BJK ile Etiketlenmiş Yazılar

Yıldırım parantezinde Aziz Demirören

Bir Fenerbahçeli olarak şimdi yazacaklarımı 7 yaşında çocuk da, 77 yaşındaki adam da anlayacaktır.

  
Evet, Beşiktaş’ın senelerce sayısız puanı çalınmıştır.

Doğrudur, belki bu seneler 20 seneye dayanır, çünkü Özcan Oal’ın Galatasaray maçında Cüneyt’in ayağının kaymasına penaltı vermesi, veya Sadık Deda’nın bilmem ne yapması, endüstriyelleşmenin “Beşik”teki ilk günleri olan o özel televizyonun kurulması, pazarın büyümesi, futbolun markalaşması dönemi ile paralellikler göstermiştir.

Gene haklılardır ki, bazı maçlarda, bazı haberlerde, bazı toplantılarda, bazı durumlarda Beşiktaş yok sayılmış, denek olmuş, 4 büyük sıralamasında, haberlerdeki veya gazetelerdeki sıralamalarda yeri sabitlenmiştir. Denir ki, Beşiktaş lobi yapamamıştır, endüstriyelleşememiştir, ticarete ayak uyduramamıştır. Çünkü Beşiktaş ufaktır, küçüktür, azdır.

Evet, Beşiktaşlı’nın sayısı daha azdır, ama daha toktur. Bunu anlamanın yolu çok kolaydır. Şirkette, okulda, yazlıkta, yuvada, askerde 10 kişi bir araya gelir, 4’ü Galatasaraylı, 4’ü Fenerbahçeli, 2 adedi de Beşiktaşlı’dır. Ama Beşiktaşlılar’ın futbol bilgisi, tutkusu, fanatizmi, enerjisi, zekası vs. o 4’er kişilik gruba denktir. Çünkü Galatasaray ve Fenerbahçeliler’in en az 2’si sadece takım tutmak için tutar veya niye tuttuklarını hatırlamazlar ama Beşiktaşlılar’ın 4’üde başka bir takım tutamayacakları için Beşiktaş’ı tutar. Bu yüzden bazı tezahüratların, pankartların, esprilerin, rekorların sahipleri onlardır.

Çünkü Beşiktaşlı’lar daha pop, daha arjante, daha sosyetik, daha zengin, daha şımarık, daha ukala, daha çingene değildir. Daha doludur, daha robasttır, daha efendidir, daha sakindir, daha vakurdur, daha Anadolu’dur, daha Seba’dır, daha zekidir. Mesela etrafına bir bakınca görürsün ki, her zeki Beşiktaşlı değildir, ama her Beşiktaşlı kesin zekidir.

Beşiktaş daha semt takımıdır, daha mahalle takımıdır, daha sokak takımıdır. Bunun anlamı, kabuğunda yaşayan Beşiktaşlılar dışarı açılmaya sıcak bakmazlar. Başarısızlığı ve başarıyı da kendi içlerinde halletmek isterler. Bağıra bağıra kendilerini deşifre etmezler. Galatasaray ve Fenerbahçe oluşum, toplum, popüler kültür, tabaka takımlarıdır. Örneğin, Fenerbahçe Türkiye ile paraleldir. Bizlerin zeka, kültür, bilgi, iletişim vs. ortalamaları aynıdır. Mesela Türkiye %7 büyür, Fenerbahçe çeyrek final oynar. Kriz psikolojik teğet geçer, Fenerbahçe ilk turda elenir. Fenerbahçe yener, benzine zam gelir esprisi, espri falan değildir. Gerçektir.

Beşiktaş artist değildir. Beşiktaş gösterişsiz, canla baştır, yararlıdır. Beşiktaş Kadir’dir, Rıza’dır, Samet’tir, Metin’dir, Ali’dir, Wilson, Walsh’tır, Nihat’tır, Ziya’dır, Zago’dur, Ronaldo’dur, Guinti’dir. Ama Beşiktaş Ayhan Akman, Sinan Engin, Burak Yılmaz, İbrahim Toraman, Ali Tandoğan, Gökhan Zan, Mehmet Yozgatlı değildir.

Beşiktaş-hakemler-Federasyon-diğerleri dörtgeni genelde böyle bir şeydir. Tabii ki Beşiktaş’ın kulüp olarak, taraftar olarak hatası hiç yok değildir.

Beşiktaş’ın tarihi hatalarından biri Yıldırım Demirören değil, Yıldırım Demirören’i göreve getirenler, onu destekleyenler, onu sahneye itenlerin halen hazırdaki varlığıdır. Çünkü bu insanlar yukarıda yazdığım 105 yıllık tarihi,örfü,ananeyi silip atmaktadırlar. Yıldırım Demirören’i bir Aziz Yıldırım, Beşiktaş’ı da Fenerbahçe olarak görüp, barkovizyonlarda veya spor servis müdürlerinin karşısında faulleri ofsaytları tartışmasını, her canlı yayına çıkmasını, soyunma odalarına girmesini, insanlara küfür etmesini, sabaha antrenör göndermesini, her yıl boşa trilyonlar harcamasını bekleyenlerin zihniyeti değişmedikçe bu konular daha çok yazılacaktır. Yıllardır Beşiktaş’a, aslında bunun en başında Trabzon ve Anadolu kulüplerine yapılan bu adaletsizlikler sadece masaya sesli ve anlamlı vurulan yumruk ve yumruklar sonrası düzelebilir. Böyle lobiden ve kulislerden uzak kavgacı zihniyetin hiç bir yararı yoktur. Peki bu zihniyet nasıl terk eder? Çok net söylüyorum, taraftarın maça gidip protestosunun hiç bir önemi yoktur, ne zaman ki kombineler, digitürk kartları, biletlerde azalma olur, Yıldırım Demirören ve Aziz Yıldırım sorgulanmaya başlanır.

Bu arada Aziz Yıldırım ve Yıldırım Demirören’in olabilecek tek ortak yanı, ikisinin de ilk 5 yıla kadar elle tutulur başarısı olamaması iken, (Yıldırım Demirören Haziran 2004 – devam, Aziz Yıldırım Şubat 1998 – devam, 2000 senesinde Aziz Yıldırım’ın 1 adet şampiyonluğu bulunuyor,) ne zaman ki Aziz Yıldırım’ın inşaatçılığını ve ticari zekasını konuşturmaya başlıyor, Fenerbahçe’nin 3 şampiyonluğu, ünlü transferler, Avrupa’da Kadıköy’de 15 maç yenilmeme vs..gibi özellikler geliyor. Çünkü adam bakıyor ki, başarı için para lazım. E para nerde? Para kombinede, formada, Fenerium’da vs..vs.. İşte burada Yıldırım Demirören becereksizliği ortaya çıkabiliyor. Buna stat ve Fulya’daki proje konusu örnek verilebilir.

Peki en başa dönersek, aslında soru şu, Yıldırım Demirören’in ikinci 5 yılında, stat, Kartal Yuvası vs. gelir kaynaklarını arttırırsa, doğru bir yönetim gösterirse, 3 yıl şampiyonluk getirmesine federasyon izin verecek mi? Peki Yıldırım Demirören şampiyon olamadan Beşiktaş’ın pazar payını yükseltip, Fenerbahçe ve Galatasaray kadar memlekette söz sahibi yapabilir mi?

Yani yumurta-tavuk mevzusu.
Kimse kusura bakmasın, hiç araştırmadan söylüyorum.
Yumurta tavuktan çıkmıştır.
Yani kesin bir cevap muhakkak bir yerlerde vardır.
Bardak dolu mu boş mu sorusuna da sevmem keza.
Boş işte görmüyor musun?
Yarısı boş.

,

Yorum yok

Dirt – iki

Nasıl olacak bilmiyorum…


Ben oramı burama takıcam…
Eşşekler gibi koşturacam…
Her tarafımdan kan, ter damlayacak…
Maç sonunda elli bin, yüz bin avro alma ihtimalim de var.
Öbür dingillerin yanından da rüzgar gibi geçicem…
Bana tekme atacaklar, küfür edecekler, tükürecekler… 

Ben hakeme değil sarı kart hareketini, bir hareket gösteririm annem beni evlatlıktan men eder.

Kurala bak..
Elini sallıyorsun sarı kart.
Şeyini sallıyorsun kırmızı kart.

Yahu halı saha maçında biri faul var dediğinde deliriyorsun topla giderken…
Ne faulü diyorsun, bayanlar liginde miyiz diyorsun..
Düşünsene kendini derbi maçında…

Kaldı ki, Delgado sana gülerek İngilizce “ben bir kere faul yaptım, sen hemen kart verdin” diyor.
İngilizce bilmiyorsan al sana İspanyolcası…“ Hice un foul, usted me di la tarjeta amarilla”
Bütün dillerde aynı…Elinle 1 yapıyorsun, orayı gösteriyorsun, sonra sarı kartı gösteriyorsun..
Ama Cüneyt Çakır, sıfır futbol bilgisi, sıfır vücut dili anlayışı.

İşte futbol bu anam. Futbol bilip camiada yer almak da bu.
Böyle manyak bir spor.
O yüzden bazı kurallar iflas ediyor.

Sen hiç gördün mü önlüğü yırtılmış, arkadan tekme yemiş bir jinekolog?
Hayalarına laptop gelmiş bankacı gördün mü?
Kafası sarılı maskeyle fısfısla defileye devam eden manken?
Veya sen hiç muhasebeciye yatarak girdin mi?

Adam atmak kolay.
Önemli olan adam olmak..
Maç zaten Galatasaray’ın hakkı. Ama sen ne karıştırıyorsun ortalığı.
Tıpkı Gökhan Gönül’ün kafasını eğince attığın gibi.
Cüneyt Çakır..
Serdar Çakır.
Çakır keyif bir aile işte…

, , ,

Yorum yok

He ol, she ol, it olma!

Google sağolsun..

 
2007-2008 sezonu yazalım ekrana….
Şampiyon Galatasaray, ikinci Fenerbahçe…
Peki son derbi yani final kimle kim arasında?
Galatasaray – Fenerbahçe…
Peki.

2005-2006 sezonu…
Birinci Galatasaray, ikinci Fenerbahçe…
Peki son derbi kimin?
Galatasaray – Fenerbahçe…
Sondan 3.cü hafta Trabzon-Fenerbahçe maçını derbiden saymayalım bir müddet..

Şu olabilir mi….
Bir yerde kalantorlar toplanıyor kalantor kalantor….
Bunlar hakem makem medya taraftar bütün seneyi ayarlayan adamlar…
Üstüne üstlük fikstür çekilirken,
Bir sene sonrası için kimler favori ise,
O iki takımın maçını son derbi yaptırtıyorlar.
Rating, rant, para, pul herşey orda.
Son maça kadar heyecan olmalı çünkü! Final çünkü bu!

Ne alakası var…

Devam…

2004-2005 sezonu..
Birinci Fenerbahçe, ikinci Trabzon..
Teoriye göre, bütün hakem hatalarının, atamaların, medyanın, onun bunun FB-Trabzon ile final oynatması gerekir.
Son derbi, GS-FB.

Fakat, Fenerbahce-Trabzon maçı sondan 5.hafta, FB-GS maçı sondan 2.hafta.
FB Trabzon maçına çıkarken 71 puanla 1.ci, GS 67 puanla 2.ci, Trabzon 65 puanla 3.cü.
Yani FB’nin en büyük rakibi gene GS.
Yani, aslında kalantorlar iyi planlıyorlar ama sonra GS düşüşe geçiyor, Trabzon aradan fırlıyor…

2003-2004 sezonu..
Fenerbahçe şampiyon, 2.ci Trabzon, 3.cü Beşiktaş.
Son derbi?
Fenerbahçe – Beşiktaş.
Derbi, sondan 4.hafta…
Son 5.haftaya FB 66, Trabzon 62, Beşiktaş 61 puan ile giriyor..

Hep Trabzon aradan giriyor!
Halbuki final maçı Fenerbahçe – Beşiktaş..
Çekilsene aradan Anadolu takımı! Büyük rant diyorum! Milyon dolarlar diyorum!

2002-2003 sezonu.
1.ci Beşiktaş, 2.ci Galatasaray.
Son derbi? Direk Beşiktaş – Galatasaray…

2000-2001 sezonu…
1.ci Fenerbahçe, 2.ci Galatasaray, 3.cü Antep.
Son derbi? Tabiki Fenerbahçe – Galatasaray.
Brrrr, Antep korkutuyor…

1999-2000 sezonu..
1. GS, 2. BJK, 3. Antep.
Son derbi? Hooop, Galatasaray – Beşiktaş.

1998-1999 sezonu.
1. GS, 2. BJK.. Derbi : Galatasaray – Beşiktaş…

Yeter sıkıldım, 1996-1997 sezonu…
1. GS, 2, BJK…Al sana derbi…Galatasaray – Beşiktaş..

Bu sene son derbi : Trabzon – Fenerbahçe
Hadi Trabzon sürpriz lider diyelim…Gerçi belli olmaz belki Trabzon’u favori gördüler…
Ondan bir önceki derbi : Beşiktaş – Fenerbahçe
Bütün hakem hatalarını, skandalları, medya yönlendirmesini buna göre seyredelim bir zahmet..

Aslında,
Gene düşündüm de…

Yılmaz Özdil demişti sanırım.
Biz soykırım yapmış olamayız..

Çünkü soykırım için
Sistem gerek,
Disiplin gerek,
Koordinasyon gerek,
Organizasyon gerek…

O yüzden yukarda yazdıklarımı silin gitsin.

, , , , , , , , , ,

Yorum yok