Ankara ile Etiketlenmiş Yazılar
İyi, Kötü, Çirkin
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 03 Ekim 2009 tarihinde gönderildi
3 kişi…3 öykü..Tek takım, tek kader…
Rijkaard, 2004 senesinde Messi’li Barcelona’yı inşa ederken, o takımı tek başına mahvedilecek fakir lakin tavukkarası bir delikanlı ile tanıştı. Onu sabaha sınırdan kovdu.
Aziz Yıldırım, Amigo Orhan’ın uçarak kafa attığı, hatta direk uçtuğu, Yusuf’u sağ bek oynatan, Avrupa’dan sıfır çeken o amcanın yüzüne son kez baktı. Onu akşama klüpten kovdu.
Bir patron, fabrikası için, işi için ya tüplerini, ya da kendi kanından birini seçecekti. Bir saniye bile düşünmedi, tüplerini seçti.
Bu öykü, işte o 3 kişinin kesişen öyküsü….
Bu öykü, kale ağlarını demirören Rüştü ve Mustafa’nın öyküsü…
Bu öykü, iyi, kötü, çirkinin öyküsü…
Arka fonda Kıraç çalarken okumanız gereken bu dramatik girişten sonra, fanatikler için hazırladığımız bir ayrı bir-iki cümlemiz var, onu verelim, sonra esas konulara geçelim.
Beşiktaş, çok iyi yolda, hakemler hakkını yiyor, transferler harika, o golü verse Beşiktaş’ın 52 şampiyonluğu olacaktı.
Galatasaray, bomba gibi, hiç paniğe gerek yok, Elano müthiş, Arda çok iyi bir kaptan, Rijkaard dünyanın en kariyerli hocası.
Fenerbahçe, enfes bir takım. Isırıyor, parçalıyor, bir tane bile problem yok.
Yazıyorum, çiziyorum, sonra bana diyorlar ki, birader sen niye hep eleştiriyorsun?
Peki.
Eleştirmeyelim.
O zaman şu sorularıma cevap alayım…
Sen dünyanın neresinde, bir ülkenin 3 büyük takımının her sene en az 50 milyon Euro harcayıp, her sene 100-150 milyonluk takım oluşturup, kıçıkırık 3-5 milyonluk takımlar karşısında her maç, ama her maç yusuf yusuf olduğunu gördün?
Sen dünyanın neresinde, bir ülkenin milli takımının veya o ülkenin takımlarının her maçının ama her maçının kader veya final maçı olduğunu gördün?
Sen dünyanın neresinde, bir ülkenin, her turnuvada, ligde, kupada, kendi maçlarını alsa dahi bir üst tura çıkması için şanslarının başka maçlara bağlı olduğunu gördün?
Ve sen dünyanın neresinde, bir basketbol salonunun, özellikle 3 tane büyük klübün maç yaptığı salonun, Avrupa Kupaları başlayacağı bir dönemden önce parkelerinin sökülüp havuz yapıldığını gördün?
Şimdi ben gereksiz eleştiriyorum di mi?
Herşey çok güzel, güllük gülistanlık, ben fazla eleştiriyorum di mi?
Sanki bahsedeceğimiz müthiş bir futbolumuz, ballandıra ballandıra anlatacağımız güzel gollerimiz var da ben eleştiriyorum.
Peki, eleştirmeyelim tamam fakat bir kaç hafta sonra Wolsburg Beşiktaş’a 9 gol atıp rekoru kırınca, o gollerden, o futboldan mı bahsedelim?
Sen Rüştü-Mustafa Denizli-Yıldırım Demirören omuriliği ile sezona başla, sonra her tarafımız ağrıyor de.
Veya Fenerbahçe, Galatasaray Valencia’ya, Shakhtar’a giderken arkadan sadece su mu dökelim?
Koskoca Sivas’ın 4 Avrupa maçında yediği 20 golden hiç mi bahsetmeyelim?
Peki ben torunlarıma Trabzon’un Avrupa maceralarını nasıl anlatayım?
Millet Messi mi Ronaldo mu tartışması yaparken, ben niye Sabri mi daha kötü Uğur Boral mı daha kötü tartışması yapayım?
(Kaldı ki, bu hafta gördüğüm kadarı ile Sabri sanırım daha iyi. Uğur Boral’ın durumunu şimdi siz düşünün. Bu arada Frank Rijkaard’ın Galatasaray’ını ne Fenerbahçe, ne de Beşiktaş durdurabilir. Bu takımı bir kişi durdurur, o da Sabri’dir. Tıpkı Barcelona’lı Rüştü gibi)
Sonuç olarak, bizi düzeltecek, evirecek, çevirecek, biz koyunları güdecek akıllı adam, başkan, antrenör lazım.
Bize aklı başında taraftar lazım.
Bize öngörecek adam azım.
Bize dürüst ve cesaretli adam lazım.
Bize fantazi antrenör lazım da değil.
Bize sadece Milli Marşı ezberleyen inatçı Alman lazım değil.
Bize içi geçmiş spiker, bütün bir maç Rüştü’ye Şükrü, Frank De Boer’e Koeman diyecek adam da lazım değil.
Bize adam gibi adam lazım.
Aurelio, Uche 10 sene burada yediler, içtiler, Türkçe hiçbir şey söylemeden gittiler.
Rijkaard, geldi, 3 ay sonra “Türkler’de herşeyden biraz var, fakat hiçbir şeyleri tam değil” dedi.
İşte bize bunu suratımıza vuracak Kadir İnanır gibi adam lazım.
Şimdi Neredeler
İsmini ilk defa Lemi Çelik’in yeğeni olarak duyuran, daha sonra 2007-2008 sezonu ortasında, Galatasaray’la sezon sonu için anlaşmış ancak daha sonra Galatasaray’ın, sözleşme şartlarını yerine getirmemesi üzerine protokolü iptal edilmesi ile anılan, 2005 yılında 2 kez U-20 formasını, yine 2006-2008 yılları arasında ise U-21 formasını 21 kere giyen ve 1 gol kaydeden, 2008-2009 sezonunda Ankaraspor forması ile toplam 2265 dakika görev alan ve 6 gol atan, Ankaraspor’un ilk yarısındaki önemli yükselişe büyük katkısı olan Özer Hurmacı, şu an Fenerbahçe’nin bazen yedek klübesinde battaniyenin altında, bazen ise numaralı tribün Acun Ilıcalı bölümünde futbolculuk hayatını sürdürmektedir.
Haftaya “Şimdi Neredeler” köşesinde incelenecek olan futbolcumuz, tabi ki Mehmet Topuz’dur.
İç türbülansın altı derecesi
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 30 Eylül 2009 tarihinde gönderildi
Dream Theater, Six Degrees of Inner Turbulence adı altında 6 tane mental hastalık sıralar. Bunlar, manik-depresif bozukluk, travma sonrası stres bozukluğu, şizofreni, doğum sonrası depresyonu, otizm ve kimlik çözülmesi rahatsızlığıdır. Bunların örneklerini görmek için 6 sene Tıp’a gitmeye gerek yoktur, sadece Lig’imizi takip etmeniz ve özellikle tok karnına Bursaspor – Diyarbakır maçını izlemeniz yeterlidir.
House dizisini seyreder misiniz bilmiyorum.
Biz ailecek delisiyiz.
Doktor dizisi ya, bir de deliyiz ya, yanımıza marul, havuç, yer elması, keten tohumu falan alırız, televizyonun karşısına geçer, pür dikkat seyrederiz.
Bilmiyorsanız, dizide kıl bir doktor vardır, örneğin hasta beyninde tümör ile gelir, ilk önce Dr.House ciddiye almaz, fakat dosyalara göz atınca bir bakar ki hastanın endoplazmik retikulumu Krebs çevrimini etkilemiyordur, veya RNA’sı yeterince ele gelmiyordur, şaşırır, sevinir, hemen dosyayı alır ve hastayı tedavi etmeye başlar.
Daha sonra daha ilginç şeyler bulur, bir bakar ki adam hamileymiş, eski karısının bağırsaklarında ayakkabı varmış falan filan.
Şimdi ben Türkiye Süper Lig’i dosyasını alsam, bu doktora götürsem, desem ki; bizim Lig’imiz çok iyi bir Lig, Avrupa’nın en önemli takımları burada, dünyanın en iyi derbisi her sene burada, son kullanma tarihleri geçmiş oyuncu hiç yok, statlar her maç ful, trilyonlar dönüyor, fakat;
Bu Lig’inin en çok eleştirilen takımı Fenerbahçe 7 haftada lider, üstelik Avrupa’da bile 7’de 7 yapan tek takım yine Fenerbahçe,
Öve öve bitiremediğimiz, UEFA kupası şampiyonluğu döneminden bile iyi denilen Frank Rijkaard’ın Galatasaray’ından da 2 puan önde,
Zaten geçen sene de Galatasaray için hem UEFA, hem Lig garantiydi, nedense 5. bitirdi,
Yine geçen senenin 2 kupa sahibi, bu sene 12. sırada,
Bu senenin gol kralı Nonda aslında bir yedek,
Güiza’nın gol sayısı Egemen ile aynı,
Ligimizde 8.5 milyon Euro’ya bek var,
Trabzon gibi bir yere, heyecanlanınca devamlı ishal olan futbolcuyu nasıl transfer edersin?
Ankaraspor diye bir takım var mı, onun başkanı bir Gökçek ama hangi Gökçek, Gökçek Wederson mu belli değil, kimse niye konuşamıyor?
Üstelik adamları küme düşürsen, adamlar seneye tekrar gelse ne diyeceksin?
Ahmet Gökçek’e 3-5 ay hak mahrumiyeti veriyorsun, bu adam da tekrar gelse yine aynı şeyi yapmaz mı?
119 saniye küfür edince ceza yok, 119 kere 119 saniye edince adına taraftar desteği mi deniyor?
Barcelona – Mallorca maçına 38.86 Euro veriyorsun, Fenerbahçe – İBB maçına 55 TL veriyorsun, daha sonra Hanya – Konya maçından dolayı 44 TL’e iniyor, bunlar nasıl oluyor?
Aziz Yıldırım’ın gıkı çıkmıyor, adama niye küfür var?
Etoo’ya, Tim Howard’a, her türlü kavruk adama ırkçı sözler yasak, pankart açmak yasak fakat Diyarbakırspor’a PKK diye bağırınca maç niye devam ediyor, diye sorsam;
Sizce adam inceler mi?
İnceler.
Hatta incelemekle kalmaz, diziyi bırakır, gelir buraya tezini yazar, makalesini yayımlar.
Hele ki, o Bursa maçı olaylarını, oğlunu ve yeğenini korumaya çalışan adamcağızın görüntülerini, o delilikleri görse ellerini ovuşturur, koşarak gelir.
İşler burada iyi, kriz yok diye.
Burada on binlerce manyak var diye.
Pardon, kendini bilmez bir kaç taraftar var diye.
Kabullenelim.
Biz futbolu olayını falan sevmiyoruz.
İşin komiği biz futbolun aksesuarlarını bile sevmiyoruz.
Çünkü futbol muhabbetini veya futbolu sevsek, içkimizi, pizzamızı, arkadaşlarımızı, sevgililerimizi alırız, formamızı giyeriz, Pazar günü bütün maçları seyrederiz.
Biz tuttuğumuz takımı seviyoruz, bir de halı sahada çalım atmayı seviyoruz.
Biz takımımızı sevdiğimizi söylüyoruz, fakat maça da gitmiyoruz, bir adet atkı bile almıyoruz.
Bunun en güzel karşıt örneği malesef Amerika…
Bir ırk, her maç yenilse de, o sezon kötü olsa da, genci, yaşlısı, çoluğu, çocuğu, bebeği, her maça formalarını giyer giderler mi?
80 yaşında dede ve babaanne, el ele 50 sene her maça gelirler mi?
Sadece Texas Tech Üniversitesi’nin amerikan futbol sahası 55000 kişi ile her maç dolar mı?
Austin’deki Texas Üniversitesi’nin stadının rekoru, tekrar ediyorum üniversite stadının rekoru, 101 bin 297 kişi olabilir mi?
Bu maçlara gidenlerin hepsi mi zengin? Bir tane bile fakir olmayan yok mu?
Sadece üniversite mi, TV’de, filmlerde, dizilerde kenar mahallenin lise maçına kaç geldiğini izlemediniz mi?
Peki, ya senin tüm Süper Lig’in senelik seyirci ortalaması 15 bin iken, en düşük ortalamaya sahip bir devlet üniversitesinin (Oklohama Devlet Üniversitesi) ortalama seyircisi senelik 40 bin olur mu?
Evet, medeniyetin olduğu yerde bunların hepsi olur.
Daha profesyonel amerikan futbolu, profesyonel beyzbol, veya NBA’den, Premier Lig’den bahsetmiyorum, dikkatinizi çekerim.
Biz zaten daha maç seyretmeden, top oynamadan, futbol konuşuyoruz, yorum yapıyoruz.
Tribünde maça bir saniye bakmıyoruz ki, çünkü o sırada adam dövüyoruz, meşale fırlatmaya çalışıyoruz.
Biz küfür ediyoruz, koltuk, tokmak, su fırlatıyoruz, adamın kafasına gelince kahkalarla gülüyoruz, çünkü bize ceza gelmeyeceğini biliyoruz.
Biz 1453’de İstanbul’un fethine sevinirken bile yaralanmıyoruz, fakat Türkiye Madagaskar’ı eleyince 5 yaşında çocuğu bile vurabiliyoruz.
Kabullenelim…
Biz, Süper Neandertal Ligi olsa, açık ara şampiyon oluruz.
Lu gone O!
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 18 Temmuz 2009 tarihinde gönderildi
Ve Fenerbahçe Lugano ile yollarını ayırdı. Fenerbahçe o hırs küpü, o tansiyon hastası adamı, o sarışın kafayı, o deli mavi gözleri kapı dışarı etti. Peki etmeli miydi? Bunu ben de bilmiyorum, yazının sonunda öğreneceğim.
Diego Alfredo Moreno Lugano, orijini İsviçre, pasaportu İtalya fakat Uruguay doğumludur. Lakabı “Tota” yani bağıran, uluyan hayvan anlamına gelir. 29 yaşındadır. En az 33 gösterir. Çocukluğundan bir tane bulsam kendi evime de almak isteyeceğim süper bir suratı vardır. Ama ev müstakil olmalıdır, zira o renkli göz ve kıvırcık kafa, evi hipodrama çevirip günde 70 saat haldur huldur koşup, teyzesine yatarak girecek, misafirler üstünden top almaya çalışacaktır. Biraz düz topçudur fakat güçlüdür, o yüzden salonda vazoyu tabloyu kıracağına, dışarda ağacı kökünden sökmesi, ayılarla, yaban domuzlarıyla güreşmesi daha uygundur.
Lugano, 2006-07 sezonundaki Aziz Yıldırım’ın “Kare As” transferlerinden biridir. Diğerleri belki maça kızı çıkmıştır fakat acele ile olsa da São Paulo takımından koskoca Uruguay’ın kaptanını getirilmiştir. Lugano, 2006 yazından beri, Fenerbahçe’de 106 resmi maçta 9438 dakika oynamış, ki maç başına ortalama 89.03 dakikadır, ve o 1 dakikada nereye gitmiştir bilinmemektedir. Lugano, bir orta saha oyuncusu kadar da gol atmıştır.(13 gol) Bu arada bu maçların hepsi ilk 11’dir.
Bunların hepsi 11’dir çünkü, Lugano’nun asabileşince seni şaşal su gibi oradan oraya vurabilecek, tek hareketle seni kağıttan gemiye, uçağa, külaha çevirebilecek bir güç ve asabiyete sahiptir. Hiç bir teknik direktör Lugano cezalı veya sakat değil ise yedek kulübesinde yanında oturtamaz. Hem iyi bir topçu olduğundan dolayı oturtamaz, hem de asabiyet sınırları her futbolcu kadar geniş değildir, ondan oturtamaz.
Lugano, 3 senede 37 sarı kart, 5 kırmızı kart görmüştür. Bu rakamlar, yine defans oyuncuları olan Abdülkerim Durmaz, Bülent Korkmaz, Rambo Yusuf, Arap İsmail, Deli Nezihi ile kıyaslandığında hiçbir şeydir. Fakat kritik yerlerdeki kritik cezaları müthiş ön plana çıkmıştır. En büyük cezasını 5 maç ile Galatasaray maçındaki olaylardan ötürü almıştır. Olaylı maçtan bir süre önce“Fenerbahçe’den ayrılacak” haberlerinin çıkması, karısının sadece 3 aylık spor paketi alması, menajerinin de Juan Figer olması, akla acaba o kavgayı da bilerek mi çıkardı sorularını getirmiştir. Aslında öbür taraftan bakılırsa, Emre Aşık, belki de Lugano’yu bilerek tahrik etmiş ve ayrılma değil gönderme planı başarı ile gerçekleşmiş de olabilir. Çünkü bir Galatasaray’lıya Fenerbahçe’den en sevmediğin futbolcu kimdir diye sorulduğunda akla ilk Emre Belezoğlu, daha sonra Lugano gelebilir. Belki listelere hızlı bir giriş yapan Volkan Demirel de unutulmamalıdır fakat bilinir ki sadece Lugano devamlı Galatasaray’a gol atmaktadır. 2 sene önce Ümit Karan’ın basın toplantısı yapıp “Fenerbahçe’de bir kasap var, maçta bizi doğradı.” demecini de unutmamak gerekir.
Lugano kart görerek takıma zarar veriyor demeci yüzeysel değildir. Örneğin, Lugano 2006-07 sezonundaki Antalya maçında 4.sarı kartını görüp bir hafta sonra Sivas maçında cezalı duruma düşmüştür. Fenerbahçe Luganosuz bu maçta 2 puan kaybetmiştir. Kupa yarı finalinde Beşiktaş ile 1-1 biten maçta, Lugano kırmızı kart görmüş, 3 gün sonra Fenerbahçe Denizli ile evinde 2-2 berabere kalmıştır. Ligin son maçında, Galatasaray karşısında cezalı duruma düşen Lugano, 2007-08 sezonuna başlarken İstanbul Büyükşehir maçında oynayamamış, Fenerbahçe 2-0 yenilmiştir. Olaylı 2007-08 Galatasaray kupa çeyrek finalinde Lugano, kırmızı kart görmüş, ondan hemen sonraki Ankaragücü maçı 0-0 bitmiştir. Lugano, o Galatasaray maçında, Fenerbahçe 1-0 yenikken kırmızı kart görmüştür. Geçtiğimiz sene, yine olaylı Galatasaray maçından sonra 5 maçlık ceza almış, Fenerbahçe ondan sonraki maçlarda 6 puan kaybetmiştir. Bütün bu puan kayıpları, tümüyle Lugano’nun yokluğuna bağlanamıyor ise, bir şekilde Lugano’yu bir yere bağlamak gerekmektedir.
Lugano, son derece disiplinli bir şekilde, 3 sene hiç maç seçmeden, hiç forvet seçmeden Drogba’dan Tokatspor’lu Mustafa’ya kadar herkese aynı standardı göstererek oynamıştır. Lugano, artık Türkiye’yi de tanımış, Türkiye de onu tanımıştır. Zaten sorunlar, kavgalar, itirazlar, didişmeler bu yüzden tavan yapmıştır. Lugano, belki Tuncay’dan daha hırslı, Uche’den daha profesyonel, Müjdat Yetkiner’den daha göbeksiz, Högh’den daha sağlam, Luciano’dan daha golcüdür. Ve belki Fenerbahçe için de şu an bulunmaz hint kumaşıdır, fakat yeni bir oluşum için de tam sırasıdır. Belki, takımın şu an yapısı gereği, en gönderilmemesi gereken oyuncu gibi gözükmesi, tamamen Fenerbahçe’nin takım yapısının ne kadar cılız olduğunu göstermektedir. Fenerbahçe’nin belki de öfke kontrolünden geçmiş en az 6 adet Lugano gibi futbolcuya zaten sahip olması gerekmektedir.
Lugano, tabi ki bir para alacaktır, belki Lugano istemiş olduğu parayı başka yerde hakediyordur, belki Fenerbahçe’de diğer futbolcuların aldığı paranın yanında o para da bir şey değildir. Fakat takıma verilen zarar, takımın itibarı herşeyden önce gelmelidir. Lugano ile anlaşılamaması, 3 ay ortadan kaybolup, babası Juan Figer ile fellik fellik kulüp bakıp, telefonlara çıkmayıp, yine kös kös Fenerbahçe’ye geri gelip utanmadan trilyonlar istemesi değildir. Lugano istemiş olduğu ücretten biraz indirim yapmış olsa, Fenerbahçe yöneticileri bir stope bulamadıkları için onu sırtlarında Almanya’daki kampa götürecektir. Dolayısıyla, Lugano ile anlaşamama konusu, kulübe verdiği zarar ziyan ile, 100 yıllık Fenerbahçe Şerefi ile, itibarı ile ile hiç bir ilgisi de yoktur. Burada tek merak ettiğim konu, Fenerbahçe’den ayrılan Lugano’nun yeni takımının yeni sezonda küme düşüp düşmeyeceğidir.
Potpuri
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 01 Temmuz 2009 tarihinde gönderildi
Galatasaray’a Rijkaard geldi, Nihat Türkiye’ye geri geldi, Daum Fenerbahçe’ye geldi, Ankaragücü’ne Vassell geldi, Trabzon’a Hugo bile geldi. Bir tek Lincoln gelmedi. Bence Lincoln’e verilebilecek en şık ceza, tam sağ bakıp sola top atarken, Bisssmillah deyip atılacak güzel bir Osmanlı tokadıdır.
Türkiye’de 2 şey çok hızlı değişir.
Biri cep telefonu modeli, biri de transfer haberleri.
İlkinde bile, sanki yönetmenmiş gibi şunun şu kadar megapikseli var, bunun bunututu var ve basenler göbekler sarkmamış gibi bu telefon 23 gr. çok ağır deyip 1 sene araştırma yapan yurdum insanı, futbolcu transferine gelince nedense sistemsizliği-ilkesizliği ilke edinir, hırs yapar, kıskanır, küser, bütün transfer dönemini sadece Haziran ayına sıkıştırır ve tonla para harcar. Tabi ki bunu kurumsal bir şirkette yaptırtmazlar; bunlar sadece Hacı Emmi’nin bakkalında olabilir. Aslında orada bile olmayabilir, çünkü Hacı Emmi bile dükkanına yoğurt alırken son kullanma tarihine dikkat eder, çünkü bir daha o yoğurdu satamayabilir. İade alırken de daha fazla paraya veya aynı paraya geri almaz. Ve eğer yanındaki çırak, “Ben memleketime gidiyorum” deyip 23 gün sonra kafasına göre geldiğinde Hacı Emmi’nin az da olsa bir izzetinefsi var ise, oklavayı kafasında kırar.
Bir de futbolcu transfer haberleri Türkiye’de o kadar hızlı ve yalan-yanlıştır ki, bir haber okursunuz Servet Marsilya’da ev bakıyordur, haftaya bir bakarsınız Servet antremanda Sabri ile şakalaşıyordur, haftaya yine Fransa vizesi alıyordur. Bütün bunların sebebi medya da olabilir, beceriksiz menajerler veya profesyonel olmayan futbolcu danışmanları da olabilir. Aynı durum, herhangi bir yabancı futbolcuya Türkiye’de yapılsa, o oyuncu manevi tazminat alır, hatta kasar, CAS’a bile gider.
Aslında bütün bunlar Mehmet Topuz transferi ile başlamıştır.
Bu transfer, Fenerbahçe için bile çok ağır bir transferdir. Dengeleri bozmuştur, fiyatları alt üst etmiştir. İyi veya kötü, Sercan, Volkan Demirel, Bursaspor artık bu fiyatları istemektedir. Fenerbahçe’ye belki Sercan’ın gelmemesi daha iyi olacaktır. Veya Volkan Demirel’in Beşiktaş’a gitmesi gibi. Bunu zaman gösterecektir. Lakin, şu dipnot da eklenmesi gerekir ki, Mehmet Topuzlar ile Sercanlar aynı değildir. Biri Milli Takım oyuncusudur, kaptandır, 5 yıllık bir ismi vardır. Diğerinin Tarık Daşgün’den tek farkı giydiği yeşil-beyaz formadır. Fakat, Fenerbahçe eğer illa birini almak zorunda hissediyorsa, Sercan’a 8 milyon Euro yerine, her ne kadar fazla da olsa 15 milyon verip Mehmet Topuz’u alması doğrudur. Ne yazık ki Fenerbahçe, her ikisini de istemektedir.
Bu sırada Mehmet Topuz’u alamayan Yıldırım Demirören, Gökhan Zan’ı da kaptırınca otomatikman aklına Nihat’a gelmiştir. Ve belki de sattığı paranın daha fazlasını, *o günkü paritelere bakmak gerekir, geri ödeyerek 30 yaşında Nihat Kahveci’yi almıştır. Yıldırım Demirören’in verilen para umurunda olmaz, çünkü Nihat’ı o satmamıştır. Ona göre bu müthiş bir transfer bombasıdır. Doğrudur, Nihat bombadır, zira 30 yıllık 2 önemli ameliyat izi de o bombanın fitilidir.
Burada üzüldüğüm nokta şudur.
Bir kere Nihat ve Tuncay gibi az-çok başarılı olan, kafasını kapının aralığına sokabilmiş arkadaşlar neden Türkiye’ye geri dönerler?
Hele Nihat, “Benim İspanya’da bir düzenim var” dedikten sonra 30 yaşında niye Türkiye’ye dönmek ister?
Beşiktaş’tan İspanya’ya 32-33 yaşında hangi takıma geri dönecektir?
Yoksa futbolu bırakınca kafasında ZartZurtTV yorumculuğu mu vardır?
Eğer İspanya’ya dönerse, Beşiktaş’tan aldığı fark, ona zaten İspanya’da en fazla kaç sene daha rahat yaşamasına yardımcı olur?
33 yaşında İspanya’ya geri dönüp hangi takımın antrenör yardımcılığını, nasıl yapacaktır?
Tugay Kerimoğlu’ndan, Tayfun Korkut’tan, Şenol Güneş’ten hiç mi ders almayacaktır?
35 yaşında İspanya’yı bırakıp, Türkiye’ye gelse, bir sene sembolik olarak Beşiktaş’ta kaptan olarak oynasa ve öyle futbolu bıraksa daha klas olmaz mıdır?
O zaman Yıldırım Demirören gibilerin bu paraları vermesine de gerek kalacak mıdır?
Eğer Nihat, “Beni Avrupa’da kimse bu paraya almazdı” diye düşünüp Beşiktaş’a geldi ise, Beşiktaş’ın acaba bu adam sakat mı da, İspanya’da hiç bir klüp talip olmadı diye düşünmesi gerekmez midir?
Ve son soru,
Dünyada başka bir ırk var mıdır ki, futbolcu “Juventus’da kalmak istiyorum, Fenerbahçe’yi düşünmüyorum” demesine rağmen ona düğün hediyesi gönderir?
6bxhqu8jgw
Bunu kesin Almanak lazım
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 05 Haziran 2009 tarihinde gönderildi
Hürriyet’ten size bir yeni bir hizmet. 2008-2009 Ceplig. Bu yazıyı yazıcınızdan çıktı alın, katlayın, artık cebinize mi sokarsınız, cüzdanınıza mı koyarsınız, ne yaparsınız bilemem, fakat seneye okumadan gelmeyin.
2008-2009 sezonu Galatasaray – Denizli maçı ile başladı.
Almanya’da Ümit Özat, kalp kası iltihaplanması geçirdi, sahada yığılıp kaldı.
Tayyip Erdoğan, Ankaragücü ve Ankaraspor’un birleşmesini istedi.
Güiza, Bağdat Caddesi’nde sigara içerken görüntülendi.
VfvB Ruhrort/Laar takımın Türk futbolcusu Sezgin Özhan, takım fotoğrafı sırasında cinsel organını gösterdi.
Appiah 9 ay sonra topa vurdu.
Uğur Boral pas hatası yaptı.
Hıncal Uluç, Belçika maçından sonra Milli Takım’a teğet geçti, Emre Belezoğlu’na çarpraz girdi, Emre’nin annesi fenalaştı.
Lincoln ülkesine gitti.
Lincoln İstanbul’a döndü.
Yine Belçika maçından sonra Fatih Terim, Osman Tamburacı’ya “Ulan ben senin bıyığını ananı avradını s….” dedi, Tamburacı, “Anam Fatih Terim’i affetmeyecek” dedi.
Aziz Yıldırım, İhsan Topaloğlu’nun programına katıldı, Zico’ya sadece %20 zam yapabileceğini, Zico’nun da bunu kabul etmediğini söyledi; halbuki bundan 8 ay sonra katılacağı bir programda Zico’nun kardeşi yüzünden ayrıldıklarını söyleyecekti.
Kazım Kanat toprağa verildi.
Uğur Boral pas hatası yaptı.
Ümit Özat’a Temmuz ayında FC Köln doktoru tarafından kalp ritm bozukluğu teşhisi koyulduğu ortaya çıktı.
5.haftada Galatasaray’ın sakat sayısı 12’e ulaştı.
Ultraslan’ın kurucusu Alpaslan Dikmen vefat etti.
Maldonado kendisine iyi baktığını, bunun da meyvelerini toplamaya başladığını söyledi.
Renk bilimci Metin Yahya Üster, Beşiktaş’ın renklerinin sarı-mor, yeşil-koyu pembe olması halinde takımın enerji gücünün artacağını söyledi.
Ertuğrul Sağlam ve Sinan Engin istifa ettiler, Mustafa Denizli hemen göreve başladı.
Adnan Polat, Ümit Davala’yı kovdu; “Antrenmandan 10 dakika önce gelip, 10 dakika sonra gidiyor. Bir memur zihniyeti ile hareket ediyordu.” dedi.
Skibbe yardımcılarının işine son verildiğini İstanbul’a dönünce öğrendi.
Uğur Boral pas hatası yaptı.
Güiza, “Türkiye’de fazla kalacağımı sanmıyorum” dedi.
Berkant, uyuşturucu kullandığı şüphesiyle 1860 München’den kovuldu.
İbrahim Kaş, Aragones’in çok iyi bir hoca olduğunu söyledi.
Lincoln ülkesine gitti.
Lincoln İstanbul’a döndü.
Aragones’in yardımcısı Cesar Mendiondo, “Luis, karşısına Tanrı bile çıksa asla havlu atmaz” dedi. Deivid, ayağı kırıldıktan ve annesini kaybettikten sonra ilk maçında gol attı, ağladı.
Ahmet Çakar, Arda’ya “Karabaş” dedi.
Rıdvan Dilmen’in kardeşi intihar etmeye çalıştı, sebebinin Rıdvan Dilmen olmadığını söyledi.
Sergen Yalçın, “Maldonado bence futbolcu değil, saçını kestirmiş, Şanlıurfasporlu oyunculara benzemiş. “ dedi, Urfa’lı bir avukat Sergen’i mahkemeye verdi.
21 yaşındaki Arda’nın maçta kalp ritmi bozuldu, hastahaneye kaldırıldı.
TRT’de Bursasporlu Yusuf’un Beşiktaş maçı görüntüleri yayınlandı, Mehmet Demirkol “Yusuf’un hareketler güzel ama bariz küfür var. Keşke yayına verilmeseydi” dedi.
UltrAslan-Uni’li Anıl Aydın toprağa verildi.
Seyrantepe için Araplarla ortaklık başladı.
Uğur Boral pas hatası yaptı.
Cemal Aydın, Ankaragücü – Fenerbahçe maçı öncesi maçın hakemi Halis Özkahya’yı aradı, Aydın disiplin kurulana verildi.
Aragones, “Ankaragücü maçından alınan 1 puan iyidir” dedi.
Yıldırım Demirören, elinde lazer pointer ile “Özcan Oal bu penaltımızı yedi, Talat Tokat ofsayttan golümüzü vermedi” diye sunum yaptı.
Devlet Bakanı Başesgioğlu’nun oğlu, Gümüşhane maçını bastı.
Beşiktaş PAF takımı Fenerbahçe’yi 4-1 yendi, 3 golü Batuhan attı.
Faruk Yalçın vefat etti.
Uğur Boral pas hatası yaptı.
Op. Dr. Ertuğrul Gür, müslüman olmaları halinde Carlos ve Edu’yu sünnet edebileceğini söyledi. Sinan Engin, Giresunspor’un Asbaşkanlığına getirildi.
Brezilyalılar, Aziz Yıldırım’ın Millenium Park Evlerini uzak diye beğenmediler.
Emre Belezoğlu, bir gazeteciye “Seni sabaha kadar döverim” dedi.
Aragones, “Ben devre arasında yapılan transferleri desteklemiyorum” dedi.
Beşiktaşlı taraftarlar Demirören’i istifaya davet etti.
Aragones’in “’Günaydından daha çok s….git diyorum” sözü yılın sözü seçildi.
Serkan Balcı, “Bizi sadece 3 büyükler zorlar” dedi.
Lincoln ülkesine gitti.
Lincoln İstanbul’a döndü.
Gönenspor maçında, bir anne çocuğunu kavgadan korumak için sahaya daldı.
Arda, Emre Belezoğlu’nun düğününden dönerken kaza geçirdi.
Uğur Boral pas hatası yaptı.
Yusuf, Yıldırım Demirören’in 8.Fenerbahçe’li futbolcusu oldu.
Gordon Milne’nin tercümanı bıyıklı ağabeyimiz Ali Emeç vefat etti.
Tanju, Galatasaray otelinden kovuldu.
Galatasaray’ın vergi borcu 120 taksite bölündü.
Aragones, yılın en iyi hocası seçildi.
Luxemburgo, damadı Maldonado’yu transfer etmek istediğini söyledi.
Galatasaray, Kanaltürk’e yasak koydu.
Aziz Yıldırım, Kutlualp için “Viyana’ya giderken uçakta tuvaletin üstünde oturuyordun” dedi.
Ümit Karan, Sivas maçı sonrası “13 senedir Birinci Lig’de oynuyorum ve bugüne kadar hiçbir hakeme küfür etmedim.” dedi.
Galatasaray, Sivas maçının tekrar oynanmasını istedi.
Güiza, 4 aydır Nuria ile seks yapmadığını söyledi.
FIFA, Appiah konusunda Fenerbahçe’yi haklı buldu.
Sivas’lı İbrahim Dağaşan, santraya Filistin bayrağı dikti.
Celal Kolot, Ernst için “Baki’nin Alma versiyonu” dedi.
Uğur Boral pas hatası yaptı.
Çorlu Sanayispor, Yattara’nın yeğenini transfer etti.
Galatasaray’ın sakat sayısı 14’e ulaştı.
Balili, Türk vatandaşlığına geçti, ismi Atakan oldu.
Uğur Boral pas hatası yaptı.
Transfer edildiği gün “Burası Fenerbahçe gibi değil” diyen Kezman PSG’de kadro dışı bırakıldı.
“Galatasaray Türkiye’dir” adı altında 7 maddelik bir açıklama yayımlandı.
Galatasaray, Kayseri maçından sonra taraftarlar yürüyüş yaptı.
Fulya Süleyman Seba Kompleksi açıldı.
Mesut Özil, “Türk Milli Takımda oynamayı hiç düşünmedim ki” dedi.
Lugano, 5.golünü attı, Güiza’yı geçti.
Bursaspor TV kuruldu.
Duisdorf’lu Türk kaleci, hakemi dövdü.
Selçuk Şahin, köfteci açtı.
Emin Cankurtaran vefat etti.
Taner, Galatasaray maçında 4 gol attı, tarihe geçti.
Lincoln ülkesine gitti.
Lincoln İstanbul’a döndü.
Skib bıraktı, Bülent Korkmaz 2.5 senelik anlaşma imzaladı.
Karadeniz Gazetesi, Alanzinho için “10 trilyonluk maskot” dedi.
Güiza’nın eski eşi kampta seviştiklerini söyledi, Güiza milli takım kadrosunda çıkartıldı.
Sadri Şener, “Trabzon insanı genlerinden sabırsız” dedi.
Burak, Aragones kalırsa takımdan ayrılacağını söyledi.
Fenerbahçe, PAF takımından Özgür Çek ile 5 yıllık profesyonel sözleşme imzaladı.
Uğur Boral, Sivas maçı sonrası “Fener’le kimse alay edemez” dedi.
Uğur Boral pas hatası yaptı.
Şekip Mosturoğlu, Appiah için “Fenerbahçe’nin manevi değerlerine zarar vermiş bir futbolcunun Fenerbahçe’yle yollarının ben kesişmeyeceğini düşünüyorum” dedi.
Amigo Sefa, 1 yıl maçlardan men cezası aldı.
Çin Beşiktaşlılar Derneği, Çin Seddi’ne bayrak astı.
Volkan Ballı, “Kötü günler geride kaldı” dedi.
Seyrantepe bir kere daha greve gitti.
Uğur Boral pas hatası yaptı.
Kilimli Belediyespor ile Erdemirspor maçının hakemi, birbirlerine sert giren iki futbolcuyu saha dışına çıkarıp, 10 saniye kol kola girerek durma cezası verdi.
Fenerbahçe Deivid ile 3 senelik daha sözleşme imzaladı.
Lincoln ülkesine gitti.
Lincoln İstanbul’a döndü.
Kadir Has Stadının açılış maçında Volkan Ballı çimleri beğenmedi, 20 tane dev fan sahayı kuruttu. Galatasaray “Seyrantepe, 29 Ekim 2009’da bitecektir” şeklinde açıklama yaptı.
Meira “Zenit’e gitmeyi düşünmüyorum” dedi, ardından bavullarını toplamaya başladı.
Emre Belezoğlu boğaz kesti, 1 maç ceza aldı.
Ümit Özat, futbolu bıraktı.
Uğur Boral pas hatası yaptı.
Seyrantepe işçileri, “”Paralarımızı vermezlerse Fenerbahçe bayrağı asacağız” dediler.
Emreciksin, “Hayatımda hiçbir zaman sarhoş olmadım” dedi.
Lincoln, 10 küsür bavulla İstanbul’dan kaçtı.
Bülent Uygun, “O kulübe belediyeden ruhsatsızdı. O yüzden kırdım” dedi.
Alper Tezcan, UEFA madalyasını 200.000 TL’e sattı.
Eintracht Braunschweig’li Semih Aydemir, koşu antremanında tramvaya binip bir kaç durak sonra takıma katıldı, sonra kovuldu.
Emre Belezoğlu, “Yere tükürürken bile dikkat eder hale geldim” dedi.
Gökmen Özdenak, “Ersen Martin, Ricky Martin’in kardeşi, baba bir, anneler ayrı” dedi.
Lincoln İstanbul’a geri geldi.
Erhan Albayrak’ın “Lokum” adlı fuhuş operasyonunda ifadesi alındı.
İspanya’ya yenilgisinden sonra Volkan “Işık gözümü kamaştırdı. Eğer suçlu var ise hepimiz suçluyuz” dedi.
Eren Talu’nun eşi Defne Samyeli “Kocam, delilik yapıyor” dedi.
Uğur Boral pas hatası yaptı.
Polis, Beşiktaş taraftarı ile karşılaştı, su sıktı, biber gazı kullandı.
Batuhan, Fenerbahçe maçı öncesi gece kamptan Ortaköy’e geçti.
Arda, yeni telefon hattı için “Kızlar beni Galatasaray hattından arayamazlar. Çünkü ben özel hayatımla iş hayatımı birbirine karıştırmıyorum” dedi.
Batuhan, “Beni Real Madrid’e bile alacaklarını bilsem bir daha böyle bir şey yapmayacağım” dedikten sonra 2 gün sonra 3 bayanla fotoğrafları piyasaya sürüldü.
Galatasaray – Fenerbahçe maçında 4 ölü, 5 yaralı; Lugano kafa attı, Emre ısırdı.
Volkan, Arda’yı aradı, “Erkeksen gelirsin.” dedi.
Sabri, “Emre, beni öldüreceğini söyledi” dedi.
Yıldırım Demirören, “Tezgah kelimesi Türk Futboluna zarar verir” dedi.
Ümit Özat, FC Köln’de antrenörlüğe başladı.
Tugay, rezerv takıma gönderildi.
Uğur Boral pas hatası yaptı.
Fatih Tekke, 7.yabancı oyuncu olarak oyuna girdi, 3-0 hükmen yenilgi beklenirken, para cezası verildi.
Adnan Polat, “Tamamlandığında ortaya muhteşem bir eser çıkacak. Bir dünya yıldızı stadımızı görünce daha kolay imza atacak” dedi.
Arda güvenlik görevlisini kapıya sıkıştırdı.
Ersun Yanal istifa etti.
Bülent Uygun, “İpler bizim elimizde” dedi.
Deivid’in eşi ile Alex’in eşi kuaförde barıştı.
Uğur Boral pas hatası yaptı.
Serdar Kulbilge, klübe ihtarname çekti, kadro dışı kaldı.
Sedat Balkanlı vefat etti.
Gökmen Özdenak, “Futbolculara pornografik paralar ödeniyor” dedi, Ahmet Çakar’ın “O kelime astronomik olabilir mi” sorusuna, Özdenak “Hayır, pornografik. Porno. Erotik değil yani. Porno yani, işin sonu” diye cevap verdi.
Fenerbahçe, Real Madrid – Barcelona maçında Barcelona’dan çok etkilendiklerini, Beşiktaş’ı öyle yendiklerini söylediler.
Lincoln ülkesine gitti.
Lincoln İstanbul’a döndü.
Rıdvan, stoper Gökhan için Aragones’den özür diledi.
Arda’nın silahlı t-shirt giydi.
Hacettepe maçından sonra taraftar striptiz klubünde Arda’ya tepki gösterdi.
Skibbe’nin şantajcısı kadın polis hapse girdi.
Uğur Boral pas hatası yaptı.
Fenerbahçe, kupa finalinde Bobo’yu aldı.
Alex de Souza’nın eşi, “Burası bize uğursuz geldi. Bir daha final maçına gelmeyeceğim. Büyük bir hayal kırıklığı içindeyim” dedi.
İlhan Cavcav anjiyo oldu.
Aziz Yıldırım, “Aragones ve oyuncu seçiminde hata yapmadık” dedi.
Fatih Terim’in parmağını denizin dibinden çıkardılar.
Volkan Demirel, Antalya’da lüks yat yaptırdı.
Aziz Yıldırım, Aragones’in tazminatı yok dedi.
Lincoln, salonda çalıştı.
Uğur Boral pas hatası yaptı.
Lucescu, bir kupa daha kazandı.
Aziz Yıldırım, bir tesis daha açtı.
Lincoln ülkesine gitti.
Lincoln İstanbul’a döndü.
Abdülrahim Albayrak, UEFA kupası finalinde sahaya girdi.
Alex, “Ronaldinho gelirse rahatsız olmam” dedi.
Batuhan’ın kırmızı da geçti, ehliyeti yoktu, polis ceza kesti.
Aziz Yıldırım, 3 yıl şampiyon olacağız dedi.
Anelka, gol kralı oldu.
Batuhan, takımın otobüsünü kullandı.
Adnan Polat, Beşiktaş galip gelince sevinçten ağladı, Cemal Demirören’le şakalaştı, elini uzatıp çak dedi.
Tuncay, küme düştü.
Sinan Engin, Kanaltürk’ten Manisa’ya transfer oldu.
Seyrantepe’de iptal süreci başladı,
TOKİ Eren Talu’ya ihtar çekti.
Güiza, “Beni göndermeyin, seneye kral olurum” dedi.
Tugay Manchester City ile anlaştı.
Beşiktaş şampiyon oldu.
Volkan Demirel, Aragones’ten Fenerbahçe formasına imza aldı.
Lincoln, ülkesine gitti, daha dönmedi.
Ve Uğur Boral pas hatası yaptı.
Öküz gribi
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 17 Mayıs 2009 tarihinde gönderildi
Bir Oscar Töreni hayal ediyorum; Sunucu çıksın desin ki, “En iyi film dalında adaylarımızı izledik. Şimdi zarfımızı açıyoruz, bakalım ödül kime gidiyor, ve ödül…..ve ödül….ve ödül kimseye gitmiyor. Bu seneki filmler rezalet, ödül mödül yok. Dağılın, iyi geceler.”
Antalya sıcağını bile soğutan maçın özetine bir bakalım.
Maçta hem ilk yarıda, hem ikinci yarıda karşılıklı abuk sabuk ataklar vardı. Antalya’nın defansif dörtlüsü (2 ön libero ve 2 stoper) Alex ile adam adama ve tam pres oynamayınca Güiza, Deivid ve Alex bazı pozisyonlar ve şut imkanları buldu. Bunların çoğunu Uğur ve Güiza ofsayt ile vakumladı, sadece Deivid’in bir şutunu Ömer güzel çıkardı.
Josico ve Emre daha öncede denenmişti, ikisi de topla iyi gözüküyor. Fakat geriye çekilirken hiç yoklar. Bu şekilde Antalya Tita, Zitouni ve Dijehouaile bir kaç kontra atak yakaladı. Bunların birinde golü buldu. İlk yarıda da bir penaltı pozisyonu var, ben kesin vermem, onu ekleyeyim.
Genel olarak Mehmet Özdilek, bir puan da yeter diye düşünüp, geriye yaslanıp takımına ilerde bastırtmadı. Ve bana göre risk aldı. Bu şekilde Fenerbahçe 3.bölgede az çok top yaptı.
Maç içerisinde Aragones bir de sürpriz yaptı, Güiza’yı çıkartıp, Alex’i oyunda tuttu. Güiza oyundan tam çıkarken bir gol kaçırdı, bir anda 14 milyon Euro havalarda uçarken gördüm. Böyle bir gol en son belki Demir Hotiç kaçırmıştır.
Uğur Boral yine ikinci yarıda oyundan alındı. Aragones bir maçta oyundan almasa, Uğur kenara gidip soracak, “Hocam Allah korusun, birşey mi oldu, beni çıkarmadınız, çıkayım ben kendi kendime?”. Görüyorsun ki çocuk rezalet, neyi ve niye hala kasıyorsun?
Hani deplasmana giderken sakat ve cezalı oyuncuları İstanbul’da bırakırsın ya, bence Fenerbahçe, Uğur Boral, Ali Bilgin, Vederson, Josico, Deivid, Kazım ne varsa Antalya’da bırakmalı ve öyle dönmeli.
Zaten Lig senin için bitmiş, Lig’in sonuna kadar Beşiktaş’lısın, nereden çıkardın yine Josico’yu Zoziko’yu? Bu Gürhan, Abdülkadir, İlhan neredeler? Kalan maçlara 3-5 tane PAF oyuncusu koysana. Ama nerede?
Peki Antalya’da durum böyle de Lig’de durumlar nasıl?
Özetleyeyim…
Öyle bir Lig ki, biri taraftarın anasını ağlatmış, domuz gribi etmiş,
Öbürü ilk 7’den sadece bir kere Kayseri’yi yenmiş, ama Ankara’nın bütün takımlarına 3 atmış,
Diğeri Mehmet Yıldız’ın eline bakıyor,
Bir diğerinin evinde galibiyeti yok,
Öteki ben Avrupa’lıyım diyor 2 senede 4 antrenör değiştirmiş, 5.si yolda.
Bunlar da top oynuyor işte.
Biz de öküz gibi bakıyoruz trene.
Bu sene kimse hiçbir şey haketmedi, arkadaş.
Vermeyin kimseye bu sene kupa mupa.
Hadi iyi geceler.
Yiyos, içiyos, adiyos
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 18 Nisan 2009 tarihinde gönderildi
Fenerbahçe, lige havluyu ne bu maçta, ne Bursa maçında, ne Kocaeli maçında attı…Fenerbahçe havluyu Uğur Boral, Ali Bilgin, Yasin ile sözleşme imzaladığı gün attı.
Cansızı bile dirilten, yumurtaya bile can veren Fenerbahçe, Ankaraspor’a 10 maç sonra 3 puan kazandırarak sosyal sorumluluk projelerine bir yenisini ekledi.
Fenerbahçeli taraftarlar, Humeyni’nin 1979 İran devriminde medeniyetten İslam Cumhuriyetine geçişini canlı canlı yaşar gibi, takımın Anelka, Van Hooijdonk, Appiah, Aurelio’lardan Yasin, Kazım, Ali Bilgin, Uğur, Burak, Güiza’lara dönüşmesine malesef bilfiil tanıklık ediyor.
Bu dönüşümün, duraklamanın veya çöküşün çok büyük sorumluluğu Şah Aziz Yıldırım’da.
Tabiki eğer Fenerbahçe bugün Avrupa’da, Lig’de, Fenerium’da, inşaatta her anlamda bir yere gelmiş ise, Şah’ın payı tartışılmaz.
Fakat belki de kavuğu değiştirme vakti geldi ve geçiyor.
Bu sezon bittikten sonra veya bitmesine yakın, kadronun revizyonu için sınırsız yorum yapılacak ve yazı yazılacaktır.
En kısa reçete, Fenerbahçe’nin çok hazır 8 tane kaliteli yabancı almak ve oynatmak zorunda olanıdır. Buna kaleci de dahildir. Fakat belki de esas soru, ilk 11’deki 5 Türk’ün kim olacağıdır.
Eğer Fenerbahçe yeni sezonu Volkan, Önder, Vederson gibi isimlerle veya onların muadilleri ile karşılayacaksa, burada tüm suç hala kombine alan, hala digitürk alan seyircidedir.
Çünkü bu saltanata son verecek olan seyircidir, hiç bir zaman kongre üyeleri veya seçim sandıkları olmamıştır.
Maça gelince…
Öyle bir maç ki, öyle iki takım ki, pozisyon yok, heyecan yok.
Aralarındaki tek fark Mehmet Çakır ve golü.
Televizyonun sesini kapasan, rengi de siyah-beyaz yapsan, hiç kimse Fenerbahçe’yi ayırdedemez.
Hani derler ya, iki takıma da hafta içi oynanan 4-4’lük Chelsea-Liverpool maçının kasetlerini ders olarak izletmek gerekir.
Hayır, Chelsea ve Liverpool’a futbolun nasıl olmaması gerektiğini göstermek için bu maçın kasetlerini izlettirmişler.
Zannetmiyorum ki, Fenerbahçe seyircisi bu maçın sonunda maç yorumu için gazetelere, internete hücum etsin.
Hadi geçen hafta futbol yoktu ama kavga vardı, gürültü vardı, kan vardı.
Bu maçta o da yok.
Sanki hiç Sivas puan kaybetmemiş, sanki hiç Trabzon yenmemiş, sanki Galatasaray Büyükşehir Belediye’yi kesin yenemeyecekmiş ve sanki Beşiktaş puan kaybedemezmiş gibi top oynayan bir Fenerbahçe.
Hiç bir şeyi hesaplamayan bir Fenerbahçe.
Ruhsuz, gamsız, rahat, tembel bir Fenerbahçe.
Sezonu kapatmış bir Fenerbahçe.
Salı günü 25 yıllık önemi olan Sivas maçını düşünerek Can, Josico, İlhan gibi yıldızlarını dinlendiren bir Fenerbahçe.
Lig Tv yorumcusu bile Fenerbahçeli olmayan bir Fenerbahçe.
Ulan Volkan ne Ballı’sın
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 09 Mart 2009 tarihinde gönderildi
Volkan Ballı, “Bu saha da top oynanmamalı” diyor, Süleyman Hurma da “Ballı’nın böyle bir yetkisi yok ve hep mazeretleri var” diyor; Peki sana böyle konuşma yetkisini kim veriyor?
Biliyorsunuz, Fenerbahçe’de 3 tane Volkan var.
K.Volkan, B.Volkan, bir de Dobi Volkan.
K.Volkan, çok ballı çünkü Aragones gibi bir hocası var. Daum veya Zico gibi değil. Önemli maçlarda, kupa maçlarında görev veriyor, çocuk efendi olduğu için ona destek veriyor, oyuna sokuyor.
B.Volkan, çok Ballı çünkü Fenerbahçe gibi bir sonsuzlukta Uche’nin tercümanı olarak işe başladı, şimdi sahaya çıkıyor, futbolcular oyuna girerken kağıtları kontrol ediyor, çıkarken de başını okşuyor, o biçim para kazanıyor.
Dobi Volkan, çok ballı çünkü B.Volkan’ın ona ekstra ceza vermeyeceğini biliyor, belki Fenerbahçe’deki 100. abuk sabuk hareketini yaparak dalya diyor, fakat Allah da bazen kendisini seviyor ve herkesin zorlanmasını beklediği maçı Fenerbahçe 10 kişi 2-0 bitiriyor.
Bir kez daha söylüyorum, bir daha söylemeyeceğim.
Fenerbahçe’nin kalan maçlarının arasında en zor maçlar Kocaeli, Bursa, Ankara ve Antalya maçlarıdır.
Kayseri, Galatasaray, Beşiktaş, Trabzon deplasmanları, sadece medyanın stres yarattığı maçlardır.
Lakin bu takımlar da Fenerbahçe’yi pres yaparak bozmazlarsa, Mehmet Topuz gibi her topa Nevşehir’den vururlarsa, Alex’e alan bırakıp kontratağa izin verirlerse son 3 maçta 9 gol atıp 9 puan alan Fenerbahçe’den en az 2’er gol yiyeceklerdir.
Maçtan notlar verelim…
1. Eren çok iyi çocuk. Yeni sene için Fenerbahçe’nin zaten 2 adet yabancı kontenjanı açıldı. Ben olsam Edu’yu da kesin satarım, 3.yabancı kontenjanın açılır, ya yeni bir yabancı alırsın, ya da Eren’i.
2. Semih-Gökhan-Lugano iyilerdi, zaten son 4 maçtır 7.5’in altına ortalama ile oynamıyorlar.
3. Olan oldu ve Güiza en sonunda sağ açık da oynadı. Aragones’in vatandaş kayırmasının en güzel örneği. Takım 10 kişi, fakat Güiza oyuna giriyor. Ve sıfır yararı var. Hatta Semih ne kadar yararlı işler yapıyorsa, Güiza mutlak değeri alınmış Semih gibi, o kadar zararlı işler yapıyor.
4. Uğur o kadar kötü ki, Aragones bile ezberini bozdu, 60.dakika olmadan oyuncu değiştirdi.
5. Emre’nin biraz top oynamaya başladıktan sonra yeni “Senin gırtlağını keserim”, Roberto Carlos’un “Deli”, Tolunay Kafkas’ın “Çek elini ulan” hareketi, futbolumuzdaki güzel ve orijinal hareketlerden bir kaçı.
Stada gelince…
Anadolu için bir çığır, bir evre, bir çağ başlangıcı.
Gerçekten çok önemli bir proje. Tabi yerden ısıtmayı biliyorsan.
Sen yağmur yağdıktan sonra 40°C’i basınca, ne çim kalır ne maki. Zaten biraz daha sıcak su göndersen futbolcular varise yakalanacak.
Kayseri yönetiminin en büyük hatası, bu Avrupai stadı bir büyük takımın maçına yetiştirmek.
Halbuki Fenerbahçe’yi yenmek için Kayseri de saha hazır. Erkilet Sümer 2 nolu saha.
Sen niye adamları Şampiyonlar Ligi havasına sokuyorsun?
Adamlar zaten maç seçiyor.
Fakat tabi ki işin ucunda başka bir konu var, tonla para kazanmak için.
Tabi bir de “Kadir Hasss… Stattır, Aragones’in bastonu mu zannettiniz” demek için..
Sol meme kanseri : Uğurus Boralus
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 03 Mart 2009 tarihinde gönderildi
PTT’yi soyuyorlar, ceza olarak çalınan parayı çalışanlardan tahsil ediyorlar. Acaba diyorum, Fener seyircisi Sivas maçından sonra kombine paralarını Uğur Boral’dan, Alex’den alabilir mi?
Fenerbahçe ligde malum, averajla 4. sırada. Duayenler tarafından bir hafta yerin dibine sokulup diğer hafta şampiyonluğun en büyük adayı olan bir Fenerbahçe var.
Genel kanı, şampiyonluk umudunun çok az olduğu.
Yine malumunuz, Fenerbahçe, daha en kritik virajlar olan Kayseri, Galatasaray, Ankara, Beşiktaş, Trabzon deplasmanlarına gidecek. Herkesin yine yazdığı çizdiği gibi, bu da az olan şampiyonluk umudunu sıfırlıyor.
Halbuki bütün bu istatistiki bilgiler, öngörüler, planlar-programlar normal bir insan grubu için yapılır ve uygun olur.
Yahu Fenerbahçe normal bir takım mı ki bu sayılar-rakamlar uysun?
Normal bir organizma mı ki tahminler tutsun?
Fenerbahçe tümör gibi birşey. Operasyon yapıyorsun metastaz yapıyor, hiçbir şey yapmıyorsun küçülüyor, iyiye gidiyor zannediyorsun bir bakmışsın kocaman olmuş, ilaç alıyorsun tepki yok. Son anda doktor değiştiriyorsun, zaten adam mefta.
Mesela Galatasaray öyle değil.
Feldkamp’ı gönderirler, yerine beden hocası gelir şampiyon olur.
Bülent Korkmaz, Bordeaux maçının devre arası girer, Galatasaray tur atlar.
Bak buraya yazıyorum, seneye Skibbe danışman olarak gelir, 3 kupayı da alırlar.
Bu işler Fenerbahçe’de olsa, size yemin ediyorum, Dow Jones o gün kapanır.
Uğur Dündar, Kılıçdaroğlu’nu Hadise’yi bırakır, bunu ilk haber yapar.
Vay sen nasıl 5 maç kala antrenör değiştirirsin, vay sen 2. Arsenal maçını niye beklemiyorsun, vay sen tecrübesiz Rıdvan’ı, Aykut’u, Oğuz’u nasıl getirirsin, vay Fenerbahçe nereye koşuyor, why high one why…
Aynı parallellikte Türk Milli Takımı da normal değil.
Bak iddia ediyorum, orada İspanya’yı yenecek bu takım. Ama sonra Sri Lanka maçında zorlanacaktır.
Lige dönelim ve bir potpori yapalım;
Fenerbahçe ligin ilk 5 takımı ile 5 maç yapmış. Toplam 15 puan üzerinden, 10 puan almış. (5 büyüklerin arasında en iyi oran, %66)
Trabzon 5 maç yapmış, toplam puan 4 (%26), Beşiktaş’ın 3. (%20)
Yani bu demek değil ki, Fenerbahçe aslında beceremeyeceği bir yola giriyor. Hatta aksine en sevdiği döneme giriyor. Büyük takımlar, 6 puanlık maçlar vs.
Fakat, Fenerbahçe Ligin 11.-15. leri ile, 7 maç yapmış, toplam 21 puandan, 13 puan almış. (%61)
Sivas 5 maç yapmış, toplam puan 15. (%100)
Yine başka bir örnek, Trabzon ligin son 3 takımı ile 4 kere oynamış, 12 puan üzerinden 12 puan. (%100). Fenerbahçe’nin oranı %75.
İşte bu tablo da Fenerbahçe’nin nasıl maç seçtiğini ve bundan sonra neden seçmemesi gerektiğini gösteriyor. Çünkü ligde az 6 puanlık maçların yanı sıra bir çok 3 puanlık maç da var. Tabi bunu Aragones’e kim İspanyolca’ya çevirecek, önemli olan o.
Fenerbahçe’nin Sivas ile Çarşamba günü bir de kupa maçı var. Fenerbahçe’nin en son kupayı aldığı 1982 senesi Mersin İdman Yurdu finalinde henüz 1 aylık olan Uğur Boral “agu bugu gugu” yani “Kimse Fenerbahçe ile alaycı konuşamaz, konuşursa böyle olur” demiş midir veya veya patiklerini yere fırlatmış mıdır veya devamlı kendi dururken takımı eleştirmiş midir veya 2 sene sonra doğacak olan Emreciksin sanki yıllardır Fenerbahçe’de gibi hakemin saatine bakıp kaçıncı dakikada bitirdiğini kontrol eder miydi bilmiyorum, fakat şunu biliyorum, bu seneki kupa maçı, senede 1 maç iyi oynadın diye artistik hiç bir hareketi, demeci kabul etmez. Elinde avucunda belki de tek fırsatın 25 senedir alamadığın şu kupa fırsatı, ona da Lig maçındaki gibi asılman, bu kupayı artık getirmen gerekir.
No lam, no cim.




Son Yorumlar