bilet ile Etiketlenmiş Yazılar
Fenerbahçe açılımı
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 24 Mayıs 2010 tarihinde gönderildi
İllaki tane tane yazmamı istiyorsanız, ben sadece böyle anlarım diyorsanız işte size madde madde Fenerbahçe açılımı. İstediğiniz sorudan başlayabilirsiniz.
Republic of Fenerbahçe
Bu büyük potansiyeli tekrar tekrar ve uzun uzun yazmamıza gerek yok. Trabzon maçı öncesi Bağdat Caddesi Cumhuriyet Mitingi gibiydi. Yüce Rabbim Fenerbahçe taraftarına kilometrelerce ışıl ışıl cadde vermiş, kimilerine yokuş vermiş, kimilerine egzoz dumanı içerisinde otoban üzeri stat vermiş. Fakat aynı Tanrı biliyor da Fenerbahçe’ye UEFA kupası veya Şampiyonlar Ligi finali vermiyor.
- Potansiyel örneği : Fenerbahçe şampiyonluğu kaybettiği akşam eve girerken, bir baktım bizim bakkal ağlıyor. Ne oldu dedim, “Ağabey yıllık bira stoğumu bir günde aldım, ben ne yapacağım bu kadar birayı” dedi.
- Az ilgili bir örnek daha; Fenerbahçe o kadar farklıdır ki, bir Fenerbahçeli haberleri seyrederken, Beşiktaş veya Galatasaray haberi gelince kanalı değiştirir. Fakat Bir Beşiktaşlı veya bir Galatasaraylı, oturur sabaha kadar “Fenerbahçe nereye koşuyor” programını seyreder.
Taraftar
Şurada kaç senedir eleştiriyoruz, taraftar hala kombine alıyor, bilet alıyor, forma alıyor diye. Bana cevap veriyorlar, biz pazara kadar değil mezara kadar Fenerbahçeliyiz diye. Senin mezarına atkıyı ben bağlarım, sorun değil. Fakat ben size Fenerbahçe aşkınızı mı bitirin dedim? Sizden 2 şey istiyorum. Ya kombine alın, fakat akıllı, sistematik, disiplin içerisinde protestonuzu yapın, ya da kombine almayın, protestonuzu yapın. Çünkü bu kafayla daha çok final gider, daha çok Güiza gelir, daha çok anons yapılır, daha çok ağlanır.
- Protesto örneği : Aziz Yıldırım’ın basın toplantısından hemen sonra 30 bin kombinelinin klübe gidip kombinelerini fırlatması. Fırlatırken de “Aziz Başkan sen istifa etmedin, ama biz ediyoruz.” denebilir.
Aykut Kocaman
Bu anons skandalından sonra, anonsçudan önce kovacağım ilk adam Aykut Kocaman’dır. Bir sportif direktör, adı üstünde spor işlerini direktive etsin diye alınmış fakat;
- Eğer yedek klübesindeki teknik kadronun Bursa – Beşiktaş maçının skorunu doğru bilmesini sağlıyamıyorsa,
- Önündeki ekrandan Bursa maçını takip etmesine karşın, Selçuk ve diğerlerinin hareketlerine karşı hiç bir aksiyonda bulunmuyorsa ben bunda ya kötü niyet ararım, ya da hala ne iş yaptığını anlayamadığım Aykut Kocaman’ın görevine son veririm.
- Eğer bu işlerle idari menajer ilgilenir derseniz, o zaman onu kovarım.
- Yani kısacası birini kovarım. Çünkü burada bir skandal var.
Christoph Daum
Benim için ilk suçlu hiç bir zaman hakem veya teknik direktör değildir. İlk önce doğru kadro, sonra doğru teknik direktördür. Eğer kadroyu teknik direktör yapıyorsa o zaman ilk suçlu teknik direktördür. Bu taraftar Mustafa Denizli’yi kovdu, şimdi onu arıyor. Bu taraftar Zico’yu yuhladı, şimdi onu arıyor. Bu taraftar Hiddink’i gönderdi. Bu ülke insanı Şenol Güneş’i ülkeden kovdu, şimdi bağrına basıyor.
- Dip not : Bana da yılda 3-4 milyon Euro vereceklerse, her sabah kovup geri çağırabilirler. Hatta her sabah İstiklal Marşını Almanca bilmeme rağmen tersten Almanca okutsunlar.
Güiza
Bkz. 4.madde Christoph Daum. Adamın niye protesto edildiğini hiç bir zaman anlayamadım. Yahu onu oynatan, onu alan var. Bana yine yılda 3-4 milyon Euro versinler, isterlerse ben uyurken bile 50 bin kişi yatağım başında ıslıklasın. Ha derseniz ki, Güiza Daum’a her 90 dakika için komisyon veriyor, ben onu bilemem.
- Güiza transferinde, 1 tane profesyonel İnsan Kaynakları sorumlusu kiralasan, 2 dakika mülakat yaptırsan, adamın kaşlarından, duruşundan, oturmasından, kalkmasından zaten Fenerbahçe’ye yararı olmayacağını anlarsın.
Aziz Yıldırım
Ve son sözler tabi ki Başkan’ın.
11 yıl geçti. Bu 11 yılda Fenerbahçe Spor Klübü onlarca kupa almışsa, 11 yılda onlarca final oynamışsa, yarı finalin kapısından dönülmüş ise, en büyük faktör Aziz Yıldırım’dır. Ama tarihi anons skandalı yaşanmış, 27 senedir kupa alınamamış, en büyük rakibin UEFA kupasını almış, son UEFA kupası Kadıköy’de olmasına rağmen hiç iplenmemiş ise bunun tek sorumlusu yine Aziz Yıldırım’dır.
Aziz Yıldırım gitmelidir. “Başarısız olduğu için gitmeli” değildir. 11 yılda 33 kupa alınmış olsa dahi Aziz Yıldırım gitmelidir. Çünkü artık Fenerbahçe’nin imaj problemi vardır. Çünkü Fenerbahçe’nin artık makyajını değiştirmesi gerekmektedir. Çünkü;
- Fenerbahçe’den artık herkes nefret etmektedir.
- Eğer 10 takım sizden nefret etse, bunun 5’i size karşı ful motive oynasa, bunların sadece 2’si sizden yarım puan çalsa, sezon sonunda en az 6 puan eksiksiniz demektir.
- Bursa’nın şampiyonluğuna sadece Fenerbahçe ve Diyarbakır sevinmemiştir.
- Eğer reikiye, şakraya, yogaya inanıyor olsam, Trabzon maçı 20-1 bitmesi gerekirken tüm Türkiye’nin yaymış olduğu negatif enerji yüzünden 1-1 bitti demem de gerekir.
Yahu;
Bir başkan, her gazeteci ile uğraşır mı?
Bir başkan, ben sizi dövdüm mü der mi?
Bir başkan, her yönetici ile uğraşır mı?
Bir başkan, bir anonsçu ile uğraşır mı?
Bir başkan, bir kaleci ile uğraşır mı? Evet, Rüştü olayında Fenerbahçe haklı olabilir. Fakat tekrar soruyorum, bir başkan bir kaleci ile uğraşır mı? Rüştü ile uğraşacak 10 bin adamınız muhakkak vardır.
Tabi ki bir klüp Rüştü ile, Hıncal Uluç ile, Melih Gökçek ile uğraşabilir. Ama soru şu; bütün bunlarla bir başkan uğraşır mı?
Aslında soru şu; Fenerbahçe Başkanı’nın abuk sabuk bir kaleci için uğraşmaya nasıl zamanı olabilir?
Reklamdaki gibi, bir başkan hem aşçı, hem ayakkabı bağlayıcısı, hem elektrikçi, hem oyun oynayıcı, hem baba, hem sucu, hem teknik direktör, hem menajer, hem psikolog, hem bilmem ne olabilir mi?
Bizde olur anasını satayım.
Burası İstanbul.
Burası Fenerbahçe…
Bizde olur.
http://www.hurriyet.com.tr/spor/yazarlar/14818195.asp
Sarı Melekler vs Renkli Kelekler
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 06 Nisan 2010 tarihinde gönderildi
Sarı Melekler…
Final oynadılar…
Ağladılar ve ağlattılar.
“Benim hissiyatım topun net bir şekilde izdüşümünün penaltı noktasının dışında olduğu yöndedir.”
“Bursaspor penaltı atışını penaltı noktasından 30 santim önde kullanmıştır.”
“Bursa Atatürk Stadı’nda penaltı noktası çok geniş.”
“Selçuk Dereli’ye gıcığım.”
“…ve şimdi Fenerbahçe taç çizgisine çok yakın tehlikeli bir yerden korner kullanıyor.”
“Yerden şuttt, üstten aut.”
“Artık kendinize gelin. Kiminize 2, kiminize 3 milyon Euro ödüyoruz. Türkiye’deki asgari ücretin 300 dolar olduğunu biliyor musunuz? Sizi destekleyen taraftarlar ayda 300 dolara hem geçiniyorlar, hem bilet alıyorlar. Onları düşünün biraz da. Bu paranın hakkını sonuna kadar veren kaç kişi var? Çoğunuz yılda 3-5 maçı tam performansla götürüp gerisinde idare ediyorsunuz. Böyle devam etmeyecek. Gereken fedakârlığı gösterip şampiyon olmazsanız, görün bakın aynı paralar devam edecek mi? Bu arada G.Saray’ı yenin, toplam 1.5 milyon dolar prim dağıtacağız.”
“Berezutski kardeşler, ikiz bunlar. Biri Valeri, diğeri Aleksi. Ekrandaki Vasili.”
“Bilica, sen değil Fenerbahçe’de top oynamak, Fenerbahçe halk pazarında simit satamazsın.”
“İdmandan sonra futbolculara çay servisi yapan çaycının katkısı neyse, Rijkaard’inki de o.”
“Arif vurursa gol olur, vurursa gol olur, vurursa gol olur, vuruyorrr…Aut.”
“Adama pornografik teklifte bulunmuşlar. Ağabey, astronomik olmasın? Hayır. Pornografik.”
“Rüştü çık, Rüştü çık, Rüştü çık, Rüştü çık, Rüştü çıkma, ahhh. Gol oldu.”
“Ziya Ağabey, bunu söylemen için aptal olman gerekir. Sen bana aptal mı diyorsun? Hayır, bunu söylemen için aptal olman lazım diyorum. Ha, tamam o zaman.”
“Hem penaltı, hem gol.”
Sarı Melekler…
Şampiyonlar Ligi’nde final oynadılar.
İşte bu yüzden belki final oynadılar.
İşte bu yüzden belki isimleri Sarı Melek.
Teşekkürler Hanımlar.
Çekirge, bir sıçrar, iki sıçrar, üçüncüde
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 06 Ekim 2009 tarihinde gönderildi
Alain Prost, bir demecinde şöyle der; “Aracın ne kadar hızlı olursa olsun veya sen ne kadar hızlı olursan ol, eğer dikiz aynanda hala rakibini görüyorsan, geçilmeye mahkumsundur.” 
Öyle bir hafta yaşadık ki, Galataray rezil oldu, Fenerbahçe vezir oldu, Beşiktaş dayak manyağı oldu, Bursa memnun oldu, Trabzon kanser oldu, Sivas’a iyi oldu, Eskişehir deli oldu, Ankara’ya ne oldu? vs.
Bu böyle sonsuza ıraksar.
Iraksar fakat bu bizim Türk Milleti olarak özelliklerimizi değiştirmez.
Çünkü;
Arda’yı geçen hafta 30 milyon Euro’ya Barcelona’ya satmadık, bu hafta çocuğu itin bir tarafına soktuk hala çıkarmadık.
Fenerbahçe dedik, kanserojen dedik, uykuda bile çekilmiyor dedik, bileti 55 TL’den 44’e düşürdük, bir hafta sonra Guinness’e geçirdik.
Alex dedik, yürüyor dedik, kışın üşür dedik, şimdi heykelini diktik.
Beşiktaş dedik, Seba dedik, efendi dedik, saygı dedik, herhalde o gün sahada bir tek Nouma’yı dövmedik.
Bir tek Trabzon’a birşey demedik, o da garibim, orada kendi başına uslu uslu oturuyor zaten.
Şimdi şunu hemen söyleyelim.
Bir kere bütün bunlar çelişki falan değil.
Türkiye’de her zaman iki tür futbolsever var.
Bunların kafası 1 ve 0 çalışıyor. Griyi bilmiyorlar.
Yani, Arda’yı seven adam hala hayvanlar gibi çok seviyor, Alex’i sevmeyen adam hala hiç sevmiyor, nefret ediyor.
Fenerbahçe’yi beğenmeyen adam hala hiç beğenmiyor veya Galatasaray’ı beğenen adam bir tane bile laf kondurtmuyor.
Bunları karıştırmayalım.
Sadece bazılarının daha sırası değil.
Onların sırası da gelecek.
Bir başka örnek;
Arda 2 gol atıyor, 20 yaşında kaptanlık pazu bandını takıyoruz, Metin Oktay forması falan giydiriyoruz, adama Messi diyoruz.
Fakat takım yenilince, sabaha kadar Play Station oynuyor diyoruz, erken yat, fazla sevişme, eğer yapacaksan 35 yaşından sonra futbolu bıraktıktan sonra seviş, gez, Ferrari al diyoruz.
Galatasaray, bu sene 150 gol atar, Avrupa Ligi’ni alır, onu alır, bunu alır diyoruz.
Lakin bir yenilgide Rijkaard’ın Z planı yok ki, adam değil oğlum bu, Surinamlı zaten, Rotterdam’ı küme düşürdü diyoruz.
Alex, Twente maçında hiç ortaya çıkmıyor, adamın futbolculuğunu siliyoruz.
Kıçıkırık bir lig maçında 2 tane topa dokunuyor, koskoca boğa heykelini siliyoruz, yerine onunkini koyuyoruz.
Zaten biz bunu hep yapıyoruz.
Çünkü, bizim elimizin ayarı hiç yoktur.
Biz limitimizi hiç bilmeyiz.
Bu yüzden ne “Eşek şakası”nın İngilizcesi vardır, ne de “Vur dedik, öldürdün”ünün Almancası…
Korkuyorum, Fenerbahçe’yi tam Galatasaray maçı öncesi göklere çıkardılar.
Korkuyorum, çünkü sırf bu stresten dolayı Galatasaray’ı, Kadıköy’de bir milat maçına çıkaracaklar.
Hatırlarsanız, Beşiktaş’ın Kadıköy’deki Japon Bayrağı esprisi öyle günlere denk gelmiştir.
Yine hatırlarsanız, 80’lerin ortalarından, 90ların başına kadar, o güne kadar Beşiktaş’tan belki her maç 3-5 yiyen Fenerbahçe, 93-94 senesinde Uche ile, Gordon Milne’li Beşiktaş’a son saniye golü atarken İnönü Stadındaki maçlar için artık yeni bir sayfa açmıştır.
Sırf bu yüzden, Fenerbahçe’nin Kadıköy’de yenilmezlik ünvanını Galatasaray’a bırakıp, şarkılara güfte olacağına, Fenerbahçe’nin Antep’te yenilmesini isterim.
Eğer Fenerbahçe hakkaten güçlü ise, eğer maç seçmiyor ise, eğer hakkaten profesyonel yönetiliyor ise, eğer istikrarlı ise en yakın rakibini Kadıköy’de ezip geçerek puan farkını 10.hafta 8 puana çıkarması gerekir.
Fakat, Türkiye Lig’i binlerce işaretlerle dolu bir Lig’dir.
O yüzden biraz ürkütücüdür.
Örneğin, Galatasaray Elano’nun ilk 11 oynamaya başladığı 3 maçın sonunda yenilmiştir.
Bu bir işarettir, fakat Rijkaard bunu anlamamıştır.
Mesela bütün insanlık Sabri’yi işaret etmiştir, fakat Yüce Rabbim sistemi değişmesine sebep olan Elano’yu göndermiştir.
İlk önce Eskişehir maçında beraberlik, ardından yine Sturm Graz beraberliği, ve en son Ankaragücü maçında hakedilen bir rezillik.
3 günde bir maç.
Toplam 3 maç, 3 puanı gören yok.
Son maç da 3-0.
İşte o yüzden Allah’ın hakkı Üç’dür.
O yüzden bir, iki, üç, tıp! diye oyun vardır.
O yüzden 3 korner bir penaltıdır.
O yüzden şöyle bir atasözümüz vardır.
Çekirge bir sıçrar, iki sıçrar, üçüncüsünde ağzına….
Sıçrar.
Tarihte Bugün
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 13 Ağustos 2009 tarihinde gönderildi
Mark Twain, 14 Ağustos 1909: “Ekim, hisse senetleri üzerinde spekülasyon yapmak için özellikle tehlikeli aylardan biridir. Diğerleri ise; Temmuz, Ocak, Eylül, Nisan, Kasım, Mayıs, Mart, Haziran, Aralık, Ağustos ve Şubat’tır.” 14 Ağustos 2009: “Didem Erol, iki yıldır beraber olduğu Quentin Tarantino ile ilişkisini iki hafta önce noktalamıştır. Ünlü yönetmen, yeni filminin beklediği başarıyı yakalayamaması nedeniyle bunalıma girmiş ve bu da ilişkilerine yansımıştır. Tarantino’nun filmin Avrupa’daki gala turuna yalnız gitmek istemesi de bardağı taşıran son damla olmuştur.”
14 Ağustos 1997
Cim-Bom yönetimi, bir yılı aşkın bir zamandır sürdürdüğü proje çalışmalarını tamamlayıp GSGM’ye kabul ettirince stadın kiralanmasına onay çıktı. 1998 yılı Mart ayında yıkılacak olan şimdiki Ali Sami Yen Stadı’nın yerine yenisi inşa edileceği öğrenildi. Galatasaray yöneticisi Mustafa Sarıgül, Sarı-Kırmızılı taraftarların takımlarını daha rahat bir şekilde izlemesi ve çıkışlarda evlerine daha kolay gidebilmelerini sağlayacak olan yeni stadın 1999 yılına kadar tamamlanmasını hedeflediklerini söyledi.
Fenerbahçe’de hazırlık döneminde ortaya koyduğu futbolla büyük beğeni kazanan ancak Elazığ maçında sakatlanan Ali Nail’in bu sezon futbol oynayamayacağı belirtildi.
14 Ağustos 1998
Trabzonspor’un lig ve UEFA Kupası’nda aldığı beklenmedik sonuçlardan sonra Teknik Direktör Milne, futbolcularını Altay’a konsantre etmek için takımı maçtan iki gün önce İzmir’e götürdü.. Asbaşkan Hikmet Onur, “Gereken tedbirleri alıyoruz” dedi
14 Ağustos 1999
Genk, Gineli golcüyü Oulare’yi F.Bahçe’ye vermeyeceğini açıkladı. Uzun süredir forvet arayışını sonuçlandıramayan F.Bahçe, Oulare konusunda Genk Kulübü’nden bir kez daha veto yedi. Belçikalı yöneticilerin yaptığı ‘Oulare’yi vermeyeceğiz’ şeklindeki açıklamanın ardından, bugün Gineli golcüyü izlemek için Belçika’ya gideceği açıklanan yardımcı antrenör Turhan Sofuoğlu’nun uçak bileti iptal edildi. (15 gün sonra Oulare Fenerbahçe’ye imza attı.)
14 Ağustos 2000
Ligin ilk sınavında sergilenen oyundan sonra , F.Bahçe Kaptanı Ogün şöyle konuştu: “Mirkoviç gibisini görmedim. Arkamı dönüyorum, top benden kaçmış. Baktım Mirkoviç rakibin başına cellat gibi dikilmiş. Çok hızlı ve konuşmadan topunu oynuyor. Rüştü bu sezon çok rahat olacak. Orta sahamız mükemmel. Lazetiç otobanda kaplumbağa gibi giderken yanınızdan geçen bir Ferrari gibi. Deparları, tüm arkadaşlarını oyuna hızlı girmeye zorluyor. Ali Güneş bir kelebek. Rüzgâr gibi yön değiştiriyor.”
Beşiktaş Teknik Direktörü Scala, sözleşmesinin sürmesine rağmen Sellami’yi, Yimpaş Yozgat maçında +1 olarak sahaya sürmezken, 3-0′lık galibiyet sonrası, “Şimdilik bu kadro ile devam” kararı aldı. 4 resmi maçın 3′ünde sahaya ilk 11′de çıkan, ancak ilk yarılarda oyundan alınan yeni transfer Dimitri Khlestov’a da sahip çıktı.
14 Ağustos 2001
G.Saray Teknik Direktörü Lucescu, havaalanında Sergen Yalçın’ı kenara çekti ve birebir konuştu: “Dört kilo fazlan var. Bu kilolar yalnız idmanla kaybolmaz. Lokmayı kes, iradene sahip ol. Sana verilmiş bu yeteneğinin kıymetini bil.”
14 Ağustos 2002
Fenerbahçe Teknik Direktörü Werner Lorant, Feyenoord karşısında aldıkları 1-0′lık yenilginin büyütülmemesi gerektiğini belirterek, ‘‘Sahamızda oynayacağımız rövanşı farklı skorla kazanarak Şampiyonlar Ligi’ne kalacağız’’ dedi. Trabzon’da oynatmadığı Mustafa Doğan’ı dün rakibin silahı Van Hooijdonk’u tutmakla görevlendiren Lorant, yeni transfer Steviç’i de ilk 11′de oynattı.
14 Ağustos 2003
Tribünlerde her geçen gün çoğalan küfüre Diyanet el koydu. Hutbede, küfrün İslam dinine yakışacak bir davranış ve özellikle futbol maçlarında taraftarların birbirine sövmelerinin de dinen doğru olmadığına dikkat çekti.
Derry City maçında ikinci yarıda forma giyen Rüştü Reçber, başarılı kurtarışlarıyla beğeni topladı. El Mundo Deportivo ve Sport gazeteleri, Rüştü’nün Juventus önündeki gibi topa hakim ve defansta güven verici bir görüntü çizdiğini yazdılar. Teknik Direktör Rijkaard’ın Rüştü ile Valdez arasında zor bir seçim yapması gerektiğini, iki kalecinin de ülkenin en formda eldivenleri olduğunun altını çizdi. (Rüştü, 17 gün sonra Fenerbahçe’ye kiralandı.)
14 Ağustos 2004
Fenerbahçe, 91 gün sonra Samsun maçı ile Kadıköy Şükrü Saracoğlu Stadı’nda taraftarlarının huzuruna çıktı. Uzun uğraşlar sonrasında transfer edilen Brezilyalı yıldız Alex de Souza da ilk kez Fenerbahçe formasıyla ter döktü. Sambacı’nın yanısıra Serkan, Deniz, Murat, Önder ve Fabiano da Kadıköy’ün atmosferine ilk kez tanık oldu.
14 Ağustos 2005
Beşiktaş’ın iki yeni transferi Kleberson ve Ailton bugün ilk kez Siyah-Beyazlı formayla İnönü’ye çıktı. Ailton ilk maçında ilk golünü attı.
14 Ağustos 2006
Fenerbahçeli futbolcu Kemal Aslan, Şampiyonlar Ligi’nde oynayacakları rövanş maçı için “Dinamo Kiev’i yenip tur için yetecek skoru alacağız” dedi. (Maç 2-2 berabere bitti, Dynamo Kyiv Şampiyonlar Ligi’ne kaldı.)
14 Ağustos 2007
YAPTIĞI esprilerle hemen hemen her idmanda takım arkadaşlarının neşe kaynağı olan Hasan Şaş, dün sabah yapılan antrenmandan önce yine herkesi güldürdü. Ümit Karan ile birlikte idmana doğru gelen Şaş’ın kafasına bir karga yerden aldığı cevizi bırakınca milli futbolcu, “Yahu beni buradaki kargalar bile istemiyor. Burada o kadar insan varken, karga gelip beni buluyor ve cevizi kafama bırakıyor” dedi.
Eskişehirspor Başkanı Nebi Hatipoğlu, kamptaki performans eksiklikleri nedeniyle kadro dışı bırakılan Sergen Yalçın ve kaleci Cenk’in 20 Ağustos’ta takımla birlikte çalışmalara başlayacağını söyledi. Hatipoğlu, “Teknik direktör Metin Diyadin ile yaşadığımız sorunları aştık. Şu anda hocamız takımının başında” dedi.
14 Ağustos 2008
Ersun Yanal, önlerinde uzun ve zorlu bir yol olduğunu belirterek, Trabzonlu taraftarlardan bu süreçte futbolculara toleranslı ve sevgiyle yaklaşmalarını istedi. (Ersun Yanal 27 Nisan 2009’da istifa etti.)
Skibbe, Steau Bükreş maçı için “Tur için hala şansımız var ve rövanşta çok daha iyi olacağız. Yediğimiz golleri herkes gördü. İlk golde kaleci hatası var ikinci golde ise kontrolü çok zor olan uzun boylu bir oyuncudan gol yedik. Rövanşta kesinlikle kazanırız” dedi. (Steau Bükreş, kendi evinde 1-0 yenerek Galatasaray’ı Şampiyonlar Ligi’ne çıktı.)








Son Yorumlar