Arda ile Etiketlenmiş Yazılar
Pes 2011
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 14 Ekim 2010 tarihinde gönderildi
Oyun İstasyonunda aylardır beklediğimiz oyun piyasaya çıktı.
Pes 2011.
Müthiş bir oyun.
Bizim ligi de olağanüstü gerçekçi yapmışlar.
Oyunu kuruyorsun.
Fakat başta birini seçmen lazım.
Hiddink var, Erman var, Ahmet Çakar var, Oğuz var, Arda var, Mesut var.
Gerçi bunların çoğu Pes 1913’de de vardı.
Yeni olarak Markus Merk var.
Hepsinin farklı özellikleri var.
Mesela Hiddink’i çok güçlü yapmışlar.
11 milyon Euro ile oyuna başlıyorsun.
Yeni versiyonda Erman’ın uzun laf sokma kesinliği (long pass accuracy) 96.
Ahmet Çakar’ın azimlilik (tenacity) 93, polemik (polemic) 100 üzerinden 117.
İkisinin takım çalışması (teamwork) 98.
Serhat Ulueren ile beraber takım çalışması 99.
Gökmen gelince 43.
Bülent Uygun, dönme hareketi (swerve) 92.
Aykut Kocaman, asabiyet (agression) 94.
Arda’yı da iyi yapmışlar.
Tepki (response) 95, artistlik 98, gıdı 100.
Ama gerçekten 3G Spor Toto Lig’i o kadar gerçekçi ki…
Hala hakeme taş var,
Saha kapama var,
HD küfür var,
Elektrik kesintisi var,
Servet’in sümüğü var,
Koskoca İnönü, Fi Yapı oluyor, o var,
Milyar dolarlık ülkemizin kapısına Azerbaycan yerleştiriyir, o var,
Milyon dolarlık kulüplerimize Young Boys – Karpaty Lviv kakalıyor, o var,
Solda Sabri, sağda Özer var,
6+2+2+bu da iki, var,
50 yaşında Aurelio, hissedilen yaş 100, o var,
Yedek klübesinde Necipler var,
Mesut’a yuhlama var.
Var oğlu var.
Ulan ben de diyorum bu oyunun ismi niye Pes.
Ve seneye gelecek oyunları söylüyorum.
Çüş 2012.
Oha 2013.
Erman Hoca ile Arda dedim de.
Bir oyun daha var.
Street Fighter 2011.
Orada da Honda ile Ryu kapışıyor.
Çok sağlam kavga var.
Honda Ryu ile Chun Li’nin özel hayatına mı karışmış ne.
Fakat Ryu şu an adyuket’i çekti. tak tak turu ket’i bekliyor.
Dersimiz Alamança değil, Türkçe
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 07 Ekim 2010 tarihinde gönderildi
Hain.
Hıyanet eden, ihanet eden (kimse); kötü bir niyet taşıyan. zarar vermekten, üzmekten ya da kötülük yapmaktan hoşlanan (kimse), hayın. Kimi vakit sitemli bir seslenme olarak kullanılır.
Hain kelimesini cümle içinde kullanalım.
“Ben Türk değilim, ben Alman’ım. Ben Türk bile olsam, Real Madrid’e gitmem için Yunanistan’da bile oynarım. Ben hain değilim. ”
Guus.
guus Augustus (Latince) isminin bir çeşidi, büyük, mükemmel, ihtişamlı.
Cümle içinde kullanalım.
“Ben Türkiye’de oturmam. Bana 8 milyon verin. Bana Arda’yı getirin. Oğuz, bana Arda’yı, Sarbi’yi, Gökhan Gönül’ü getir. Oğuz bana su getir. Oğuz gel. Oğuz git.”
Hiddink.
Anlamı, Yumuşak kalpli kadın.
Cümle içinde…
“Oğuz, bana Arda’yı getirirsen kızmazsın dimi canım?”
Rijkaard; zengin kimse, (argo) para babası.
Frank; (İngilizce) dürüst, (Latince) özgür, (germence) cirit
Cümle içinde kullanalım.
“Size dürüst olayım. Arda sakat. Antrenmanda yüklenirseniz sakatlanır. Hayır, benim umurumda değil. Ben Galatasaray’da nasıl olsa paramı alıyorum, cirit atıyorum. Ama yine de Arda başarı demektir, o da para demektir.”
Arda; Hükümdar veya kumandan asası, İşaret olarak yere dikilen çubuk, halef, ardından gelen (Erkek)
Cümle içinde…
“Benim bir an önce Avrupa’ya gitmem lazım. Burada bir asaya sap olamadım. Sinem’e ayakkabı almam lazım. Sinem’e kürk almam lazım.”
Oğuz.
1. Mübarek, saf ve iyi yaratılışlı. 2. Genç, sağlam, güçlü. 3. Anlayışı kıt, bön. 4. Köylü. Tosun. 5. Türk efsanelerinde geçen büyük bir kahraman. Büyük bir Türk boyu.
Cümle içinde kullanalım.
“Lorant’ın kuyusunu kazdım. Yetmedi. Bana Guus Hiddink’i verdiler. Volkan’ı kestim, Topal’ı sildim, Nihat’ı koydum, Semih’i koydum, Tuncay’ı koydum. Hala anlamadılar. Daha çok şeyler yapacağım. A Milli takım benim olacak.”
Gündem yoğun
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 24 Eylül 2010 tarihinde gönderildi
Yazılarım her salı ve cuma Habertürk Gazetesi’nin spor ekinde..
İlgilenenlere duyrulur…
Not: Teknik sebeplerden dolayı maalesef http://www.htspor.com sitesinde yokum.
Boşuna aramayın.
***************
Burası Türkiye.
Gündem her zaman yoğun…
Ve utanmadan da salisesinde değişiyor.
Tam Aykut Kocaman’ı, Q7’i, Q3 Nihat’ı konuşacaktık,
Antep maçında adamcağızın kafasına saat geldi.
Daha hakemin kafasına “saat de bayağı geçmiş” diyecektik,
Volkan’ın düğünü geldi.
Ali Şen, dış güveysinden hallice olmuş,
Şenol Güneş patlaması oldu.
Daha bu arada Gülsüm’ün 2.Dünya şampiyonluğu var, Cüneyt Çakır’a bu hafta maç verilmedi, o var, bu var, var oğlu var.
Yahu, Türkiye’de tuvalete girsen, biraz geç çıksan, bir bakmışsın Avustralya’ya girmişiz.
Veya düşün, bir daha girdin, bir çıktın Baykal başbakan olmuş.
İkinci kez biraz fazla kalmışsın, o belli.
Ben bu gündem maddelerinden Gaziantep maçını seçiyorum arkadaş.
En Sağlamı bu.
Ben analiz ettim.
Bir kere bu tür olayları biz abartıyoruz.
Tüm bu olaylarda sadece bir adam var.
Arada Kadıköy’e, Sami Yen’e gidiyor fakat bu adam Bursa maçlarını hiç kaçırmıyor.
Geçen sene Diyarbakır maçı, bu sene Antep maçı.
Yayıncı kuruluş, sarışın, kızıl, esmer her türlü şeyin kalçasını, fondötenini çekiyor, fakat bu adam nedense UV kameralarda bile yok.
Adamın ismi belli, Ulvi.
Senin minibüsçün dövüyor, kocan dövüyor, hocan tebeşir fırlatıyor, annen terlik fırlatıyor;
Sen diyorsun ki olay “münferit.”
Fazla kanama yoksa maç devam etmeli diyorsun,
Duruşmada hâkimin kafaya bir şey atalım, bakalım kanama nerede devam ediyor?
Hadi diyelim ki, bu adamı kamera yakaladı. Kime ceza vereceksin?
Adama mı, kulübe mi, kime?
Hiçbiri.
Adamın çevresindeki 10 tane dallamayı hemen tutuklayacaksın.
Çünkü ben eminim, saat kafaya denk gelince, o 10 kişi kahkahalarla gülüyordur, “Ulan nası godun gafaya, helal olsun” diye.
Ben söylemiştim birader.
Burası Türkiye…
Burada gündem yoğun, öküzlük akıcı…
Alex le Sonsuza?
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 22 Eylül 2010 tarihinde gönderildi
Şimdi yazacaklarımı 7 yaşında bir çocuk da, 77 yaşında bir dede de anlayacaktır.
Alex, Fenerbahçe’nin gelmiş geçmiş en yararlı futbolcusudur.
100 gol -100 asist ile oynayan bir oyuncu eminim bir daha gelmeyecektir.
Alex, Toni Schumacher’den de, Uche’den de, belki Rıdvan Dilmen’den bile daha tapılan bir futbolcu olmuştur.
O kadar sevilmiştir ki, statta bir tribünü oluşmuştur. Özel bir kitlesi vardır.
Kalamış’taki 5-6 yaşındaki çocukların tümünün ismi belki de Aleks’tir.
X harfini muhtar klavyede bulamadığından böyle dansöz ismi şeklinde koymuş da olabilir.
Alex, Fenerbahçe’nin gelmiş geçmiş en yararlı futbolcusudur fakat benim için en iyi futbolcusu değildir.
Örneğin ben, şu ana kadar ben 10000 rüya gördüysem, hiçbirinde Alex yoktur.
Ben halı saha takımı kursam, altın 11 yapsam, Alex en son aklıma gelir.
Ben forma alsam, Alex isminden önce, benim için arkasına yazılacak yüzlerce isim bulunmaktadır.
Ben Alex’çi değilimdir.
Benim futbol kitabımda Alex’in yeri yoktur.
100 gol atsa da benim kafamdaki 10 numara Alex değildir.
Benim futbol anlayışımda, Pesiç-Repçiç’in yeri vardır, Oğuz Çetin’in büyük yeri vardır, Revivo’nun sağlam yeri vardır, Pierre van Hooijdonk’un inanılmaz bir yeri vardır, fakat Alex’in yeri yoktur.
Ben mahalle arasında maç yapan küçük çocukların “Arda çalımlarla gidiyor..”, “Quaresma şut ve gooool”, “Hagi topu aldı”, “Gökhan Zan, ve maalesef çakrası kırıldı” diye konuştuklarını duymuşumdur fakat “Alex, harika bir gol” dediklerini çok az duymuşumdur.
Aykut Hoca, Alex tarzı futbolcuları sevmeyebilir.
Fakat şurada hata yapmaktadır.
Alex’in bu takımdan kesin silinmesi gerekir, fakat Alex gönderilecek ilk oyuncu değildir.
Örneğin, Aykut Kocaman’ın bu seneki en iyi transferi, Niang değildir.
Aykut Kocaman’ın bu seneki en iyi transferi, Deniz Barış, Ali Bilgin, Vederson, Önder Turacı, Colin Kazım ve Güiza’nın kovulmasıdır.
Daha kovulacak en az 5 adam daha var iken, Alex’i kesmek büyük handikaptır.
Maalesef Aykut Hoca, Alex’i bazı duayenlerin gazıyla aniden silmiştir.
Ve Aykut Kocaman’ın unuttuğu çok önemli bir konu daha vardır.
Alex, beyaz Brezilyalıdır. Gözlük takar, çünkü kitap okur. Kafalıdır.
Vederson gibi kafası tüp değildir. Yani zekidir.
Alex’in istemediği hiçbir oyuncu takımda duramamıştır.
Kezman, Güiza, Pierre van Hooijdonk, hepsi şutlanmıştır.
Alex ile birlikte tek sevdiği futbolcu olan Semih, yıllardır bu takımdadır.
Aykut Hoca her ne kadar tecrübeli de olsa, bu konuda karakteri gereği toydur.
Alex isterse, çaycı dahil herkesi, yerini değiştirtme, göndertme gücüne sahiptir.
Buna ister Brezilya mafyası denebilir, ister başka bir şey denebilir.
Fakat Alex’in pozisyonu Başkan’ın ayakta alkışladığı Sakarya maçında belli olmuştur.
Alex, yıllardır bu takımın futbolcu-sportif direktörüdür.
Nedeni çok basit
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 14 Eylül 2010 tarihinde gönderildi
Diyorlar ki…
Türkiye baskette, voleybolda final oynarken,
Neden futbolda PAOK, Kaparty Lviv gibi abuk sabuk takımlara eleniyor?
Nedeni ne Alex.
Ne Aykut Qcaman.
Ne Rijkaard.
Ne 4-4-1-1.
Ne de 4-8-15-16-23-42.
Nedeni çok basit.
Türkiye, Fransa maçında havalarda uçuyor, ters alley-ooplar, onlar-bunlar…
Kenarda Selçuk, Semih’in kafasına balonla vuruyor.
Soruyorlar…
Nasıl oluyor da, Sırbistan’ı eliyoruz, Amerika’ya bile kafa tutuyoruz, her sene bir final oynuyoruz;
Fakat;
Futbolda Dünya Kupası 3.sü olsak, Avrupa Kupası’na gidemiyoruz.
Avrupa 3.sü olsak, Dünya Kupası’na gidemiyoruz.
Yahu 150 senedir neden İngiltere’ye bir gol atamıyoruz?
Kaldı ki, basket ata sporumuz değil…
“Bir tarafı yere yakından korkacaksın” diye bir atasözümüz var, fakat aynı atanın “anam avradım olsun” diye yemini var.
Yine kaldı ki; memleketin boy ortalaması bir Hülya Avşar, basenlerin ortalamasını hiçbir fizikçi hesaplayamaz.
Nedeni ne dağların Ege’ye dik uzanması, ne de Ergenekon.
Nedeni çok basit.
Kerem traşını olmuş, Engin şirin, Oğuz fizikli, Semih tatlı, Ender futbol yorumcularından daha iyi konuşuyor.
Öbür taraftan;
Selçuk’da 3 karış sakal, simsiyah bir tip, hepsi eşofmanı beline bağlamış, belki ayaklarında takunya, Arda’nın benim kadar gıdısı var, pikniğe gelir gibi giyinmiş iğrenç bir türkuaz güruh.
Şimdi…
Kim demiş, uzun boylu adamın beynine oksijen gitmez diye?
Kim demiş, “Boyu uzun, aklı kısa” diye?
Ve kim demiş,
Türk Futbolunun marka değeri 400 milyon dolardır ve doğrudur diye?
İlk
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 12 Eylül 2010 tarihinde gönderildi
Bu benim ilk yazım…
Fakat Belçika maçı, Türkiye’nin davul gibi gerildiği ilk maç değil.
Bu benim ilk yazım…
Fakat bu 70 milyon’un duran toptan yediği ilk gol değil.
Bu benim ilk yazım…
Fakat bu Türkiye’nin gol yedikten sonra açıldığı ilk maç değil.
Bu benim ilk yazım…
Fakat bu kendi takımında oynamayanlardan oluşturulan ilk milli takım kadrosu değil.
Bu benim ilk yazım…
Ve bu delinin ilk bayramı da değil…
Belçika maçından çıkan sonuç şu; “Türk futbolunun ekolü yok.”
Kim demiş?
Anacım biz, son saniyede Avrupa 3.sü oluruz.
Biz, 70 milyonluk ülkede Tuncay’ı sırtı dönük forvet oynatırız.
Biz, Almanya’yı yeneriz, Azerbaycan’a yeniliriz.
Biz, Euro 2012’e, Fifa 2014’e, PES 2016’a son saniyede gideriz veya son saniyede gidemeyiz.
Biz, maça 3 kısa ile başlarız (Emre-Arda-Nihat), sonra 2 kısaya döneriz (Emre-Arda), gerekirse en son kısa ile döveriz.
Biz, boy ortalamamız bir Burhan Çaçan olmasına rağmen, basketbolda ezeriz, voleybolda ezeriz, futbolda ezemeyiz.
Biz, basketbolda Lakers’i yeneriz, bir tane daha Hakan Şükür yetiştiremeyiz.
Biz, “Sabri’nin top tekniği çok zayıf” diyen Mustafa Doğan’ı, “Nihat hiç koşmuyor ki” diyen Sergen Yalçın’ı yorumcu yaparız.
Biz, Valencia’dan Mehmet’i almayız, Real Betis’den Mehmet’i alırız.
Biz, ÖSS’e, KPSS’e bir gün önce çalışmaya başlarız.
Biz, koskoca bitirme tezini son dakikada teslim ederiz.
Biz, doğalgaz faturasını son saniyede yatırırız.
Biz, iş görüşmesine ucu ucuna yetişiriz.
Biz, nikaha damatla beraber gireriz.
Biz, tatile Cuma günü karar veririz, sonra yer yokmuş deriz.
Biz, uçağa son anonstan sonraki anonstan sonraki anonsta belki bineriz.
Biz, sinemaya filmin başrol oyuncusundan sonra teşrif ederiz.
Biz, Yobo’yu, Misimovic’i, Insua’yı 1 Eylül Çarşamba saat 16:59’da transfer ederiz.
Biz, her şeyi fotofinişle belirleriz.
Kim demiş;
Brezilya’nın bir stili var,
İtalyanların bir tarzı var,
Almanların bir formatı var, bizim ekolümüz yok diye?
Biz…
Biz Türkiye’yiz.
Biz son saniyede “Evet” bile diyebiliriz…
Futbol enteresan
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 16 Temmuz 2010 tarihinde gönderildi
Maradona:“Pele’yi fazla izleyemedim. Belki benden daha iyiydi. Ama annem benim daha iyi olduğumu söylüyor.”

2010 Dünya Kupası bana şunu gösterdi;
Biz futbolu seviyoruz arkadaşım!
Bakma sen, biz Ömer Üründül’ü de seviyoruz.
Ahmet Çakar’ı da, Sergen’in patlayacak gömleğini de seviyoruz.
Kuzey Kore’yi seviyoruz, Yunanistan’ı bile seviyoruz.
Ronaldo’yu, Maradona’yı, Aygün’ü, K.Orhan’ı, Şenol 3’ü, Mourinho’yu, Hakan Şükür’ü, Guti’yi, Lugano’yu, Hagi’yi, Cantona’yı, Milne’nin tercümanı Ali Emeç’i, Şevket Belgin’i, Ali Şen’i de seviyoruz.
Fakat bu mereti niye seviyoruz?
Adamlar bilimsel olarak açıklamışlar.
Dünyada el dışındaki uzuvla oynanan tek spor, futbol.
Düşünün, bir çöpü çöp kutusuna elle mi atmak zor, ayakla mı?
Bir kere bilinç altında çok dolaylı yoldan bu zorluk cezbediyor.
Peki bu zorluk niye cezbediyor?
Çünkü biz biliyoruz ki, Boston Celtics – Trabzonspor ile basket maçı yapsa, %0 şans var.
Ama Brezilya – Keçiörengücü ile futbol maçı yapsa, %0.001 bile ihtimal olsa, o maç 0-0 bitebilir.
İşte o ihtimali bekliyoruz.
Bu maddelerden sadece biri.
Peki biz seviyoruz.
Kadınlar niye sevmiyor?
Niye 1 kadın, 4 senede bir yapılan bir şölene, 1 ay dayanamıyor?
Çünkü kadınların sinir sistemi ile seninki farklı.
Kadınların ayak ile çoğu şeye tepkisi yok.
Kadınlarda ayakla oynanan hiçbir şey, beyinde bir etki yaratmıyor.
Aynı adamlar, kadınların niye araba kullanamadığını da böyle açıklıyor.
Çünkü, sen araba kullanırken ayak hareketlerin ile beynini ayırabiliyorsun.
O ayıramıyor.
Bunda kızacak birşey yok, hanımlar.
Malesef bilim bu.
Size sadece roka ye, tere ye, kuzu kulağı ye diyen de bilim,
Bunu söyleyen de.
Ama isterseniz şöyle toparlayayım.
Biz futbolu seviyoruz.
Çünkü biz Burcu Esmersoy’u seviyoruz.
Baddua
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 11 Mayıs 2010 tarihinde gönderildi
Fenerbahçe en son kupayı aldığında taksimetre yoktu, Adile Naşit hayattaydı, Deniz Baykal muhalefetteydi. Yıllar geçti, millet Mars’a gitti, fakat ne Baykal başbakanlığı gördü, ne Fenerbahçe kupayı. İlkini bilmem ama ikincisi AKP’nin suçuydu.
Yahu öyle bir memleket ki…
İnsanını tepeye çıkardığın an düşüyor.
Dünya üçüncüsü olduk, Avrupa’ya kalamadık.
Avrupa üçüncüsü olduk, Dünya’ya kalamadık.
Fenerbahçe çeyrek final oynadı, Şampiyonlar Ligine kalamadı.
Bu sene Galatasaray 103 golü kırar dediler, millet kafasını kırdı.
Uğur Boral çok formda dediler, ayağı kırıldı.
Aykut birinci kalecimiz dediler, ondan sonraki her hafta hatalı gol yedi.
Bursa’ya da ligin en iyisi dediler, şimdi gönüllerin şampiyonu oldu.
Arda, reklamlara çıktı, hayatı kaydı.
Yahu Barcelona THY ile anlaştı, reklam TV’de çıktığı akşam İnter’den 3 yedi.
Bir memleket düşünün, “bad”dua etmesine bile gerek yok.
Sadece iyi düşünmesi yeterli.
Kupada Beşiktaş ve Galatasaray yok, Fenerbahçe bu sene artık kupayı alır dediler, Fenerbahçe 28’den gün aldı.
Korkuyorum, çünkü Fenerbahçe kesin şampiyon diyorlar.
Korkuyorum bu memleketten…
Her hafta Fenerbahçe’nin rakip kalecisi CSI Miami gibi incelenecek diye…
Her hafta bir yönetici çıkıp kaynım şike yaptı diyecek diye..
Her hafta Volkan gol yiyecek diye…
Korkuyorum…
Son hafta Alex’in bir yerden kasedi çıkacak diye.
Güiza faktörü – Emre faktöryali
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 04 Mayıs 2010 tarihinde gönderildi
800 küsür dakikadır gol yemeyen bir Fenerbahçe ve 9 maçta 25 puan.

Son 9 maçta Bursa 20, Beşiktaş 16, Galatasaray 14 puan almış.
Baros son 4 maçta 5 gol atmış, Jo’nun 16 maçta 3 golü var, Dos Santos’un daha golü yok.
Beşiktaş’ta 25 kişi toplam 38 gol atmış, Messi-Ibrahimovic ikilisi 45 gol atmış.
İlk 8 takımın kendi aralarındaki maçlarda Fenerbahçe 13 maçta 25 puan almış, Galatasaray 17.
Bunun ismi 4-3-3 veya 4-4-2 değil.
Bunun ismi 2 x 2 = 4.
Sezon başında söylemiştik, “Herr hauzun dibi einıdır”. Yani Daum çok akıllıdır.
2004’de Otto Rehhagel-Yunanistan ilişkisi ne ise şu an Daum-Fenerbahçe için odur. Tabi ki Volkan-Bilica-Lugano-Selçuk-Alex’in katkısı ve Topuz’un 10 milyon Euroluk koşuları tartışılmaz.
Yukarıda aynı zamanda hayalimdeki takımda görmek istemediğim 7 adamı da yazdım. Fakat bir adam var. Onun altını-üstünü çizmek lazım.
Emre Belezoğlu.
Bu sene Fenerbahçe şampiyon olursa, kupanın bir kulbu Emre Belezoğlu’nda olmalı. Emre’nin özelinde, takıma katkısını golle veya asistle değil şöyle anlarsınız; Emre gelmeden önce Fenerbahçe’de maç başına 10 adet faul-tekme-tekmeye kafa-kavga-küfür-itiraz-itiş kakış-tokat vardı, şimdi 1000. İster beğenmeyin, ister nefret edin, çeşitli mevkilerde en az 4 tane daha Emre’ye ihtiyaç var.
Ve averaj.
Oldu ya, şampiyonluk genel averaja kaldı. Eğer şampiyonluk giderse, bu 5 gol fark sırasında, Semih-Gökhan Ünal dururken, Güiza’da ısrar edilmesini bana kim-nasıl açıklayacak?
İşte bu dönüyor, Denizli’deki son maça geliyor.
Daum “O olay bir daha olmaz” demiş.
Allah’tan ben o sıralar yazı yazmıyordum.
Allah’tan.
Son istatistiğimiz; Güiza 9, Ivankov 4 gol.
Güiza facktorü…
Bunun ismi de istatistik değil.
Otistik.
Daum da zaten bu Güiza için duygusal demiş.
Allah’tan ben öküzüm.
Allah’tan…








Son Yorumlar