2010 ile Etiketlenmiş Yazılar

Kuşak

Yayıncı kuruluş bir şeyi artık çok iyi anlamalı.

Ya Türkiye’de derbi maçı olduğu gün, Manchester United – Liverpool maçını canlı vermeyecek.
Ya Manchester United – Liverpool maçının olduğu güne derbi maçı koydurmayacak.
Ya da çıkacak diyecek ki, “Beyler biz sizden marka değeri için 400 milyon dolar almıştık, buyrun size para üstü;399 milyon dolar.”

Çünkü artık hiçbir şey eskisi gibi değil.

Bir kuşak düşünün…
TRT2’de gecenin bir yarısına kadar Gullit acaba saçını kestirdi mi, Baggio acaba nasıl oynadı, Kubilay Türkyılmaz bugün gol attı mı diye beklerken, bir kuşak tuvalette 3G Berbatov’u seyrediyor.

Tabi o 3G’nin tuvaletteki G’sini burada yazarak herşeyi berbat etmeye gerek yok.

Fakat bu kuşak, aynı gün Nani’yi de, İbrahim Üzülmez’i de sağ açık gördü.
Bu kuşak, Cüneyt Çakırkeyif ile tanıştı.
Bu kuşak, 50 yaşındaki Aurelio ile, Nobre ile, Selçuk ile, Andre Santos ile, Baroni ile tanıştı.
Bu kuşak, bir maçta 50 ofsayt, 100 kere hakem itip-kakma, 500 tane faul, 1000 adet küfür, 5000 pas hatası gördü-duydu.
Oysaki aynı kuşak, öğlen İngiltere’deki maçta toplam sadece 3 ofsayt, 26 faul, 1000 tane şut görmüştü.

Bu kuşak bunları tadarken, maalesef zehir bir kuşak daha geliyor…

Bizim yeğen 5 yaşında somon yiyor, brokoli yiyor, dvd’den Spaydır Meni koyuyor, PSP oynuyor.

Ben balığı ilk 15 yaşında yemişim.
Brokoliyi 2010’da görmüşüm.
Brüksel La Hanası’nı futbol takımı zannediyorum.
Babam kontrol kalemi istemiş, ben evde kontrol marka kalem aramışım.
Annem, gezmeye çıkacak diye ayağında beni 100 km hızla sallamış. Beynim Süheyl Uygur olmuş.
Rıdvan Hoca, hala tahtada 4-4-1-1 diyor, Toraman diyor.

Sence bu gelecek kuşak bunları yer mi?

Somonu, Brüksel lahanasını değil…
Sence bu kuşak 10 sene sonra Türkiye Süper Lig Hıyar’ını yer mi?

, , , , , , , , , , , ,

Yorum yok

5 Aralık 2010

Karabük maçından sonra Zapotocny’e sormuşlar; oruç mu tutmak isterdin, Emenike’yi mi? “Orucu bırak, artık 5 vakti bile kaçırmam.” demiş.

Karabük – Beşiktaş maçı bize şunu gösterdi; 5 Aralık 2010 Fenerbahçe için çok önemli.

5 Aralık’ta ne mi var?
Cristian Baroni’nin 5000.geri pasının kutlaması o gün değil. O, hemen haftaya.
“Evet/Hayır/Belki/Dur bakalım/Allah büyük” Referandum’u da yok…
Lugano, Andre Santos, Bilica, Baroni’nin Noel’de kaçmasına da daha var.

5 Aralık’ta Fenerbahçe – Karabük maçı var.
Karabük’teki maç pek önemli değil, çünkü Emenike Kadıköy’e geliyor.

Ve Aykut Hoca’nın en büyük ikilemi o güne kadar çözülmemiş ise, o gün çözülecek.

Çünkü yeni sistemde;
Fenerbahçe, orta sahada pres yemediği 3 maçta 8 gol attı, 3 gol yedi, 2 galibiyeti var. (Antalya, Trabzon ve Manisa.)
Fenerbahçe, orta sahada pres yediği 4 maçta, 3 gol attı, 5 gol yedi, 0 galibiyeti var. (Young Boys ve PAOK.)

Özet şu;
1. Fenerbahçe açık oynarsa kesin gol atıyor, fakat muhakkak gol yiyor.
2. Bilica ve Lugano ne kadar ileride basarsa, o kadar gol pozisyonu veriyor. (Denklem şu; Lugano ve Bilica kendi yayından 5 metre ilerde oynarsa 1 gol pozisyonu veriyor. 10 metreye 5 pozisyon, 15 metreye 10 pozisyon gibi..)
3. Fakat Fenerbahçe’ye ortada pres yapılırsa, Lugano ve Bilica otomatik geriye yaslanıyor. Bu şekilde daha az gol yemiyor, fakat daha az gol atıyor. E, bu şekilde galibiyet gelmiyor, taraftar sıkılıyor, Kezman, Güiza, Kazım da küfür yiyor.
4. Eğer açık oynayıp, rakip takım ise orta sahada basmayıp, sadece kontrayı düşünürse akıllara ilk önce Fenerbahçe – Kayseri maçı (1-4, Aghahowa 3 gol, 2008), daha sonra Emenike geliyor.
5. 2 gün içinde Bilica ve Lugano’yu gönderip hızlı 2 stoper alamayacağınız için, yine akıllara hazır Okan diye birini bulunmuşken, Gökhan Gönül’ü stopere çekip, sağ tarafı Okan’a vermek geliyor.
6.  Ve hazır birilerine bir şey vermişken, aklıma Andre Santos’a da beş kardeş böreği vermek geliyor. Fakat çocukcağız 100 kilo olmuş, “onu da anlamaz, yer” korkusu da peşinden geliyor.
7. Bir sonraki yazı tabi ki Mardin’den Okan Alkan için geliyor.

http://www.hurriyet.com.tr/spor/yazarlar/15675320.asp

, , , , , , ,

3 Yorum

Futbol enteresan

Maradona:“Pele’yi fazla izleyemedim. Belki benden daha iyiydi. Ama annem benim daha iyi olduğumu söylüyor.”


2010 Dünya Kupası bana şunu gösterdi;
Biz futbolu seviyoruz arkadaşım!

Bakma sen, biz Ömer Üründül’ü de seviyoruz.
Ahmet Çakar’ı da, Sergen’in patlayacak gömleğini de seviyoruz.
Kuzey Kore’yi seviyoruz, Yunanistan’ı bile seviyoruz.
Ronaldo’yu, Maradona’yı, Aygün’ü, K.Orhan’ı, Şenol 3’ü, Mourinho’yu, Hakan Şükür’ü, Guti’yi, Lugano’yu, Hagi’yi, Cantona’yı, Milne’nin tercümanı Ali Emeç’i, Şevket Belgin’i, Ali Şen’i de seviyoruz.

Fakat bu mereti niye seviyoruz?
Adamlar bilimsel olarak açıklamışlar.

Dünyada el dışındaki uzuvla oynanan tek spor, futbol.
Düşünün, bir çöpü çöp kutusuna elle mi atmak zor, ayakla mı?
Bir kere bilinç altında çok dolaylı yoldan bu zorluk cezbediyor.

Peki bu zorluk niye cezbediyor?
Çünkü biz biliyoruz ki, Boston Celtics – Trabzonspor ile basket maçı yapsa, %0 şans var.
Ama Brezilya – Keçiörengücü ile futbol maçı yapsa, %0.001 bile ihtimal olsa, o maç 0-0 bitebilir.
İşte o ihtimali bekliyoruz.

Bu maddelerden sadece biri.

Peki biz seviyoruz.
Kadınlar niye sevmiyor?
Niye 1 kadın, 4 senede bir yapılan bir şölene, 1 ay dayanamıyor?

Çünkü kadınların sinir sistemi ile seninki farklı.
Kadınların ayak ile çoğu şeye tepkisi yok.
Kadınlarda ayakla oynanan hiçbir şey, beyinde bir etki yaratmıyor.

Aynı adamlar, kadınların niye araba kullanamadığını da böyle açıklıyor.
Çünkü, sen araba kullanırken ayak hareketlerin ile beynini ayırabiliyorsun.
O ayıramıyor.

Bunda kızacak birşey yok, hanımlar.
Malesef bilim bu.

Size sadece roka ye, tere ye, kuzu kulağı ye diyen de bilim,
Bunu söyleyen de.

Ama isterseniz şöyle toparlayayım.

Biz futbolu seviyoruz.
Çünkü biz Burcu Esmersoy’u seviyoruz.

http://www.hurriyet.com.tr/spor/yazarlar/15332065.asp

, , , , , , ,

2 Yorum

Ahtapot ızgara – Üründül güveç

Ahtapota sormuşlar, İspanya mı kazanır, Hollanda mı diye. İspanya demiş. Aynı soruyu Ömer Üründül’e sormuşlar, “Kazanmaları için gol lazım” demiş. Ulan biri midyeden zehirlenmiş diyorlar ama hangisi bulamadım.


“Tehlikeli bir yerden korner atılıyor.”

Benim 2010 Dünya Kupası’ndan hatırlacağım yegane şey.
Ne Ronaldo’su, ne de aygaz tüp Maradona’sı.
Sağolsun Sayın Vüründül, sağolsun Türk Vuvuzelası.

Merak etmeyin, Ömer Üründül yazısı yazmayacağım.
Zaten adamcağızla bir La Gazzetta dello Sport dalga geçmedi.
Yapılabileceğimiz tek şey, Ömer Üründül bu kupada ne harcadıysa, üstüne bir o kadar daha koyup cebine sıkıştırmak, bir sonraki kupaya gelmemesini sağlamak.

Konu, dediğim gibi o değil.
Konu şu…

Dünya Kupası finali bitmiş.
NTVSpor’u açıyorsun doğal olarak.
Çünkü Kanaltürk’de Muppet Şov, TRT1’de de İnanç Dünyası var.

NTV tam kadro; Rıdvan Hoca (Hoca camide), Mustafa Doğan Hoca, Sergen Hoca, Mehmet Demirkol Hoca.

Yahu zannedersin, gelmiş geçmiş en iyi dünya kupası oynanmış.
Nasıl ballandıra ballandıra anlatıyorlar.
Sanki maçlar 5-5 bitmiş, yüzlerce pozisyon var, heyecandan birileri ölmüş.

Anacığım, ben sana Dünya Kupası’nı 5 maddede özetleyeyim.

Benim daha ilk yarısında uyumadığım maç yok. Bu bir.
Eğer ahtapot biraz adam olsa, eli kolu oynamasa bütün maçları 80.dakikadan sonra seyredin derdi. Bu iki.
Vüründül ve vuvuzela yüzünden televizyonun sesini kapatıyorum, içeriden Aşk-ı Memnu’nun müziği geliyor. Bu üç.
Niye biz %99 topla oynama oranına sahip fakat sadece 8 gol atarak Dünya Kupasını kazanan bir takımı ilahlaştırıyoruz? Bu da dört.
Gittim gördüm. Kimse kusura bakmasın, adam hakkaten Yeniköy Kasabına benziyor arkadaş. Bu da beş.

http://www.hurriyet.com.tr/spor/yazarlar/15300395.asp

, , , ,

7 Yorum

HD Ömer Üründül

Yıllarca renksiz, cansız, tatsız-tutsuz, A Milli Takımsız bir TRT maçından daha sıkıcı ne olabilir diye düşündüm. Ve yüce Rabbim onları yarattı. Vuvuzela Hakan Şükür ve blokların arasındaki adam, Ömer Üründül.

Ve Dünya Kupası başlıyor.

Merak etmeyin istatistik vermeyeceğim. Zaten bin tane sayı isteyen Uğur Meleke okur, en kötü köşedeki iddia bayine gider, ona sorar.

Fakat bir tane istatistik verebilirim.

Dünyada en çok boşanma, 4 senede bir Haziran ayında görülüyormuş.
Yani her Dünya Kupasında…

E sen tam Maradona 30 kişiyi çalımlarken televizyonun önünden tabakla, çanakla geçersen kapının önüne koyarlar.
Fakat bir de anne yüreği vardır ki kızamazsın.

“Oğlum, ne maçı bu?”
“Arjantin – İngiltere anne.”
“Sana ne, Türkiye’nin maçı mı ki?”

Veya,

“Hangisi Brezilya oğlum, kırmızılılar mı?”

Bu seneki kupada yine annemizden biraz farklı, babaannemizden çok az klişe olan Ömer Üründül var.
Hem HD kalitesiyle.
“Yayını HD yapacağına, sen yorumcunu HD yap” denir fakat kafa Tapu Kadastro kafası olunca çok da birşey beklememek lazım.

TV’de genelde Dünya Kupası’nın yapıldığı ülkeye bağlanılır ve son durumlar sorulur. Genelde de şöyle denir, “Koeman sarı kart cezalısı, Lineker sakat, Maradona maç öncesi 4 tane fitil aldı” gibi.

2010’da ise şöyle haberler var, “BBC kameramanın kamerası çalındı, Danimarkalı futbolcuların paraları çalındı, Japonya komple çalındı.”

Bu haberler, hep yalan haberlerdir. Güney Afrika hiç öyle bir yer değildir.
Bak ben Güney Afrika’ya gittim, sana anlatayım.

Gece karanlıkta arabayla eve gidene kadar 1-2 kişiye çarparsan şanslısın. Adamlar TEM’de yaşıyorlar. Adamların en beyazı Mususi. Üstüne üstlük simsiyah giyinmişler. Ulan madem siyahisin, gece niye siyah giyiyorsun? Zengin beyazların çok azı soyulmamıştır. Benim çok yakın bir ağabeyimi de soydular. Hem de evlerinde ellerini kollarını bağlayarak. Sabahları uyanıyorsun, bahçendeki kuşları, kedileri topluyorsun. Çünkü sitenin telinde 380 Volt var. Gece çarpılmış garibanlar. Safariye gittik, arabanın içindeki kadınları erkekleri not alıp yazıyorlar. Sorduk niye? Geçen sene bir adam karısı ile gelmiş. Eskiden not alınmadığı için, adam kadını leoparın orada indirmiş, bırakıp kaçmış. Kadını aylar sonra ağaçların içinde Mustafa Topaloğlu gibi bulmuşlar.

Ama en çok dikkatimi çeken, gerçekten bir ülke ayakkabı giymez mi yahu?
Alışveriş merkezinde, sinemada, yolda çıplak ayak yürünür mü yahu?
O güzelim insanlar, renkli gözler, taş gibi gençler ama leş gibi simsiyah ayaklar….

Çok farklılar, çok…
Bizden çok farklılar…

Çok dedim de.
Aklıma yine Ömer Üründül geldi…

“çok güzel bir vuruş!”
“çok..”

“çok büyük bir başarı…”
“çook çok..”

“şöle şöle dimi Sayın Üründül?”
“çook çok..”

http://www.hurriyet.com.tr/spor/yazarlar/14992763.asp

, , , , , , , , , , ,

12 Yorum

Aziz Başkan CHP’ye

Bu yazı, Pazartesi sabahı Fenerbahçe şampiyon olsa da-olmasa da burada olacaktır. Çünkü bu yazı sadece bir spor yazısı değil, skor yazısı hiç değil, lakin bir final yazısıdır.

Bildiğiniz gibi başarılı bir dönem geçiren Fenerbahçe Spor Klubü, 2010 senesinde bir tek Kadınlar Deve Güreşi veya Uzun Eşek’de final oynamamıştır.

Trabzon maçının skoru hiç önemli değildir. Gerçi maç 3-1 Fenerbahçe’nindir. Örneğin son maç Keçiörengücü ile olsa, aynı şeyler söylenemeyebilir. Zira Fenerbahçe büyük takımlara karşı “konsantresi” farklıdır. Bu arada Lig biterken başta Sergen Yalçın olmak üzere, diğer yorumculara şunu hatırlatmak gerekir; meyvenin konsantresi olur, fakat futbolcunun konsantresi olmaz. Lakin şöyle de denebilir, “Appiah’ın konsantresi çok fazladır”. Yani adam demir gibi, yoğunluğu çok fazla anlamına gelmektedir. Mesela Gökhan Zan’ın konsantresi yoktur da denebilir.

İster şike deyin, ister mafya, Fenerbahçe Spor Klübü son 10 yılda nümerik olarak sayısız başarılara imza atmıştır. Benim fikrimi sorarsanız, herşey Şükrü Saraçoğlu’nun yeniden yapıldığı gün başlamıştır. Çünkü, şike, mike, teşvik primi, hatır işleri bunlar topun icadından beri her klüp tarafından yapılmaktadır.

Peki, diyelim ki, Aziz Yıldırım herşeyi para ile, şike ile yapmaktadır. O zaman Aziz Yıldırım, Cannes’a, Bergamo’a, Efes Pilsen’e, Sevilla’nın kalecisine de para yedirmiş dememiz gerekir. Veya Galatasaray – Steaua Bükreş maçına başarı dersek, Fenerbahçe – Chelsea maçına, Nihat Özdemir Chelsea TOKİ AlışVeriş Merkezi ihalesi için anlaşamadı mı dememiz gerekir?

Bu arada Aziz Yıldırım, o kadar başarısız bir mafyadır ki, 27 senedir bir Türkiye kupası alamamıştır.
27 senedir onbinlerce hakemi bağlamış, Digitürk’ü bile bağlamış, fakat bir tane kıchıkırık kupayı bağlayamamıştır.

Aslında bunların hiç biri umurumda değildir.

Fenerbahçe son 10 senede çok iş yapmıştır.
Fakat hala bu büyük potansiyeli kullanamadığı için istediğim noktada değildir.
İşte o yüzden acımasızca eleştiriyorumdur.
İşte o yüzden Sn. Ercan Saatçi bana “Sayende” deyip zaman zaman kızıyordur.
Fakat potansiyel inanamayacağınız kadar büyüktür.

Ve Aziz Yıldırım…

Fenerbahçe son 10 senede çok iş yapmış ise bunun ilk sebebi Aziz Yıldırım’dır.

Eğer Türkiye’de bir problem var ise, bunun alternatifi CHP ise, onun da lideri eksik ise, orayı dolduracak, karşı rakibin dilinden anlayacak ve ona “van minut” diyecek bir kişi vardır.

O da Aziz Yıldırım’dır.

“Atatürk’ün partisine Aziz Yıldırım’dan başkan olur mu deyyus?” diyenleri duyar gibiyim…

Niye kızdınız?
Siz yıllarca Atatürk Fenerbahçe’liymiş demediniz mi?

http://www.hurriyet.com.tr/spor/yazarlar/14722024.asp

, , , , , , , , , , , , , ,

1 Yorum

7+

Bu yazı şiddet, küfür, korku ve gerilim içermektedir, lütfen bu yazıyı çocuklarınıza okutmayınız.

Outlook

Bu yazıyı yazar kimliğimi bir kenara koyup Fenerbahçe taraftar kimliğimle yazıyorum. Bu arada yazar kimliğimin de içine oturayım.

Fenerbahçe’nin bugünkü durumunda olmasının sebebi ne Daum, ne Fırat Aydınus, ne Güiza, ne Deniz, ne de Aziz Yıldırım’dır.

Bu tablonun sebebi Fenerbahçe taraftarıdır.

Fenerbahçe taraftarı öyle rastgele bir taraftar değildir. Fenerbahçe taraftarı müthiş enteresandır. Bir kere rengarenktir. Kimyası çok farklıdır. Fiziği de çok farklıdır, çünkü Mecidiyeköy’deki o pis hava Kadıköy’de yoktur. Fenerbahçe taraftarı, maçtan önce Bağdat Caddesi’ni doldurur, saatlerce bira içer, tonlarca patates yer, eğlenir ve İngilizler gibi yürüyerek stada gider. Fenerbahçe taraftarı takımını en çok seven taraftar grubudur, çünkü çok az manyaktır. Bundan yıllar evvel deplasmanlara limitli seyirci alınırken Fenerbahçe, Beşiktaş’dan, Galatasaray’dan 10000 bilet ister, 5000’e izin gelir; lakin Beşiktaş ve Galatasaray taraftarı 5000 bilet ister, maça 1000 kişi gelir. Fenerbahçe seyircisi halis Türk seyircisidir. Fenerbahçe halkın takımıdır. Fenerbahçe bizden biridir. Yani, Fenerbahçe Türkiye’dir.

İşte o yüzden Fenerbahçe seyircisi mankafadır. Cahildir. Zekası yeterli değildir. Kültürsüzdür. Fenerbahçe seyircisi, Güiza’ı ağlatır, kafasına oklava verir, 3 gün sonra ağzına baklava verir. Belki de yeryüzünde havalimanında futbolcu karşılayan ilk klüptür. Fenerbahçe seyircisi Deniz’i yuhalar, Tarık’ı yuhalar, Rıdvan’ı yuhalar, Rüştü’yü döver, Müjdat’ı kovalar, fakat onu alanlara, onu oraya getirenlere bağırmayı akıl edemez. Ya da gücü yetmez. Bir de, 2 gram akılları kalmıştır, onu da çok sevgili ağabeyleri Rıdvan Dilmen almıştır. Öyle ya, Rıdvan Dilmen ilk 8 hafta Fenerbahçe’yi Barcelona yapmış, sonraki 8 hafta Beşiktaş şampiyon olur demiş, 3 hafta önce yine Barcelona yapmış, Beşiktaş havlu atmıştır demiş, şimdi de “Bu kadro ile bu iş olmaz” demiştir. Halbuki bütün sezon kadro aynıdır. Beşiktaş’a da artık birşey diyecek insafı kalmamıştır.

Fenerbahçe yönetimleri de Türk odunluğuna sahip olduğu için ve sıfır profesyonel olduğu için Fenerbahçeliler yıllarca yönetimlerden de çekmiştir.

Örneğin;
- Fenerbahçe 32 senedir yıpratıcı, uzun boylu forvet arar. Elin gavuru Mars’da su bulmuştur, Fenerbahçe hala aradığı yıpratıcı forveti bulamamıştır.
- Her mahallede, her sahada, top oynanan her odada 2 çocuktan biri Fenerbahçe forması giyer, fakat 32 senedir Fenerbahçe’de bir çocuk iki kere üst üste maç oynamamıştır. Genç Semih bile futbola Özçamdibispor’da başlamıştır. Zaten 32 senede 600 futbolcu arasında hala sadece Semih ve Tuncay’ı konuşmak utanç vericidir.
- Fenerbahçe her sene ama her sene trilyonluk flaş transferler yapar. Fenerbahçe bu yüzlerce flaş transferlerden Baliç ve Okocha dışında hiçbirinden para kazanmamıştır.
- Sadece Fenerbahçe’de kovulan teknik direktörler ve futbolcular geri gelir.
- Fenerbahçe Bolu’da, Ağrı’da, Lagos’da, Çin’de tesis açmasına rağmen, seyircisiz bir İstanbul Büyükşehir Belediye takımı Fenerbahçe’yi her sene yenebilmektedir. Zaten bu kafa olduğu sürece de Fenerbahçe daha çok Ozan İpek ve İskender meşhur edecektir.

Bir teori de bütün bu dangalaklıkları “Lise” altyapısı ile açıklar. Örneğin, 10 futbolseveri bir araya getirsek, ki bunların kesin 4’ü Galatasaray’lıdır, 4’ü Fenerbahçe’lidir, 2’si Beşiktaşlıdır; herhangi bir sosyoloğa sorsanız Fenerbahçe’lileri hemen ayırdecektir. Çünkü Fenerbahçe’linin kültür seviyesi, konuşma yeteneği, 2 kelimeyi bir araya getirme refleksi, cahilliği, zekası ve futbol zekası hemen kendini belli eder. Çünkü tekrarlıyorum; Fenerbahçe, 8 yıllık zorunlu eğitime daha yeni geçmiş bir Türkiye’dir. Galatasaray Lisesi ve Beşiktaş Anadolu Lisesi burada Fenerbahçe Lisesi’nden çok kalın çizgilerle ayrılmıştır. Ha bu demek değildir ki, Fenerbahçe’den zeki, kültürlü ve işini bilen bir insan yetişmemektedir, veya Galatasaray ve Beşiktaş’da devamlı saygın, zeki insanlar görev almaktadır. Fenerbahçe’de son 5-10 seneye bakıldığında Kemal Dinçer, Aykut Kocaman ve Ali Koç gibi en azından ne dediği anlaşılan, saygılı, pratik zekalı, prezantabl, dinamik insanlar da yetişmiştir. Fakat ondan öncesi Hasan Özaydın, Ömer Çavuşoğlu ve Erol User’dir. Yani yontma taş devridir. Bu arada Fenerbahçe’de yeni karakterler yetişirken Galatasaray’da Adnan Sezginler, Beşiktaş’da Yıldırım Demirörenler de kontra olarak görev almaktadır.

O zaman bu mantıkla her Galatasaray’lı veya Beşiktaş’lı çocuğun o liselerden çıkması mı gerekir? Hayır, gerekmez. Bir çocuğun öğrenme yaşının 3, karar verme yaşının 4, karakterinin oluşma yaşının 5 olduğunu varsayarsak, çocuk zaten TV’den Aziz Yıldırım, Yıldırım Demirören, Adnan Sezgin, Faruk Süren, Süleyman Seba, Metin Oktay, Metin Tekin, Arda, Fatih Terim, Hasan Şaş, Oğuz Çetin, Recep Çetin’i izleyerek hangi takımın ona daha yakın olduğuna karar verecektir.

Başa dönersek, Aziz Yıldırım ve Daum’un bugünkü tabloda hiçbir suçu yoktur. Çünkü onların kapasiteleri o kadardır. Çünkü onlar gelip geçicidirler. Çünkü onlar dublördür. Dublörler bu kadar performans verirler. Taraftar, kalıcıdır. Taraftar masaya yumruğunu vurmalıdır. Taraftar belirleyicidir. Digitürk ihalesinin rakamından, Kazım’ın seks partnerine kadar herşeyi taraftar belirler.

Diyorlar ki, Daum İ.B.B maçında saçmaladığı için Fenerbahçe yenilmiştir. Peki, Daum ilk defa mı saçmalamıştır? En önemlisi Daum kendi kendine mi Fenerbahçe’ye gelmiştir? Herhalde zamanında Appiah’ı ve Selçuk’u sağ açık oynatan rahmetli babam değildir. Veya dayım yüzünden Ümit Özat Almanya’ya kaçmamıştır. Seyirci ile kavga edip 10 saniye sonra Semih’i oyuna alan kaynım mıdır, eltim midir? Tabi ki Daum’dur.

Ya da, Aziz Yıldırım hiç mi saçmalamamıştır? 1 ayda 55 milyon Euroluk transfer yapan, her sene en az 1 kere kurumlardan istifa edip geri gelen, 12 senede 4 Lig-0 kupa-1 çeyrek final getiren, “devre arasında transfer yararlı olmaz” diyip Appiah, Nobre ve Anelka’yı devre arasında alan, “biz sene başlarında doğru transfer yaparız ve karşı takımı ısıracağım” deyip 4 tane Emre, 4 tane Appiah ve 2 tane Tuncay alması gerekirken sene başında bayanlar liginden Sos Dantos’u ve Baroni’yi alan bir başkan hiç saçmalamamıştır desek ne derece doğru olur?

Veya 5 yaşındaki çocuğun bile Fenerbahçe’nin savaşan adama ihtiyacı olduğunu bilmesine rağmen Brezilya’dan Sos Dantos ve Baroni ikilisi ile dönen, yeryüzünün Uğur Dündar ile en dürüst Fenerbahçelisi sayılan Aykut Kocaman’ın kafasına silah mı dayamışlardır, transferden komisyon mu almıştır, yoksa o da saçmalama hakkını mı kullanmıştır? Fenerbahçe 1 milyon dolara Mehmet Topal’ı bulamazken, bedavaya Mustafa Sarp’ı alamazken, 10 milyon Euro’ya Baroni ve Sos Dantos’u nasıl almıştır? Elalem Emre Çolak’ı, Necip’i oynatırken Fenerbahçe takımı risk almak istemediğinden mi oynatmak istemiyordur, yoksa bu futbolcuları ortaya çıkaracak futbol zekası olan hiç kimse bulunmamaktadır? Daum, Aziz Yıldırım veya Alex bir maç seyrederken, “şu çocuk çok iyi çocuk, bunu oynatalım veya alalım” diyebilecek kapasitedeler midir? Örneğin heykelini dikmeyi düşündüğümüz Alex, kefil olarak Maldonadoyu getirirken, Aziz Yıldırım Aragones için “tam benim çalışmak istediğim teknik adam” derken futbol zekalarını mı ortaya koymaktadırlar?

İşte yukardaki sebepler yüzünden suç bu karakterlerde değil, eğitim seviyesini güncellemeyen, vizyonu geliştirmeyen, hala kombine alan, hala Digitürk alan, hala forma alan, ve hala Fırat Aydınus kırmızı vermeliydi diyen ileri zekalıdadır.

Çünkü o dingil, İBB maçındaki Deniz’in golünde yardımcı hakeme yüklenir, fakat Lille maçındaki Emre’nin golünü konuşmaz.
Çünkü o ingot, kıçıkırık 5.sınıf Brezilyalı’nın ufacık bir hareketi ile mest olur.
Çünkü o ötektoit, her maça gider, protesto edeceği yerde etmez, protesto ederken yanlış adamı eder, seveceği yerde döver, döveceği yerde sever.
Çünkü o kütüğe aslında Aziz Yıldırım ve Daum bile fazladır.
Çünkü o “Biz pazara kadar değil, mezara kadar sevdik” diyen arkadaş bilmez ki, onun mezarını ilk ziyaretçisi ben olacağımdır.
Çünkü o aks bilmez ki, maça gitmeyince yönetim gider.

Ve yine bilmez ki, küçük beyinler Güiza’yı, orta beyinler Daum’u, büyük beyinler yönetimi tartışır.

http://www.hurriyet.com.tr/spor/yazarlar/13980560.asp

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

20 Yorum

598 Ragıp

 Aerial_view_of_Galatasaray_Lisesi

Bugün benim doğum günüm.

Babam doğum günlerimi “Yahu, bugün senin doğum günün mü? Ulan eşşşek kadar olmuşsun, hala doğum günü diyorsun” şeklinde kutlardı.
Ne şanslıymışım ki, elalemin doğum tarihi Einstein ile, Bill Gates ile aynıdır, benim ki Serdar Ortaç ile aynı.
Millete doğum gününde araba alınır, viski alınır, para gelir, bana mektup geldi.
Mektup, Galatasaray Lisesi ilk mezunlarından Ragıp Fersoy’dan. Arda’ya atmış mektubu ama bana gelmiş kazara.

Şöyle diyor özetle:
“Seni spor programlarından daha çok magazin programlarında görüyorum. O ekranlarda ne işin var senin? Sen futbolunla gündeme gel, sevgilinle sinema kapatmayla gündeme gelme. Çabuk unuttun galiba Florya’ya otobüsle geldiğin günleri.  Futbol oynayacaksın, takım arkadaşlarına örnek olacaksın. Kaptan olmak öyle bant takmakla olmaz. Hem sen niye herkesle kavga ediyorsun? Galatasaray kaptanı kimse ile kavga etmez, sen güvenlikçi ile bile kavgalısın. Tarihi araştırırsan Metin Oktay’ın Fenerbahçe, Can Bartu’nun Galatasaray forması giydiği maçı bile bulursun. Senin Fenerbahçe marşına bile tahammülün yok.  Emre Belezoğlu, Galatasaray’da 3.yılında bir Mercedes almıştı. Fatih Terim anahtarlarını almıştı, hakettiğin zaman binersin demişti. Bunları hatırla oğlum. Ben senin babandan bile büyüğümdür. Geçen seneki Arda gibi ol, takımı ateşle, şu Madrid’i tek başına devir ve gel.”

Mektup çok uzun…

Fakat ben bu mektubu, Arda’ya daha önce yazdıklarım için yayımlamadım.
Bu mektubu, fanlarım, canlarım beni destekliyor diye de yayımlamadım. 
Bu mektubu, “Ne olacak ki canım, gencecik adam, gezecek tabi ki” diyenlere cevap olsun diye de yayımlamadım.
Bu mektubu, hepimizden büyük bir abimiz yazmış diye de yayımlamadım.
Ben bu mektubu, Arda için hiç yayımlamadım.

Ben bu mektubu;
Daha Milli Takımlar teknik direktörü bile olmayan, Alamanya savcılıklarında ismi çıkan, kavgası-gürültüsü eksik olmayan, fakat 18.takımı eksik olan, Rijkaard’lı, Mustafa Denizli’li, Daum’lu, Şenol Güneş’li, Bursaspor’lu, Eskişehirspor’lu ligin kıymetini bilmeyen Türk Futbolu için yayımladım.

Ben, nice senelere.

http://www.hurriyet.com.tr/spor/yazarlar/13805760.asp

, , , , , , , , , , ,

2 Yorum

Fos Galácticos

untitled2

Evet, sizce nasıl bir maç oldu?
Sıkı maçtı. Bu maç dahil, zaten seyrettiğimiz son 5-6 maç Jr. Premier Lig maçı gibiydi. Örnek, Fenerbahçe – Diyarbakır maçını aynen al, Anfield’a koy, dersin ki Liverpool – West Ham maçı var. Fakat lütfen sahayı koyma. Onu burada bırak.

Galatasaray elendi, peki derdi nedir Galatasaray’ın?
Galatasaray’da forvet yok diyorlar, 3 gol atıyor. Beşiktaş’ın ofansif gücü çok iyi diyorlar, bütün sezon ilk defa 4 gol attı. Niye? Çünkü Mustafa Denizli yoktu. Galatasaray Neill ile güçlenmiş, iç güveysi Franco’yu atmış, Uğur ile Caner müthiş oynuyor, yine de 2 gol yiyor ve eleniyor. Demek ki, sorun başka yerlerde.

Peki nedir sorun, söylesenize a kuzum?
Problem ilk önce Arda. Arda Alexleşmiş. Kolunda kaptanlık bandı, 20 yaşında ona buna direktif veriyor, oraya koş, buraya koş diye. Yahu sen CFO olarak alınmadın ki! Sen köpek gibi koş diye yetiştirildin. Şimdi yürüyerek milleti yönetmeye çalışıyorsun. Tabi bununla birlikte, Keita. Eskiden Galatasaray Baros, Kewell, Arda, Keita ile topu karşı tarafta oynardı. Bu da Sarp’ı ve Topal’ı dinlendirirdi. Şimdi çocuklar dilleri beş karış maçı bitiriyorlar. Galatasaray kalesinde her maç en az 5 pozisyon görüyor.

Adnan Polat, sertliklerden şikayetçiydi…
Rıjkaard, kasaplardan bahsediyor. Daha Jo’ya faulu kim yapmış onu bile bilmiyor. Adnan Polat da ligin kasapları meşhur diyor. Daha maçın ilk dakikasında Necati’ye bir tane tekme var, artı bir de çocuğun az daha dili dönüyordu. Bunlar da mahallemizin kasabı, bizim kasap yani.

Galatasaray’a transferler yaramadı sanki…
Yahu nasıl yarasın? Galatasaray, eski Hasan Özaydın’lı Fenerbahçe’ye dönmüş. Herkesi almışlar. Elano kimdir, necidir? Dos Santos 5 senede 5 maç yapmış, sen havalimanında adamı karşılıyorsun. Ben sana Talimhane’de o çocuğun aynısından 10 tane bulurum. Sen forvet yokken Necati’yi almazsan olacağı da budur. Bu arada ben Aziz Yıldırım’ın yerinde olsam, Yalçın’ı hemen bağlarım. Artı, Emre Çolak diye bir canavar var, çocuk 1.60 diye, tek forvet oynayamaz diye, sen Dos Santos’u koyuyorsun. E ulan Santos 1.90 mı? Sonra Servet’i alıyorsun. Tek cümle ile, Galatasaray bu seneki ilk kupasını elinden düşürdü, kırdı, mahvetti.

Maçın 3 adamı?
İzel-Çelik-Ercan. Şaka şaka…
1. Sos Dantos pardon Dos Santos.
2. Tanju Çolak pardon Emre Çolak.
3. Okay Karacan.
Okay Karacan bunların hepsinden daha çok koştu, daha çok pres yaptı, daha çok üzüldü. Yazık oldu Okay’a. Neyse artık, önündeki maçlara bakacak.

http://www.hurriyet.com.tr/spor/yazarlar/13757868.asp
www.emrahoner.com

, , , , , , , , , , ,

14 Yorum

İlhan İrem vardı, o ne oldu?

yigit_ozgur_ilhan_irem

Yahu bir zamanlar;

Bir Tayfun Korkut vardı, o ne oldu?
Bir Yurdeşen Karahasan vardı, o ne oldu?
Bir Mutluhan Süner vardı, o ne oldu?
Bir Lukovcan vardı, o ne oldu?
Bir Papin Mustafa vardı, o ne oldu?
Bir Tınaz Tırpan vardı, o ne oldu?
Bir Bolulu Faruk vardı, o ne oldu?
Bir Adrian İlie vardı, o ne oldu?
Bir Demir Hotiç vardı, o ne oldu?
Bir Şenol III vardı, o ne oldu?
Bir Aliço vardı, o ne oldu?
Bir Bako vardı, o ne oldu?
Bir Stoilov vardı, o ne oldu?
Bir Oulare vardı, o ne oldu?
Bir Mahmut Hanefi vardı, o ne oldu?
Bir Cem Karaca vardı, o ne oldu?
Bir Fadıl Vokri vardı, o ne oldu?
Bir Zejer vardı, o ne oldu?
Bir Del Solar vardı, o ne oldu?
Bir Ohen vardı, o ne oldu?
Bir K.Metin vardı, o ne oldu?
Bir K.Orhan vardı, o ne oldu?
Bir Akın Akın Anadolu vardı, o ne oldu?
Bir Kompela vardı, o ne oldu?
Bir Mustafa Yolaşan vardı, o ne oldu?
Bir Nöri Kantar vardı, o ne oldu?
Bir Merve İldeniz vardı, o ne oldu?
Mrkela’nın karısı vardı, o ne oldu?
Bir İlhan İrem vardı, o ne oldu?

Yahu bizim Milli Takım’a teknik direktör alınacaktı, o ne oldu?

,

4 Yorum