Dos Santos ile Etiketlenmiş Yazılar

At dayım olur

http://okuryazar.ntvspor.net/ridvan-dilmen-fbnin-uzerine-gidersen-yenersin/ üzerine…

Hayatım boyunca 3 tane vecize nedense hiç aklımdan çıkmamıştır.

Biri; “Katıra “Baban kim?” diye sormuşlar; “At dayım olur.” demiş.
Diğeri, “Bir ağaçtan camiye direk de olur, kenefe kürek de.”
Üçüncüsü; “Fenerbahçe’nin üzerine gidersen yenersin.”

Bunlardan ilk ikisi, bin yıl önce kitaplardan, hafızalardan silinmiştir. Fakat o üçüncüsü, hiç bir zaman yok olmamıştır, her gün, her yerde, herkes tarafından söylenir ve bilinir. Hatta ilkokuldaki çocukların kitaplarının giriş sayfalarında, “Yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve yağışlı, ve Fenerbahçe’nin üzerine gidersen yenersin” yazar.

Evet, Fenerbahçe’yi yenmek bu kadar basittir. Gerçi, o zaman Fenerbahçe nasıl son 6 senede 3 şampiyonluk, Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final görmüştür sorusu gündeme gelir, fakat istisnalar kaideyi bozmaz, şuracıkta, 3 Fenerbahçeli bir araya gelsek, bize orta sahada bassalar, sonuç hemen ortaya çıkacaktır. Bu konuya bir örnek de, Devler Ligi’nde Elvir Boliç’in takımıdır.

Bu bilgiyi herkes bilir, bir tek “ısıran yönetim” ve “tentürdiyot medya” bilmez.

Fakat sorun, Fenerbahçe’nin isme bağlı sisteme devam etmesinde değildir. Yani, sorun “Alex ve Lugano yok ise, Fenerbahçe biter” değildir. Sorun, en başında, duayenlerin bile isimlerdeki ısrarlarıdır. Çünkü bilinmelidir ki, Lugano varken de bu takım, defansif kurgudan uzaklaşmaktadır, Alex varken de ofansif kurgu hala sorgulanmaktadır.

news_52727

Peki, genel olarak problem neden kaynaklanmaktadır?

11 profesyonel futbolcunun içinde 4 tane as oyuncunun altını çizersek; ki bunlar Roberto Carlos, Güiza, Dos Santos, Kazım’dır, eğer bir takımın %40’ı inanılmaz vurdumduymaz oynuyor ise sen zaten kumar oynuyorsun demektir. Maç tamamen yukarıdaki isimlerin o günkü top oynayıp oynamama keyfine bağlıdır. Yani Antalya maçının da, Manisa maçının da, Gaziantep maçının da 2-1 veya 1-2 bitme olasılığı %40’dır.

Ve senin elinde bir de son ana kadar hiç bir değişiklik yapmayan, yeniliğe hiç açık olmayan, bu maçı alamazsak da öbür maça bakarız diyen bir rahat teknik direktörün var ise, ki bu şekilde 5 rahat insan eder, problem biraz daha karmaşık hale gelmektedir.

Fakat en önemlisi, eğer 30 küsür yaşına gelmiş, senede en az 4-5 hafta sakatlanan bir Alex’den, en önemli maçlardan önce devamlı jetlag olan Lugano’dan medet umuluyorsa,
Daum’un daha önce Appiah’ı da sağ açığa fikslediği gibi Kazım’ı oraya sabitlemesi doğru bulunuyorsa,
Fenerbahçe hala sol kanat açılımı yapamamış ise,
Fenerbahçe, Volkan Demirel’e alternatif aramıyor ise,
Türkiye Milli Takım’ı Semih’ten başka bir forvet yetiştiremiyor ise, Fenerbahçe tartışmaya açık değildir.

Fakat Daum, en azından Gaziantep maçının ikinci yarısında, Mehmet Topuz’u gerçek yerine sağ kanata çekmeyerek, Özer’i erken oyuna almayarak, veya en kötü yorulana kadar Emre’yi Alex’in yerine koymayarak, Emre’nin yerine de Selçuk’u sokmayarak, Wederson’u geriye çekmeyerek, Carlos’u çıkartmayarak, yerine Dos Santos’u almayarak, yenilgiyi hazırlamıştır.

Zaten aynı sonun başlangıcı, her Fatih Terim döneminde cins cins oyuncu pozisyonlamaları ve oyuncu değişikliklerinde görülmektedir. Daum’un kaderi muhtemelen “Türkiye’de stoper yetişti de ben mi almadım” şeklinde bir basın toplantısı ile bitecektir.

Sn. Rıdvan Dilmen’in son sözüne bir son söz :

Evet, doğrudur, Gaziantep maçında defans kurgusu anlamında Lugano’nun olmayışı etkilemiştir. Fakat Sayın Rıdvan Dilmen’in yorumu şöyle düzeltilmesi daha sağlıklı olacaktır “Gaziantep maçında Fenerbahçe’nin savunma zaafı ortaya çıktı, özellikle Önder oynadığı için…”

, , , , , , , , , , , , , , ,

2 Yorum

Daum-dun futbol

İki laz fıkrası birden; Bir kaleci maçtan sonra arkadaşını aramış; “Ya hocam, ben bir gol yedim de, bir bakar mısın, gol barajın neresinden geçti?” Başkan da “Hayırlı olsun” demiş. Bunun üzerine teknik direktör, “Ben Tabata’yı alın demedim ki, iyi futbolcu dedim” demiş.

13927673

 

Fenerbahçe’yi ve aurasını anladığım gün, herşeye tövbe edeceğim. 

Şimdi, Galatasaray’ı iyi-kötü tartışırsın. Dersin ki mesela, yahu bu takım 4 atıyor, fakat 3 yiyor, Ayhan yoruluyor, yerine Barış’ı koyalım dersin. Galatasaray 4-3-1-2’e dönse daha iyi olur dersin. Hatta Sabri forvet oynamalı da diyebilirsin.

Yani detaylara inersin. Galatasaray birşeyler oynuyor, fakat 1-2 aksiyon şart dersin.  

Fakat Fenerbahçe öyle değil ki…Daha fundamental problemleri çözemiyor ki Fenerbahçe, detaylara insin.

8 haftadır sanki Fenerbahçe dan-dun top oynamıyormuş gibi (Gençlerbirliği maçı için sözümüz meclisten dışarı), onu bırak sanki 18 yıldır Fenerbahçe her rakibini eziyormuş gibi (88-89 sezonu hariç), tüh 9da9 yapamadık deniyor.

Bakın ben size halk dilinde 9 haftanın futbolcu analizini yapayım, niye yenildiğini anlarsınız.

Eskiden TRT1’de Mustafa Yolaşan’ın Pazar programlarında Harlem’in maçları olurdu. Böyle Amerikan bayraklı şortlu hoplayıp zıplayan, potanın tepesinde dolaşan 5 tane kavruk tip. İstedikleri zaman üçlük atar, istedikleri zaman adam geçerlerdi. Aha, onlardan biri Colin Kazım. Sağ tarafta kendi kendinin sağından atıyor, kendinin solundan geçiyor.

Eskiden, ve hala öyle, mahallede maç olur, bir kişi kesin eksiktir. Hüseyin Amca’yı çağırırsın, gelir, sağa sola devamlı “Koşun gençler, pres yapın” der, kendi hiç koşamaz. Yanından vızır vızır geçerler, bir de muhakkak keldir. Aha, bu da Roberto Carlos.

Maçtan önce ısınırsın. Karşı tarafta bir oyuncu vardır. Topu ensesinde, antrikotunda sektirir. Maç başlar, buna bir yatarak girerler, bir daha maça da gelmez. Bu da Dos Santos.

İyi topçu diye maça özel birini getirirsin. Adam forvete geçer, hiç konuşmaz, sittim sene geri gelmez. Maç biter, arabasına atlar gider. Bu da Güiza.

Bir de, bütün bunların başında biri olur. Organizasyonu o yapar, top onundur, sahayı o ayarlar ve adamları o bulur. Eğer adamla iyi geçinmezsen, seni bir daha çağırmaz. Eğer damarına basarsan, seni siler. Eğer bir şekilde bağın yoksa, sittim sene seni bir maçta oynatmaz. Çekirdeğini parçalarsın, adamın inadını kıramazsın. Bu da Erol Taş değil, herhalde.

Bu kadar kişiye, bu kadar cins insana, bu kadar yanlış transfere rağmen 8’de 8 büyük başarıdır, kıymet bilmek gerekir.

Fakat, nerede? 

Türk insanı işte…

Ne kıymet bilir, ne de ne olacağım der…

, , , , , , , ,

7 Yorum

Sevgili günlük

Sevgili günlük,

Uzun zamandır sana yazamıyorum. Geçen hafta yoğun bir haftaydı, sen de biliyorsun. A Milli Takımımız’ın 2.torbadan girip altındaki 4 takımdan 8 maçta sadece 15 puan alması, Fatih Terim açılımı, Ermenistan maçının bir tek spor ile alakası olmaması, Rüştü’nün futbolu hala bırakmama ihtimali derken Lig’imize geri döndük. Yarın önemli bir maçımız var. Sanırım, bu maç ile üst üste 9.galibiyetimizi alacağız. Esas önemli olan 11.haftadaki Kayseri maçı. Bakalım 11 hafta üst üste yenebilecek miyiz? Ondan sonra 2 hafta bay geçiyoruz. Sonra çok daha önemli bir maç var. Kasımpaşa bize geliyor.

Malesef bazı sakatlıklarımız var. Lugano ve Dos Santos da yorgun gelecekler. Özellikle Lugano, play-off’lara kaldığı için mental açıdan da yorgun. Fakat, Lugano uyurken bile pres yaptığı için, ben onun yorgunluğunu yerim. Lakin, ben şunu anlamıyorum, Santos’u niye oraya kadar yoruyorlar? Çocukcağızın zaten dili dışarda. Artı ben Cristian’ı izlemeye gittiğimde görmüş, almıştım. Nereden bileyim bu kadar Milli Takım’a çağıracaklarını? Adam haftasonu Kadıköy’de, Salı günü Şili’de, Perşembe Antep’de. Adını yazacak derman kalmaz insanda. 

diary

Daum, geçen gün bir bilmece gibi birşey söyledi. Fenerbahçe’nin A’sı şu, B’si şu, F’si şu diye. Daum, çok kurt hoca. Fenerbahçe ile birlikte Milli Takımlar teknik direktörlüğüne getirilme durumu olunca, konuyu başka yere çekmeye çalıştı. Fakat Mahmut Uslu bunu yemedi. Hemen cevabını verdi. Aziz Yıldırım ve yönetim, Tanjevic konusunda tecrübeli olduğu için bu konuda tavırları net ve kesindi.

Fakat ben birşeyi anlamıyorum. Milli Takım menajerliğinde benim de ismim geçiyor, fakat yönetim benim için bir açıklama yapmadı. Acaba gidiyor muyum? Acaba Hiddink ile iyi bir ikili olur muyuz? Acaba Hiddink beni hatırlıyor mudur? Acaba sözleşmem de “Sadece Milli Takım’a gidebilir” diye mi yazıyor? Sözleşmeme tekrar bir baksam iyi olacak.       

Takım iyi çalışıyor. Özer, maşallah dozer gibi. Daum biraz inatçı olmasa, belki yarın Bekir, Mehmet Topuz, Özer hepsi oynayabilir. Çünkü zaten Milli Takım’larından dönenler yorgun, bu maçta oynatmayacaksın da Avrupa Ligi finalinde mi oynatacaksın? Geçen gün antrenmandan bir çocuk kovdum. Meğer bizim Abdülkadirmiş. Ne bileyim, çocukların hepsinin yüzünü unuttuk. 

Fakat Daum’un hakkını yemeyelim. Enkaz devraldığı doğru.Herşeye baştan başladı. Bence Fenerbahçe’nin A’sı derken, futbolun A’sından başlattığını ima ediyor. Başkan da bu sene beni getirerek çok akıllı bir iş yaptı. Eğer beni almasaydı, şu an Bank Asya’daydık. Adamcağızın bu sene de gıkı çıkmıyor zaten, nazar değmesin. Bir de şu Güiza ile Deivid’i doyurmaktan vazgeçse, herşey çok güzel olacak. Her ay başında hesaplarına 500’er milyar yatınca, benim gibi efendi adam bile deliriyor. Sen de biliyorsun, her gün klübe geliyorum, sabahtan akşama kadar kafa patlatıyorum. Neyse sorun değil, bizler ne de olsa pazara kadar değil, mezara kadar Fenerbahçe’liyiz.

Sevgili günlük, şimdilik bu kadar. Hafta içi Romanya’dayız. Gelince, inşallah güzel günlerimi sana not edeceğim. Sana Romanya’dan post-it, fosforlu kalem getireceğim.

Sağlıcakla kal.

, , , , , , , , , ,

3 Yorum

Anne, baba ben iyiyim

Sevgili anacığım, sevgili babacığım,

Öncelikle hayırlı Ramazanlar diliyorum. Nasılsınız inşallah? Umarım sağlığınız, sıhhatiniz yerinizdedir. Hepiniz gözümde tütüyorsunuz. Beni sorarsanız, nasıl olayım, sağlığınıza duacıyım. Burada günler çok yoğun geçiyor. Her gün antreman var. Fakat antremanlarımız çok neşeli ve eğlenceli. Bilirsiniz, eski hocam kel ve biraz agresif idi. Ondan kel olmasın, Koch diye bir hocamız var, sizlerden, İstanbul’daki akrabalarımdan çok onu görüyorum. İnanın her gün beraberiz. Yatıyoruz, kalkıyoruz Koch. Yatıyoruz, kalkıyoruz Koch. Fakat bizi aynı zamanda bizi çok eğlendiriyor. Maçlardan sonra şınav cezaları, alkışlar, kucakta taşımalar derken biz hem öğreniyoruz, hem eğleniyoruz.  

Ana, sen hemen yemeğimi soracaksın, biliyorum. Onu düzene soktum. Kaşıkla diye bir yer buldum, her sabah yağlamamı, yağ mantımı, tandır böreğimi, katmerimi, şebitimi yiyor, antremana öyle çıkıyorum. Su molalarında terli terli soğuk su içmiyorum. Arkama da bez sokuyorum. Yani beni merak etmeyin. Ben iyiyim. 

 Televizyonda bir ara gördüyseniz saçlarımı kısalttım. İstanbul medyası en ufak hatamda bana yüklenmesin diye kısacık kestirdim. Burada medya çok kötü ana. Bunlar adama Beşiktaş forması bile giydirirler ana. Bu arada Aydın Toscalı ve Ali Turan’a selam söyleyin. Saçlarını sakın kestirmesinler, ben onlarda gençliğimi görüyorum. Benim veliahtlarım onlar.

 İstanbul gerçekten çok büyük bir şehir, ana. Bizim oralar da büyük ama burası gibi değil. Burada her gün bir olay var. Ergenokon var, el bombası var, açılım var, trafik var. Trafik demişken, buradaki en geniş yol, bizim Mahmut Emmi’nin bağına giden yoldan daha dar. Nerede bizim o 6 şeritli yollar. O yüzden burada büyük bir metro çalışması yapılıyor. Onun önünde de bir tabela var, şöyle yazıyor. “Kazılacak tünel boyu : 52241 metre. Bugün kazılan tünel boyu : 129 metre.” Bu metro, Beşiktaş Şampiyonlar Ligi’nden çıkana kadar muhakkak biter, ana.

4

Baba, geçen gün 2.3 milyon Avro’nun ilk taksidi Ziraat Bankası hesabıma yattı. Birazını hemen vadeliye yatırdım. Kalan kısmın bir miktarını evde halının altına koydum, birazı ile altın aldım, biraz da bakır aldım. Bakır fiyatı yükselecek diyorlar, baba. Bu arada Transfermarket.de’de benim fiyatımı 7 milyon Avro olarak yazmışlar. Gadasını aldığımın, bu parayı nereden çıkarıyorlar anlamıyorum? Başkan, Kayseri’ye 5 milyon+Emreciksin’i verdi. Emreciksin için Fenerbahçe 2.5 milyon Avro vermişti. Toplayınca 7.5 ediyor. Düzeltilmesi için Transfermarket’e faks çektim, bekliyorum. Tabata da Antep’den 8 milyon Euro’ya Beşiktaş’a geçti. Ah, keşke Antep’e geçseydim baba. Hazır Yıldırım Demirören varken bu işleri halletmek lazım. Sonra çok zor oluyor. Kayseri’deyken Yıldırım Demirören benim bonservisim için 6 milyon Euro vermişti. Gitti, Tabata’ya 8 milyon verdi. Bundan önce, Beşiktaş zaten Antep’ten aldığı futbolculara 37 milyon dolar ödemiş. Sanırım benim kariyerim için Avrupa’ya değil, Antep’e gitmem gerekiyor.

Erkilet nasıl? Bağdaki cevizleri silktiniz mi? Kabak çiçekleri toplandı mı? Hasbağ nasıl? En çok Kayseri Yolspor’ü özledim. Ahhh ah, orada her maça ilk 11 çıkardım. Fakat İstanbul beni çok üzüyor baba. Geçen Denizli maçında, 87.dakikada oyuna girdim. O gece sinirden 2 kilo pastırma yedim. Sırt, hem de ekmeksiz. Rize Stadı’nın açılışı var idi. Orada 90 dakika oynadım, bir de güzel gol attım. Nafile. Bir de geçen Pazar günü de Manisa maçının son 15 dakikası oyuna girdim. Benim cüzdanıma eurolar girdi, fakat ben daha ilk 11’e giremedim. Sanırım Hocam beni Kadıköy’deki Galatasaray maçına saklıyor. Bu arada milli maç kadrosuna da seçilemedim. Yavaş yavaş Fatih Terim de beni unutuyor mu dersin?

Burada yeni arkadaşlar edindim. Hepsi az biraz yanık tenli Anadolu çocuğu. Dos Santos, Baroni, Bilica, bunların hepsi benim gibi takıma yeni katıldılar. Dos Santos sol haf, fakat biraz daha kenarlara inmesi lazım. (Ana, sol haf ne demek, babam bilir. Babama sor.) Carlos o kanattan çok sık gelemiyor. Arkayı çok bırakamıyor. Gökhan Gönül gibi de değil. Zaten memleketine dönecek sanırım. Onun kütük Sao Paolo. Emre’nin, Kazım’ın, Gökhan’ın, hepsinin bu sene maşallahı var. Sanırım sizin gönderdiğiniz keçi boynuzu pekmezi işe yaradı, çünkü Emre önüne geleni dövüyor, yıkıyor, kırıyor, kesiyor, hakemleri elinden zor alıyoruz. Bizim yeni Rambo’muz o. Yardımcı hakemler korkudan bayraklarını saklıyorlar. Bu arada takımda toplam 8 tane yabancı var. Hepsi iyi çocuklar. Ha unuttum, aslında 9 yabancı var. Çünkü bir de Uğur Boral var, fakat o futbola yabancı. Ama çok iyi çocuk. 41 tane cami yaptırmış, o yüzden hala Fenerbahçe’de.

Sevgili anacığım, sevgili babacığım…

Uzun lafın kısası beni merak etmeyin. Televizyonlara, maçlara, programlara çıkmıyorum diye endişelenmeyin. Ben iyiyim. Rahatım yerinde. Emmimgiller, kaynımgiller, Uğurlugiller “Oğlan nerede yahu, nörüyo, 10 trilyona İstanbul’a getti, yedek galmaya mı getti” diye soruyorlarmış. Ben de yedek kalıyorum diye üzülüyorum, fakat benim de sıram gelecek. Geçen Daum Hocam’a sordum, “Hocam ben ne zaman oynayacam, kendimi iyi hissediyorum. Baroni oynuyor, sağ bekte Bekir oynuyor, sağda Kazım oynuyor, ya ben ne zaman oynuyacam?”, bana “Herr hausun die bi ein idir” dedi. Ne zeki adam, boşuna Dahi Daum dememişler.

Ahhh ah…

Evliya Çelebi de Kayseri için çok güzel demiş: “Makulat ve imalata has beyaz ekmeği, lavaşa yufkası, katmerli böreği, lahm-ı kadit namı ile şöhret bulan kimyonlu sığır pastırması ve nilskli et sucuğu bir tarafta yoktur.”

Hoşçakalın, büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperim.

3 sene sonra görüşmek üzere.

 Oğlunuz.

 Not : Başkan, 3 sene için eşe, dosta, düşmana, herkese söz vermiş. Onu tutmadan gelemem. Yani siz yatın, ben biraz geç gelecem.

, , , , , , , , , , , , , , ,

15 Yorum

Gökhan git ve gelme

Geçenlerde bir 3.sayfa haberi: Delikanlının biri trafikte kavgaya tutuşmuş. Delikanlının kanı deli ya, sinirlenmiş, gitmiş torpidodan silahını almış, diğer şöföre silahını doğrultmuş, “Seni vururum ulan” demiş. Karşıdaki şöför bakmış, bakmış, belinden silahını çıkarmış, delikanlıyı çat diye vurmuş. Ve eklemiş, “Silahını çıkartıyorsan, vuracaksın.”

SOCCER-CHAMPIONS/

Biliyorum, hemen tepki vereceksiniz.
Biliyorum çocuklara kötü örnek oluyorum, biliyorum böyle bir giriş olmaz, biliyorum spor yazarlarının yüz karasıyım, hatta Tarantino’suyum falan filan…

Fakat Fenerbahçe’yi anlatmak için bu örnekten daha iyi bir örnek olamaz.
Çünkü Fenerbahçe’nin bu seneki modu bu.
Fenerbahçe bakıyor, bekliyor, çıkıyor, vuruyor, geri geliyor.
İlk önce muhakkak ortada bir pres varsa onu yiyor, fakat bakıyor ki karşıdan birşey olmayacak, hemen sahneye çıkıyor.
Ve Fenerbahçe bunu çok iyi yapmaya devam ediyor.
Fenerbahçe bu şekilde sinir de bozuyor, çünkü bir de az gol yiyor ve maç başına 2.6 gol ortalaması ile oynuyor.
(Fenerbahçe en son 88-89 senesinde 3.haftaya kadar bu kadar az gol yemişti, ve ilk 2 maçı 5-0 ve 4-0 bitmişti. Hatırlarsanız, maçların ilk yarılarında gol atamayan Fenerbahçe, ikinci yarılarda 5 ve 4 gol atıyordu.)
Fakat bence Fenerbahçe’nin bu sene az gol yemesi kesinlikle Bilica veya Lugano yüzünden değil.
Onun altını çizmek ve bu tartışmayı sonraki bir yazıya bırakmak isterim..

Şunu da söylemek lazım, Galatasaray’ın Fenerbahçe’den muhakkak bir farkı var.
Farkı aynı zamanda fiyatı ve tabi ki Galatasaray’ın en az 75 dakika saldırıyor, basıyor, ısırıyor olması.
İkisi de sonuca ulaşıyor fakat tekrarlıyorum, Fenerbahçe sadece vuruyor ve geliyor.

Bir örnek daha mı?
Yıllarca Avrupa takımları İstanbul’a geldi. Hep dediler ki iyi oynadık, bastık, koştuk, ettik, eyledik…
Adamlar bir kere gelirlerdi, 1-0.
Yahu beyler, bunlarda birşey yok, yüreğimizi koyarsak alırız, 2-0.
Daha vakit var, pes etm…, 3-0.

Aslında Fenerbahçe, ki bu Daum ile başladı, son 5 yıldır kontra oynuyordu, fakat bu seferkinin ismi “sağlıklı fast-break”.
Çünkü bu sezon 88-89, 95-96 ve 00-01 sezonu gibi, takımda mongol sayısı daha az.
Baroni, Dos Santos, Daum, Koch, Emre, Gökhan, Semih, Carlos ve önceki seneye göre Kazım ve Güiza.
Bunların hepsi akıllı oynamaya ve sonuca ulaşmaya çalışıyor.
Ve ulaşıyorlar da.
Tabi ki Galatasaray’ın son 6 maçta attığı 26 golü ve hızlı futbolu, Anadolu klüplerinin bu seneki zayıf başlangıcına bağlıyor isek, bunu aynı şekilde Fenerbahçe’nin bulunduğu durumuna uyarlamamız gerekiyor.
Fakat çok ufak tefek güncellemeler yapmak da gerekiyor.
Örneğin, dün Fenerbahçe 2.bölgeyi müthiş paslı ve hızlı geçti. Belki en geriden Lugano ve Bilica oyun kuramıyor, belki Güiza hala son top için yetersiz, lakin Emre-Dos Santos-Baroni-Semih müthiş paslaştılar ve bu şekilde Gökhan Gönül olağanüstü bir gol attı. Yani gol noktalarında biraz toptan anlayan adam olunca o iş güzel sonlanıyor. Çünkü Fenerbahçe golden bir önceki pozisyonları çok iyi organize ediyor.

Gökhan Gönül demişken son sözümüz Gökhan’a.

31 yaşındayım.
Ben Fenerbahçe’de ne gençler gördüm.
Selahattinler, Aygünler, Tarıklar, kaleci Oğuzlar, Recepler, Serhatlar, Ali Güneşler, Yasinler, Can Aratlar…
Ben bu gençleri seyrederken gençliğim çürüdü…

Fakat Gökhan Gönül benim Fenerbahçe’de hayatım boyunca gördüğüm en terbiyeli, en yararlı, en kafalı, en Türk, en yakışıklı, en efendi, en hırslı, en teknik, en saçı bozulmayan, en karakterli, ilk ve tek genç futbolcu.
Gökhan Gönül, Fenerbahçe’nin nasıl transfer edildiğini ve Fenerbahçe gibi bir öğütücünün içinde nasıl hala durabildiğini anlayamadığım tek oyuncu.

Sana tek sözüm olacak Gökhan Gönül.
Bu sene sonunda Avrupa’ya, Liverpool’a, Ipswich Town’a, Huddersfield Town’a git ve bir daha gelme.
Tugay mı olursun, K.Hakan mı olursun, Şenol Güneş mi olursun, Arif Erdem mi olursun ben bilmem.

Fakat ne kiralık, ne satılık.
Git ve sakın geri gelme.

Biz seni seyredecek bir uydu buluruz.

, , , , , , , , , , , , , , , ,

4 Yorum

Fenerbahçe için iftihar vakti

 
Sahura saatler kala Trabzon iftarını 3 golle açtı. Sivas pide kuyruğunda dayanamadı, 3 tane de o yedi. Fenerbahçe ve Galatasaray sofraya bir oturdu, rakipleri 7 gol yedi. Aslında 11 ayın sultanı Ramazan, herkesin rızkına göre verdi.

sion_fb_sevinc__ax7yvvvo_

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir kere daha gördük ki, ne Honved, ne Sion, ne de Levadia bizim rakibimiz, fakat aynı mantıkla ne Sivas, ne de Trabzon Avrupa’nın rakibi.

Bence ortada bir problem bulunuyor, ki bu problem eşittir ciddi maçlar öncesi abuk sabuk takımlarla oynanan eleme maçları ve bunun neticesindeki ajanda yoğunluğu, sakatlıklar, cezalılar ve vesairelerdir, ve bu sonsuza ıraksayacak denklemi çözmek için de 2 yol vardır.

Birincisi, toplayacaksın bütün Avrupa’yı, 1600 takımlık bir Lig yapacaksın, Haziran, Temmuz, bayram, noel, Cumartesi, Pazar, gece-gündüz herkes maç yapacak,
Tabi ki buna Bursaspor, Wycombe, Guimaraes de dahil, çünkü ne Sion Kasımpaşa’dan, ne de Levadia Keçiörengücü’nden iyi bir takım.
E bir de çağırmazsan Gaziantep’i, Kidderminster’i, onlara çok ayıp olur.
Böylece bütün takımları Ultra Mega Avrupa Lig diye birleştirmiş olacaksın, bu şekilde hepsi rahatlayacak, ter atacak, forma ve kültür değiştirecek, ne bileyim en azından televizyona çıkacak ve UEFA’nın istediği gibi herkes bir gün ünlü olacaktır. 

İkincisi, bizim İddia CEO’su Mert Aydın’ı UEFA’ya göndereceksin, Sion, Mion, Levadia, Lavanta, ne varsa daha kafadan mülakatta eleyecek.

Yahu bu takımların Avrupa’da işleri ne?
Zaten bir maç gecenin 21:30’unda, öbür maç 21:45’inde.
Teravihden daha kalabalık bir grup, çay bahçesinde ellerinde çekirdek Elano’yu bekliyor.
Yarın iş var, güç var, sahur var.
Milletin uykusu gelmiş, hala Alex olsaydı 3 olurdu diyor.
Yahu 3 olsa ne olur, 30 olsa ne olur?
Senin ayarın mı o takımlar?

Tabi bu arada kimse kusura bakmasın, ortalıkta Sivas’ın ayarı bir takım da yok, Trabzon’un akranı olan bir takımda.

Bu konu aslında gidiyor geliyor, Şampiyonlar Klüpler Kupası’nın, yani Galatasaray’ın en son oynadığı sene olan kupanın statüsünün değiştiği tarihe denk geliyor.
O zamanlar kupaya sadece liglerinde şampiyon olan takımlar katıldığı için, en azından o kupanın bir ismi, bir havası, bir anlamı vardı.
Şimdi herhangi bir kupa için o ligden 15 takım, bu ligden 7 takım, şu ligden 1 takım alıyorsun, ve hatta bunları alırken de ortaya bir katsayı, bir matematik koydum diyorsun.
Mesela şu takım puanını, şu ülke puanı ile topladım, şu ligden 10 takım gelecek, diyorsun.

Peki o zaman aynı mantıkla bir hesap-kitap yap, geçen seneki futboluna bak, transferlere bak,
De ki, kardeşim bu sene Türkiye’den, şu şu şu takımlar gelecek. Estonya’dan, Macaristan’dan malesef takım alamıyoruz.
E Türkiye’den gelemeyenler ne olacak?
Gelemeyen arkadaşlar ilk önce düzgün takım kuracak, bir kere de 100 tane yeni adam transfer etmeyecek, seyircisi çekirdek yemeyecek, fundemental kelimesinin anlamını öğrenecek, ondan sonra gelecek, burada yer işgal edecek.
Çünkü herkesi biz buraya alırsak buranın anasını ağlatırsınız.

O zaman belki başımızı taşa vurmadan önce, oturup düşünürüz.
O zaman belki “Trabzon 3-1 yenildi, ve turu zora soktu” diye demeç vermeyiz.

Örnek, ya Sivas geçen sene yanlışıkla şampiyon olsaydı ve Şampiyonlar Ligi’ne direk katılsaydı…

İşte bizde bir otokontrol olmadığı için, nasıl UEFA stada geliyor, inceleme yapıyor ise, yetkililer gelecek, takımlara bakacak, ve diyecek ki, “Burada Kamanan var, tamam, Yattara var, güzel, fakat burada Petkovic, Yasin, Serkan Balcı var. Kusura bakmayın, bu şartlarda bizim bu takımları Avrupa Lig’ine almamız mümkün değil.”
Çünkü Avrupa Ligi’nin bir ismi var, bir anlamı var, diyecek.

Sakın yanlış anlaşılmasın, Sivas ve Trabzon ömür boyu hiç bir yere gitmemeli değil.
Önce takımını kuracak, Diyarbakır’ı yenecek, üst üste takımları ezecek, ondan sonra oraya çıkacak.
Bu konu her takım için söz konusu.
Tabi ki bu seneki Beşiktaş’ın Şampiyonlar Ligi için de geçerli.

Maçlara gelince…
İki maça da, yani hem Fenerbahçe, hem Galatasaray maçına bakmaya çalıştım.
Fakat pek maç yazısı yazmayı sevmem.
Hele böyle 2 abuk sabuk maç için hiç bir şey yazamam.

Fenerbahçe ve Galatasaray’ın bu sene nasıl bir kadroya, nasıl bir sisteme, nasıl oyunculara sahip olduğunu söylemem mümkün değil, çünkü karşı tarafta ilk önce düzgün, sağlam, kurgulu, güçlü bir takım olacak, ondan sonra ben Elano, Dos Santos diyeceğim, 4-2-1-3, 4-2-3-1 yazacağım.

Burada tabi en sevindirici konu, Fenerbahçe’nin artık Avrupa’nın 2. ve 3. sınıf takımlarını çok rahat geçiyor olması. Bunu zaten Galatasaray yıllardır yapıyordu ama, Fenerbahçe için bu konular henüz 2003 senesinden itibaren başlamıştı.
Bir de en iftiharlık konu, Fenerbahçe’nin artık Alex’siz de yenebilmesi.

Artık siz bu konuya iftihar mı dersiniz, utanç mı dersiniz bilmiyorum.

, , , , , , , , , , , , , ,

6 Yorum

3G Lig

50 sene önce Amerikalı bir baba ile oğlu Londra Hyde Park’ta frizbi oynuyorlarmış. Futbolun beşiği İngiltere’de o güne kadar çok az kişi frizbi gördüğü için insanlar toplanmış seyrediyorlar. Kalabalık gittikçe artmış, sonunda bir İngiliz dayanamayıp Amerikalı babaya yaklaşmış:“Rahatsız ettiğim için özür dilerim kuzum ama sizi 15 dakikadır seyrediyorum, kim kazanıyor?” 

pes2009tslpropatchyi6

Ve 3G Turkcell Süper Lig başladı.
Herkes hazır.
Ferrari hazır, Saabri hazır, Kazım hazır, Sos Dantos hazır, Batuhan hazır, Mehmet Topuz hazır, hakemler hazır, Denizli Stadı’ndaki jeneratörler hazır, Sinan Engin hazır, tek forvette Ahmet Çakar hazır…
Kısacası herkes hazır.
Herkes öyle diyor.
Trilyon Euroluk bir Lig bizi bekliyor diyorlar.
Bir bakalım, öyle mi?

Liderden başlayalım…
Fenerbahçe, ilk maçı rahat geçti. Bundaki sebep ilk golün ilk dakikada gelmesi midir? Bence hayır. Denizli’nin zaten maç asılacak ne adamı, ne hali vardı. Fakat Fenerbahçe’deki fiziki değişim her geçen gün kendini daha belli ediyor. Bu kesin.
Dos Santos çok gol kaçırdı, bunun sebebi hayatı boyunca bek oynamış olmasından olabilir.
Baroni’ye hiç girmiyorum. Zamanında Rıdvan Dilmen Johnson’u almaya Gaziantep’e gitmişti. Akşam eve döndüğünde yanında bir de Preko vardı. Aynı hesap.
Fenerbahçe’ye hala Taner Güleri, Nonda tadında yedek bir forvete ihtiyaç var. Bu hiç gıkı çıkmayacak bir oyuncu olmalı. Belki de bütün sene hiç oynayamayacak fakat hiç sorun yaratmayacak. Denizli maçında Güiza sakatlansa forvete kim geçecek, belli değil. Karanlıkta belki Atkinson girer, fakat bu ışıklar her maç sönmüyor. Her stat da Denizli değil zaten. Bir tek Denizli için geçerli bu entresanlıklar.
Defans olayına hiç girmiyorum. Zaten yönetim konuyu anladı, Edu’ya geçmiş olsuna gittiler, kolonyayı çukulatayı bıraktılar, şimdi stoper arıyorlar.

Galatasaray…
Hiç anlamıyorum. Geçen seneki kadro zaten iyidi. Sadece belki bir sağ bek, bir de teknik direktör alacaklardı. Şimdi en az 8 tane oynatman gereken yıldız var. Arda-Kewell-Keita-Baros-Elano’nun hepsini aynı anda oynatsan maç başına 2 gol garanti yiyorsun. En az 3 gol atman gerekecek. Ayhan ve Mustafa inanılmaz iyi basıyorlar fakat topu Elano’ya getirecek adamlar onlar. O konuda Mustafa yetersiz.
Trabzon kalecisi Tolga, 2 ay sakat olduğu için oynamıyor, fakat maaşını da istemiyor. Böylece Fair-Play adayı oluyor. Fakat ne hikmetse, Linderoth Polat 2 yılda toplam 2 maçla 2 milyon Euro alıyor. Fenerbahçe Edu’yu gönderiyor, Delgado’yu siliyor, fakat Linderoth hep orada. Gökhan Zan-Servet nokta ile virgül. Ben Hakan Balta’nın da Avrupa’lı Galatasaray’ın sol beki olabileceğine hala inanmıyorum. Bütün bunları toparlayacak olan adam Frank Rijkaard. Belki küçük bir Barcelona yaratacak, belki sene sonunu zor görecek.

Beşiktaş…
Valla Mustafa Denizli de biliyor, maçı çevirecek bir tane adamı yok. Az buçuk Delgado vardı, şimdi herkes Bobo’nun, Nobre’nin, Nihat’ın eline bakıyor. Bobo isterse 30 metreden gol atıyor, istemezse hiç yok. Ernst, Fink, Ferrari, Erhan tam Beşiktaş Lisesi mezunu. Karakterleri ile, giyimleri ile, kuşamları ile tipik Beşiktaş oyuncuları. Ne yıldızlar, ne ezikler. Ne çok artıları var, ne çok eksileri var. İşte bütün bunları düşünüp, taşınıp Mustafa Denizli’nin plan yapması lazım. Çünkü bu sene Galatasaray ve Fenerbahçe’yi öyle yenmeden ekarte edemezsin.

Sivas ve Trabzon…
Bunların ikisini birden yazmak istedim. Maçı da seyrettim. Bir kere Sivas’ın niye şampiyon olamayacağını ben size anlatayım, hemen anlayacaksınız.
Trabzon gol atıyor, kale arkasında Sivas seyircisi var, çekirdek çıtlatıyor. Sıfır tepki.
Sivas beraberlik golünü atıyor, kale arkasında Sivas seyircisi var, aaa çekirdek çıtlatıyor. Hiç tepki.
Yahu insan bir kızar, küfür eder, sevinir, üzülür. Yok anam, bunlar çekirdek çıtlatıyor.

Trabzon’a gelince.
Trabzon’un genel olarak bir daha şampiyon olabilmesi 3 ihtimale bağlı.
1. 3 büyükler ve Bursa, Sivas, Kayseri, Antep, Samsun, Kars, İnegölspor, İnebahtıspor vs. hepsinin kötü olduğu bir sezonu bekleyecek,
2. Şota, Arçil, Ünal, Hami, Ogün, Abdullah, Soner, Orhan vs. bu jenerasyonu tekrar yakalayacak,
3. Ya da Trabzon’u kapatacaksın, bütün klübü İstanbul’a taşıyacaksın. Başka yolu yok.

Hey gidi günler hey.
Hami dedim de, aklıma bir anı geldi. Trabzon bir gün Avrupa maçı yapıyor. Takımın ismini hatırlayamadım, önemsiz bir eleme maçı. Kahveye girdim, çaycıya sordum, maç başladı mı diye. “2-0 oldu birader” dedi ve ekledi, “30-35 Hami”.
“Fakat nasıl olur, maç ne zaman başladı ki 35.dakika oldu?” dedim.
Herif sinirlendi, “Ne dakikası birader, 30 metre-35 metre Hami. Çekil kenara.”

Bursa…
Hayatım boyunca 3 büyüklerin karşısında şampiyon görmek istediğim tek takım.
Şampiyon olursa formasını alacağım tek Anadolu takımı.
Bence forması ile, seyircisi ile, stadı ile, havası ile, anıları ile, ufak bir Premier Lig takımı.
Yani bu takım, bu klüp, bu seyirci İngiltere’de olsa Crystal Palace kadar tarihi olur, QPR kadar başarısı olur.
Fakat Türkiye’de olmuyor işte. 3 büyüklerle o fark hep açılıyor.
Tam yakalıyor, yine açılıyor.
Avrupa’ya on yılda bir çıkıyor, hiç bir takımı eleyemiyor, para kazanamıyor, para olmadığı için kuvvetli takım kuramıyor, sonraki sene Avrupa’ya da çıkamıyor. Böyle bir kısır döngü.
Halbuki para Avrupa’da. 3 büyüklerin dışındaki kader bu.

Bir anı daha. Bursa – Wimbledon Intertoto maçı var. Maçı seyretmiyorum. Ne seyredeceğim? Wimbledon İngiltere’de Bursa ile oynuyor. Skor belli.
Mahallede yürüyoruz, kuruyemişçiye girdik. Bir baktım, en az 10 kişi maçı izliyor.
Dedim, “Kaç kaç?”
Kurukahveci Mehmet Efendi dedi “4-0”.
Dedim, “Ya az bile atmış Wimbledon. 5 olur.”
Bütün kafalar bana döndü, “Hocam 4-0 öndeyiz.”
O sırada Ercüment 5.golü kaçırdı.
Hey gidi günler hey.

Ve işte böylece bir 3G Turkcell Süper Lig’i daha başlıyor.
Trilyonluk hatalı transferler, skandallar, ilk haftadan hakemlerle uğraşmalar, hakeme küfürler, sonra “Ben normalde hiç küfür etmem, yani ederim de pek etmem, orada da ortaya etmiştim, hakem üstüne alınmış” basın toplantıları, 2012’e kadar söz verilen şampiyonluklar, kaldı ki bu şampiyonluk sözü veren takımı tarihi boyunca 3 sene üst üste sadece bir antrenör çalıştırmış vs.
Sakın kimse bana futbol spordur, fair playdir, eğlencedir falan anlatmasın.
Sakın kimse kaybetmek de güzel bir onur falan demesin.
Eskidenmiş o, Metin Oktay’ın jübilesinde Metin Oktay Fenerbahçe forması, Can Bartu Galatasaray forması giyermiş.
Eskiden babamlar, Beşiktaşlısı, Galatasaraylısı önce Fenerbahçe Basket Takımında, daha sonra Mithat Paşa Stadına Can Bartu’nun maçını seyrederlermiş.
Eskidenmiş o, Beşiktaş-Fenerbahçe derbisinde Zeki Rıza Sporel, Beşiktaş 9 kişi kalınca, “Dokuz kişilik takıma bizim böyle oynamamız doğru olmaz. İzin verirseniz biz de 9 kişi devam edelim.” demiş.
Artık burada hırs var, para var, rekabet var, kavga var, kriz var, sıcak var, gürültü var, kan var.
Maçları, puanları, her şeyi kazanman, her topa kafa sokman gerekir.
Sokmazsan gözünün yaşına bakmazlar.
Bak, Keita Keita diye diye az daha gidiyordu kereta.

Böyle bakarsan herkes hazır.
3G Lig’de Güiza hazır, Galatasaray hazır…

Öbür G’leri mi soruyorsunuz?

Onlar da hazır, merak etmeyin.
Onları da haftaya yazacağım.

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

9 Yorum