düzeltecek, evirecek, çevirecek, biz koyunları güdecek akıllı adam, başkan, antrenör lazım.
Bize aklı başında taraftar lazım.
Bize öngörecek adam azım.
Bize dürüst ve cesaretli adam lazım.
Bize fantazi antrenör lazım da değil.
Bize sadece Milli Marşı ezberleyen inatçı Alman lazım değil.
Bize içi geçmiş spiker, bütün bir maç Rüştü’ye Şükrü, Frank De Boer’e Koeman diyecek adam da lazım değil.
Bize adam gibi adam lazım.
Aurelio, Uche 10 sene burada yediler, içtiler, Türkçe hiçbir şey söylemeden gittiler.
Rijkaard, geldi, 3 ay sonra “Türkler’de herşeyden biraz var, fakat hiçbir şeyleri tam değil” dedi.
İşte bize bunu suratımıza vuracak Kadir İnanır gibi adam lazım.
Şimdi Neredeler
İsmini ilk defa Lemi Çelik’in yeğeni olarak duyuran, daha sonra 2007-2008 sezonu ortasında, Galatasaray’la sezon sonu için anlaşmış ancak daha sonra Galatasaray’ın, sözleşme şartlarını yerine getirmemesi üzerine protokolü iptal edilmesi ile anılan, 2005 yılında 2 kez U-20 formasını, yine 2006-2008 yılları arasında ise U-21 formasını 21 kere giyen ve 1 gol kaydeden, 2008-2009 sezonunda Ankaraspor forması ile toplam 2265 dakika görev alan ve 6 gol atan, Ankaraspor’un ilk yarısındaki önemli yükselişe büyük katkısı olan Özer Hurmacı, şu an Fenerbahçe’nin bazen yedek klübesinde battaniyenin altında, bazen ise numaralı tribün Acun Ilıcalı bölümünde futbolculuk hayatını sürdürmektedir.
Haftaya “Şimdi Neredeler” köşesinde incelenecek olan futbolcumuz, tabi ki Mehmet Topuz’dur.
İç türbülansın altı derecesi
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 30 Eylül 2009 tarihinde gönderildi
Dream Theater, Six Degrees of Inner Turbulence adı altında 6 tane mental hastalık sıralar. Bunlar, manik-depresif bozukluk, travma sonrası stres bozukluğu, şizofreni, doğum sonrası depresyonu, otizm ve kimlik çözülmesi rahatsızlığıdır. Bunların örneklerini görmek için 6 sene Tıp’a gitmeye gerek yoktur, sadece Lig’imizi takip etmeniz ve özellikle tok karnına Bursaspor – Diyarbakır maçını izlemeniz yeterlidir.
House dizisini seyreder misiniz bilmiyorum.
Biz ailecek delisiyiz.
Doktor dizisi ya, bir de deliyiz ya, yanımıza marul, havuç, yer elması, keten tohumu falan alırız, televizyonun karşısına geçer, pür dikkat seyrederiz.
Bilmiyorsanız, dizide kıl bir doktor vardır, örneğin hasta beyninde tümör ile gelir, ilk önce Dr.House ciddiye almaz, fakat dosyalara göz atınca bir bakar ki hastanın endoplazmik retikulumu Krebs çevrimini etkilemiyordur, veya RNA’sı yeterince ele gelmiyordur, şaşırır, sevinir, hemen dosyayı alır ve hastayı tedavi etmeye başlar.
Daha sonra daha ilginç şeyler bulur, bir bakar ki adam hamileymiş, eski karısının bağırsaklarında ayakkabı varmış falan filan.
Şimdi ben Türkiye Süper Lig’i dosyasını alsam, bu doktora götürsem, desem ki; bizim Lig’imiz çok iyi bir Lig, Avrupa’nın en önemli takımları burada, dünyanın en iyi derbisi her sene burada, son kullanma tarihleri geçmiş oyuncu hiç yok, statlar her maç ful, trilyonlar dönüyor, fakat;
Bu Lig’inin en çok eleştirilen takımı Fenerbahçe 7 haftada lider, üstelik Avrupa’da bile 7’de 7 yapan tek takım yine Fenerbahçe,
Öve öve bitiremediğimiz, UEFA kupası şampiyonluğu döneminden bile iyi denilen Frank Rijkaard’ın Galatasaray’ından da 2 puan önde,
Zaten geçen sene de Galatasaray için hem UEFA, hem Lig garantiydi, nedense 5. bitirdi,
Yine geçen senenin 2 kupa sahibi, bu sene 12. sırada,
Bu senenin gol kralı Nonda aslında bir yedek,
Güiza’nın gol sayısı Egemen ile aynı,
Ligimizde 8.5 milyon Euro’ya bek var,
Trabzon gibi bir yere, heyecanlanınca devamlı ishal olan futbolcuyu nasıl transfer edersin?
Ankaraspor diye bir takım var mı, onun başkanı bir Gökçek ama hangi Gökçek, Gökçek Wederson mu belli değil, kimse niye konuşamıyor?
Üstelik adamları küme düşürsen, adamlar seneye tekrar gelse ne diyeceksin?
Ahmet Gökçek’e 3-5 ay hak mahrumiyeti veriyorsun, bu adam da tekrar gelse yine aynı şeyi yapmaz mı?
119 saniye küfür edince ceza yok, 119 kere 119 saniye edince adına taraftar desteği mi deniyor?
Barcelona – Mallorca maçına 38.86 Euro veriyorsun, Fenerbahçe – İBB maçına 55 TL veriyorsun, daha sonra Hanya – Konya maçından dolayı 44 TL’e iniyor, bunlar nasıl oluyor?
Aziz Yıldırım’ın gıkı çıkmıyor, adama niye küfür var?
Etoo’ya, Tim Howard’a, her türlü kavruk adama ırkçı sözler yasak, pankart açmak yasak fakat Diyarbakırspor’a PKK diye bağırınca maç niye devam ediyor, diye sorsam;
Sizce adam inceler mi?
İnceler.
Hatta incelemekle kalmaz, diziyi bırakır, gelir buraya tezini yazar, makalesini yayımlar.
Hele ki, o Bursa maçı olaylarını, oğlunu ve yeğenini korumaya çalışan adamcağızın görüntülerini, o delilikleri görse ellerini ovuşturur, koşarak gelir.
İşler burada iyi, kriz yok diye.
Burada on binlerce manyak var diye.
Pardon, kendini bilmez bir kaç taraftar var diye.
Kabullenelim.
Biz futbolu olayını falan sevmiyoruz.
İşin komiği biz futbolun aksesuarlarını bile sevmiyoruz.
Çünkü futbol muhabbetini veya futbolu sevsek, içkimizi, pizzamızı, arkadaşlarımızı, sevgililerimizi alırız, formamızı giyeriz, Pazar günü bütün maçları seyrederiz.
Biz tuttuğumuz takımı seviyoruz, bir de halı sahada çalım atmayı seviyoruz.
Biz takımımızı sevdiğimizi söylüyoruz, fakat maça da gitmiyoruz, bir adet atkı bile almıyoruz.
Bunun en güzel karşıt örneği malesef Amerika…
Bir ırk, her maç yenilse de, o sezon kötü olsa da, genci, yaşlısı, çoluğu, çocuğu, bebeği, her maça formalarını giyer giderler mi?
80 yaşında dede ve babaanne, el ele 50 sene her maça gelirler mi?
Sadece Texas Tech Üniversitesi’nin amerikan futbol sahası 55000 kişi ile her maç dolar mı?
Austin’deki Texas Üniversitesi’nin stadının rekoru, tekrar ediyorum üniversite stadının rekoru, 101 bin 297 kişi olabilir mi?
Bu maçlara gidenlerin hepsi mi zengin? Bir tane bile fakir olmayan yok mu?
Sadece üniversite mi, TV’de, filmlerde, dizilerde kenar mahallenin lise maçına kaç geldiğini izlemediniz mi?
Peki, ya senin tüm Süper Lig’in senelik seyirci ortalaması 15 bin iken, en düşük ortalamaya sahip bir devlet üniversitesinin (Oklohama Devlet Üniversitesi) ortalama seyircisi senelik 40 bin olur mu?
Evet, medeniyetin olduğu yerde bunların hepsi olur.
Daha profesyonel amerikan futbolu, profesyonel beyzbol, veya NBA’den, Premier Lig’den bahsetmiyorum, dikkatinizi çekerim.
Biz zaten daha maç seyretmeden, top oynamadan, futbol konuşuyoruz, yorum yapıyoruz.
Tribünde maça bir saniye bakmıyoruz ki, çünkü o sırada adam dövüyoruz, meşale fırlatmaya çalışıyoruz.
Biz küfür ediyoruz, koltuk, tokmak, su fırlatıyoruz, adamın kafasına gelince kahkalarla gülüyoruz, çünkü bize ceza gelmeyeceğini biliyoruz.
Biz 1453’de İstanbul’un fethine sevinirken bile yaralanmıyoruz, fakat Türkiye Madagaskar’ı eleyince 5 yaşında çocuğu bile vurabiliyoruz.
Kabullenelim…
Biz, Süper Neandertal Ligi olsa, açık ara şampiyon oluruz.
Arjantin’e de Kakaladılar
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 07 Eylül 2009 tarihinde gönderildi
Sen yıllarca Müslüman kardeşine, Bosna’ya yardım et, asker gönder, herşeyini ver; sonra Bosna Hersek – Ermenistan maçında Bosna Hersek puan kaybetsin diye dua et. İşte Türkiye A Milli Takımı ve onun patronlarının bizi Güney Afrika’dan önce getirdiği o kutsal nokta.
Türkiye A Milli Takım, tarihinin 5193. final maçına çıktı, ve Estonya’yı parçaladı.
Gökhan Zan sezonu açtı ve Arda A Milli Takımı’nın 600.final golünü attı.
Çarşamba günü 5194. final maçı, sonra zaten sırasıyla 5195. ve 5196. final maçları var.
Ben zaten Türkiye’nin bir tane final olmayan maçını biliyorum, onda da sanırım tek forvet Zeki Rıza Sporel’di.
E huyumuz kurumasın mı şimdi?
Kurusun.
Kurusun, kurusun da bir de şöyle diyorlar…
İngiltere’nin tarzı belli, Almanya’nın belli, Brezilya’nın belli, Türkiye’nin tarzı belli değilmiş…
Nasıl belli değil?
Sen değil misin, sabah saati 06:56’a kurup, traşı, makyajı, banyoyu, kıyafeti, çantayı hazırlayıp 07:00’de servise yetişen?
Sen değil misin, bütün lise hayatın boyunca, 15 gün dışarda kardan adam/kadın yapıp, Pazartesi sabahı dönem ödevini bitirmeye çalışan?
Sen değil misin, 3 ay yazın plajda büyük baş hayvan gibi yatıp, son gün iş/okul/dershane/kiralık ev arayan?
Sen değil misin uçağa/vapura/trene/seminere/doktor randevusuna salise kala girmeye çalışan?
Peki yine sen değil misin, 4 sene T cetveli taşıyıp, 2 sene master, 4 sene doktora, 2 sene tekrar master yapıp, 50 yaşında paralı askere giden?
Sensin di mi?
Evet sensin.
İşte 11 tane sen, Çarşamba günü bir final maçına daha çıkıyor.
Ve sanki ipler bizim elimizdeymiş gibi, yine her yerde reklamlar, yine biz kimiz, biz Ayşeyiz, biz Fatma’yızlar..
Cyborg gibi 10 salise içinde 25 tane şey düşünen Ardalar…
Arda, biraz daha formda olsa, yarım salisede Euro 2008 3.lüğünden buralara nasıl düştüğümüzü hemen bulacak.
Veya Fatih Terim, sahayı, organizasyonu, primi, o kadar şeyi düşünene kadar Bosna Hersek’in 4 yılda nasıl geriden gelip bizi solladığını, bütün futbolcularının Avrupa Ligleri’nde nasıl oynar duruma geldiğini, her maçımızı alsak bile Bosna’nın kime ve nasıl puan kaybedebileceğini düşünüp bulsa, yeter ve artar bile…
Biz kim miyiz?
Biz buyuz işte…
Bir de tabi hangi akla hizmet maçın Kayseri’de oynandığını çözebilse çok iyi olur.
Maçların hepsini almamız lazım, karşı tarafı parçalamamız lazım, o yüzden seyirci lazım, bağırmak lazım.
Fakat maçtan çıkan tek ses; cips sesi.
Niye cips?
Çekirdek yasaklandı ya.
Kayseri – Gaziantep maçına gitmiştim, stad gerçekten güzel.
Gerçi şehire UFO inmiş gibi duruyor. Fakat esas seyirci başrolde.
Tanımlanamamış seyreden cisim.
Hiç kimse ne bağırıyor, ne seviniyor, ne üzülüyor, ne ayağa kalkıyor.
İnsan bir tepki verir, inanın biri sahaya çakmak atsa üzülmeyeceğim.
Dost acı söyler, buralarda malesef milli maç olmuyor, çekilmiyor, seyredilmiyor.
Lakin aynı gece, sahura kalktık, Arjantin – Brezilya maçı var.
TV’nin sesini neresinden kısacağımı şaşırdım.
O maç ve seyirci ayrı yazı olur, fakat kısaca özetlersek; Elano hiç birşey yapmadan, Andre Santos idare ederek maçı bitirdi. Elano’nun yerine Kaka ortada oynayınca, Elano sadece frikikleri kullandı. Onda da Brezilya bir gol attı.
Fakat genel olarak bu arkadaşları nasıl kadroya çağırdıklarını hala anlamıyorum.
Fakat Brezilya malesef eski Brezilya değil.
Çünkü artık pozisyon da vermiyor. Eskiden yine 1-2 pozisyon bulma şansınız vardı, fakat bu Lucio, Luisão, Gilberto ile artık o pozisyonlar da hayal.
Messi bile arada eridi gitti, ve Brezilya grup lideri olarak Arjantin’i ezdi geçti.
Tekrar dönelim bize..
Bize ne olur?
Hiç merak etmeyiniz, her zamanki gibi arkamız çok sağlam.
Çünkü mübarek aydayız.
Yukardaki bizi hiç yalnız bırakmadı.
Hele Fatih Terim’i hiç bırakmadı.
Ne Norveç maçında (İbrahim Kaş sakatlanmasa, futbolumuzda Gökhan Gönül diye biri olmayacaktı), ne Çek Cumhuriyeti maçında, ne de Hırvatistan maçında…
Yüce Rabbim’in bir tek Liverpool – Beşiktaş maçında biraz işi vardı.
Bir de Sigma maçında biraz yoğundu…
Son söz; Çarşamba günü felaket bir maç bizi bekliyor.
Takımların denk olması, iki takımın da formda olması, ikisinin de yükselen değer olmasından dolayı değil.
Çünkü tahmin ediyorum, Bosna Hersek Milli Takımı da komple oruç tutuyordur.
Her ne kadar biri ben Boşnak’ım derse, Müslüman olduğunu, Hersek’leyim derse Hırvat olduğunu belirtiyordur fakat yine de çok ortada bir maç.
Bu yüzden kazanan Alem-i İslam olacak.
147.8
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 22 Ağustos 2009 tarihinde gönderildi
http://okuryazar.ntvspor.net/guntekin-onay-galatasaray-one-cikiyor/ üzerine…
Galatasaray sezona 1 Temmuz’da Kleve hazırlık maçı ile başlıyor, sırasıyla Al Ahly, Wydad, Leverkusen ve 2 adet Tobol maçı ile devam ediyor. Galatasaray’ın bu 6 maçta attığı gol sayısı 6, yediği gol sayısı 5 iken (6 maçta 3 galibiyet), son 5 maçında Galatasaray sahaya tam kadro çıkıyor, (Maccabi Netanya maçı ile başlayıp, Gaziantep maçı ile devam edip, Levadia maçı ile biten period) 5 galibiyet alıyor, 22 gol atıp, sadece 4 gol yiyor.
22 gole karşılık, 4 gol. Ve 5’te 5.
Galatasaray’ın yükselen bir trend içinde olduğu biliniyor ve görülüyor. Belki ilk 6 maçlık kısımda, Keita, Kewell, Servet, Nonda gibi oyuncuları 90 dakika kullanmadığı için o bölüm biraz sönük kalıyor, fakat takıma en son Levadia maçında Elano’nun da girmesi ile trend olduğu gibi tavan yapıyor. Hatta öyle tavan yapıyor ki, bu ortalama ile devam ederse, Galatasaray sezon sonunda 147.8 golü buluyor!
Fakat burada malesef denklemin karşı tarafına bakıldığında, y tarafı çürük kalıyor.
Çünkü Galatasaray, sezon açılışından beri 11 maç yapıyor, en zorlandığı maç belki sadece Gaziantep deplasmanı gözüküyor. Belki o da tartışılıyor, zira Ayhan’a sorsak, çocuk orta sahada metrekarelerce topa basmak zorunda kaldığı için belki zorlandık diyor, fakat Arda belki o maçın rahat geçtiğini iddia edebiliyor. Çünkü Arda topu aldığı vakit karşısında sadece 33 yaşındaki Hakan Bayraktar’ı buluyor. Bu durumda Sergen Yalçın’ın patates benzetmesi biraz doğru gözüküyor, çünkü “Zengin ile Fakir” arasındaki fark devamlı açılıyor, ortadirek ortadan tamamen kalkıyor ve artık ayarsız maçlar ortaya çıkıyor.
Galatasaray’ın yeni transferlerle belirli bir hava (belki de UEFA zaferinden, belki o 4 senelik arka arkaya gelen şampiyonluk senelerinden, belki Lucescu döneminden daha iyi bir hava) yakaladığı gözüküyor. Fakat Ligin daha 2.haftasından 34.haftayı görmemiz mümkün olmuyor. Çünkü herkes geçen sene de Galatasaray’ın yine müthiş transferler yaptığını, Lig’i açık ara şampiyon bitereceğini, Skibbe’nin 5 yıl daha görevinin başında olduğunu, ilerleyen dönemde Bordeaux maçından sonra UEFA kupasını kesin alacağını, Sivas, Trabzon ve Beşiktaş’ın bu tempoya ayak uyduramayacağını, Lincoln’ün yeni bir Hagi olduğunu konuştuğunu hatırlıyor.
Sezon sonunundaki başarı için ise 1-2 nokta ön plana çıkıyor.
Galatasaray’ın Lig’in bitmesine 6 hafta kala Trabzon, Sivas ve evinde Fenerbahçe ile oynayarak büyük maçları bitiriyor olması, geçen sene takımı şampiyonluktan ve Şampiyonlar Ligi’nden eden o abuk sabuk ve rekor sayıdaki sakatlıkların %90 geçmesi, vVe tabi ki Rijkaard gibi bir aç kurdun takımın başında olması, Galatasaray’ın belki diğer takımlardan bir adım önde olma ihtimalini doğruluyor.
Ama yine de bana 2.haftadan ve Avrupa Ligi’ndeki durumu görmeden konuşmak çok rahat ve kolay gelmiyor. En azından Eylül’deki sağlam bir Avrupa Lig ve Lig’deki Beşiktaş maçı takımın durumu için bazı şeyleri belli eder gibi duruyor. Zira, o maçların sonucuna göre Sabri’nin hala sağ bek olması, TOKİ’nin stad ehliyeti, Linderoth’un 2 senedir aldığı Eurolar ve mor forma, yine saklandığı yerden ortalığa her an çıkabilir gibi duruyor.
Hazırlık sınıfı
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 08 Ağustos 2009 tarihinde gönderildi
http://okuryazar.ntvspor.net/ridvan-dilmen-iki-takim-da-hazir/comment-page-3/#comments üzerine…
Evet, iki takım da gayet hazır. Peki neye hazır? Ben size söyleyeyim. Hani böyle 5-10 kişi üstünüze çullanır ya, hem de böyle terlikli, oklavalı, sopalı, levyeli. Anadan doğma dayak denir ona. İşte takımlarımız Avrupa’da öyle bir köteğe hazır. Fakat Allah Türk insanını seviyor da, takımlarımıza Barcelona’yı, Madrid’i göndermiyor.
Sayın Rıdvan Dilmen bunları okur mu bilmiyorum fakat, aslında o da biliyor ki hiç bir takım hiç bir şeye hazır değil. Bardağın dolu tarafı derseniz, tabi ki her sene olduğu gibi Lig’e hazırlar. Zaten 3 takım şampiyon olacak. Şansları da %33,3.
Trabzon’a da malesef %0,01 kalıyor.
Bu şekilde hepsi dünden hazır.
Fakat çıtamız hala orası mı?
Hala yurtdışında izlenme oranı olmayan, derbileri zevksiz ve olaysız geçmeyen, UEFA’da, CAS’da sayısız mahkemeleri olan Lig’imizi mi baz alacağız?
Trilyonlar harcanıyor, vergiler kaçırılıyor, havadan paralar ödeniyor.
Bunların hepsi Fenerbahçe – Kasımpaşa maçı için mi, yoksa Olimpiyat Stadındaki Büyükşehir Belediye – Beşiktaş maçı için mi?
Bunların hepsi Bobo, Holosko, Deivid, Alex için mi?
Bunların hepsi Keita’yı, Kewell’i, Elano’yu tarlada seyretmek için mi?
Çıta..
Aziz Yıldırım çıtayı paramparça ediyor, 3 sene Lig Şampiyonluğu sözü veriyor.
Aynı adam bir sene önce Şampiyonlar Ligi Yarı Finali sözü vermiş bulunuyor.
Şimdi Lig diyor.
Aziz Yıldırım krizde hedefleri revize ediyor, ve geriye çekiyor.
Fakat Güntekin Onay’ın dediği gibi, Aziz Yıldırım, Yıldırım Demirören, Adnan Polat yüzlerce milyon Euro’luk transfer yapıyor, Manchester daha bir kişiyi almıyor. Liverpool de almıyor. Bayern Münich adam kaybediyor, Milan adam kaybediyor ve adam almıyorlar.
Ama bizimkiler Honved için, Tobol için, Manisa için, Kasımpaşa için müthiş transferler yapıyorlar.
Bütün bunlar nasıl çözülür biliyor musunuz?
Bugün hayatımızın her yerinde RTÜK var, di mi?
Bir film seyrediyorsunuz, adamın elinde sigara var. Mozaiklenmiş.
Veya orjinalinde sevişme sahnesi var, hoooop TV’de hemen reklam.
Haberlerde kavga var, gürültü var, senin ananı biiiipppppp sülaleni biippppp.
CNBC-e’de fak fuk fon diyor, altyazıda lanet olsun, hay bin kunduz diyor. Herşeyimiz yasak, sansür.
Peki aslında ilk yasaklanması gereken şey ne?
Spormax.
Çünkü insanların artık gözü açıldı.
İnsanlar artık Alex Ferguson’u babası gibi tanıyor.
Gerard’ın hangi köşeye vuracağını biliyor.
Giggs’in kuaförünün kaynının ismini bile söyleyecek bilgisi var.
Çünkü insanlar artık yemiyor.
Artık insanları Türkiye Ligi ile, Ziraat Bankası kupası ile kandıramıyorsunuz.
Artık insanları bin yaşına gelmiş yöneticiler ile, klüplerinden kovulmuş eski yıldız Yeşilçam futbolcuları transferleri ile, senede o kadar iç çamaşırı bile değiştirmeyen fakat o kadar takım değiştirebilen dinazor antrenörler ile kandıramıyorsunuz.
Her sene aynı teraneler, yine aynı transferler, yine adam kaçırmalar, yine aynı imza şovlar, yine jetle futbolcu getirmeler, yine trilyonlar, yine dernek-klüp yapısı-UEFA kriterleri muhabbeti, yine menajerler ve tabi ki sonunda yine anamızın ligi, yine hüsran.
Allah seviyor da Barcelona’yı göndermedi diyorum fakat, daha geçen sene Arsenal burada Fenerbahçe’yi perişan etti. Daha önce Manchester, Liverpool, Porto, Barcelona, Lyon Fenerbahçe ve Beşiktaş’ı mahvetti.
Daha geçen gün Sivas 5 yedi. Fakat 45 saniyede 30000 kişinin ölümünü unutan halkımız, o maçı unuttu, 3-1 yendi ve gaza geldi. Önümüzdeki maçlarda daha iyi olacağız dedi.
İşte zaten sorun senin önün, arkadaşım.
Senin önün.
Son cümle ile kapatırsak; dikkat edildiyse, Şeytan Dilmen görüşünde iki takım da Lig’e hazır veya Avrupa’ya hazır demiyor, sadece “hazırlar” diyor ve ince bir ek yapıyor : “Fenerbahçe ve Beşiktaş olabilecekleri noktadalar.”
Yani demek istiyor ki, bunlara altın semer vur, eşek eşektir. Buradan daha ileri gitmez.
O yüzden gayet hazırlar.








Son Yorumlar