Şimdi Ne Olacak
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 15 Temmuz 2011 tarihinde gönderildi
Ben sana olacakları söyleyeyim.
Ama öncelikle şunun altını çizeyim…
Bu “temiz eller” operasyonunu Türk Futbolu’nun da gerçekten uygularsan;
Babaannem dâhil herkes içeri girer. (Zira babaannemin “Şu Samsun keşke 1.Lige çıksa” demişliği vardır. Fakat 14 Nisan’dan önce mi, sonra mı, o da hatırlamıyor.)
Stadın oradaki çiğ köfteciyi çiğ köfteye bulgur değil, şaibe karıştırdığı için içeri alırlar.
Hayrettin’i, Fevzi’yi, Lukovcan’ı, Yaşar’ı, Wagenhaus’u, Iorfa’yı “Bu kadar da belli edilmez ki” diye içeri alırlar.
Ali Şen’i içeri alırlar, riske atmayalım diye Şener Şen’in rahmetli babası Ali Şen’i da içeri alırlar.
Bütün hapishaneler dolar.
Bir ranzada 8 kişi yatar, avluda 20şerlikten maç yapılır, 100 kişi aynı anda duş alır.
Ama dışarıda 1 kişi kalır.
O da Ergün Penbe’dir.
Ergün Ağabey, bir sabah kalkar, top sakalını düzeltir, “Nerede oğlum bu millet” der.
Diyorlar ki, TFF bu konuda taraf tutmuştur. Cılız davranmıştır.
Aslında Mehmet Ali Aydınlar’ın ceza vermemesi çok doğrudur, zira herkes içeri girince içeriyi kontrol etmek daha zordur.
Örneğin, içeride bir ranzada 8 kişi yatınca bu sefer başımıza “Ranza İhalesi” çıkar.
Onun hemen arkasından çay ihalesi, gazete ihalesi, sigara ihalesi gelir.
Örneğin, Mahkumlar – Gardiyanlar maçları başlar.
İddia-jail.com’da diğer hapishanelerden canlı bahisler oynanır.
Örneğin, bir koğuştan diğer koğuşa geceleyin mahkûmlar kaçırılır.
Örneğin, bir akşam hapishanenin kablo TV yayını kesilir.
Örneğin, “Bu hafta bu koğuşa bu gardiyan verilmesin” veya “Bu koğuşa artık bu gardiyan giremez” denir.
Örneğin, bir koğuşta 10 tane yabancı mahkûm izni vardır, ama 50 tane sokarlar, sonra onları diğer koğuşa kiralarlar.
Ve orada yine herkes birbirini “Temiz eller.”
Yahu bu memleket sence bir operasyonla temizlenebilir mi?
Yahu bu memlekette Mehmet Ali Aydınlar sırf zanlıların sağlık muayenesini Acıbadem’de yapacak diye Federasyon Başkanı oldu diyen adam var.
Sence bu memlekete bir operasyon yeter mi?
Yahu bu memlekette çocuk YGS’e girmeden bilgisayar mühendisi olmuş.
Sence bu memlekete bir operasyon yeter mi?
Yahu bu memlekette karısı hamile kalmasın diye prezervatif yutan adam var.
Sence bu memlekete ne gerekir?
“Temiz El” mi, “Temiz Beyin” mi?
Bu işi TRT mi yaptı?
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 05 Temmuz 2011 tarihinde gönderildi
Öncelikle şunu söyleyelim ki, tüm Fenerbahçelilerin içi rahat olsun.
Zira Şekip Mosturoğlu ceza alır, Emenike ceza alır, Nihat Doğan ceza alır, ben ceza alırım, Ceza ceza alır, ama Aziz Yıldırım ceza almaz.
Ve Fenerbahçe küme düşer, Eskişehir küme düşer, ben küme düşerim, o küme düşer, ama Aziz Yıldırım yanımızda tın tın eder.
Çünkü Aziz Yıldırım, sen daha doğmadan bu işleri yapan bir adam.
Allah belamı versin, bu işleri yapıyordu derken “Şike yaptı” anlamında söylemiyorum, ama bu adam sen daha agu bugu derken bir arabada 6+2+2 futbolcu kaçıran bir adam. (6 arkaya, 2 öne, 2 torpidoya)
Ve eğer şu an bu memlekette bir şike yapılacaksa, en hayvani şikeyi o yapar ve sen daha ne olduğunu anlamadan ve daha turnuva başlamadan UEFA kupasını alır.
Peki, esas soru bu mubah bir şey midir?
Yani, teşvik primi, şike, doping, çete kurma vahşi batının bütün bu taktikleri mubah mıdır?
Evet. Burak Yılmaz’a 2 milyon, Güiza’ya 14 milyon, tüm Lig’e 400 milyon, Türkiye gibi bir yerde de bahise izin veriliyorsa bence her yol mubahtır.
Peki, sadece Aziz Yıldırım mı suçludur?
Tabi ki…
”Adam, Fenerbahçe’yi nereden nereye getirdi be kardeşim. Altyapılar, kupalar, statlar yaptı, 50 sene daha başkan olarak kalmalı” diyen mega yalaka hiçbir geri zekalı suçlu değildir, sadece Aziz Yıldırım suçludur.
Peki, hakikaten yapmış mıdır?
Valla yaptıysa, o zaman tüm zamanların en başarısız başkanıdır, zira 29 yaşındaki her insan hala ondan bir Federasyon kupası bekliyor. Hatta şu an 25 milyon Fenerbahçeli’ye sorsanız, “Şike varsa, düşürsünler abi Fenerbahçe’yi.” der. Ama hemen arkasından “Şike mike, Allahaşkına bir kupa alalım, ne olur” diyecektir. Hatta Galatasaraylılara sorsanız, “Tamam ulan tamam, yapın şike de, bitsin bu işkence” diyecektir.
Peki, ya Adnan Sezginler, Zaladlar, Malatyaspor, Beşiktaş’ın giden şampiyonlukları, Denizli maçında çantalar, Antep’ten milyon euroluk transferler, menajerler, onlar bunlar?
Onlar melektir. Zira onlar 14 Nisan’dan önce vardır. Ama 14 Nisan 2011 ve sonrası doğumlu olan herkes suçludur.
Peki bu işin en başındaki şebeke kim? Obama mı, Yeltsin mi, Vietnam İddia Departmanı mı?
Hayır. TRT.
En sonunda TRT’de duyarlı bir arkadaş demiş ki “Bana Fenerbahçe’yi getirin. Eski grubu kuruyoruz.”
Ya kardeşim biz HD Smart Spor Min Max bilmem ne ile büyümedik ki,
Biz TRT ile büyüdük.
Biz 28 tane yabancı ile büyümedik ki,
Biz 3 yabancı ile büyüdük.
Biz Baroni-Bilica ile büyümedik ki,
Biz Pesiç-Repçiç ile büyüdük.
Biz Gökhan Zan-Servet-Sabri ile büyümedik ki,
Biz Metin-Ali-Feyyaz ile büyüdük.
Biz %5 deplasman taraftarı ile büyümedik ki,
Biz 10bine 10bin Fenerbahçe – Galatasaray maçı ile büyüdük.
Biz Bülent Uygun ile büyümedik ki,
Biz Süleyman Seba ile büyüdük.
Biz trilyon ile büyümedik ki,
Biz kuruş ile büyüdük.
Biz sadece Engin İpekoğlu’nun kaçırılışını seyrettik,
Biz 50 tane cep telefonu, 500 tane video kaydı, 5000 tane ses kaydı, 50000 euro sayan adam seyretmedik.
Yüce Rabbim.
İstersen Fenerbahçe’yi Bank Asya’ya değil, Asya Pasifik’e yolla.
İstersen Aziz Yıldırım’ı da Aziz Peter Kilisesi’ne yolla.
Ama bunları da tez zamanda yanına al.
Ama bize TRT’li eski hayatımızı geri ver.
İstinye hazır, hedef 2023!
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 29 Haziran 2011 tarihinde gönderildi
Bugün, Allah’ın izni-Peygamber’in kavliyle Mehmet Ali Aydınlar Türkiye Futbol Federasyon Başkanı, Göksel Gümüşdağ da onun kankütü seçilecek.
Zaten bunun bir adım sonrasında Allah hepsine sağlık-sıhhat versin, Aziz Yıldırım UEFA Başkanı olacak, Ali Yıldırım Şenes Erzik’in yerine geçecek, Ali Koç da Amazon.com’un CEO’su olacak.
Bu seçim aynı zamanda Türkiye’de belki ilk defa kavga-gürültü, hile-hurda, şifre-mifre, vekilliği düştü-düşmedi olmadan, herkesin mutabık kaldığı bir seçim olacak.
Köşemiz dolmadan hemen başkanları, pardon adayları hatırlayalım…
Mehmet Ali Aydınlar Acıbadem’in sahibi, Sarı Melekler’in babası, 2008 senesinde evlat acısı çekmiş beyefendi bir Fenerbahçeli;
Göksel Gümüşdağ, Emine Erdoğan’ın yeğeninden hallice, İ.B.B AKP Meclis üyesi, hem Galatasaray, hem Aziz Yıldırım Kongre üyesi…
Yine hatırlayalım; Aziz Yıldırım, Mehmet Ali Aydınlar için 2008 senesinde “Mehmet Ali Aydınlar’ın başkanlık koltuğuna oturacağı yer Futbol Federasyonu değil, Fenerbahçe Kulübü’dür.” demiş..
AKP, Göksel Gümüşdağ’ın eniştesinin Lig’i kaybedince yuhalandığı ve kendisinin de Nuri Albayrak’ın veliahtlığını yaptığı Trabzonspor’un bulunduğu şehirde %59 oy almıştır.
Oldum olası siyasetten nefret ettim.
Zaten siyasetin anlamı “çok yüzlülük” demek…
Futbola siyaset ne zaman karıştı, nasıl karıştı, kim karıştırdı, hiç hatırlamıyorum.
Sanırım her şey Ali Şen’in Aygün’ün kafasını sarmalaması ile başladı.
Politikadan da hiç anlamam.
Bir kere bile politik olamamışımdır, babam beni pataklarken hep “Oğlum ne kadar direktsin” derdi.
Ama şu Aziz Yıldırım’ın 1998’den beri tuğla tuğla ördüğü o binaya hayran hayran bakmaktayım.
Herkes nefret etmesine rağmen Kulüpler Birliği Başkanlığı’na gelen,
Erman Hocayı ofsayt kamerasından bile sildiren,
Lig TV’nin kablolarını toparlayan,
Artık Galatasaray ve Beşiktaş’ı paramparça ettiği için en büyük rakibi, “İkizi Real Madrid’de oynadığına göre bu da kesin iyidir” olan,
“Söz veriyorum, MHK Başkanı Beşiktaşlı olacaktır” diye açıklama yapanlarla artık muhatap bile olmayan,
Milletin basketbol şubelerini kapattığı, amatör şube paralarını ödeyemediği, transfer yasaklarının kol gezdiği, transfer yapmaya özel jetle gidilip free-shoptan sadece rakı ile dönüldüğü şu günlerde hala transfer yapan bir başkanın yeri kusura bakmayın artık futbol değil, Türkiye siyasetidir.
2023 yılında Başbakan’ı zorlayacak isim ne Kılıçdaroğlu, ne de Bahçeli’dir.
O isim, sadece Aziz Yıldırım’dır.
Urfalı Luşi
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 21 Haziran 2011 tarihinde gönderildi
Şimdi de Galatasaray’ın transferlerinden dünya yıldızı Ujfalusi’yi tanıyalım.
Ujfalusi, yaşça benden 1 ay büyük, genç Semih’ten 5 yıl büyük, ama zekaca tüm Türk defans oyuncularından büyük,
Servet’ten biraz daha Conan, bizim apartmandan biraz daha çelimsiz,
Sevilla’ya 875 bin Euro tazminat çakmış,
1-2 yenildikleri Slovakya maçından sonra gece barda da 1-2 Becherovka çakmış,
Son dakikada da gelişine Messi’ye çakmış,
Neredeyse Türk futbolunun en iyisi Selçuk İnan kadar para alacak olan,
Hanımın NTV spor’da her ismini duyduğunda “Bu herif Türkiye’ye gelse, İlker Yasin ne der acaba?” dedirten,
Geldikten hemen sonra haber spikeri Öykü arkadaşımın “Oğlum Uj mu, Uy mu, söylesene yayına gireceğim, delirtme adamı” diye altını çizdiği,
Tam Sonisphere Festivali’nin olduğu hafta sonu İstanbul’a gelince, havalimanında metal gruplarından birinin basçısı zannedilen,
Atletico’da defansta, In Flames’de ön libero, Children Of Bodom’da sol iç oynayan,
Aslan yeleli bir futbolcudur.
Ujfalusi, şans mıdır nedir bilinmez, memleketimize tam da Konyaspor’un 2 dönem, transferinin yasaklandığı, UEFA’nın “Bak bu adamların parasını ödeyemezsen ananı ağlatırız” diye feys’den yazdığı, 2012’den sonra kriterlerin %100 değil, 200de200 uygulanacağı sinyalinin verildiği şu günlerde teşrif etmiştir.
Şimdi de bizim Urfalı Luşi’leri tanıyalım…
Mesela, bir kulübümüzün başkanı hapiste olmasına rağmen transfer çalışılması yapılmaktadır.
Başka bir kulübün başkanı, “Ümraniye hazır, hedef 2023!” deyip Ronaldo’yu getirmiştir.
Çünkü Ronaldo’nun “Türkiye yaşı” geldiğinde, “Beni hatırladın mı, bak ben Yıldırım amcan, sen Taksim’e geldiğinde nah şu kadardın” deyip, bağlantı yapacak kadar kurnazdır, akıllıdır, esnaftır.
Diğer bir tanesi Yıldırım Amca’dan da şeytandır.
Bedava gönderdiği Tuncay’ı belki bonservisi ile geri alacaktır.
Bu, şuna benzemektedir;
Erkekler, evlenmek için 10 milyar harcar, sonra boşanmak için kadına 50 milyar verir.
Bu, şuna da benzemektedir;
İnsanar, para kazanırken sağlığını kaybeder, sağlığını kazanmak için yine para harcar.
Lakin…
Forlan’dan önce, aslında Forlan’ın eşini transfer etmek zorunda olduğunu hala anlamamış zihniyetin,
Tüm takımlarda transfer listelerindeki isimlerin gerçekte 500 futbolcu ismi değil, 500 tane kadın ismi olduğunu göremeyen YGS kafanın,
Real Madrid’de 3 Türk varken, Türk Milli Takımı’na hala Brezilyalı çağıran beynin,
Türk Futbolu yerlerdeyken, her türlü turnuvadan ilk biz elenirken, her yerde şike, kavga, anarşi varken hala sınırsız yabancıyı tartışan beyinciğin,
İnsanlar çöplerde yaşarken, açlıktan kokan nefesler Hatay’dan duyulurken, şaşıya, dingile, öküze trilyon dağıtan sistemin sağlığı bozulsa ne olur, bozulmasa ne olur.
İçine oturayım, ben öyle sistemin.
Søren Ellersen
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 15 Haziran 2011 tarihinde gönderildi
Fenerbahçe, yaklaşık 1 ay önce Emenike transferi ile Bismillah, Serdar Kesimal transferi ile Maşallah, Orhan Şam transferi ile İnşallah, Aykut Hoca ile 2017′e kadar sözleşme yenileyerek Elhamdülillah, 50 senedir transfer listesinde yer alan Sissoko, Hazard ve Diarra ile Fesuphanallah, Semih’in ayrılma haberleri için de Maazallah demiştir.
Yaşı 30+ her Fenerbahçeli bilir ki, aslında bu transferler bir Fenerbahçelinin dişinin kavuğuna sığacak transferler değildir. Ama bilinen bir gerçek vardır ki; Fenerbahçe artık “Türk Gecesinde elinde 10 tabakla açık büfeye dalmış 3.sınıf Rus turist” kıvamında bir transfer politikası gütmemektedir. Fenerbahçe, artık “Nokta Transfer” kulübü olmuştur.
Lakin bu “Nokta Transfer” kavramını Fenerbahçe Yönetimi ya yanlış anlamış, ya da bilerek yanlış anlamaktadır. Çünkü bu nokta transferlerin azlığı veya geç kalınması yüzünden Fenerbahçe hala yıllardır taraftarının istediği “tank gibi” bir takım olamamıştır.
İşte Fenerbahçe’nin şampiyonlukları belki de bu yüzden tartışılmaktadır.
Fenerbahçe’nin rakiplerini paramparça edip 103 golle şampiyon olduğu 1988 senesinden beri, Fenerbahçe hiçbir başarıya seyircisini germeden, maç seçmeden, tüm Ligi ezerek ulaşamamıştır. Buna ne Zico senesi, ne Parreira senesi, ne Daum senesi, ne de Aykut Kocaman senesi dahildir. Fenerbahçe son 23 senede, ne Metin-Ali-Feyyaz dönemindeki Beşiktaş, ne de 4 sene üst üste şampiyon olduğu dönemdeki Galatasaray olabilmiştir.
Fenerbahçe, 23 senedir tank gibi bir takım kuramadığı için, ağzı olup konuşan herkese “Yan hakem Diyarbakırlı, Emenike bilerek oynamadı” gibi abuk sabuk fırsatlar tanımaktadır. Örneğin, Aykut Hoca, Galatasaray’ın ve Beşiktaş’ın olduğu bir ligde kendini kanıtlamalı, o ligde en azından 17de17 yapmalıdır. Aynı mantıkla Daum’a dahi denmesi için, veya Mustafa Denizli’ye büyük hoca denmesi için Trabzonspor’u veya Gaziantep’i şampiyon yapmaları gerekmektedir.
Tanklığa doğru bir adım için Cenk Tosun, Selçuk İnan, Ernst, Simao, Fernandez, Necip, Ersan gibi alınabilecek futbolcular gelip geçerken, yıllardır Baronilerle, Güizalarla, Bilicalarla vakit ve para harcanıyorsa, bunun başka bir açıklaması daha vardır. Fenerbahçe, hala Anasının Ligi’ni hedeflemekten kendisi alamıyordur.
Fenerbahçe’nin, sahtekârlık yapmadan, son 8 maç değil, 34 maç oynayacak bir sol bekten tutun da, her sene başında yenisini almadan, en azından 10-15 maç oynatıp, sezon sonu İ.B.B’e, Kayseri’ye satılmayan 2 stopere;
Emre’nin yanına, sinirleri alınmış ve Afrikalı bir Emre’den tutun da, Gökhan Gönül’ün en azından Çin malı bir çakmasına kadar acilen en az 5 futbolcuya ihtiyacı vardır.
Yoksa Avrupa’yı Baroni ile, Güiza ile, Özer Hurmacı ile, Bekir ile hedefleyen bir takımın, bir anda İsveç’in gelmiş geçmiş en meşhur futbolcusu “Ellersen”i kucağında bulması içten bile değildir.
Baskan, hentbola ne zaman hent atacaksin?
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 09 Haziran 2011 tarihinde gönderildi
Sayin Baskan,
Bu sene gercekten senin senen.
Futbol, basketbol, deve guresi, uzun esek, yag satarim-bal satarim, korebe, sise cevirmece…
Bu sene ne varsa hepsinin kupasini aldin.
Bazilarinin kupalarini alamadin, ama olsun ceyrek final, yari final, final ne varsa oynadin ve oynuyorsun.
Manchester United’in basket takimi var mi, Milan’in voleybol takimi var mi hic bilmiyorum, ama sen belki de Avrupa’da 5′te 5 yapacak tek klubun baskanisin. Yarin bir gun Abrahamovic seni de kaciracak diye 25 milyonun gozune uyku girmiyor.
Bir suru sampiyonluk gordun, 13 senede bir tek gonullerin sampiyonlugunu alamadin. Sen mi sanssizsin, insanlar mı seni buluyor bilemedim. Bak, Emre’den sonra Jobo’nun da ismi çıktı. Canin sagolsun, gonullerin sampiyonu da olmayiver.
Onlarca tesis yaptin, alt yapidan 10 senede sadece Okan ve Gokay diye iki cocuk cikardin (Okan’i da vermissin, canin sagolsun), Topuk yaylasinda belki sadece insanlarin topuklarinla ilgilendin, ama en azindan Turkiye’nin en buyuk mangal yerini yaptin.
Artik Real Madrid’de Fenerbahce’den daha fazla Turk var, olsun sen yine de Guiza’ya agliyor diye trilyonlar verdin. Senelerce herkes Orekesini, Ebenikesini alirken, sen gittin cat diye Emenike’yi aldin. Hem de 24 yasinda korpecikken bagladin.
Fenerbahce’nin tekerlekli sandalye takimi yok, olsun sen oyle bir takim kursan, Fenerbahce’nin oyunculari sakat degil, Istinye Park’da yuruyorlar diye Telegol’de sahura kadar program yaparlar. Sen tekerlekli sandalye takiminda yabanci oynatsan, ana avrat soverlerdi, simdi sarkilar, marslar soyluyorlar.
Baskanim,
Bir de hentbol konusu var.
Baskanim,
Evlerde cocuklar…
Televizyonun karsinda dizilmis oturuyorlar.
Karsilarinda salonda hentbolcularin ellerinde puskevitler, kupalar, madalyalar…
Birbirlerine ikram ediyorlar, birbirlerinle egleniyorlar, sakalasiyorlar.
O cocugun aklindan geciyor, benim de bir hentbol takimim olsa, benim de bir kupam olsa diyor.
Baskan, bize niye hentbol takimi kurmuyorsun diyor!
Baskan, bize niye hentbol kupasi almiyorsun diyor!
Baskan, bizde niye yok diyor!
Fenerbahçe Düşmanlığı
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 01 Haziran 2011 tarihinde gönderildi
“Fenerbahçe Düşmanlığı” grip, loğusa humması, prostat büyümesi, beysbol parmağı, zatülcenp gibi yaygın bir hastalık olup, ülkemizde ilk olarak 1907’de görülmüştür. FD, tedavisi olmayan ender hastalıklarından biridir. Belirtileri; Eylül’de ateş yapar, Mart’a doğru nefes darlığı başlar, Nisan sonunda çeneye vurur, Mayıs’ta vücut iflas eder, Haziran gibi biraz durur, Temmuz gibi ateş yapar, Ağustos’ta yine vücudun her yerinde görülmeye başlar.
Fenerbahçe Düşmanlığı çok belirgin bir hastalıktır. Öyle grip ile nezle gibi değildir. Mesela Appiah Denizli’ye o golü atsa, Fenerbahçe’nin şampiyonluklarına bir şaibeli şampiyonluk daha eklenecektir. Fakat Fenerbahçe Düşmanlığı öyle hassastır ki, bir santim ile o golü kaçırınca bile gönüllerin şampiyonu olamaz. Zaten Fenerbahçe Düşmanı olan bir hastaya göre Fenerbahçe hiç bir zaman gönüllerin şampiyonu olmamıştır, olamaz. Sivas maçı 4-4 bitse, o zaman da Fenerbahçe bu durumu çoktan hak etmiştir. (zira Fenerbahçe, Saddam Hüseyin, Bin Ladin gibi bir şeydir) Fakat 4-3 bitince şampiyonluğun nasıl alındığına dair Büyük Ortadoğu Projesi gibi planlar ortaya çıkar. Fenerbahçe küme düşse bile kesin bunun içinde bir bok vardır, zira şaibeli küme düşmüştür. Örneğin Aziz Yıldırım Bank Asya’da petrol, Anadolu’daki statların altında tarihi eser bulmuş olabilir vs.vs…
Fenerbahçe Düşmanlığı medeni bölgelerde daha çok görülür. Mesela Emre Belezoğlu Galatasaray’da oynadığı dönemlerde kim varsa ana avrat girmiştir, arkadan vurmuştur, çirkeftir ama orada Galatasaray ruhu ile, 2000 ruhu ile, UEFA kupası ruhu ile vurmuştur. Fenerbahçe’deki Emre başkadır. O orada Emre Garezoğlu’dur. O Fenerbahçe’de yaptı mı dünyanın en şerefsizidir, çirkefidir, bu ligde en oynamaması gereken adamdır. Mesela Beşiktaş Lugano’yu alsa, Uruguay’ın kaptanını aldık olur, Fenerbahçe alınca Uruguay’ın ayısını aldık olur. Mesela Lugano Fenerbahçe’de vurunca kasap olur, Trabzon’da vurunca profesyonel olur.
Fenerbahçe Düşmanlığı çok teknolojiktir. Mesela geçenlerde Emre Belezoğlu Msn’den mesaj atıp takımına şampiyonluk getirmiştir. UEFA finalinde de Henry’e Yahoo’dan yazan Emre, aynı rahatlıkla kupayı müzesine götürmüştür. Ayriyeten rakip futbolculara mesaj atmak ile başkasının formasını giyip maça çıkmak aynıdır. Sonuç olarak, Emre Belezoğlu kesinlikle küme düşürülmelidir.
Fenerbahçe Düşmanı olan hastamız, çok ufak da olsa biraz ayrımcıdır. Ama ayrımı çok ufaktır. Mesela Arda Turan Fenerbahçeli olsa, Saraçoğlu’nda güvenlik görevlisini kapıya sıkıştırsa, Galatasaraylı Semih’e ve Baroni’ye vursa, Galatasaray marşı çalan seyirciye tekme tokat girse, sinema kapatsa, silahlı t-shirti giyse, Fenerbahçeli yorumcu Gökmen Özdenak’a şerefsiz dese Türkiye’nin en terbiyesiz, en küstah, en artist, en amele, en Türkiye yakışmayan futbolcusu olacaktır. Fakat Galatasaraylı olunca Metin Oktay’ın pazı bandını takabilir, Türkiye’nin Messi’si olabilir, veya 30 milyon pound’a Avrupa’ya gidebilir. Zira o Galatasaraylıdır.
Fenerbahçe Düşmanlığı bilimsel konuşmaktır. Mesela Trabzon – Gaziantep maçında Fenerbahçeli Burak kendini atar, kırmızı kart çıkar, bir de penaltı olur, maç biter. Fakat bir hafta sonra Trabzon yönetimi çıkar, hiç böyle bir pozisyon olmamış gibi Fenerbahçe’nin penaltılarını konuşur. Fenerbahçe düşmanlığı TV’ye çıkıp sadece konuşmaktır, gece nasıl uyuyacağını düşünmemektir.
Fenerbahçe Düşmanlığı ultra standarttır. Mesela Aziz Yıldırım’ın da, Nihat Özdemir’in de, Mahmut Uslu’nun da, Ali Şen’in de sadece annesine küfür edilir. Öyle onun kızına başka, onun eltisine başka küfür edilmez. İddia ediyorum Rıdvan Dilmen Fenerbahçe’de 2 sene teknik direktörlük yapsa onun bile validesine küfür edilir. Çünkü Fenerbahçe düşmanlığının ISO 1905 veya ISO 1903 veya ISO 1967 tescili vardır. Mesela “Rıza Efendi 2 ekmek, bir süt” pankartı Rıza’nın kapıcı babasına yapılmış en büyük günahtır, ama Aziz Yıldırım’ın annesine toplu ve melodili küfür etmek günah değildir, sevaptır.
Şimdi sizler beni Aziz Başkan’ın uşağı sanıp e-mail bombardımanına başlamadan ben sizlere bir reçete yazayım. Yazayım, okuyun, ondan sonra küfür edin.
Ben demiyorum ki, Emre Belezoğlu çok terbiyeli bir çocuktur, hiçbir maçta kırmızı kartı hak etmemiştir.
Yine ben demiyorum ki, Aziz Yıldırım’ın sempatiktir, bu nefreti nereden çıkartıyorsunuz?
Yine ben demiyorum ki, Lugano tekme atmaz, bize havadan penaltı verilmemiştir, yediğimiz gol ofsayt ile iptal edilmemiştir.
Yine ben demiyorum ki, Fenerbahçe’nin her şampiyonluğu tertemiz bir sayfadır.
Ama siz zannediyor musunuz ki bu isimlerin hepsi farklıdır, veya sizde çoktur, bizde azdır?
Siz zannediyor musunuz Sadri Şener, Yıldırım Demirören, Serdar Adalı, bütün bu adamlar bunları bilerek ve inanarak söylüyor?
Siz zannediyor musunuz ki Adnan Polat onları söylerken ve siz onları okurken, o Aziz Yıldırım ile Papermoon’da başka işler bitirmiyor ve kıs kıs gülmüyor?
Siz zannediyor musunuz, bu adamlar sadece kulüp sevdası ile orada yıllarca kalıyorlar?
Siz ne zannediyorsunuz bilmiyorum.
Ama mal bu.
Hakemi ile, medyası ile, statları ile, siyasi destekleri ile, kara paraları ile, adam kaçırmaları ile, küfürü ile, terbiyesi ile, ameleliği ile, kıroluğu ile, seyircisi ile Türk Futbolu bu.
Bu ne Fenerbahçe’de daha fazla görülmektedir, ne Beşiktaş’da daha az.
Bu ne Orduspor’da daha fazla olacaktır, ne Kasımpaşa’da daha az.
Adamlar seni ortaya almışlar, eviriyorlar, çeviriyorlar, sen hala kahvede kavga ediyorsun, okulda penaltıyı tartışıyorsun, iş yerinde ofsaytı tartışıyorsun.
Adamlar Güiza’dan, Carrusca’dan, Tabata’dan, İsmail Köybaşı’ndan o biçim para kazandılar, senin cebinde 5 kuruşun yok, sen bıçak yiyorsun, oteli kuşatıyorsun, dayak yiyorsun, biber gazı yiyorsun.
Ve “Sen” hala ofsayt diyorsun.
Asıl ofsayttaki sensin, birader sen.
Herkes bir anda ileri çıkınca, sen geri zekalı gibi ofsaytta kaldın.
Sadece haberin yok.
Alex, ne olur kupayı evine götür
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 23 Mayıs 2011 tarihinde gönderildi
Ilk once bu sene Fenerbahce’nin en cok yorulan, en cok stres yasayan, kupayi en cok hakeden oyuncusunu yazayim; Hayir, hayir…Alex degil.
Alex’in esi.
Kadincagiz, kocasinin gollerine sevinmekten yoruldu, Alex gol atmaktan yorulmadi. Bilica bile her maca gelmedi, o kadin her maca geldi.
Ama hemen Fenerbahce’nin final maclarindaki olmasi gereken skorlari da ekleyeyim.
Gecen sene, Fenerbahce 10 – Trabzon 0.
Ondan onceki seneler, Fenerbahce 7 – Denizli 0.
4-3luk macta Fenerbahce 5 – Besiktas 0.
Ve dun, Fenerbahce 9 – Sivas 0.
Fenerbahce bu, asbestten bile tehlikelidir, 33 mac sakinligini korur, hatta cok fazla korur, ama son macta hic bir psikologun anlayamayacagi bir sekilde topyekun saldirir.
Ayriyeten Fenerbahce’yi colde kutup ayisi durter, Haziran ayinda yagmur altinda mac yapar…
Fenerbahce, dunku macta yine bildigi tum stresleri yasadi. Ne Sivas’in, ne gecen sene Trabzon’un gol atacak hali vardi, ama sagolsun Fenerbahce, kendi kendine bir gerilim yaratti. Allah’tan “Allah Alex’i yaratti” da, 25 milyonu ulserden, migrenden kurtardi. Zaten diger kacan 2 sampiyonluktan bu senenin tek farki, bu seneki Alex transferi idi. Alex, ne olur kupayı evine gotur aslanim. Kirilir, mirilir.
Allah herkese boyle Brezilyali bir koca nasip etsin Allah’im.
Ama Allah Fenerbahcelilere bir daha boyle bir lig nasip etmesin Allah’im.
Herkese hayirli ugurlu olsun.
Ağustos böceği ve hamsi
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 17 Mayıs 2011 tarihinde gönderildi
Kaldı sana bir maç…
Fenerbahçe’nin huyudur, taraftarını kanser etmeden, ülser etmeden sezonu bitirmez.
Yine Fenerbahçe’nin huyudur, psikologlara, boşanma avukatlarına, acil servislere, tekele para kazandırmadan sezonu kapatmaz.
Fenerbahçe bu…
Bütün sene yatar, kışın atağa kalkar, üst üste 79 puan alır, son maça gelir-dayanır.
Bütün sene yatar diyince aklıma geldi.
Günlerden yaz…
Ağustos böceği, yine hayvan gibi yiyor, içiyor, yatıyor, elinde Mojito, karılar kızlar…
Hayat hiç umurunda değil.
Fakat karınca o biçim çalışıyor, gece gündüz sırtında çekirdek, ekmek, peynir, dilli kaşarlı, ebe gümeci.
Karınca, karınca kararınca ne varsa topluyor.
Karınca iş yaparken bir bakıyor, anaa ağacın altında ağustos böceği…
Böyle bacakları yaymış oturuyor.
Diyor ki, içinden…
“Ulan sen kışın geleceksin kapıma. Ben sana nah veririm yemek-su-ekmek.”
Yaz bitiyor, kar kış bastırıyor.
Dışarıda ayaz var, tipi var.
Nasıl soğuk anlatamam.
Karıncalar evlerinde.
Bütün kış taşıdıklarını yiyorlar, içiyorlar.
O sırada kapı çalıyor.
Karınca diyor ki “Aha geldi kerkenez. Bırakın ben açarım kapıyı.”
Kapıyı açıyor.
Bir bakıyor.
Kapının önünde son model Ferrari, onun hemen önünde bir şoför, arka cam açık, ağustos böceği arkadan elini çıkarmış, elinde puro, üzerinde smokin, yanında sarışın ağustos böcekleri.
Camdan bağırıyor;
“Ya karınca kardeş, sen yıllarca bana baktın. Ben de sana bir iyilik yapayım diyorum. Fransa’ya gidiyorum. Oradan bir şey istiyor musun?
Karınca bir arabaya bakıyor, bir kendine…
“Orada bir La Fontaine vardı. Söyle ona, anasını avradını….”
Enflasyon düşer, işsizlik düşer, Bursa nah düşer
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 13 Mayıs 2011 tarihinde gönderildi
Yahu öyle bir memleket ki, bak sadece 7 günde olan olayları yazıyorum.
Bursa’da soykırım.
Nuri Şahin Madrid’de, Sabri Barcelona’da, Bülent Ataman her yerde.
F1’de şampanya out, Çamlıca in.
Anadolu derbisinde gülen taraf Galatasaray oldu.
Aziz Yıldırım’ın “Galatasavay” açılımı.
Fransa’da doğdu, Nihat’a uçarak kodu, helal olsun sana, Pascal Nouma.
Ve Emenike oldu Ebenike.
Allah belamı versin, her sabah La Gazzetta dello Sport okurum, 1 senede bu kadar haber görmedim.
Almancam yok ama en azından resimlerine bakıyorum, böyle haberler yok.
Sonra diyorsun ki, yahu Emrah hiç futbol konuşmuyorsun.
Ulan nasıl konuşayım?
Ulan bu memlekette bunlardan futbola sıra gelir mi?
Yılmaz Vural, 1 senede 2 takımı küme düşürmüş. Hala Fenerbahçe diyor.
Holosko kupada oynamasa iyi olur, ama Emenike oynamayınca şerefsiz Fenerbahçe.
Bursalı, Beşiktaşlı avına çıkmış, Ertuğrul Sağlam orada oturuyor, sıkıysa ona dokun? Yok.
Abazan Ataman pardon Bülent Ataman su şişesine vururken ayakkabısı fırlamış. Tövbe estağfurullah.
Fenerbahçe, yine son maça puan puana giriyor. Önce Galatasaray, arkasından Bursa, şimdi Trabzon ve yoksa seneye Beşiktaş mı?
Şaka, şaka, şaka.
Bunların hepsi şaka. (Böyle yazmayınca Habertürk’ün santrali kilitleniyor)
Ama bugünkü karar gerçek.
Şiddet yasasından sonraki belki de ilk büyük olayın kararı bugün verilecek.
Ve “Bursa küme düşmeli” diyenlere okkalı bir cevap Federasyon verecek.
İbrahim Yazıcı zaten cevabı vermişti.
“3-5 kendini bilmezin yaptığı şey koca Bursaspor’a mı mal edilirmiş?” dedi.
Ulan gittim, üşenmedim, bu 3-5 kendini bilmezi buldum.
Meğer 100 yıldır bütün bu olayların sebebi bu 3-5 kendini bilmezmiş.
Biri, ben.
Ailenizin sopalık yazarı. Ben olmasam bu olaylar olabilir mi?
Diğeri Bursa Valisi.
Valim, bizim neyimize iyilik? Bizim neyimize futbol seyretmek, takım tutmak? Bizim neyimize insanlık? Sana ne? Sen ver sabahtan bizim gözümüze soğan bombasını, biz bir tek ondan anlarız.
Bir diğeri, Aykut Kocaman.
Adam lider, yine de gülmüyor. Niye? Kendini bilmez çünkü. Adam kendini bilmiyor da gülmüyor.
Diğeri kesin, Quaresma.
Dayıcım, senin ne işin var Laos’ta, Irak-İran savaşında, Sri Lanka’da? Bak her şey senin tremolo mıdır nedir, onu yapmanla başladı zaten. Git evine, orada yap sağ dış ortalarını, burada yiyeceksin kafana kaldırım taşını.
Ve 5.kendini bilmez.
Tabi ki Süleyman Seba.
Başkanım, sen gittin biz binlerce yaralı, yüzlerce ölü verdik.
Başkanım, sen gittin, biz dişi kartallara küfür öğrettik, gençlere pala, döner bıçağı verdik, takımlara şike aşıladık, teşvik primi gönderttik.
Başkanım, sen gittin biz şeytanlığı, pisliği, kurnazlığı yani profesyonelleşmeyi öğrendik.
Başkanım, sen gittin biz sahtekârlığı, kendini atmayı, kendini satmayı yani endüstriyelleşmeyi öğrendik.
Başkanım, kısacası sen yokken biz bir bok yedik.
Şimdi temizleyemiyoruz.
Ya geri gel, ya da ses ver.









Son Yorumlar