Dos Santos ile Etiketlenmiş Yazılar
At dayım olur
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 22 Ekim 2009 tarihinde gönderildi
http://okuryazar.ntvspor.net/ridvan-dilmen-fbnin-uzerine-gidersen-yenersin/ üzerine…
Hayatım boyunca 3 tane vecize nedense hiç aklımdan çıkmamıştır.
Biri; “Katıra “Baban kim?” diye sormuşlar; “At dayım olur.” demiş.
Diğeri, “Bir ağaçtan camiye direk de olur, kenefe kürek de.”
Üçüncüsü; “Fenerbahçe’nin üzerine gidersen yenersin.”
Bunlardan ilk ikisi, bin yıl önce kitaplardan, hafızalardan silinmiştir. Fakat o üçüncüsü, hiç bir zaman yok olmamıştır, her gün, her yerde, herkes tarafından söylenir ve bilinir. Hatta ilkokuldaki çocukların kitaplarının giriş sayfalarında, “Yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve yağışlı, ve Fenerbahçe’nin üzerine gidersen yenersin” yazar.
Evet, Fenerbahçe’yi yenmek bu kadar basittir. Gerçi, o zaman Fenerbahçe nasıl son 6 senede 3 şampiyonluk, Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final görmüştür sorusu gündeme gelir, fakat istisnalar kaideyi bozmaz, şuracıkta, 3 Fenerbahçeli bir araya gelsek, bize orta sahada bassalar, sonuç hemen ortaya çıkacaktır. Bu konuya bir örnek de, Devler Ligi’nde Elvir Boliç’in takımıdır.
Bu bilgiyi herkes bilir, bir tek “ısıran yönetim” ve “tentürdiyot medya” bilmez.
Fakat sorun, Fenerbahçe’nin isme bağlı sisteme devam etmesinde değildir. Yani, sorun “Alex ve Lugano yok ise, Fenerbahçe biter” değildir. Sorun, en başında, duayenlerin bile isimlerdeki ısrarlarıdır. Çünkü bilinmelidir ki, Lugano varken de bu takım, defansif kurgudan uzaklaşmaktadır, Alex varken de ofansif kurgu hala sorgulanmaktadır.
Peki, genel olarak problem neden kaynaklanmaktadır?
11 profesyonel futbolcunun içinde 4 tane as oyuncunun altını çizersek; ki bunlar Roberto Carlos, Güiza, Dos Santos, Kazım’dır, eğer bir takımın %40’ı inanılmaz vurdumduymaz oynuyor ise sen zaten kumar oynuyorsun demektir. Maç tamamen yukarıdaki isimlerin o günkü top oynayıp oynamama keyfine bağlıdır. Yani Antalya maçının da, Manisa maçının da, Gaziantep maçının da 2-1 veya 1-2 bitme olasılığı %40’dır.
Ve senin elinde bir de son ana kadar hiç bir değişiklik yapmayan, yeniliğe hiç açık olmayan, bu maçı alamazsak da öbür maça bakarız diyen bir rahat teknik direktörün var ise, ki bu şekilde 5 rahat insan eder, problem biraz daha karmaşık hale gelmektedir.
Fakat en önemlisi, eğer 30 küsür yaşına gelmiş, senede en az 4-5 hafta sakatlanan bir Alex’den, en önemli maçlardan önce devamlı jetlag olan Lugano’dan medet umuluyorsa,
Daum’un daha önce Appiah’ı da sağ açığa fikslediği gibi Kazım’ı oraya sabitlemesi doğru bulunuyorsa,
Fenerbahçe hala sol kanat açılımı yapamamış ise,
Fenerbahçe, Volkan Demirel’e alternatif aramıyor ise,
Türkiye Milli Takım’ı Semih’ten başka bir forvet yetiştiremiyor ise, Fenerbahçe tartışmaya açık değildir.
Fakat Daum, en azından Gaziantep maçının ikinci yarısında, Mehmet Topuz’u gerçek yerine sağ kanata çekmeyerek, Özer’i erken oyuna almayarak, veya en kötü yorulana kadar Emre’yi Alex’in yerine koymayarak, Emre’nin yerine de Selçuk’u sokmayarak, Wederson’u geriye çekmeyerek, Carlos’u çıkartmayarak, yerine Dos Santos’u almayarak, yenilgiyi hazırlamıştır.
Zaten aynı sonun başlangıcı, her Fatih Terim döneminde cins cins oyuncu pozisyonlamaları ve oyuncu değişikliklerinde görülmektedir. Daum’un kaderi muhtemelen “Türkiye’de stoper yetişti de ben mi almadım” şeklinde bir basın toplantısı ile bitecektir.
Sn. Rıdvan Dilmen’in son sözüne bir son söz :
Evet, doğrudur, Gaziantep maçında defans kurgusu anlamında Lugano’nun olmayışı etkilemiştir. Fakat Sayın Rıdvan Dilmen’in yorumu şöyle düzeltilmesi daha sağlıklı olacaktır “Gaziantep maçında Fenerbahçe’nin savunma zaafı ortaya çıktı, özellikle Önder oynadığı için…”
Daum-dun futbol
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 20 Ekim 2009 tarihinde gönderildi
İki laz fıkrası birden; Bir kaleci maçtan sonra arkadaşını aramış; “Ya hocam, ben bir gol yedim de, bir bakar mısın, gol barajın neresinden geçti?” Başkan da “Hayırlı olsun” demiş. Bunun üzerine teknik direktör, “Ben Tabata’yı alın demedim ki, iyi futbolcu dedim” demiş.
Fenerbahçe’yi ve aurasını anladığım gün, herşeye tövbe edeceğim.
Şimdi, Galatasaray’ı iyi-kötü tartışırsın. Dersin ki mesela, yahu bu takım 4 atıyor, fakat 3 yiyor, Ayhan yoruluyor, yerine Barış’ı koyalım dersin. Galatasaray 4-3-1-2’e dönse daha iyi olur dersin. Hatta Sabri forvet oynamalı da diyebilirsin.
Yani detaylara inersin. Galatasaray birşeyler oynuyor, fakat 1-2 aksiyon şart dersin.
Fakat Fenerbahçe öyle değil ki…Daha fundamental problemleri çözemiyor ki Fenerbahçe, detaylara insin.
8 haftadır sanki Fenerbahçe dan-dun top oynamıyormuş gibi (Gençlerbirliği maçı için sözümüz meclisten dışarı), onu bırak sanki 18 yıldır Fenerbahçe her rakibini eziyormuş gibi (88-89 sezonu hariç), tüh 9da9 yapamadık deniyor.
Bakın ben size halk dilinde 9 haftanın futbolcu analizini yapayım, niye yenildiğini anlarsınız.
Eskiden TRT1’de Mustafa Yolaşan’ın Pazar programlarında Harlem’in maçları olurdu. Böyle Amerikan bayraklı şortlu hoplayıp zıplayan, potanın tepesinde dolaşan 5 tane kavruk tip. İstedikleri zaman üçlük atar, istedikleri zaman adam geçerlerdi. Aha, onlardan biri Colin Kazım. Sağ tarafta kendi kendinin sağından atıyor, kendinin solundan geçiyor.
Eskiden, ve hala öyle, mahallede maç olur, bir kişi kesin eksiktir. Hüseyin Amca’yı çağırırsın, gelir, sağa sola devamlı “Koşun gençler, pres yapın” der, kendi hiç koşamaz. Yanından vızır vızır geçerler, bir de muhakkak keldir. Aha, bu da Roberto Carlos.
Maçtan önce ısınırsın. Karşı tarafta bir oyuncu vardır. Topu ensesinde, antrikotunda sektirir. Maç başlar, buna bir yatarak girerler, bir daha maça da gelmez. Bu da Dos Santos.
İyi topçu diye maça özel birini getirirsin. Adam forvete geçer, hiç konuşmaz, sittim sene geri gelmez. Maç biter, arabasına atlar gider. Bu da Güiza.
Bir de, bütün bunların başında biri olur. Organizasyonu o yapar, top onundur, sahayı o ayarlar ve adamları o bulur. Eğer adamla iyi geçinmezsen, seni bir daha çağırmaz. Eğer damarına basarsan, seni siler. Eğer bir şekilde bağın yoksa, sittim sene seni bir maçta oynatmaz. Çekirdeğini parçalarsın, adamın inadını kıramazsın. Bu da Erol Taş değil, herhalde.
Bu kadar kişiye, bu kadar cins insana, bu kadar yanlış transfere rağmen 8’de 8 büyük başarıdır, kıymet bilmek gerekir.
Fakat, nerede?
Türk insanı işte…
Ne kıymet bilir, ne de ne olacağım der…
Sevgili günlük
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 16 Ekim 2009 tarihinde gönderildi
Sevgili günlük,
Uzun zamandır sana yazamıyorum. Geçen hafta yoğun bir haftaydı, sen de biliyorsun. A Milli Takımımız’ın 2.torbadan girip altındaki 4 takımdan 8 maçta sadece 15 puan alması, Fatih Terim açılımı, Ermenistan maçının bir tek spor ile alakası olmaması, Rüştü’nün futbolu hala bırakmama ihtimali derken Lig’imize geri döndük. Yarın önemli bir maçımız var. Sanırım, bu maç ile üst üste 9.galibiyetimizi alacağız. Esas önemli olan 11.haftadaki Kayseri maçı. Bakalım 11 hafta üst üste yenebilecek miyiz? Ondan sonra 2 hafta bay geçiyoruz. Sonra çok daha önemli bir maç var. Kasımpaşa bize geliyor.
Malesef bazı sakatlıklarımız var. Lugano ve Dos Santos da yorgun gelecekler. Özellikle Lugano, play-off’lara kaldığı için mental açıdan da yorgun. Fakat, Lugano uyurken bile pres yaptığı için, ben onun yorgunluğunu yerim. Lakin, ben şunu anlamıyorum, Santos’u niye oraya kadar yoruyorlar? Çocukcağızın zaten dili dışarda. Artı ben Cristian’ı izlemeye gittiğimde görmüş, almıştım. Nereden bileyim bu kadar Milli Takım’a çağıracaklarını? Adam haftasonu Kadıköy’de, Salı günü Şili’de, Perşembe Antep’de. Adını yazacak derman kalmaz insanda.
Daum, geçen gün bir bilmece gibi birşey söyledi. Fenerbahçe’nin A’sı şu, B’si şu, F’si şu diye. Daum, çok kurt hoca. Fenerbahçe ile birlikte Milli Takımlar teknik direktörlüğüne getirilme durumu olunca, konuyu başka yere çekmeye çalıştı. Fakat Mahmut Uslu bunu yemedi. Hemen cevabını verdi. Aziz Yıldırım ve yönetim, Tanjevic konusunda tecrübeli olduğu için bu konuda tavırları net ve kesindi.
Fakat ben birşeyi anlamıyorum. Milli Takım menajerliğinde benim de ismim geçiyor, fakat yönetim benim için bir açıklama yapmadı. Acaba gidiyor muyum? Acaba Hiddink ile iyi bir ikili olur muyuz? Acaba Hiddink beni hatırlıyor mudur? Acaba sözleşmem de “Sadece Milli Takım’a gidebilir” diye mi yazıyor? Sözleşmeme tekrar bir baksam iyi olacak.
Takım iyi çalışıyor. Özer, maşallah dozer gibi. Daum biraz inatçı olmasa, belki yarın Bekir, Mehmet Topuz, Özer hepsi oynayabilir. Çünkü zaten Milli Takım’larından dönenler yorgun, bu maçta oynatmayacaksın da Avrupa Ligi finalinde mi oynatacaksın? Geçen gün antrenmandan bir çocuk kovdum. Meğer bizim Abdülkadirmiş. Ne bileyim, çocukların hepsinin yüzünü unuttuk.
Fakat Daum’un hakkını yemeyelim. Enkaz devraldığı doğru.Herşeye baştan başladı. Bence Fenerbahçe’nin A’sı derken, futbolun A’sından başlattığını ima ediyor. Başkan da bu sene beni getirerek çok akıllı bir iş yaptı. Eğer beni almasaydı, şu an Bank Asya’daydık. Adamcağızın bu sene de gıkı çıkmıyor zaten, nazar değmesin. Bir de şu Güiza ile Deivid’i doyurmaktan vazgeçse, herşey çok güzel olacak. Her ay başında hesaplarına 500’er milyar yatınca, benim gibi efendi adam bile deliriyor. Sen de biliyorsun, her gün klübe geliyorum, sabahtan akşama kadar kafa patlatıyorum. Neyse sorun değil, bizler ne de olsa pazara kadar değil, mezara kadar Fenerbahçe’liyiz.
Sevgili günlük, şimdilik bu kadar. Hafta içi Romanya’dayız. Gelince, inşallah güzel günlerimi sana not edeceğim. Sana Romanya’dan post-it, fosforlu kalem getireceğim.
Sağlıcakla kal.
Fenerbahçe için iftihar vakti
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 21 Ağustos 2009 tarihinde gönderildi
Sahura saatler kala Trabzon iftarını 3 golle açtı. Sivas pide kuyruğunda dayanamadı, 3 tane de o yedi. Fenerbahçe ve Galatasaray sofraya bir oturdu, rakipleri 7 gol yedi. Aslında 11 ayın sultanı Ramazan, herkesin rızkına göre verdi.
Bir kere daha gördük ki, ne Honved, ne Sion, ne de Levadia bizim rakibimiz, fakat aynı mantıkla ne Sivas, ne de Trabzon Avrupa’nın rakibi.
Bence ortada bir problem bulunuyor, ki bu problem eşittir ciddi maçlar öncesi abuk sabuk takımlarla oynanan eleme maçları ve bunun neticesindeki ajanda yoğunluğu, sakatlıklar, cezalılar ve vesairelerdir, ve bu sonsuza ıraksayacak denklemi çözmek için de 2 yol vardır.
Birincisi, toplayacaksın bütün Avrupa’yı, 1600 takımlık bir Lig yapacaksın, Haziran, Temmuz, bayram, noel, Cumartesi, Pazar, gece-gündüz herkes maç yapacak,
Tabi ki buna Bursaspor, Wycombe, Guimaraes de dahil, çünkü ne Sion Kasımpaşa’dan, ne de Levadia Keçiörengücü’nden iyi bir takım.
E bir de çağırmazsan Gaziantep’i, Kidderminster’i, onlara çok ayıp olur.
Böylece bütün takımları Ultra Mega Avrupa Lig diye birleştirmiş olacaksın, bu şekilde hepsi rahatlayacak, ter atacak, forma ve kültür değiştirecek, ne bileyim en azından televizyona çıkacak ve UEFA’nın istediği gibi herkes bir gün ünlü olacaktır.
İkincisi, bizim İddia CEO’su Mert Aydın’ı UEFA’ya göndereceksin, Sion, Mion, Levadia, Lavanta, ne varsa daha kafadan mülakatta eleyecek.
Yahu bu takımların Avrupa’da işleri ne?
Zaten bir maç gecenin 21:30’unda, öbür maç 21:45’inde.
Teravihden daha kalabalık bir grup, çay bahçesinde ellerinde çekirdek Elano’yu bekliyor.
Yarın iş var, güç var, sahur var.
Milletin uykusu gelmiş, hala Alex olsaydı 3 olurdu diyor.
Yahu 3 olsa ne olur, 30 olsa ne olur?
Senin ayarın mı o takımlar?
Tabi bu arada kimse kusura bakmasın, ortalıkta Sivas’ın ayarı bir takım da yok, Trabzon’un akranı olan bir takımda.
Bu konu aslında gidiyor geliyor, Şampiyonlar Klüpler Kupası’nın, yani Galatasaray’ın en son oynadığı sene olan kupanın statüsünün değiştiği tarihe denk geliyor.
O zamanlar kupaya sadece liglerinde şampiyon olan takımlar katıldığı için, en azından o kupanın bir ismi, bir havası, bir anlamı vardı.
Şimdi herhangi bir kupa için o ligden 15 takım, bu ligden 7 takım, şu ligden 1 takım alıyorsun, ve hatta bunları alırken de ortaya bir katsayı, bir matematik koydum diyorsun.
Mesela şu takım puanını, şu ülke puanı ile topladım, şu ligden 10 takım gelecek, diyorsun.
Peki o zaman aynı mantıkla bir hesap-kitap yap, geçen seneki futboluna bak, transferlere bak,
De ki, kardeşim bu sene Türkiye’den, şu şu şu takımlar gelecek. Estonya’dan, Macaristan’dan malesef takım alamıyoruz.
E Türkiye’den gelemeyenler ne olacak?
Gelemeyen arkadaşlar ilk önce düzgün takım kuracak, bir kere de 100 tane yeni adam transfer etmeyecek, seyircisi çekirdek yemeyecek, fundemental kelimesinin anlamını öğrenecek, ondan sonra gelecek, burada yer işgal edecek.
Çünkü herkesi biz buraya alırsak buranın anasını ağlatırsınız.
O zaman belki başımızı taşa vurmadan önce, oturup düşünürüz.
O zaman belki “Trabzon 3-1 yenildi, ve turu zora soktu” diye demeç vermeyiz.
Örnek, ya Sivas geçen sene yanlışıkla şampiyon olsaydı ve Şampiyonlar Ligi’ne direk katılsaydı…
İşte bizde bir otokontrol olmadığı için, nasıl UEFA stada geliyor, inceleme yapıyor ise, yetkililer gelecek, takımlara bakacak, ve diyecek ki, “Burada Kamanan var, tamam, Yattara var, güzel, fakat burada Petkovic, Yasin, Serkan Balcı var. Kusura bakmayın, bu şartlarda bizim bu takımları Avrupa Lig’ine almamız mümkün değil.”
Çünkü Avrupa Ligi’nin bir ismi var, bir anlamı var, diyecek.
Sakın yanlış anlaşılmasın, Sivas ve Trabzon ömür boyu hiç bir yere gitmemeli değil.
Önce takımını kuracak, Diyarbakır’ı yenecek, üst üste takımları ezecek, ondan sonra oraya çıkacak.
Bu konu her takım için söz konusu.
Tabi ki bu seneki Beşiktaş’ın Şampiyonlar Ligi için de geçerli.
Maçlara gelince…
İki maça da, yani hem Fenerbahçe, hem Galatasaray maçına bakmaya çalıştım.
Fakat pek maç yazısı yazmayı sevmem.
Hele böyle 2 abuk sabuk maç için hiç bir şey yazamam.
Fenerbahçe ve Galatasaray’ın bu sene nasıl bir kadroya, nasıl bir sisteme, nasıl oyunculara sahip olduğunu söylemem mümkün değil, çünkü karşı tarafta ilk önce düzgün, sağlam, kurgulu, güçlü bir takım olacak, ondan sonra ben Elano, Dos Santos diyeceğim, 4-2-1-3, 4-2-3-1 yazacağım.
Burada tabi en sevindirici konu, Fenerbahçe’nin artık Avrupa’nın 2. ve 3. sınıf takımlarını çok rahat geçiyor olması. Bunu zaten Galatasaray yıllardır yapıyordu ama, Fenerbahçe için bu konular henüz 2003 senesinden itibaren başlamıştı.
Bir de en iftiharlık konu, Fenerbahçe’nin artık Alex’siz de yenebilmesi.
Artık siz bu konuya iftihar mı dersiniz, utanç mı dersiniz bilmiyorum.







Son Yorumlar