Aslantepe “Kıro”nikıls
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 24 Şubat 2011 tarihinde gönderildi
Ben geçen cumartesi ilk defa Ali Sami Yen Kompleksi’ne gittim, bazı notlar almışım.
Onları paylaşayım.
Bir kere öyle herkesin abarttığı gibi kompleks bir durum yok. Stat zaten çok merkezi bir yerde. Stat diyorum, çünkü o firmanın ismini tövbe ağzıma almam. Stada araba ile gitmene hiç gerek yok. Metro bambaşka. Her vagonda 1000 tane aslan parçası, sabuna giden Yahudi treni gibi gidiyor. “Duvara vurmayın ulan” diye anons yapan makinistten tutun da, megafonu gırtlağına sokmuş görevliye kadar her cins var. Mecidiyeköy durağına dikkat. Orası Habur sınır kapısı. Kapılar açıldığında hangi pozisyondaysan, öyle stada devam.
Evde inşallah bir şeyler yemişsindir. Yemediysen ya metroda fort yersin, ya da statta rüzgar. Yemek için en yakın yer, Sanayi. Akşam zaten her yer kapalı. İçerde çekirdek 3 Pound, sosisli 10 Euro, bilgine. Tuzlu bir şey yeme, susarsın. Birazdan niye su içmeyeceğini anlatacağım.
Seyrantepe’nin gündüzleri sıcak ve kurak, geceleri soğuk ve yağışlı geçer. Bazı statlar gibi yalancıktan ufo yok. Stat, direkt alttan soğutmalı, üstten dondurmalı. Oralara üstünüz ince giderseniz, Seyrantepe’nin size kalın bir cevabı olur.
Diyelim erken geldin, koltuğuna oturdun, tuvaletin geldi. Ulan tuvaletin nasıl gelir? Çıkmana ihtimal yok. Çünkü koltuklar popo algoritması üzerine dizayn edilmiş. Mesela yanındaki abide 3 lopluk bir popo var, sende de 2 lop, eder 5 lop, 5 lop bölü 2 koltuk, koltuk başına 2,5 lop. Hiçbir yere çıkamazsın. Ya devre arasına kadar oturacaksın, ya da yanına oturak alacaksın.
Koltuklar XS. Sen mi koltuğa oturuyorsun, koltuk mu sana oturuyor, yanındaki senin kucağında mı oturuyor belli değil. Zaten millet geç geliyor. Geç gelince, Dilbazlar sineması gibi, herkes birbirine değdirerek yerine geçiyor.
Her yerde kuyruk var. Bilet kuyruğu var, otopark kuyruğu var, sosisli kuyruğu var, pisuar kuyruğu var. En iyi yanı, pisuar kuyruğunda sosisli alabilirsin. Bkz. “Büfe WC”.
Diyelim dakika 70 oldu. Emre Çolak gibi hep hazır olman lazım. Önünü ilikle, bereni tak.
Dakika 75, stattan şimdi çıktın, çıktın. Sabri’den daha hızlı olman lazım. Yoksa metro suratına kapanır. Senden önceki 500 kişiyi sağından atıp solundan geçtin, akbili bastın, welcome to Aslantepe Metro. Metro suratına kapanırsa, hanıma haber ver sahura çorba yapsın.
Herkesi geçtin, e sarı çizginin en önüne gelmen lazım. Eğer çok gelirsen, arkadan bir koyarlar, kendini raylarda bulursun. İyisi mi sen önüne rakip takımdan birini al. Fenerbahçe maçı da yaklaşıyor. Sen önüne kimi alacağını daha iyi bilirsin. Alimallah önüne önlem almazsan, yukarıdaki direkt seni yanına alır.
Bunların hepsi hallolur, fakat esas sıkıntı şurada;
Galatasaraylı zannediyor ki, zamanında Fenerbahçe’nin yaptığı gibi, anında yeni stadında anında hem gelir, hem başarı sağlayacak.
Yahu arkadaşım, Fenerbahçe o stadı açtığında, takımın başında Mustafa Denizli, ilk 11’de Revivo-Rapaiç-Anderson vardı.
Sende ne var?
Veya ne yok ki?
Sende Alex yok, Revivo yok, Rapaiç yok, Anderson yok, Yusuf yok.
Sende Misimovic bile yok.
Çıkıp bir tane maçı alacak, bir tane ara pası atacak adamın yok.
Sende eskisinden daha psikopat Hagi var, MTV Kazım var, Mustafa Sarp var, Aydın var, Emre Çolak var, Serkan var.
Ya bu adamlar sana nasıl 3 puan kazandırsın?
Ya bu adamlar sana nasıl futbol zevki versin?
Ya bu adamlar sana nasıl kombine sattırsın?
Ya aslında en güzelini atalarımız demiş..
“Ulan 10.takımın açılışı mı olur?”
Beş’ik
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 22 Şubat 2011 tarihinde gönderildi
Diyorlar ki, Emrah devamlı eleştiriyorsun…
Volkan, Selçuk ve Alex 7 senede böyle top oynamadı, şimdi tebrik ediyorum, ama o zaman sapına kadar eleştirmiştim.
Eleştirmese miydim?
Dia’yı oynat, Emre’ye Lustral ver, Mehmet Topuz’u ortaya al, Caner’i sol bekten al, Bilica’yı tamamen al diye eleştirmiştim,
Eleştirmese miydim?
Her şey Aykut Kocaman’ın Şenol Güneş’i poke etmesi ile başladı, ama Aykut Hoca’ya yakışmadı diye eleştirmiştim,
Eleştirmese miydim?
Cüneyt Çakırkeyif Barcelona maçını yönetmiş, sana yemin ediyorum halı sahada akrabaların maçını yönetsin, maçta bir dayak yer sana anlatamam,
Şimdi ben eleştirmese miydim?
Benim başkanım sandalyeye çıkmış, “hepinizin Beşik’iğinize oturayım demiş.”
Eleştirmese miydim?
Kusura bakma, benim huyum bu.
Ben eleştiririm.
Ve ben yine Fenerbahçe’yi eleştireceğim.
Bak arkadaşım.
Ben 33 yaşındayım.
Benim çocukluğum ne Rıdvan’la geçti, ne Toni Schumacher’le.
Benim çocukluğum Beşiktaş’tan 5 yemekle, 4 yemekle geçti.
Ben cebimdeki son kuruşla atkı alır maça giderdim, Beşiktaş’tan 3 yerdim.
Ben gizli gizli maça giderdim, 4 yerdim, bir de akşam evde dayak yerdim.
Ben donumu satar maça giderdim, Feyyaz topu çatala asar bize giderdi.
Ben bir tane gol atardım, salisesinde 2 tane yerdim.
Herkes İnönü’de maça 1-0 yenik başlardı, ben 2-0la başlardım.
Ben 5 maçta 1 kafa golü atardım, İnönü’de 1 maçta 5 kafa golü yerdim.
Ben Beşiktaş’ı sevemem arkadaşım.
O yüzden bu maç da 4-2 bitmemeliydi. Q7leri, Simao’ları, o Guti’leri yakalamışken 5 atacaksın.
Mesela, bu senenin ilk yarısındaki maç da en az 3-0 bitmeliydi.
Kadıköy’deki 4-3lük maçın da ilk yarısı da 3-0 bitmeliydi, ikinci yarısı da 5-1 bitmeliydi.
Neden 5 olmalıydı biliyor musunuz?
Çünkü, ben de hala 1990’daki 5-1’in acısı durur.
Ben de hala Mayıs 87’deki 4-0 durur.
Ben de hala Kasım 87’deki 4-0 durur.
Ben de hala 91’deki 4-1 durur.
Kusura bakma Aykut Hoca, eskilerden bir tek sen varsın.
O yüzden son dakikada da olsa o 5’i attıracaksın kardeşim.
Çünkü ben futboldan anlamam, sadece eleştiririm.
Olá Almedia, este é Deli İbo*
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 16 Şubat 2011 tarihinde gönderildi
Biri Deli İbrahim,
Öbürü de Deli İbrahim.
Biri 25 yaşında tahta getirilmiş.
Öbürü 25 yaşında Beşiktaş’a getirilmiş.
Biri Osmanlı’da 8 yıl 9 ay padişahlık yapmış.
Öbürü Beşiktaş’ta 9 yıl 8 ay saç-sakal uzatmış.
Biri Osmanlı’nın 18.padişahı. İsmi ve yaptıkları ile hatırlanacak.
Öbürü Beşiktaş’ın 180. sol beki. Tekme ve tokatları unutulmayacak.
İslam Alemi bir sürü halife görmüştür, 97.si Sultan İbrahim’dir.
Beşiktaş Alemi soldan bir sürü orta görmüştür, 970’i Deli İbrahim’indir.
Biri Revan Kalesi kumandanı Emir Mirgünoğlu’nu, bölücü ve yıkıcı propaganda yapınca boğdurmuş.
Öbürü, Toraman küfür edince terlikle ağzına burnuna koymuş.
Biri 32 yıl yaşamış, gençken öldürülmüş.
Öbürü 32’yi yıllar önce devirmiş, futbol hayatını demirden örmüş.
Birine sormuşlar, neden balıklara inci atıyorsun?
İnci balıklara atılmak için yaratılmış olmasaydı denizde ne işi vardı demiş.
Öbürüne sormuşlar, Overmars’a süper bir çalım attın, ne diyeceksin?
Yine gelsin yine atarım demiş.
Birine yine sormuşlar, Padişah’ım bir ara saraydan kayboldun nerelere gittin?
Ben ateş bulmak için yollara düştüm, en sıcak çölleri bile aradım ama bulamadım. En sonunda ateş vardır diye cehenneme gittim, oradaki zebaniler bana ‘cehennemde ateş yoktur ölenler buraya kendi ateşleriyle beraber gelirler’ dedi demiş.
Öbürüne de sormuşlar,
Yahu adamı dışarıda dövdün, soyunma odasında dövdün. Neden dövüyorsun bu adamı devamlı Deli İbrahim?
Ben deli değildim, normaldim. Esas deli, 1. Schuster’dir. Adam Fatih Tekke’yi aldı, kovdu. Beni de kovdu. Nobre’yi forvet arkası oynattı. Ferrari’yi bitirdi. Ernst’i kesti. Hakan Arıkan hala takımda. Liderden 15 puan geriye düştük. Los Galacticos’u Fos Galacticos yaptı. Anlayacağınız beni deli etti, deli!
*Merhaba Almedia, bak bu Deli İbo.
Bir soru, bir cevap
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 10 Şubat 2011 tarihinde gönderildi
Medyamızın huyudur…
Fenerbahçe önce dibe vurur, sonra arka arkaya 3 tane maç alır, hemen arkasından şöyle araştırma haberleri çıkar. Zannedersiniz ki gazeteci, Tübitak’ta yerçekimini kaldırmıştır.
Efsane nasıl geri döndü?
1. Azizsilin yine görevde
Trabzon maçı öncesi başkanın soyunma odasında Portekizce “Hakem odasından geliyorum, beni duydunuz herhalde, sizin de ayrı ayrı ananınızdan, bacınınızdan bahsetmeme gerek var mı?” şeklinde konuşması futbolcuları müthiş motive etti.
2. Santos’un atkısı
Santos’un babaannesinin Brezilya’da ördüğü halat, narin boynunu soğuktan korudu. O da eski günlerine geri döndü.
3. Lugano’nun çayı
Lugano’ya İran’dan çay geldi, performansını ikiye katladı, promilini %500 düşürdü.
Bilica’nın kuryesi uçtu, onun eşi geldi, o çocuk yaptı, bu nişan yaptı, şu manita yaptı vs..vs…
Belki bir tek Mehmet Topuz’un son 2 haftalık performansı, hadi biraz da Selçuk’un Trabzon maçında kovulmadan önce oynadığı oyun, Gökhan Gönül’ün acayip golü dışında gerçekten Fenerbahçe’de son 4 haftada ne değişmiştir?
Yansız medya, şundan dolayı der;
“Yunus, maçın içine s…. Utanmıyor musun… Müsabakanın anasını s…. a…. koydun.”
Cümleyi öğelerine ayıralım…
Bu son 4 maçta Fenerbahçe lehine hata var mıdır?
Serdar Adalı’nın bile çok sevdiği, saydığı Aykut Kocaman açıkladı. “Sadece İBB maçında Alex atılabilirdi.”
Peki İBB maçı son 4 maçta mıdır?
Hayır.
Peki Aziz Yıldırım’ın o konuşması Fenerbahçe lehine bir şey getirmiş midir?
Hayır.
Peki kimden götürmüştür?
Onca yaşına ve Tibet’i görmüş olmasına rağmen polemiğe girdiği için Şenol Güneş.
Peki Beşiktaş’tan bir şey götürmüş müdür?
Evet, Aziz Yıldırım’ın o konuşması, Karabük maçında hakemin nizami golü görmemesini sağlamıştır.
Peki İbrahim Toraman’ın atılmasını görmesini nasıl sağlarız?
Ya Aziz Yıldırım konuşmayacak, ya da Emenike’ye çip takacağız.
Peki Futbol Federasyon’un hiç işi yok mu da, liderden 12 puan geride, toplamda 41 puan gerideki Beşiktaş’ı engelliyor?
Yok.
Peki Aziz Yıldırım merhemi olsa, hem Denizli maçını, hem Trabzon maçını bağlamaz mıydı?
Bağlayamazdı. Çünkü Fenerbahçe o kadar beceriksizdir ki, son maç Fenerbahçe A2 ile oynasın, yine bağlayamaz.
Peki, Fenerbahçe bu gidişle şampiyon olabilir mi?
Olabilir. Sadece 1 kişi bunu bozar.
Kimdir o? Adnan Polat mı, Yıldırım Demirören mi, Hagi mi, Bursa mı, Bünyamin SleepWalker mı?
Hayır. Daniel Güiza. Antrenmalara başlamış, Aykut Hoca’ya biraz trip yapar, 2 hafta sonra ilk 11’de.
Bir A4
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 08 Şubat 2011 tarihinde gönderildi
Benim geçen haftadan aklımda kalanlar…
Hagi’nin doğum günü, Serdar Adalı’nın hakem odası fantezisi, Mustafa Kamil Abitoğlu’nun kamilliği, Hınç Al Ağabey’in Defne Joy yazısı, Diyarbakırspor’un protestosu, Bursa’nın buz gibi Miller’i ve Amerikalı Antikoru, Rıdvan Dilmen’in yüreği, Tuncay’ın cünüplüğü, Emenike’nin Toraman’ı Ebenike’ye çevirmesi, Mustafa Sarp’ın kendisi ve Alex’in 2 milyon euroluk iskontosu.
Şimdi, hanım diyor ki “Ya senin işin ne rahat. Her hafta dalga geçilecek yüz tane olay var.”
Ulan yüz tane olay var da, benim yazılar bir A4.
Hangisini yazayım?
Ben Türkiye’de her olayı yorumlasam, benim yazılar her gün ansiklopedik çıkar, Habertürk kapanır, tekrar açılır, tekrar kapanır, tekrar açılmayabilir.
Allahtan yazılar, bir A4.
Mesela, Aykut Hoca “Senden eski Santos olmanı istiyorum” diyerek meğer eski Santos’u yeniden yaratmış, hiç dalga geçtim mi?
Geçmedim.
Mesela, Türkiye’nin en modern kompleksinde çocuğun kafasını Aslanlar gibi yarmışlar, ana avrat küfür ettim mi?
Etmedim.
Mesela, ben bugüne kadar 1960 Küluster Schuster ile hiç uğraştım mı?
Uğraşmadım.
Mesela, sadece bu sene Güiza’ya verilen para ile 10 tane Topuk Yaylası yapılırdı, topuğuma sıkarlar diye bir şey söyledim mi?
Söylemedim.
Mesela, 300 binlik adam bir günde 5 milyon oldu, bir şey ima ettim mi?
Etmedim.
Mesela, Mustafa Kamil Abitoğlu Karabük maçında 7.3 almış, ulan ben üniversitede Malzeme sınavında 2 sayfa yazı yazdım, 100 üzerinden 2 aldım, bir şey dedim mi?
Demedim.
Mesela, ben size Mustafa Kamil Abitoğlu’nun soyadı AB’ye girse geriye ne kalır diye espri yapıyor muyum?
Yapmıyorum.
Niye?
E sonra, benim çocuğum da bunlar gibi olur.
Korkuyorum.
THY
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 04 Şubat 2011 tarihinde gönderildi
THY Avrupa Ligi, H grubu;
Yani Türklere Hareket Yapmayın, Hareketin Allah’ını görürsünüz grubu…
Fenerbahçe 1, Olympiakos 2, Valencia 3, Zalgiris Kaunas 4.
Ya ben ne basketten anlarım, ne Zalgiris’inden, Malgiriş’inden.
Ya ben ne ribaunttan anlarım, ne “stop Cem, shut up”tan.
Anam bana yıllarca makarna-ekmek yedirmiş,
Ya ben ne sütten anlarım, ne proteinden.
Ya ben Karaköy iskelesinde turnikeye giriyorum, orada bile zorlanıyorum.
Ya bana desen ki, en iyi basketçi kim, Hakan Şükür derim.
Ya ben Amerika’da Hidayet’in ilk günlerinde maça gittim, tezahürat yaptık “Hido buraya yumruk havaya” diye.
Sabah gazetede başlık “Türk seyircisi maça gelince tedirgin oluyorum.”
Ya ben basketten nefret ederim, çünkü adama dokunursun hakem faul verir.
Ya hakeme sadece bakarsın, teknik faul verir.
Ya adama faul yaparsın, top girer, basket-faul verir.
Ya ulan bir spor düşünün, genelev gibi devamlı birileri girip çıkıyor,
Emre Belezoğlu basket oynasa herkesin cezasını Allah’tan önce verir.
Ama gel gör ki, sadece bu merette birinciyiz arkadaş.
Hatta bizim Valencia’yı geçebileceğimiz tek spor dalı bu.
Hatta Yunan’ı delirtebildiğimiz tek konu da bu.
Hakkını yemeyelim, bir de kadınlar voleybol var.
Geçen şampiyonlar ligi maçına gittik.
Otoparkta yer arıyorsun, bir gelmişsin, ilk set 1-0.
Tuvalete gidiyorsun, 2-0.
Sosisli yiyorsun, 3-0.
Yani iki tane bayan görecen, pardon kadın görecen, en fazla 10 dakikan var.
Peki, o zaman biz Fenerli futbolseverlerin günahı ne?
Tamam, biz mankafayız.
Tamam, biz tahsilli değiliz, siz tahsillisiniz.
Tamam, sizde Harun Erdenay var, İbrahim Kutluay var, Orhun Ene var, bizde Selçuk var, Uğur Boral var, Baroni var, Santos var, Caner var, Güiza var, Bilica var.
Tamam, Aziz Yıldırım baskete, voleybola karışmıyor.
Tamam, Lugano 30 çay içiyor, 0.12 promil çıkıyor.
Tamam, Bilica kuryeye bir koyuyor, kaldı ki topa öyle koymuyor, kuryeyi Beşiktaş’dan denize döküyor.
Hagi tükürdü, 10 yıl sonra ceza aldı, suçu belli.
Galatasaray, Ali Sami Yen Spor Kompleksi dedi, suçu belli.
Fatmagül’ün suçu zaten belli.
E oğlum o zaman biz futbolseverlerin suçu ne?
Aykut Kocaman’dan açık mektup
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 01 Şubat 2011 tarihinde gönderildi
Sevgili anneciğim, babacığım,
Nasılsınız, iyi misiniz? Geyve nasıl? Adapazarı nasıl? Şehir büyümüş diyorlar, gözümde tütüyor vallahi. Uzun zamandır yanınıza gelemedim. Burada işler çok yoğun. Kadıköy’de her gün bir olay var. Sakaryaspor nasıl? Köfteci Mustafa sponsor olmuş diyorlar, doğru mu? Tuncay da oralardaymış sanırım. Wolfsburg soğuk olur, içine yün atlet giysin. Herkesi çok özledim.
Anacığım, benim başımı kaşıyacak vaktim yok. Şampiyonlar Ligi, UEFA, Federasyon Kupası ne varsa elendik. Elimizde bir tek Lig kaldı. Geçen haftada Trabzon ile oynadık. Evire çevire yendik. Beni televizyonlarda gördünüz mü? Nasıl çıktım Şenol Güneş’e lafı soktum? Hani şu Trabzon’a verilen penaltılar incelensin demiştim. O lafı soktum, ondan sonra Trabzon kendine gelemedi. Laf aramızda, benim aklıma öyle şeyler gelmez, Aziz Başkan bana git şu lafı sok dedi. İyi adamdır Aziz Başkan, vesselam. Nasıl aklına geliyor, böyle şeyler hiç bilmiyorum.
Baba, sen söyle. Şenol Hoca’ya daha ben ne yapayım? 95 senesinde son dakikada gol attım, yetmedi. Bu maçı aldım, yetmedi. Daha ne yapayım. Gerçi tamam, geçen bize son maçta timsah yürüyüşü yaptırdı. Evet tamam, kupada da bizi madara ettiler, fakat bana ne? Ben teknik direktör değildim ki? Onu Daum düşünsün. Ben koskoca Fenerbahçe menajeri idim o gün. Her şeye ben mi koşacağım?
Şenol Güneş’i ve Trabzon’u hiç sevmem biliyorsunuz. Bakmayın siz, 95 senesinde Trabzon’daki maçtan sonra “Şu an Trabzonlu kardeşlerimin yerinde olmak istemezdim” dediğime. O, o gündü. Şimdi babamı bile tanımam. Baba, sana demedim. Baba, bu İstanbul’da ağzım çok bozuldu. Burada insanlar hep böyle konuşuyor. Burada çok gerginim. Kusura kalma.
Takım içinde bir problem yok maşallah. Fakat anacığım, senin o yufka yüreğin bana da geçmiş. Baroni küsüyor, hemen takıma koyuyorum. Dia küsüyor, hemen takıma koyuyorum. Selçuk küsüyor, hemen takıma koyuyorum. Güiza küserse, hiç merak etme, hemen ilk 11’e koyacağım. Mesela Alex bana neler dedi, hemen affettim. Santos bir küfür etmediği kaldı, hemen affettim. Biliyorsunuz, ben kimseye kızamıyorum Ama aynı zamanda gülemiyorum da. Sanırım doktora gitmem lazım. Belki de sinirseldir. Tam 6 aydır ne gülebiliyorum, ne kızabiliyorum.
Ben Fenerbahçe’yi çok seviyorum anacığım. Bu hafta Manisa maçı var. İnşallah bu maçı da alacağız. Ama bizim sağımız, solumuz belli olmaz. Barcelona’yı yeneriz, Çotanakspor’a yeniliriz. Bu maçta belli olur Hanya Konya. Konya dedim de, inşallah sonum İstanbulspor, Malatyaspor, Konyaspor ve Ankaraspor’daki gibi olmaz. Ben o soğuklarda yapamıyorum.
Mektubumu sonlandırıyorum anacığım, babacığım. Size hanımın, çocukların selamı var. Ellerinizden öpüyorlar. Görüşmek üzere.
Herkese selamlar.
Not : Ana, babam geçen maçtan sonra mesaj atmış. O Benjamin Buton’a söyle, doğru maç yönetsin demiş. Benjamin kim? Maçın hakemi Bünyamin Gezer’di. Kimi kastetti anlamadım. Sanırım, çok film seyrettiniz bugünlerde. Öpüyorum çok.
Her ölümlü bir gün İnönü’de Beşiktaş maçı tadacak
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 27 Ocak 2011 tarihinde gönderildi
Yılanlar sık sık deri değiştirir, biliyor musunuz, bilmiyor musunuz, bilmiyorum.
Neden?
Devamlı sürünüyorlar ya…
Sürtünmeden kıçı başı aşınır, eskir, yıpranır.
Yılan yeni bir deri meydana getirir.
Sert bir yere gider, carrrrt diye eski deriden sürtünerek kurtulur ve yeni bir deriye kavuşur.
Tıpkı Beşiktaş gibi…
Kusura bakmayın, giriş biraz “Eyvah Necdet” gibi oldu ama…
“Yılanlar Beşiktaşlı mıdır sence, Mükremin?”
Beşiktaş da yıllarca öyle bir süründü ki…
Mehmet Yozgatlılar, Rüştüler, Ali Güneşler, Bakiler, Berkantlar, Ohenler, Ailtonlar, Delgadolar, Gökhan Zanlar, Sellamiler, Diattalar, Mustafa Doğanlar, Maldaraşanular, Okan Buruklar, Okan Koçlar, Serdar Özkanlar, Youlalar, Tayfun Korkutlar, Myhreler…
Artık deri, “Yeter ulan, Beşiktaş ulan” diye kendini yeniliyor.
Ve Beşiktaş şu an sürtecek sert bir yer arıyor.
Belki Dynamo Kiev, belki Manchester City.
Bu arada deri soyulurken sadece futbolcular yenilenmiyor.
Başkanın derisini yenileniyor, taraftarın derisini yenileniyor, stat komple yenileniyor.
Beşiktaş Ihlamur’dan çıkıyor, popüler hayata, açık ofise geçiyor.
Ve Beşiktaş deriyi yenilerken artık öyle eskisi gibi ve geri zekâlı gibi deri değiştirmiyor.
Mesela Andre Santos, Baroni’yi satın almıyor, Simao gibi, Almedya gibi karakter satın alıyor.
Mesela Kazım’ı almıyor, Guti gibi profesyonel getiriyor.
Beşiktaş, şu aralar emek ve ruh kiralıyor.
Lakin Trabzon maçının ikinci yarısı şunu gösteriyor;
Bütün bu değişimin kolay bir geçiş dönemi olmadığını bilinmesi gerekiyor.
Simao’nun, Almedya’nın hala hazır olmadığını bilinmesi gerekiyor.
Q7’nin Galatasaraylı Clio’dan farkının 35 tane çalım olmaması gerektiğinin bilinmesi gerekiyor.
İkinci yarı bari Ernst’in alınması gerektiğinin bilinmesi gerekiyor.
Kısacası, her ölümlü İnönü’de bir gün bir Beşiktaş maçı seyretmesi gerektiğini biliyor.
Ölmeyeceği varsa da, ikinci yarı zaten kalpten gideceğini bilmesi gerekiyor.
Hanginiz yuhaladı lan Başbakan’ımı?
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 20 Ocak 2011 tarihinde gönderildi
O gece Başbakan uyuyamamış, Adnan Polat uyuyamamış, Süleyman Varlıbaş uyuyamamış, TOKİ başkanı uyuyamamış, Enerji Bakanı uyuyamamış, Abdürrahim Albayrak uyuyamamış, bir tek Adnan Sezgin fosur fosur uyumuş diyorlar.
Mesela ben de uyuyamadım.
Merak ettim.
Dedim ki, acaba Başbakan bu kızgınlıkla şimdi ne yapar?
Dediler ya sabahtan Mecidiyeköy’ü Yunan’a, Riva’yı da Arap’a satar.
Ya da Adnan Polat’ı özelleştirir.
Aslında, Başbakan Adnan Polat’ı özelleştirmeden önce, kendisini özeleştirmesi gerekir.
Şöyle ki…
“Ulan biz yıllarca top oynadık, gol kaçırdık, bir kişi yuhalamadı, 600 trilyon verdik, daha konuşamadan yuhaladılar.”
Baktım olay çok karışık, ben de gittim olayı ve kameraları yerinde inceledim.
Mesela, TOKİ başkanın hiç suçu yok.
Zaten konuşan Erdoğan Bayraktar değil. Devlet Bahçeli.
Seyirciye halat da attı diyorlar. Fakat gürültüden duyulmamış.
Mesela, Adnan Polat’ın hiç hiç suçu yok. Çünkü cebinde 1 lira yok.
Ne diyecek orada?
“Başbakan niye kızıyor ki, herkes yuhalanabilir, bakın top taca çıkıyor, beni yuhalıyorlar, dışarıdan zerzevatçı geçiyor beni yuhalıyorlar. Bunda kızacak bir şey yok” mu diyecek? Adamın cebinde 1 lira yok, 1 lira.
Başbakan, stadı Türk Telekom Gusülhanesine çevirse hiç bir şey diyemezsin.
Mesela, Süleyman Varlıbaş’ın da suçu yok.
Cem Yılmaz da göstermişti.
Öyle bir akustik var ki, 1 kişi yuhalıyor, 10 kişi gibi ses geliyor.
Yani, Cumhuriyet Mitingleri gibi…
3 milyon kişi var, aslında 30 kişi.
Mesela, Galatasaray camiasının da hiç suçu yok.
Ne yapacaksın sen Mecidiyeköy gibi merkezi, İstanbul’un göbeği, metrekaresi 10000 dolar bir yeri? Orada Seyrantepe gibi bir yer kafesiz, alkolsüz bir çiftlik duruyor.
Kim kime, dum duma, re re re, ra ra ra..
Mesela, futbolcuların da bir suçu yok.
Sergen’in dediği gibi, “Ulan 10.takımın açılışı mı olur?”
Mesela, Hagi’nin de bir suçu yok.
O oradan geçiyordu.
E, kardeşim kim suçlu?
Bize bir suçlu lazım.
Böyle kısa, zayıf, kara kuru biri lazım. Böyle hazır suçlu potansiyeli olan. Böyle, nasıl diyeyim…
Aha, valla buldum.
Aykut Kocaman.
Yemin ederim, Aykut Kocaman.
Her şeyin sorumlusu o.
Aykut the Kocaman.
Agresifim, kompileksliyim, çünkü Fenerbahçeliyim
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 18 Ocak 2011 tarihinde gönderildi
Dedim ki, bir hafta hiç bir şey yazmayayım.
Araya Türk Telekom Arena Adnan Polat Kompleksi’ni soktum, TOKİ’yi, Başbakan’ı yuhalattım, Samsun’a hazırlık maçı ayarlattım.
1 hafta geçti.
Yine sessiz kaldım.
Çünkü; örfümüzde vardır, daha merhumun 7si çıkmadan arkasından sallama derler.
Gerçi, yine örfümüzde vardır; Sen ananı, babanı gömersin, eve gidip ağlamak istersin.
Eve bir gelmişsin, 100 kişi eliyle ayağıyla pilav yiyor.
Biri bağırıyor oradan, “Ayran kaldı mı, ayran?”
Ev, cenaze evi değil, sanki Hindistan göçmen bürosu.
Bir hafta tüm aksakallıları okudum.
Bir hafta tüm spor adamlarını seyrettim.
Bir hafta tüm sitelere girdim.
Hanım evde yoktu, başka sitelere de girdim.
Özet şu;
Bu memlekette hala “Caner olmasaydı şu olurdu” diyen duayen var.
Bu memlekette hala “Fener’in kanatları şöyle olsaydı şöyle olurdu” diyen spor yazarı var.
Bu memlekette hala “Aykut değil de şu olsaydı şöyle olurdu“ diyen adam var.
Bu memlekette hala 4-3-5-8-1 diyen büyük baş hayvan var.
Sonra diyorlar ki, yıpratıcı forvet Emrah Öner çok agresif yazıyor…
Ulan 30 yıldır mı Caner mi oynuyor da beni söyletiyorsunuz?
Ulan 30 yıldır mı Andre Santos sol bek, Selçuk ön libero, Mehmet Topuz sağ açık?
Ulan 30 yıldır mı Aykut Kocaman var?
Ulan biz Roberto Carlos ile, Ortega ile, Anelka ile kupalar kazandık da, her takımı ezdik de, bu sene Baroni yüzünden mi ezemedik?
Hadi 15 yıldır Aziz Yıldırım yüzünden kazanamıyoruz, peki diğer 15 yıl Saddam yüzünden mi kazanamadık? Yoksa Gargamel mi? Tanita Tikaram mı?
Ben 30 yaşındayım arkadaşım.
30 senedir de kupa almamışız.
Öyle bir yazı yazarım ki, Volterenspor bile utanır.
Çünkü bu olay 15 senelik Galatasaray’ın şampiyonsuzluğunu da geçti, 25 senelik Trabzon olayını da.
Ben senede 50 tane Fenerbahçe maçı seyrettim.
Toplamda eder sana 1500 maç.
Kaçını rahat seyrettin deseler?
Sadece 88-89 sezonundan 50 maç, hadi 90 maç da sen koy, 10 tane de Kadıköy’deki Galatasaray maçları.
Eder 150 maç.
Geriye kalır 1350 maç.
Bir Fenerbahçeli eğer 30 senede 1350 maçta sıkıntı yaşamadıysa yalan söylüyordur, fanatiktir, içkilidir, sağlıklı düşünemiyordur, ya da zaten ölmüştür.
Ben 1350 maç diyorum, sen hala Yeni Malatyaspor diyorsun.
Adamlar sana kupada, ligde, hazırlık maçında, banyoda, hamamda 1350 maçtır basıyor, sen hala Sergio’yu, Simao’yu, Selçuk’u, Ali Bilgin’i alıyorsun.
Adamlar sana 1350 maçtır pres yapıyor, sen hala Ali Nail’i, Benhur’u, Özer’i, Güiza’yı, Maldonado’yu, Baroni’yi alıyorsun.
Adamlar senin 1350 maçtır pestilini çıkartıyor, sen hala Deniz Barış, Erhan Albayrak, Kezman, Murat Hacıoğlu, Cem Karaca, Oktay Derelioğlu diye adam alıyorsun.
Adamlar senin 1350 maçtır ayağını kırıyor, kafanı yarıyor, sen hala Yugoslavya’dan, Güney Amerika’dan Sütlü Nuriye alıyorsun.
Ha, bir de şu var.
Bu sayı 1350 değil, belki 750 olabilirdi.
Lakin çok geç kaldın, çünkü senin artık bir Aziz Yıldırım’ın var.
Adamlar artık sahada 11 kişi değil, senin başkanın yüzünden 22 kişi basıyor.
Peki niye hep kupada kaybediyorsun?
Adam sana 4 katı basıyor, çünkü hem Aziz Yıldırım var, hem tek maç.
Bir de diyorlar ki, olay psikolojik.
Fenerbahçe, sanki ligde deplasmanda 30 senedir yeniyor da, bir tek kupada yenemiyor.
Ben hatırlıyorum, Galatasaray Barcelona’ya, Milan’a, P.S.G’e çakardı, derlerdi ki “Galatasaray, hafta içi başka canım”
E canına oturduğumunun, adamlar Türkiye’de dönerlerdi, Beşiktaş’a 3, Fenerbahçe’ye 2, Trabzon’a 5 atarlardı. O nasıl oluyor?
Son söz…
Diyebilirsin ki…
Real Madrid de, Milan da, Liverpool da yüzlerce adam alıyor ve başarılı olamıyor kardeşim. Sırf bizi mi görüyorsun?
Bir kere, ben senin kardeşin değilim, bu bir.
Ben o adamları 30 senedir izliyorum, en fazla 10 maç ezik oynamışlardır. Bu iki.
Topçamspor bile senin ceza sahanda top oynuyor, ne transferi, ne Milan’ı. Bu üç.
Yahu “Emrah Öner’in ebesine yoğurtla hücum edeyim” diyen antu.com bile adam oldu, sen olamadın ey kıçında Fenerium donu olan kombineli! Bu da dört.








.jpg)

Son Yorumlar