Alex ile Etiketlenmiş Yazılar
Deplasmanıma da, başkanıma da dokunma
Emrah Öner tarafından, Fenerbahçe kategorisi altında, 20 Kasım 2011 tarihinde gönderildi
Maçtan önce bir Fenerbahçeliye deseler ki…
Hatta bir Galatasaraylıya deseler ki…
Eskişehir karşısına çıkarabildiğin en kötü savunma kurgusunu çıkar, yemin ederiz böyle bir defans dörtlüsü kimsenin aklına gelmezdi.
Aslında bu dörtlüye beşli de denebilirdi, zira sakatlıklar, formsuzluklar ve hastalıklar yüzünden Fenerbahçe çaresizdi. Milli Takım maçında Milli olmayan seyirciden şamar yemiş bir Volkan, sebebini bilemediğimiz formsuz bir Gökhan Gönül, asırlardır oynamayan Uğur Boral, Dos Bekir de Santos Bilica bu beşliyi oluşturuyordu. Bu beşliye Yüce Rabbim daha maç başlamadan yardım etti ve yukarıdan 13.dakikada Alex ve Bienvenu’yu gönderdi. Arkasından Bienveu bir de kırmızı kart getirdi. Böylece maç daha başlamadan, defans mefans derken bitti.
Bu arada gol Bienvenu’e yazıldı fakat gol aslında Alex’indi. Belki de şu an Türkiye Ligi’nde o kafa asistini hala ayağı ile yapamayan yüzlerce futbolcu var.
Bienvenu geldiği günden beri en iyi şeyi yaptı. Kafasını kaldırdı ve boş koşular yaptı. Bu arada ilk yarı da bir de ofsayt bayrağı yüzünden golden oldu.
63. dakikada Emre Belezoğlu baktı ki maç sıkıcı geçiyor, kavga edecek kimse yok, adamlar da 10 kişi, Gökhan Gönül’e carladı. Bunu Aykut Kocaman gördü ve sinirlendi. Ben hayatımda Aykut Kocaman’ı hiç böyle görmedim diyebilirim.
Ben dün yine Caner’i beğendim. Caner’i sevmem fakat bence Caner, Fenerbahçe’nin Tuncay’ı oldu. Ben Tuncay’ı da sevmem fakat stili aynı, hareketleri aynı, ayağı aynı ve faydalı. Caner, Tuncay’ın saçları biraz daha kuaför görmüş hali. Tuncay gol noktalarında daha çok kendini gösterirdi. O yüzden Caner’in de biraz daha ceza sahası içi ve dışı gol vuruşları çalışması gerekir.
Lig TV, dünkü maçta ay-fon uygulaması gibi bir şey yaptı, oyuncu değişikliğini seyirciye sordu. Seyirciden Uğur Boral – Stoch değişikliği geldi. 5 dakika sonra Uğur Boral çıktı, Stoch oyuna girdi. Bu ya şanstı, ya Aykut Kocaman cepten Lig TV seyrediyordu, ya da taraftar da teknik direktör olabileceğini kanıtladı. Zaten bu yıllardır beklediğimiz bir teknoloji idi. Böylece hem taraftarın istediği olur, hem de her sene teknik direktör kovulmazdı. Hatta ismi “Online Fenerbahçe” ya da “Oynayın Layn Fenerbahçe” olabilirdi.
Maçtan önce 10 dakika bir Fenerbahçe taraftar protestosu vardı. Deplasmanıma dokunma adı altında. Bu deplasman konusunda aslında en çok mağdur olan Fenerbahçeli taraftarı idi. Çünkü bundan 20 sene evvel deplasmanlarda stadı yarı yarıya doldurabilen tek taraftarı grubuydu. Beşiktaş ve Galatasaray, Kadıköy’deki maçlar için 1000 bilet talebi olurken, Fenerbahçe’nin İnönü ve Ali Sami Yen’den talebi min. 10000 olurdu. Ve gerçekten de doldururdu. Bu karar nasıl alındı bilmiyorum, fakat futbol adına üzücü.
Özetle, maç öncesi 10 dakika, iddianame öncesi de aylarca protesto eden Fenerbahçe taraftarı 3 puanı aldı, ve eve mutlu gitti.
Hep dediğimiz gibi Fenerbahçe taraftarı başka bir şeydir.
Anlatılmaz, yaşanır.
Hatta yaşanmaz, darağacında ölünür.
Alexsizsiniz
Emrah Öner tarafından, Fenerbahçe kategorisi altında, 05 Kasım 2011 tarihinde gönderildi
Her şeyden evvel, önce Federasyon’a, sonra Lig TV’e, bize böyle bir lig izlettiği için Kurban Bayramı arifesinde teşekkür ediyorum.
Ya öyle bir maç ki…
2 kulübün başkanı tutuklu.
Birinin muhasebecisi yok.
Diğerinin de kalecisi yok.
Öbürünün tek futbol izlenme sebebi olan Alex’i yok.
Geçen seneki son maç gölge yapmış…
Ve biz de maç yorumluyoruz.
Geçen hafta aslında bize şunu göstermişti, Karabük galibiyetinin mimarı ne Mehmet Topuz, ne Caner, ne de Baroni idi. Fenerbahçe’nin geçen haftaki müthiş oyununun tek sebebi Aytekin Durmaz’dı.
Bu bir gerçek ki, Aytekin Durmaz, Alex’i 5.dakikada atmasa idi, Fenerbahçe hiçbir şekilde o şekilde oynamayacaktı.
Belki de Aytekin Durmaz, Alex’i 60. dakikada atsaydı da Fenerbahçe hiçbir şekilde o şekilde oynamayacaktı.
Demek ki Fenerbahçe’yi hiç kızdırmayacaksın.
Hep suyuna gideceksin.
Sivas gibi…
Fenerbahçe’nin damarına basmayacaksın.
Cüneyt Çakır gibi…
Maç, Karabük maçı gibi olaylı başlamayınca ilk yarı çok vasat geçti. Bir tek farkı, geçen hafta sahada Aytekin Durmazdı, bu hafta Fenerbahçeli futbolcular sahada duramıyordu. Hem zeminden, hem de geçen haftaki fazla adrenalinden dolayı.
5. dakikada Kamil, pardon Grosicki, Volkan ile karşı karşıya kaldı. Haftalardır ayakta duramayan Gökhan Gönül, bu zeminde de hiç duramadı. 31.dakikada Bekir’in çizgiden nazikçe bir top çıkardı. Ve ilk yarının sonlarına doğru Eneramo’nun ofsayt golü geldi. “Hakem hatalarından sonraki hakem hataları” standardı uygulandı. Geçen hafta Aytekin Durmaz Alex’i atıp Emre’yi atamayınca, bu maçta da yardımcı hakem ofsaytı görmedi. Zaten bu çevrim, yıllarca bu şekilde devam edecekti. Ve ilk yarının en önemli anı, Ziegler’in sakatlanması idi. Keşke bu maçta Fenerbahçe 4 gol yese idi de, Ziegler sakatlanmasa idi. Caner yıllar sonra hafta içinde TV’e çıktı. “Bek oynamak istemiyorum” dedi, Ziegler sakatlandı. Gerisini siz düşünün…
Ziegler’in çıkması hem bu sahada olmayacak bir Stoch’un oyuna girmesine sebep oldu, hem de Caner’i geriye çekerek bitirdi. Fenerbahçe’nin ilk şutu 53.dakikada geldi. Stoch ve Mehmet Topuz’un “sıfır” ofansif katkısı, Bienvenu’yu ise başlamadan bitirdi. Fenerbahçe, 1000. pas hatasını yaparken, Kamil 2.golü attı. Fenerbahçe, pozisyonsuz, şutsuz, ortasız bir maç bitirdi. Belki de, Aykut Hoca Karabük maçının yorgunluğunu düşünüp A2 kadrosu ile bu maça çıksa 2-0 bitmezdi.
Bu maçta Alex yoktu.
Ve bütün hafta Alex’in yokluğu tartışıldı.
Bu maç da bana 3-4 şey öğretti.
Bir, Alex’in veliahtı ne Sezer, ne Özer, ne de Baroni olur. Olsa olsa belki Mehmet Topuz veya Emre Buldozer olur.
İki, Aykut Hoca’nın Alex takıntısını hepimiz biliyoruz. Peki neden Alex’in yokluğunda yine Alex’in taktiği ile oynuyor?
Üç, Alex cezalı ama kafilede. Özer cezalı değil ama kafilede yok. Sakın bana veliaht meliaht demeyin artık.
Dört…
Alex’in yokluğu Fenerbahçe’nin yokluğuna armağan oldu.
Hatta Aziz Yıldırım’a doğum gününde verilebilecek en kötü armağan da buydu.
Senden özür dilerim Alex
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 22 Mart 2011 tarihinde gönderildi
Bir kere de Altan ağabey yazmıştı.
Senden özür dilerim Alex diye.
Ben de senden özür diliyorum Alex ağabey.
Ama yıllarca senin futbolunu eleştirdiğim için değil.
Senin koştuğun kilometreyi eleştirdiğim için değil.
Senin yaptığın sprint sayısını eleştirdiğim için değil.
Getirdiğin Mal donado için hiç değil.
Bunca yıl;
Seni Önder Turacı’ya mahkûm ettiğimiz için özür diliyorum.
Seni Ali Bilgin ile oynattığımız için özür diliyorum.
Seni Deniz Barış ile tanıştırdığımız için özür diliyorum.
Senin memleketinden getire getire Wederson’u getirdiğimiz için özür diliyorum.
Seni Bilica ile aynı otobüse bindirdiğimiz için özür diliyorum.
Senden Güiza’ya pas atmak zorunda kaldığın için özür diliyorum.
Senin arkanı Yasin Çakmak’a bıraktığımız için özür diliyorum.
Seni Can Arat ile muhatap ettiğimiz için özür diliyorum.
Senin hayatına Josico’yu, Aragones’i soktuğumuz için özür diliyorum.
Seni Kemal Aslan ile paslaşmak zorunda bıraktığımız için özür diliyorum.
Sana gidiciksin diyip, Gökhan Emreciksin’i hemen göndermediğimiz için özür diliyorum.
Seni Türk forvetini Burak Yılmaz ve İlhan Parlak’dan ibaret olduğunu zannettirdiğimiz için özür diliyorum.
Senin hayatına Kazım Kazım gibi bir adam soktuğumuz için özür diliyorum.
Seni Tuncay Şanlı’ya ara pası atmak zorunda bıraktığımız için özür diliyorum.
Sol bekte Ümit Özat’la, sağ açıkta Appiah ile oynadığın günler için özür diliyorum.
Murat Hacıoğlu diye bir adamla antrenman yaptığın için özür diliyorum.
Servet Çetin’in sümüğünü, Serkan Balcı’nın gözyaşlarını yakından gördüğün için özür diliyorum.
Rüştü’ye geri pası atmak zorunda kaldığın için özür diliyorum.
Senden Mateja Kezman’a orta yapmak zorunda kaldığımız için özür diliyorum.
Recep Biler’i ilk 11’de gördüğün anlar için özür diliyorum.
Roberto Carlos diye Mahmut Hanefi’yi getirdiğimiz için özür diliyorum.
Sonra gerçeği gelince, gitmesine de izin verdiğimiz için özür diliyorum.
Anelka ile Nobre’yi, Van Hooijdonk ile Serhat’ı aynı anda gördüğün için özür diliyorum.
Semih ile forvette daha fazla vakit geçiremediğin için özür diliyorum.
Zafer Biryol’la bile oynadığın için özür diliyorum.
Senden özür diliyorum Alex.
Bunca yıl bunları sana çektirdiğimiz için.
Bunca yıl, senin yanına toptan anlayan bir tane adam koyamadığımız için.
Bunca yıl senden Emre’yi, Niang’ı, Dia’yı, Stoch’u, Jobo’yu sakladığımız için.
Bunca yıl, hala Bekir ile, Özer ile, Selçuk ile, Uğur Boral ile, Caner ile uğraştığın için.
Hakkını helal et Alex.
Senden kulübüm adına özür diliyorum.
Face verdik, book’unu çıkarmayın
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 21 Aralık 2010 tarihinde gönderildi

5000 sarı kart, 50 bin isabetsiz pas, 1 milyon faul…
Fenerbahçe’nin 2.yarıları, Guti’nin promili, Arda’nın pubisi, Colin Kazım’ın pipisi…
Ligin ilk yarısının analizi için gazetelerde bunlar gibi, binlerce sayı ve data.
Bunları okuyacak vaktiniz yok ise, ben size ligin ilk yarısını özetleyeyim.
Mesela,
Ben bu sene Türkiye Ligi’ni seyrettim.
Bir de Acun’un Yetenek Sizsiniz’i seyrettim.
Tam Türk futbolunun niye böyle olduğunu anladım derken, bir de Animal Planet’in Yetenek Sizsiniz’i seyrettim.
Biz niye onlara hayvan demişiz, ben anlamadım.
Mesela,
Geçen ben yayıncı kuruluşu aradım.
“Türkiye Ligi’ni kapatsak sadece İngiltere Ligi’ni açsak” dedim.
Hayır dediler.
“Türkiye Ligi’ni kapatayım, Telegol’ü kapatayım, bir tek İngiltere Ligi kalsa” dedim.
Hayır dediler.
“Türkiye Ligi’ni kapatayım, Telegol’ü kapatayım, yanına Tabata ile Serdar Özkan’ı vereyim” dedim.
Telefonu yüzüme kapadılar.
Mesela,
Bende uyku problemi var.
Doktora gittim.
Bana haftada Spor Totoş Ligi’nden 3 maç seyredeceksin dedi.
Olur mu öyle şey dedim.
Reçeteye Konya – Galatasaray, Fenerbahçe – Sivas, Beşiktaş – Gaziantep yazdı.
Ohhh, bir seyrettim, 4.5 saat kesintisiz uyku.
Bir de üstüne Mustafa Denizli & Şansal Ağabey.
Ohhh, etti sana günde 9 saat.
Beni hakikaten Türk doktorlarına emanet edin.
Mesela,
Umut 100ler kulübüne girdi, onu gördüm.
Mesela,
Burak Yılmaz’a çok iyi forvet dediler, onu gördüm.
Mesela,
Alex frikikten gol attı, onu da gördüm.
Yahu, onu bırak Rıdvan, Aykut’u eleştirdi.
Onu bile gördüm.
Artık ölsem de gam yemem.
Not : Bu arada Colin Kazım’ın twitteri var ise, Emrah Öner’in de Facebook’u var.
Emrah Öner – The Spor Yazarı diye bir şey kurduk. Yorumlarınızı oraya da bekliyorum.
(Her türlü yorumu yazın, küfür edin, kırın, dökün ama ne olur saçmalamayın)
http://www.facebook.com/home.php?#!/group.php?gid=133230486718894
Semihgül’ün suçu ne?
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 25 Ekim 2010 tarihinde gönderildi
9 hafta geçti.
4 hafta da Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi elemesi oynandı.
Etti sana 13 maç.
Bu 13 maçta görüldü ki, Daum’un, Zico’nun, Aragones’in Fenerbahçe’si ile Aykut Hoca’nın Fenerbahçe’sinin arasında en büyük fark ne Dia, ne Niang, ne de Diang.
Eski Fenerbahçe ilk 5’deki her rakibini yenerdi, son 5’deki takımlara puan kaybederdi.
Şimdiki Fenerbahçe ilk 5’i yenemiyor, son 5’e fark atıyor.
Bu sene Trabzon’a, Kayseri’ye, Beşiktaş’a, Galatasaray’a, PAOK’a, Young Boys’a kaybedilmiş yığınla puan ve maç var.
Fakat Kasımpaşa’ya, Konya’ya, Gençlerbirliği’ne atılmış düzine şeklinde gol var.
Fenerbahçe ilk 5’de sadece Antalya’ya 4 golü var, lakin daha oynanmamış Bursa ve Karabük maçları var. Özellikle bence Kadıköy’deki Karabük maçı daha korkunç.
Bir de “Efsane geri döndü” denilen Fenerbahçe, 6.hafta Kasımpaşa yerine Karabük ile oynasaydı, şimdi belki de Rijkaard’ın yerine Aykut Hoca bavul toplamıştı. Veya Galatasaray, 7.hafta Karabük yerine Kasımpaşa ile oynasaydı, şu an Neeskens’in gözü mor değildi.
Bu arada bütün bunların bir iyi yanı var, bir de kötü yanı var.
İyi yanı, demek ki takım artık maç seçmiyor. Eskiden sadece derbi veya Avrupa maçlarına motive olan bir Fenerbahçe vardı. Şimdi her şey standart gözüküyor.
Kötü yanı, sen ilk 5’deki takımları yenersen, dolaylı yoldan 4×3’den (bir takımın Fenerbahçe olduğunu düşünelim) 12 puan, 12 puan x 2 maç, eşittir 24 puan, genelde derbi maçlara 6 puanlık maç denir, 24×2=48 puan belki cebe koyarak lige başlıyorsun. İşte o yüzden eski Fenerbahçe ligin 8-10.haftalarında liderlik koltuğuna oturmuş oluyordu.
Bu ilk 5 dediğimiz büyük takımlara, veya iyi oynayan takımlara, veya takım gibi takımlara karşı Fenerbahçe’nin skor anlamında ne zaman üstünlük sağlayacağını sadece Aykut Hoca biliyor.
Fakat Aykut Hoca bir şeyi daha iyi biliyor.
Fakat uygulayamıyor.
Sezon başında ıvır zıvır bütün adamları göndererek radikal kararlar alan Aykut Hoca hala Semih’i değil, 70 dakika Alex’i düşünüyor.
Hem de geçen hafta Özer’in sakatlanması ile şansa oyuna giren ve oyunu çeviren Semih’i.
Ve Aykut Hoca, şunu da biliyor.
7 senede Semih, Alex kadar görev alsaydı, belki Alex gibi 100 gol-100 asist değil, fakat en azından 50 gol-50 asist ile oynardı.
Aykut Hoca, şunu da biliyor.
Şu an Alex’in ölmüş ise, 10 numarada oynayacak adam kesin Semih’tir.
Ve Aykut Hoca, Alex’e artık koşamıyor diyenlere, en güzel cevabın “Ulan 2003’de de bu adam koşmuyordu ki” olduğunu da biliyor.
Sağda Dia, solda Tansaş
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 30 Eylül 2010 tarihinde gönderildi
Ne 4-3-3, ne 4-2-3-1…
Aykut Hoca, takımın şablonunu nihayet açıkladı;
“Kurtlar Vadisi” kadar heyecanlı, “Ezel” gibi sürükleyici, “Lost” kadar gizemli, “Çocuklar Duymasın” gibi bizden, “Aşk-ı Memnu” kadar ihtiras ve entrika dolu, “Süheyl-Behzat Uygur” ayarında bir takım.
Fenerbahçeliler öyle bir 6 hafta yaşadı ki, belki 6 senede bu kadar olay görmedi. İlk yarıda 5 gol olan maçlar, seyircisiz 8 gol, yedek stoper götürülmeyen deplasman maçı, Alex polemikleri, 2 haftada 2 kupadan elenmeler vs…
Yine de bunlar aslında bir Fenerbahçeli için olağan şeyler.
Zira şu an bir araştırma yapsalar, kanserlilerin %70’ı Fenerbahçeli çıkar.
Şimdi ben diyeceğim ki, Alex’i çıkar, bu takım 4-3-3 oynar.
Lakin daha Aykut Hocam, Bilica’yı, Selçuk’u çözemiyor ki, sıra 4-3-3’e gelsin.
Aykut Hoca’nın kafası bence hala çok karışık.
Zannedersin ki, Çırağan’da düğünü Aykut Kocaman yaptı.
Adamcağız 6+2 ile kafayı yoruyor, maç 6-2 bitiyor.
O daha da enteresan.
Bu arada kabul ediyorum; 4-3-3, Selçuk-Ali Bilgin-Deniz Barış ile çok zor bir taktik.
Ama senin elinde Stoch-Niang-Dia var.
Bu arada sağda Dia var, fakat sol bekte bir adam var ki, bir şey söylemiyim.
Sonra adımız ırkçıya çıkıyor.
Ve son söz Ali Sami Yen stadı için…
Ben hayatımda böyle bir basın tribünü görmedim.
Zaten ben hayatımda başka bir basın tribünü de görmedim.
Bu stadın bitmiş de olsa bir ruhu var.
Bu stat binlerce ünlü gördü.
Kızılyıldızlar, Barcelonalar, Milanlar, Chapuisatlar, Hasslerler, Metallicalar…
Ben eminim bu stadın yıkılması ile Türkiye’nin Avrupa’da başarı defteri denen şey kapanacak.
Çünkü bu havayı hiç kimse, hiçbir yerde bir daha yakalayamaz.
Fakat benim takıldığım nokta şu;
Sen ne uğraşıyorsun TOKİ, MOKİ, hak ediş, proje ile.
Hazır ayağına bir maç gelmiş.
İzin versene 30 bin Fenerbahçe’liye, stadı 5 dakikada yıksın.
Bir de oyun yapıyorsun, “Fenerbahçe deplasman takımı. O yüzden kale arkasını verdik” diye.
Yahu adamlar, Sami Yen’de 6 atacağız diye bütün İstanbul’u yakacaklar, sen stadı düşünüyorsun.
http://www.haberturk.com/yazarlar/556900-sagda-dia-solda-tansas
Alex le Sonsuza?
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 22 Eylül 2010 tarihinde gönderildi
Şimdi yazacaklarımı 7 yaşında bir çocuk da, 77 yaşında bir dede de anlayacaktır.
Alex, Fenerbahçe’nin gelmiş geçmiş en yararlı futbolcusudur.
100 gol -100 asist ile oynayan bir oyuncu eminim bir daha gelmeyecektir.
Alex, Toni Schumacher’den de, Uche’den de, belki Rıdvan Dilmen’den bile daha tapılan bir futbolcu olmuştur.
O kadar sevilmiştir ki, statta bir tribünü oluşmuştur. Özel bir kitlesi vardır.
Kalamış’taki 5-6 yaşındaki çocukların tümünün ismi belki de Aleks’tir.
X harfini muhtar klavyede bulamadığından böyle dansöz ismi şeklinde koymuş da olabilir.
Alex, Fenerbahçe’nin gelmiş geçmiş en yararlı futbolcusudur fakat benim için en iyi futbolcusu değildir.
Örneğin ben, şu ana kadar ben 10000 rüya gördüysem, hiçbirinde Alex yoktur.
Ben halı saha takımı kursam, altın 11 yapsam, Alex en son aklıma gelir.
Ben forma alsam, Alex isminden önce, benim için arkasına yazılacak yüzlerce isim bulunmaktadır.
Ben Alex’çi değilimdir.
Benim futbol kitabımda Alex’in yeri yoktur.
100 gol atsa da benim kafamdaki 10 numara Alex değildir.
Benim futbol anlayışımda, Pesiç-Repçiç’in yeri vardır, Oğuz Çetin’in büyük yeri vardır, Revivo’nun sağlam yeri vardır, Pierre van Hooijdonk’un inanılmaz bir yeri vardır, fakat Alex’in yeri yoktur.
Ben mahalle arasında maç yapan küçük çocukların “Arda çalımlarla gidiyor..”, “Quaresma şut ve gooool”, “Hagi topu aldı”, “Gökhan Zan, ve maalesef çakrası kırıldı” diye konuştuklarını duymuşumdur fakat “Alex, harika bir gol” dediklerini çok az duymuşumdur.
Aykut Hoca, Alex tarzı futbolcuları sevmeyebilir.
Fakat şurada hata yapmaktadır.
Alex’in bu takımdan kesin silinmesi gerekir, fakat Alex gönderilecek ilk oyuncu değildir.
Örneğin, Aykut Kocaman’ın bu seneki en iyi transferi, Niang değildir.
Aykut Kocaman’ın bu seneki en iyi transferi, Deniz Barış, Ali Bilgin, Vederson, Önder Turacı, Colin Kazım ve Güiza’nın kovulmasıdır.
Daha kovulacak en az 5 adam daha var iken, Alex’i kesmek büyük handikaptır.
Maalesef Aykut Hoca, Alex’i bazı duayenlerin gazıyla aniden silmiştir.
Ve Aykut Kocaman’ın unuttuğu çok önemli bir konu daha vardır.
Alex, beyaz Brezilyalıdır. Gözlük takar, çünkü kitap okur. Kafalıdır.
Vederson gibi kafası tüp değildir. Yani zekidir.
Alex’in istemediği hiçbir oyuncu takımda duramamıştır.
Kezman, Güiza, Pierre van Hooijdonk, hepsi şutlanmıştır.
Alex ile birlikte tek sevdiği futbolcu olan Semih, yıllardır bu takımdadır.
Aykut Hoca her ne kadar tecrübeli de olsa, bu konuda karakteri gereği toydur.
Alex isterse, çaycı dahil herkesi, yerini değiştirtme, göndertme gücüne sahiptir.
Buna ister Brezilya mafyası denebilir, ister başka bir şey denebilir.
Fakat Alex’in pozisyonu Başkan’ın ayakta alkışladığı Sakarya maçında belli olmuştur.
Alex, yıllardır bu takımın futbolcu-sportif direktörüdür.
Nedeni çok basit
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 14 Eylül 2010 tarihinde gönderildi
Diyorlar ki…
Türkiye baskette, voleybolda final oynarken,
Neden futbolda PAOK, Kaparty Lviv gibi abuk sabuk takımlara eleniyor?
Nedeni ne Alex.
Ne Aykut Qcaman.
Ne Rijkaard.
Ne 4-4-1-1.
Ne de 4-8-15-16-23-42.
Nedeni çok basit.
Türkiye, Fransa maçında havalarda uçuyor, ters alley-ooplar, onlar-bunlar…
Kenarda Selçuk, Semih’in kafasına balonla vuruyor.
Soruyorlar…
Nasıl oluyor da, Sırbistan’ı eliyoruz, Amerika’ya bile kafa tutuyoruz, her sene bir final oynuyoruz;
Fakat;
Futbolda Dünya Kupası 3.sü olsak, Avrupa Kupası’na gidemiyoruz.
Avrupa 3.sü olsak, Dünya Kupası’na gidemiyoruz.
Yahu 150 senedir neden İngiltere’ye bir gol atamıyoruz?
Kaldı ki, basket ata sporumuz değil…
“Bir tarafı yere yakından korkacaksın” diye bir atasözümüz var, fakat aynı atanın “anam avradım olsun” diye yemini var.
Yine kaldı ki; memleketin boy ortalaması bir Hülya Avşar, basenlerin ortalamasını hiçbir fizikçi hesaplayamaz.
Nedeni ne dağların Ege’ye dik uzanması, ne de Ergenekon.
Nedeni çok basit.
Kerem traşını olmuş, Engin şirin, Oğuz fizikli, Semih tatlı, Ender futbol yorumcularından daha iyi konuşuyor.
Öbür taraftan;
Selçuk’da 3 karış sakal, simsiyah bir tip, hepsi eşofmanı beline bağlamış, belki ayaklarında takunya, Arda’nın benim kadar gıdısı var, pikniğe gelir gibi giyinmiş iğrenç bir türkuaz güruh.
Şimdi…
Kim demiş, uzun boylu adamın beynine oksijen gitmez diye?
Kim demiş, “Boyu uzun, aklı kısa” diye?
Ve kim demiş,
Türk Futbolunun marka değeri 400 milyon dolardır ve doğrudur diye?
Genç Osman vs. Genç Semih
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 25 Ağustos 2010 tarihinde gönderildi
Biri, Osman Gazi’den sonraki II.Osman idi,
Biri, Semih Bayülgen’den sonraki 2.Semih idi.
Biri, 14 yaşında padişah oldu,
Biri, 14 yaşında Fenerbahçe’ye transfer oldu.
Biri, Osmanlı’nın 16. Padişahı oldu,
Biri, Fenerbahçe’nin 1600. Forveti oldu.
Biri’nin annesi, Mahfiruz Haseki Sultan, Rum’du,
Biri, İzmir doğumluydu.
Biri, onlarca öğretmen gördü, Arapça, Farsça, Latince, Yunanca ve İtalyanca konuştu,
Biri, onlarca forvet gördü, Portekizce, İspanyolca, Rusça, Felemenkçe, Sırpça, Senegalce duydu.
Biri, hiçbir zaman kendine uygun bir sadrazam bulamadı,
Biri, hiçbir zaman kendine uygun bir teknik direktör bulamadı.
Biri, ona sahip çıkacak akıllı ve sadık bir dost bulamadı,
Biri, Alex’i yanına aldı, yine de kimse ona sahip çıkmadı.
Birinin yerine amcası Sultan Birinci Mustafa getirildi,
Birinin yerine dayısı Mamadou Niang getirildi.
Biri, hacca gitmek istedi, gidemedi,
Biri, opsiyonunu kullandı, gidemedi.
Biri, heybetli, yüksek himmet sahibi, yiğit, fevkalede bir binici idi.
Biri, kambur, zayıf, fevkalede bir sırtı dönük forvet idi.
Biri, Kapıkulu Ocakları’nı reddetti.
Biri, Fenerbahçe kaptanlığını reddetti.
Biri, Yeniçerilerin ayaklanmasında öldü.
Biri, Taraftar ayaklanmasında doğdu.
Bunların ikisi de genç idi.
Bunların ikisi de bir şeyler yapmaya çalıştı….
“Bir şah-ı âli şan iken şah-ı cihana kıydılar,
Gayretli, genç bir aslan iken şah-ı cihana kıydılar.”









Son Yorumlar