Başkan ile Etiketlenmiş Yazılar
Hanginiz yuhaladı lan Başbakan’ımı?
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 20 Ocak 2011 tarihinde gönderildi
O gece Başbakan uyuyamamış, Adnan Polat uyuyamamış, Süleyman Varlıbaş uyuyamamış, TOKİ başkanı uyuyamamış, Enerji Bakanı uyuyamamış, Abdürrahim Albayrak uyuyamamış, bir tek Adnan Sezgin fosur fosur uyumuş diyorlar.
Mesela ben de uyuyamadım.
Merak ettim.
Dedim ki, acaba Başbakan bu kızgınlıkla şimdi ne yapar?
Dediler ya sabahtan Mecidiyeköy’ü Yunan’a, Riva’yı da Arap’a satar.
Ya da Adnan Polat’ı özelleştirir.
Aslında, Başbakan Adnan Polat’ı özelleştirmeden önce, kendisini özeleştirmesi gerekir.
Şöyle ki…
“Ulan biz yıllarca top oynadık, gol kaçırdık, bir kişi yuhalamadı, 600 trilyon verdik, daha konuşamadan yuhaladılar.”
Baktım olay çok karışık, ben de gittim olayı ve kameraları yerinde inceledim.
Mesela, TOKİ başkanın hiç suçu yok.
Zaten konuşan Erdoğan Bayraktar değil. Devlet Bahçeli.
Seyirciye halat da attı diyorlar. Fakat gürültüden duyulmamış.
Mesela, Adnan Polat’ın hiç hiç suçu yok. Çünkü cebinde 1 lira yok.
Ne diyecek orada?
“Başbakan niye kızıyor ki, herkes yuhalanabilir, bakın top taca çıkıyor, beni yuhalıyorlar, dışarıdan zerzevatçı geçiyor beni yuhalıyorlar. Bunda kızacak bir şey yok” mu diyecek? Adamın cebinde 1 lira yok, 1 lira.
Başbakan, stadı Türk Telekom Gusülhanesine çevirse hiç bir şey diyemezsin.
Mesela, Süleyman Varlıbaş’ın da suçu yok.
Cem Yılmaz da göstermişti.
Öyle bir akustik var ki, 1 kişi yuhalıyor, 10 kişi gibi ses geliyor.
Yani, Cumhuriyet Mitingleri gibi…
3 milyon kişi var, aslında 30 kişi.
Mesela, Galatasaray camiasının da hiç suçu yok.
Ne yapacaksın sen Mecidiyeköy gibi merkezi, İstanbul’un göbeği, metrekaresi 10000 dolar bir yeri? Orada Seyrantepe gibi bir yer kafesiz, alkolsüz bir çiftlik duruyor.
Kim kime, dum duma, re re re, ra ra ra..
Mesela, futbolcuların da bir suçu yok.
Sergen’in dediği gibi, “Ulan 10.takımın açılışı mı olur?”
Mesela, Hagi’nin de bir suçu yok.
O oradan geçiyordu.
E, kardeşim kim suçlu?
Bize bir suçlu lazım.
Böyle kısa, zayıf, kara kuru biri lazım. Böyle hazır suçlu potansiyeli olan. Böyle, nasıl diyeyim…
Aha, valla buldum.
Aykut Kocaman.
Yemin ederim, Aykut Kocaman.
Her şeyin sorumlusu o.
Aykut the Kocaman.
Haftanın panoraması
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 10 Kasım 2010 tarihinde gönderildi

Türkiye Ligi, yine bildiğiniz gibi.
Keyifsiz, zevksiz, heyecansız.
Yıllardır da bildiğimiz senaryo.
Üç büyüklerin diğer takımlarla puan farkı her hafta açılıyor, Anadolu takımları arkadan yetişemiyor, sonra diyoruz ki Türk Futbolu niye bu durumda?
Nasıl bu durumda olmasın?
Mesela, 9.sıradaki Galatasaray.
Yahu bu takım 3 büyüğe nasıl yetişsin?
Stadı yok, parası yok, pulu yok, seyircisi yok, sağlık kurulu bile yok.
Ahı gitmiş, vahı bile kalmamış, o da gitmiş.
Başkanı cahil, futbol şubesi cahil, futbolcusu cahil.
9.luk bile bence bir başarı.
Sen Federasyon olarak yardım etmiyorsun, sonra adamlar ucuz transferler yapıyor.
Federasyon, Türk Futbolu’nu düşünüyorsa, acilen 6+2+2+4+18’i getirmesi gerekir.
Fakat burada Arda diye bir çocuk var.
3 büyükler ne yapıp edip, bu çocuğu gündemlerine almalılar.
Biraz tahsili, terbiyesi zayıf ama yapacak bir şey yok.
Genel olarak Anadolu’nun sosyoekonomik durumu böyle.
Mesela, Beşiktaş…
Kaç kere söyledik, Anadolu kulüpleri toplama takım yapmamalı diye.
“Bize sadece 35’te geliyorlar” diye Nihat’ı, Aurelio’yu aldılar.
Tamam sen Anadolu kulübüsün, kapasiten küçük olabilir, ama niye gençlere yönelmiyorsun?
Senin tek hedefin, futbolcu yetiştirip 3 büyüklere, yani Trabzon, Bursa ve Kayseri’ye futbolcu satmak olmalıdır.
Başka bir şey olamaz.
Bence başkan daha bunu anlayamadı.
Beşiktaş’da ise Quaresma diye genç bir çocuk var.
Helal olsun yönetime.
Nereden buluyorlar böyle futbolcuları, hayret valla.
Göreceksiniz, bu çocuk daha iyi yerlere gelecek.
Ve Fenerbahçe…
Belki de bir tek Fenerbahçe’nin taktiği doğru işliyor.
Sistemli, disiplinli, taş gibi bir Anadolu takımı.
Bu takımı öyle kolay kolay kimse yenemez.
Büyük maçlarda çok iyi kapanıyorlar.
Zaten 3 büyüklerle bütün maçları kafa kafaya oynadılar.
Ve Bursa’dan aldığı 1 puan çok önemli.
Trabzon ve Kayseri maçı biraz şanssızdı.
Hakem faktörü de maalesef çok büyük.
3 büyüklerin kollandığı bir ligde Anadolu kulüpleri çok zor bir yere gelirler.
Fenerbahçe, diğer Anadolu kulübü takımlarla oynadığı maçlara daha fazla asılıyor.
3 büyüklerden kaybettiği puanları onlardan çıkarıyor.
Bu da iyi bir şey.
Kısacası ben bu Fenerbahçe’yi çok sevdim.
Dört gözle maçlarını takip edeceğim.
Ve helal olsun Aykut Hoca’ya.
Tam bir Anadolu çocuğu.
Ve çok iyi bir takım yaratmış…
Yakında Aykut Hoca’yı 3 büyüklerde teknik direktör olarak görebiliriz.
Söylemedi demeyin.
Haftaya, 3 büyük kulübümüz Trabzon, Bursa ve Kayserispor’u yakından inceleyeceğiz.
Olağanüstü statlarıyla, trilyonluk transferleri ile, popüler başkanları ile, Serkan Balcı’nın Ferrari’si ile, Ergiç’in yatları ile, Şota’nın katları ile 3 büyük nasıl olunuyor onu inceleyeceğiz.
Esenle kalın.
Ya Ayvırsın, ya da Ayrılırsın
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 02 Kasım 2010 tarihinde gönderildi
İşte Türk Futbolu’nun kahpe yüzü…
Hani derler ya, İstanbul’un havası hayat kadını gibidir.
Bir açar, bir kapar diye.
Onun gibi bir şey…
Mesela…
Dış hatlardan Rijkaard gidiyor, yanında gözü morarmış Neeskens var.
Kapıdan içeri, frişap’tan rakısını almış Hagi giriyor.
Dış hatlarda Teofilo pijaması ile oturmuş, hanımı portakal soyuyor.
O sırada Iverson pasaport kontrolünden geçiyor.
En basitinden 10 sene önce Galatasaray yüksekten uçardı.
Şimdi THY United, sadece Bursa için geliyor.
İç hatlar zaten köprü gibi.
Sabah 6’da bile yoğun…
Mesut Bakkal ile Rıza Çalımbay Spor Toto CIP Lounge’da karşılaşıyorlar.
“Soyunma odasında benim sigarayı unuttum hocam. Sonra gönderirsin. Ya da sen kendin getirirsin. Ya da 2 aya bekle, ben gelir alırım.”
Yılmaz Vural’a onlayn çek-in yaptırmışlar, o da gidecek gibi.
“Oynayın layn!” diye bağırıyor adam da…
Fakat Ziya Doğan’a da aynı koltuğu vermişler.
Kabin amiri bir şeyler ayarlamaya çalışıyor.
“Kabin Krüv, kros çek” falan diyor.
Öyle bir sistem ki, yeni meslekler de icat ediyor.
Havalimanında yaşayan, içeri her gireni omuza alan hırdavatçılar…
Sonra ortalıktan toz olan ferforje beyinler…
Her gün sabahtan Rijkaard’ın, Schuster’in, Aykut’un Kocaman’ın bavulunu hazırlayan duayen belboylar…
Futbolcuya lazer tutan adama kamera tutan kameramanlar…
İşte bütün bunların arasında Iverson’u getirdi Yıldırım Demirören.
Nasıl getirdi, niye getirdi, kimin aklına geldi, bana sormayın. Ben bilmiyorum.
Zaten bence kendisi de bilmiyor, Iverson da bilmiyor.
Bu sene başkanın kafasına “yararlı ama tribün transferleri” diye bir şey kim soktuysa esas ben onu arıyorum.
Bu cevabı bir tek o biliyor.
Fakat, Yıldırım Demirören şunu biliyor,
Güzel kumar oynuyor.
Tıpkı Schuster gibi…
Fi Yapı, Guti, Q7, Q3 Necip, Fatih Tekke, Aurelio derken, en son olarak Iverson…
Bunların son kozu olduğunu biliyor.
Ama Yıldırım Demirören, şunu daha iyi biliyor;
Avrupa Ligi gidince, eğer “Son iki” kupa gelmezse, seneye yeni transfer “Rıfkı” eline geliyor.
Tarihte bugün
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 29 Ekim 2010 tarihinde gönderildi
29 Ekim 1923
Mustafa Kemal Paşa`nın tavsiyesi ile 27 Ekim 1923′te Ali Fethi (Okyar) Bey başkanlığındaki hükümetin istifası ve Cumhuriyet Halk Fırkası grubunun yeni hükûmet listesi üstünde anlaşmaya varamaması üzerine, Mustafa Kemal Paşa 28 Ekim gecesi arkadaşlarını toplayarak sorunun gerçek çözümüyle ilgili düşüncesini açıkladı. İsmet İnönü’yle o gece, devletin niteliğinin Cumhuriyet olduğunu öngören bir yasa tasarısı hazırladı. Ve 29 Ekim günü Türkiye Cumhuriyeti’ni ilan etti.
29 Ekim 1997
Trabzonspor Başkanı Mehmet Ali Yılmaz, ‘‘CINE 5 yetkilileri, eylül ve ekim taksitlerini ödemediler. Bu 2 taksiti ödemezlerse anlaşmayı yırtar atarız” dedi.
29 Ekim 1998
Transfer döneminin ardından bir kenara çekilip takıma müdahale etmeyen ancak Beşiktaş yenilgisinin ardından harekete geçen Yıldırım’ın bu tepkisi üzerine kaptan Rüştü, başkana söz verdi. Rüştü, ‘‘Sizi üzmeyeceğiz. Arkadaşlarım işin bilincinde. 8 maçımızı kazanıp, ilk yarıyı zirvede bitireceğiz’’ dedi.
29 Ekim 1999
Ogün daha önce hiç oynamadıkları 4-3-3 sistemini kısa sürede öğreneceklerini dile getirerek, ‘‘Bizler profesyonel futbolcularız. Zeman ne istiyorsa yapmalıyız. Taşlar yavaş yavaş yerine oturuyor. Şanssızlıklar yaşadık. Ama bunun sonu gelecek’’ diye konuştu.
29 Ekim 2000
Erzurum – Beşiktaş maçından sonra Erzurumspor futbolculardan Ömer ve Ergin maç bitiminde hakemlere büyük tepki gösterdi. İki futbolcu, ‘‘Federasyonundan hakemine kadar herkes bize cephe almış. Artık ne yapalım, İran liginde mi oynayalım? “ dedi.
29 Ekim 2001
Öte yandan uyuşturucu kullandığı gerekçesiyle hakkında dava açılan Daum, yarın başlayacak dava öncesi Alman basınına konuştu. Kendisine komplo kurulduğunu öne süren ünlü çalıştırıcı, ‘‘Hakkımdaki iddialar hayal ürünü ve düzmece. İddiaların hepsini tek tek çürütüp, suçsuzluğumu ispat edeceğim. “
29 Ekim 2002
Fenerbahçe Teknik Direktörü Lorant, G.Antep ve Malatya maçları sonrası istifa etmeyi düşündüğünü ancak başkanla konuştuktan sonra bu fikrinden vazgeçtiğini belirtirken, yorumcuların taktik vermesine kızdığını söyledi.
29 Ekim 2004
GALATASARAY Kulübü İkinci Başkanı Ergun Gürsoy, Fenerbahçe’den sözleşmesi karşılıklı olarak feshedilen eski oyuncuları Fatih Akyel’in yuvaya dönmesine yeşil ışık yaktı. Sezon başından bu yana genç oyuncuyla ilgilendiklerini belirten Gürsoy, ‘Fatih bizim evladımızdır. Ocak ayına daha iki ay var. Ne olur, olmaz bilemiyoruz’ dedi.
29 Ekim 2005
Deniz Barış’ın lisansı askıya alındıktan sonra Aziz Yıldırım, Kurul Başkan Vekili Erkan Vardar’ı telefonla arayıp, bu karardan hoşnut olmadığını söyleyip, Erkan Vardar ve Gürol Kaymak hakkında ağır sözler sarfetti.
29 Ekim 2007
Trabzon Başkan yardımcısı İbrahim Baturoğlu, “Bu saatten sonra takımı şaha kaldıracak olan tek insan evladı Ersun Yanal’dır. “ dedi.
29 Ekim 2008
Galatasaray Başkanı Adnan Polat, Eskişehirspor maçında alınan 4-2′lik yenilginin, Trabzonspor ve Olympiakos maçlarında harcanan yüksek eforun sonucu geldiğini ileri sürdü.
29 Ekim 2009
Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK), 1 hafta önce Fenerbahçe – Galatasaray maçında çıkan olaylar nedeniyle Fenerbahçe’ye 2 maç seyircisiz oynama, Galatasaray Kulübü’ne 20 bin TL para cezası, Bilica’ya ve Abdel Kader Keita’ya da 3 maç ceza verdi.
Alex le Sonsuza?
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 22 Eylül 2010 tarihinde gönderildi
Şimdi yazacaklarımı 7 yaşında bir çocuk da, 77 yaşında bir dede de anlayacaktır.
Alex, Fenerbahçe’nin gelmiş geçmiş en yararlı futbolcusudur.
100 gol -100 asist ile oynayan bir oyuncu eminim bir daha gelmeyecektir.
Alex, Toni Schumacher’den de, Uche’den de, belki Rıdvan Dilmen’den bile daha tapılan bir futbolcu olmuştur.
O kadar sevilmiştir ki, statta bir tribünü oluşmuştur. Özel bir kitlesi vardır.
Kalamış’taki 5-6 yaşındaki çocukların tümünün ismi belki de Aleks’tir.
X harfini muhtar klavyede bulamadığından böyle dansöz ismi şeklinde koymuş da olabilir.
Alex, Fenerbahçe’nin gelmiş geçmiş en yararlı futbolcusudur fakat benim için en iyi futbolcusu değildir.
Örneğin ben, şu ana kadar ben 10000 rüya gördüysem, hiçbirinde Alex yoktur.
Ben halı saha takımı kursam, altın 11 yapsam, Alex en son aklıma gelir.
Ben forma alsam, Alex isminden önce, benim için arkasına yazılacak yüzlerce isim bulunmaktadır.
Ben Alex’çi değilimdir.
Benim futbol kitabımda Alex’in yeri yoktur.
100 gol atsa da benim kafamdaki 10 numara Alex değildir.
Benim futbol anlayışımda, Pesiç-Repçiç’in yeri vardır, Oğuz Çetin’in büyük yeri vardır, Revivo’nun sağlam yeri vardır, Pierre van Hooijdonk’un inanılmaz bir yeri vardır, fakat Alex’in yeri yoktur.
Ben mahalle arasında maç yapan küçük çocukların “Arda çalımlarla gidiyor..”, “Quaresma şut ve gooool”, “Hagi topu aldı”, “Gökhan Zan, ve maalesef çakrası kırıldı” diye konuştuklarını duymuşumdur fakat “Alex, harika bir gol” dediklerini çok az duymuşumdur.
Aykut Hoca, Alex tarzı futbolcuları sevmeyebilir.
Fakat şurada hata yapmaktadır.
Alex’in bu takımdan kesin silinmesi gerekir, fakat Alex gönderilecek ilk oyuncu değildir.
Örneğin, Aykut Kocaman’ın bu seneki en iyi transferi, Niang değildir.
Aykut Kocaman’ın bu seneki en iyi transferi, Deniz Barış, Ali Bilgin, Vederson, Önder Turacı, Colin Kazım ve Güiza’nın kovulmasıdır.
Daha kovulacak en az 5 adam daha var iken, Alex’i kesmek büyük handikaptır.
Maalesef Aykut Hoca, Alex’i bazı duayenlerin gazıyla aniden silmiştir.
Ve Aykut Kocaman’ın unuttuğu çok önemli bir konu daha vardır.
Alex, beyaz Brezilyalıdır. Gözlük takar, çünkü kitap okur. Kafalıdır.
Vederson gibi kafası tüp değildir. Yani zekidir.
Alex’in istemediği hiçbir oyuncu takımda duramamıştır.
Kezman, Güiza, Pierre van Hooijdonk, hepsi şutlanmıştır.
Alex ile birlikte tek sevdiği futbolcu olan Semih, yıllardır bu takımdadır.
Aykut Hoca her ne kadar tecrübeli de olsa, bu konuda karakteri gereği toydur.
Alex isterse, çaycı dahil herkesi, yerini değiştirtme, göndertme gücüne sahiptir.
Buna ister Brezilya mafyası denebilir, ister başka bir şey denebilir.
Fakat Alex’in pozisyonu Başkan’ın ayakta alkışladığı Sakarya maçında belli olmuştur.
Alex, yıllardır bu takımın futbolcu-sportif direktörüdür.
Van minut in Israel
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 02 Haziran 2010 tarihinde gönderildi
Öncelikle tüm futbolseverlere Ömer Üründül’süz ful HD bir Dünya Kupası diliyorum, Aziz Yıldırım 2 sene şampiyonluk ve yıldız sözü vermiş, ben de Fenerli arkadaşlara kombine+xanax veriyorum, ha bir de İsrail’in Allah bin kere belasını versin diyorum.
10 gündür yazmıyorum…
Bu 10 günde bin tane şey olmuş.
Öyle bir memleket ki, bir gidip gelseniz, memlekete zenci Cumhurbaşkanı gelmiş, Türkiye Lost adası gibi kaybolmuş, Fenerbahçe iyi futbol oynuyor olabilir.
Öyle bir memleket ki, 10 gün bırakmaya gelmiyor.
Mesela bu 10 günde Türkiye, Euro 2016’da ikinci oldu.
Yazmıştım demeyi severim, buyrun yazmıştım.
http://www.hurriyet.com.tr/spor/yazarlar/13415877.asp
Türkiye, Örovizyon’da da ikinci oldu.
Bunu da yazmıştım demek isterim, fakat yazmamışım.
Fakat bu 10 günlük iznimde TV’de bir film seyrettim.
Müthişti….
Böyle komandolar gemilere atlıyor, elinde sopa olan insanlara füze atıyorlar, yaralılara kelepçe takıyorlar falan…
Herşey 1 dakikada oluyor…
Filmdeki limanın ismi de ya Aşdod ya da Arschloch gibi birşey…
Fakat filmin ismini unuttum.
Rambo değil. Onu seyrettim.
Platoon değil. Onu da seyretmiştim.
Apocalypse Now da değil. Onu da biliyorum.
Ya hani Murat Saraçoğlu yönetmişti.
Sarp Apak, Demet Akbağ falan oynamıştı..
Aha, buldum.
O… çocukları.
http://www.hurriyet.com.tr/spor/yazarlar/14910464.asp
.jpg)









Son Yorumlar