İlk 4 hafta

Şimdi de televizyonunu yeni açanlar için Lig’in ilk 4 haftasının özeti…

A ne güzel yaz geldi, kış geldi. 1 hafta tatile çıkayım dediniz. İşte o zaman ayvayı trivela şeklinde yediniz.
Nereye çıkıyorsunuz? Artık haftada en az 10 maç var.
Eskiden validenizin veya eşinizin “Yahu yine mi maç var?” sorusu artık tarih oldu, çünkü artık Pazartesi, Salı, Çarşamba, arife, yatsı, bayram, İsa’dan önce, İsa’dan sonra her gün-her an maç var.
Tabi doğal olarak, haftada en az 8 Rıdvan Dilmen, 18 tane Ziya Şengül var.
Ben Mehmet Demirkol’u babamdan daha fazla görüyorum diyenler hiç üzülmesin, artık gece rüyanızda Ahmet Rasim’e Ozan Kütahyalı’ya Çakar var.

Artık müthiş bir sistemiz var. Play-ufff.
TFF ve LigTV ortak Sudoku programı.
Lakin o kadar sade ki, mesela şu an lig bitse İBB, FB, BJK ve MİY aynı puanlarla turnuvaya başlayacak. Yani Fenerbahçe’nin aldığı 1 puanın hiçbir önemi yok veya son saniyede verilmeyen golün önemi çok. Ulan bari lig bittiği zaman, bu 4 takımın sadece kendi aralarındaki puanlarla play-off yap. O da yok. Peki ne var? Mayıs ayında Digitürk’e o biçim zam var. Kutuyu şimdiden aldınız-aldınız. Yoksa kutunuzu açacaklar. Ya cebiniz ufff olacak, ya bir tarafınız.

Yıllarca “Artık Türk futbolcusu Çarşamba – Pazar maçlarına alışmalı” dedik, TFF en sonunda bizi dinledi ve play-ooooof-of fikstürü hazırladı.
TFF, Galatasaray ile 15 günde 4 maç rekoru kırdı, Fenerbahçe’nin 11 günde 4 maçı ile rekoru paramparça etti. Takımlarda çaycılar bile sakat. Peki Türk Futbolu bundan ne kazandı? Acıbadem’de bir MR 10000 TL. Haftalık 50 futbolcu x 10000 TL. İşte nah bunu kazandı.

Fenerbahçe, yıkılmadı, ayakta kaldı ve 10 puan ile 2.liğe yerleşti.
Az daha Genç Kompozitler Birleşik Vakfı ve Fenerbahçeli Ötektoidler Derneği camiayı ele geçirecekti, Fenerbahçe çetin ceviz çıktı, bunlara kulak asmadı, daha da kaynaştı.
42 bin ana, avrat, bacı maça gitti. Sarışın, esmer, buğday ten gövde gösterisi yaptı.
Fenerbahçe’nin 2.liği bu kaynaşmadan mı, Alex’den mi, yoksa Anadolu Kulüplerinin halsizliğinden mi kaynaklanıyor, araştırılıyor.

TFF, “Bakın hakemler şikenin içinde yok” dedi. Dediği doğru çıktı.
Hakemler, 4 haftada bir tek oradan çıkmadı.
Kartlar, penaltılar, gole gidiyorum derken herkes hakemlere dümdüz gitti.
Bayanlar Manisa maçında tam ofsaytı anlamışken, yardımcı hakem daha da kafaları karıştırdı. Sırf bu yüzden Fenerbahçeli bayan seyirciler 2-1’den sonra timsah yürüyüşü yaptı.
Telegol, kale arkasına hakem, topa sensör, hakemlerin ağzına mikrofondan sonra gözlerine de mikro-kamera koyalım dedi. Böylece tuvalete bile gitse, nereye bakıp ne gördüklerini görürüz dedi.

Burak Yılmaz ile dalga geçildi, her maç gol attı.
Çocuğa küfür edildi, Karabük maçında 3 sayılık attı.
Trabzon fark yer dendi, Inter’i Skippe attı.
Bursa iyi yolda dendi, Sivas 3 attı.
Antep şampiyon olur dendi, Tolunay havlu attı.
Kobe Galatasaray’a antrenmana geldi, Beşiktaş’a kıç attı.
Aurelio pas attı, Sydney kafa attı, Guti 2 tek attı.
Ümit Özat 10 yıl sağ dış ile orta yaptı, Quaresma 2 yılda sadece hava attı.
Platini bizi sever dendi, herif fırça attı.
Messi – Arda kapıştı, Arjantinli fark attı.
Hıncal Uluç geri döndü, Galatasaray’a gübre attı.

Daha fazla yazamayacağım.
Gerçekten tepem attı.

, ,

2 Yorum

Maçlar yine seyircisiz oynansın

Öyle bir sene ki…
Yattık kalktık, yattık kalktık.
Bir baktık, Kayseri maçı gelmiş.

Mesela yatçez-kalkçez, yatçez-kalkçez.
İ.B.B maçı gelcek.
Pijamalarımızı giycez, dişimizi fırçaliycez.
Mersin maçı gelcek.

72 saat öncesine dönersek, Manisa maçından aklımızda kalan şeyler, ne Alex, ne Bienvenu, ne Bilica…

Benim aklımda kalanlar;

Dünyanın en tatlı “İ… Trabzon, olamazsın şampiyon” tezahüratı,
50 bin adet dişi vuvuzela sesi,
50 ton fondoten,
Ve 1 adet gözlüklü türbanlı erkek fantezisi.

Öncelikle şunu söyleyeyim…
Bu yazıyı lütfen bayanlara ve 13 yaş altındaki çocuklara okutmayın.
Çünkü rahmetli peder derdi ki;
“Bir bayan şoför çok tehlikelidir. Yanında yol tarif eden bir bayan varsa daha tehlikelidir.”

İşte ben o adamın oğluyum.

Aynı zamanda ben şu kadının da oğluyum.

- Oğlum ne maçı bu?
- Milan – Barcelona anne.
- E sana ne? Fenerin maçı ki?

 Ya da…

- Ofsayt nedir tosunum?
- Şimdi anne, rakip oyuncu topu ayağından çıkardığı anda…
- Portakal kesiyim mi, yer misin?

Ben bu karar için şöyle düşünüyorum.
Bir erkeği maça sokmayın, dövün, ağzını burnunu kırın, ama ne olur 50 bin tane kadının seyirci olduğu maçı seyrettirmeyin. (Bu kampanyaya dişi kartallar dâhildir.)

Maçta bir ara öyle bir çığlık yükseldi ki, ben maraton üstten fare sürüsü geçti zannettim.
Hâlbuki sadece Volkan plonjon yapmıştı.
Maçta bir ara öyle bir izdiham oldu ki, ben Kıvanç Tatlıtuğ seyirciye donunu attı zannettim.
Hâlbuki Dia sadece gol atmıştı.
Maçta bir ara öyle bir sevinç oldu ki, ben maç 2-1 bitti zannettim.
Allahtan anons olmadı ve kadınlar timsah yürüyüşü bilmiyorlar.

Sevgili bayanlar…
Tabi ki cennet sizlerin ayakları altında…
Tabi ki kadına kalkan eller kırılsın…
Tabi ki yuvayı dişi kuş yapar…
Ama bizim şu 3 kuruşluk zevkimize ne olur karışmayın.
Bak biz karışıyor muyuz “Feriha’nın bilmem neresine koydum”unuza?

Fenerbahçe belki o maçta taraftarın “anasını” ağlattı fakat TFF’nin hakkını yemeyelim.
Bu karar, Federasyonun şu ana kadar aldığı en iyi karar.
İşte TFF böyle şeylerle uğraşmalı.
Bilet alana ruj ver, devre arası yemek yarışması yap, bayanların hemen önündeki ekranda “Kuzey Güney”i oynat…
Play-offmuş, 6+2+sonsuzmuş, şikeymiş… Sana ne?

Sen ne karışıyorsun elin hamuru ile erkek işine?

Sen şimdi git, seyircisiz maça ceza olarak gelen bayanlar küfür edip ceza alırsa, bir daha ki maça kimi bedava sokucan onu düşün…

Çünkü memlekette o kadar gay yok.

, , , ,

6 Yorum

Ey Fenerbahçeli!

Bak Fenerbahçeli…

Seni yıllardan beri tanırım.
Ve seni çok iyi anlıyorum.
Sen çok üzgünsün.

Niang’ın gitmiş, Santos’un gitmiş, Lugano gitmiş, Emenike gitmiş, Ebenike Güiza bile gitmiş, başkanın gitmiş, muhasebecin gitmiş, Şampiyonlar Ligin gitmiş, paran gitmiş, pulun gitmiş, itibarın gitmiş, sağlığın gitmiş, ahın gitmiş, vahın da gitmiş, bir tek sen gitmemişsin.

Seni UEFA’ya almıyorlar, Bank Asya’ya almıyorlar, kupanı geri almıyorlar, stada almıyorlar, hapiste ziyarete almıyorlar, arkadaş toplantısına almıyorlar, eve almıyorlar, gerdeğe almıyorlar, ama Beşiktaş’ı, Trabzon’u UEFA’ya alıyorlar.

Olayın üzerinden 72 gün geçmiş, senin üzerinden tüm Galatasaraylılar ve Trabzonlular geçmiş, Acıbadem geçmiş, önceki senenin şampiyonunun maçını pazartesiye koyan eyyamcı dingil geçmiş, Cuma-Salı-Cuma maç koyan fikstürcü geçmiş, nöbetçi mahkeme geçmiş, Lütfiş geçmiş, Robocop Erman geçmiş, Platini geçmiş, bir tek öz baban geçmemiş.

Bekir’in duruyor, Bilica duruyor, Baroni duruyor, Caner’in duruyor, Selçuk’un duruyor, Uğur Boral’ın duruyor, Ziya Şengül’ün duruyor, belki bunları bu sene tekrar görünce kalbin de duruyor.

Futbolcuları düşünüyorlar, Alex’in, Emre’nin terini düşünüyorlar, revirde Aziz Başkan’ı düşünüyorlar, UEFA’nın değerini düşünüyorlar, Türk Futbol Markasını düşünüyorlar, Sadri Başkan’ın yurtdışı harcını düşünüyorlar, play-off’u düşünüyorlar, Bursa’nın cezasını düşünüyorlar, ama senin şu 2 ayda ne çektiğini hiç düşünmüyorlar.

Ve sen yine de desteklemeye devam ediyorsun.

Ben seni anlıyorum, Fenerbahçeli.
Sen zaten bir tanesin.

Seni stada sokmazlar, sen bacadan girersin.
Takımı değil Bank Asya’ya, Asya Pasifik’e gönderirler, sen oraya da gidersin.

Ama kusura bakma…
Bu işleri bu hale sen getirdin.

Aziz Yıldırım Rüştü’yü dövdü, sen ısrarla kombine aldın.
Aziz Yıldırım kabloları kesti, sen ısrarla bilet aldın.
Aziz Yıldırım etrafındaki her Fenerbahçeliyi kovdu, sen taraftar kart aldın.
Sen telefon hattı aldın, su aldın, forma aldın, don aldın, nevresim takımı aldın, Lig TV aldın, ama 30 senede şike ile bile Türkiye Kupası alamadın.

Fenerbahçeli kardeşim.
Biliyorum, üzgünsün.
Ve bana da sinirleneceksin.

Ama Aziz Yıldırım belki de senin tüm paranı Papermoon’da Korcan ile yedi, sen hala onun maskesini, t-shirtünü giyiyorsun.

Sen Fenerbahçe’ye destek olmuyorsun…
Sen Aziz Yıldırım’a destek oluyorsun.

Sen…
Seni dünyaya rezil etmiş bir adamın t-shirtünü hala giyiyorsan, sen seneye kırmızı bile giyersin.

Ve dikkat ettiysen Fenerbahçe’n küme düşmedi.
Hala Süper Lig’de.

Ama bir tek sen Süper Lig’de değilsin.

Zira sen küme düştün…
Sen…

Ve sen, 1907’den beri en çok acı çeken Fenerbahçeli olarak tarihe geçeceksin.

,

18 Yorum

Türk-üç-üç


Rahmetli Kenan Onuk’un çok güzel bir lafı vardır;
“Basketbol, ilk 3 periyodu izlenmesine gerek olmayan, son periyodu muhakkak izlenmesi gereken bir spor dalıdır.”
Bu açılım Türk Basketbolu için daha bir geçerlidir, ama başka bir spor dalı için daha da ve daha da geçerlidir.
O da 1923’den beri Türk Futbolu’dur.

Ben de buna istinaden Salı akşamı yemeğimi yedim, saatimi kurdum, 7 gibi yattım, maçın bitmesine 10 dakika kala kalktım, penaltımı seyrettim, top direkten döndü onu seyrettim, Arda’nın klasikleşmiş röportajını seyrettim, dişimi fırçaladım ve yattım.

Ve maç sonunda Hiddink’in demecini de seyrettim.
Guus, bizim total futbol, kolektif yapı, teamwork, 4-4-1-1, 4-3-3 gibi detaylarla falan uğraşamayacağımızı, anlasak da uygulayamayacağımızı, uygulasak da zevk alamayacağımızı gördüğünü ve “Türk Tipi Futbol” lafını telaffuz ettiğini duydum.

Çünkü artık o da biliyor ki, Avusturya maçında 80 dakika kulübeden çıkmasına gerek yoktur, zira ne olacaksa son 10 dakika olacaktır.
Çünkü yine biliyor ki, Türkler doğalgaz faturasını saat 16:59’da yatırmaya çalışır, toplantıya, cenazeye, düğüne, gerdeğe herkesten sonra girer, sınava son anda çalışır, ameliyata doktordan sonra gelir yatar, uzay mekiğine bile en son biner.
Hatta bizi o kadar anlamıştır ki, bu maçta bile sevinmez, çünkü önünde 2 maç daha vardır. 2 maç oynanmadan ne olacağı hiç belli değildir.
Fakat bu demek değildir ki önünde 180 dakika vardır.
Önünde sadece her maçtan bir 10 dakika, yani 20 dakika vardır. Belki de 2 maçta sadece 2 dakika vardır. Bunu Yüce Rabbim bile bilemez, Guus Hiddink hiç bilemez.

Guus Hiddink yine anlamıştır ki, bizler Rusya, Kore, Hollanda gibi sistem insanları değilizdir.
Bizlerin lügatinde X,Y,Z, Co2, H20, mc2 gibi bilimsel hiçbir şey yoktur.
Kaldı ki bunların gereği de yoktur.
Bizlerin lügatinde gaz, teşvik, iteleme, rica, minnet, kin, nefret, vefa, hırs, çekememezlik, aşırı özgüven daha önemli yer kaplamaktadır.

İşte o yüzden bizler 4-3-3’den değil, Türk-üç-üç’den anlarız.
İşte o yüzden Türk’ün olduğu yerde sayı olmaz, rakam olmaz, formül olmaz, istatistik olmaz.
İşte o yüzden Türk’ün olduğu yerde çark olmaz, disiplin olmaz, sistem olmaz.
İşte o yüzden dünyanın başka hiçbir yerinde “disiplinin olmadığı yerde kan ve gözyaşı vardır” vecizesi yoktur.

İşte o yüzden bir penaltıcımız bile yoktur.
Ama çok iyi bir frikikçimiz vardır.

Ekranda Mehmet Ali Erbil’den bile çok görünen, her gübreye bir yorumu olan, Türkiye’den gidince ekranlarda sanki daha çok frikik atan, 1-2 aya Kürt sorununa İspanyolca yorum yapacak olan Arda’mız vardır.

Bu herhalde size bütün bunları özetlemiştir.

,

1 Yorum

Acıbadem hastalarını böyle mi ameliyat ediyor?

Ne Aziz Yıldırım, ne Fenerbahçeli Rambo, ne sahaya rakı şişesi atan hayvan, ne de polise pala çeken seyirci. Bu 2 ay bize göstermiştir ki, Mehmet Ali Aydınlar tüm Türkiye Ligi’nin anasını tek başına bellemiştir.

Ne 5 dakikada onaylanmış Play-off’tan, ne hiç alakası yokken çıkan sınırsız yabancı kararından, ne Bursaspor’un cezasının iptalinden, ne çelişkili demeçlerden, ne kılıbık kararlardan, ne de mıy mıy mıy basın toplantılarından bahsedeceğim

Şu an zaten PKK’a desen ki, kardeşim bırak dağı, gel Türkiye Ligi’ni sabote et, yemin ederim bu hale getiremezdi.

Sayın Mehmet Ali Aydınlar…
Şunu anlamıyorum.

Her şeyden evvel Trabzon şampiyonlar ligine gönderiyorsun, ama kupayı Fenerbahçe’den almıyorsun.
Yani sen diyorsun ki benim 2 şampiyonum var.
Bir de her senenin gönüllerin şampiyonu var. Beşiktaş.
Etti 3.

Hadi UEFA senin hazbınt’ın…
Ne dese yapıyorsun.
Ya hala Fenerbahçe’yi niye düşüremiyorsun babacım?
Fenerbahçe neden hala orada?
Ya Norveç’in somonu ünlü, Japon’un suşisi ünlü, bizim sadece kaypak karakterimiz mi ünlü?
Neden bizim her kararımızda kaypaklık var, eyyam var?

Sözlüğe bakıyorum.
Eyyamın İngilizcesi yok. Kaypaklığın da Almancası yok.
Ulan bu kelimeler sadece bizde mi var?

Ya neden bu kadar tırsıyorsun?
Adam hapiste.
Sen neden dik duramıyorsun?
Sen hastanende insanları böyle mi ameliyat ediyorsun?
Sen “Ben kesemem orasını. Şu an neşter yok. Bana tam hasta gibi gelmedi. Yurtdışındaki doktorlara sormam lazım” mı diyorsun?

Eğer sende hala %1 şüphe varsa, adamları niye düşürmüyorsun?
Eğer sende hala %100 kanıt yok ise, adamları niye şampiyonlar ligine göndermedin?
Neden Bursa şampiyonlar ligine gitmiyor?
Beşiktaş niye hala kupa maçı yapıyor?
Beşiktaş ve İ.B.B’nin yarı finalde elediği takımların suçu ne?
Antep’in suçu ne?

Ya Allah aşkına kaldırın şu gizlilik kararını.
Neyse açıklayın şu belgeyi, delili.
Aziz Yıldırım parayı ağzına sokarken mi görülmüş, Emre Belezoğlu paralara yatarak mı girmiş açıklayın artık.

Millet geberecek tansiyondan.
Siz hala iddianame diyorsunuz.

Biliyorsunuz, milletin başına sadece meraktan bir şey gelmiyor.
Eğer siz bir şeyleri açıklamazsanız, Fenerbahçe – Galatasaray ve özellikle Fenerbahçe – Trabzon maçından sonra, başınıza meraktan değil de, daha başka bir şeyden bir şey geleceğini çok iyi biliyorsunuz.

,

7 Yorum

Metrisspor

Diyorlar ki…
Tarihi fırsatı kaçırmışız.

Neyin fırsatı, anam…
Neyin fırsatı?
Zannedersin TFF, PKK’yı elinden kaçırdı.

Tamam, Aziz Başkan içeride.
Babaannenle konuşuyorsun. Aziz Başkan içeride diyorsun, “İyi olmuş. Hak etti.” diyor.
Babaanne, ne yaptı ki adam?
“Bilmem. Hak etti o, hak etti.”
E gördün mü bir şey yaparken? Belge yok, delil yok. Artı gizlilik var.
“Hak etti o, hak etti.”

Diyelim ki, Aziz Başkan suçlu.
Şekip’den Bülent’e, Korcan’dan Lukovcan’a kadar bir sürü de adam attın içeri.
Ellerine sağlık.
E geriye kalanlar?
Adnanlar, Sinanlar, Canlar, Fikretler?

Ben dün gibi hatırlıyorum, Sadri Şener’e soruyorlar, son maç Fenerbahçe maçı ne olacak başkan diye,
“Ne olacak, çıkıp yenilecez” diyor.
Bu ne şimdi?
13 Nisan 23:59’da şaka, 00:01’de kaka mı?

Yani Mehmet Ali Aydınlar, “Düşürün bunları küme” dese, Türk Futbolu temizlenmiş mi olacaktı?
Yani Fenerbahçe, Beşiktaş, Trabzon pis, Galatasaray, Samsunspor, Keçiörengücü temiz, lige başlayın please mi?
Yani bir daha hiç şike olmayacak, amigolara hiç bilet verilmeyecek, oteller kuşatılmayacak, adam dövülmeyecek, peşkeş çekilmeyecek, eyyam olmayacak mı?

Yani sonuç olarak sen diyorsun ki,
MHK, Kulüpler Birliği, İddia tertemiz,
Belediyeler, müdürlükler, şirketler, vakıflar onlardan da temiz.

E peki bu kararı verirken Mehmet Ali Aydınlar tırstı diyelim.
Veya topu taca attı.
E bizim hükümetimiz değil miydi, Amerika Irak’a girerken teskereyi oyalayan?

Hadi Mehmet Ali Aydınlar Aziz Yıldırım’ın adamı.
Ulan Platini’ye de mi cip gönderdi bu adam?
İsviçre’de çantalar mı dolaştı?
Hani UEFA acımasızdı?
Hani belge melge hiç fark etmez en ufak şüpheden bitirin demişti?

Ya bak babacım.

Farkındaysan artık Lig TV değil, Metris TV seyrediyoruz.
Ayriyeten, Metris’te çaktırmadan ufak bir kulüp de kuruldu.
Metrisspor’un başkanı var, antrenörü var, futbol şube sorumlusu var, kalecisi bile var.
Diyeceksin ki, ona bakarsan Silivri’de içeride ufak bir ordu var.

Ama kime söylüyorsun ki?
Yemin ederim memleketi düşman işgal etse kimsenin haberi olmaz.
2 tane futbol adamı içeri girdi diye, herkes savcı, herkes hâkim.
Herkes bütün kanunu yutmuş.
Nasıl atıyor.
Hâlbuki Ergenekon ne diye sorsan, “ne Sergenekon mu” diyecek öküz.

Tarihi fırsatı kaçırmışız.
Ulan neyin fırsatı.
Adamın gencecik oğlu ölüyor mayına basıp.
Kadının 1 aylık kocası kurşunlanıyor.
Sen hala tarihi fırsat diyorsun.
Sanki Apo’yu yakaladık.

Sahi…
Şike, şaibe, teşvik primi tamam da…

Aslında biz Apo’yu yakalasak bütün bu işler biter de…
Neyse…

,

3 Yorum

Euro, kredi notu, Fenerbahçe

Diyorlar ki…
Bu takımlar küme düşerse, Türk Futbolu’nun değeri düşer…

Bak babacım.
Sana neden düşmeyeceğini anlatayım.

78. kanalı açıyorsun.
Geçen senenin en iyi maçlarını veriyor.
Blekpul – Porsumut.

O sırada 77 de bizim müthiş tarihimizin unutulmaz maçlarını veriyor.
Galatasaray – Fenerbahçe.

Blekpul maçına bakıyorum.
Dakika 15.
Maç 2-0.

Galatasaray – Fenerbahçe maçına bakıyorum.
Dakika 35.
0-0.

Blekpul maçına bakıyorum.
Dakika 65.
2-2.

Galatasaray maçına dönüyorum.
Dakika 80.
0-0.

Blekpul, dakika 93.
4-3.

Galatasaray.
Dakika 113.
0-0.

Misal…

Burak Yılmaz’ın Top 10 golünü gösteriyor.
En uzak golü penaltı noktasından…
İtalya’nın ilk 100 golünü gösteriyor.
Ceza sahası içinden gol yok.

Futbolculara quiz yapıyorlar.
Zannedersin, debil yerleştirme sınavı.
Ha bu adamlara şike yaptırmışsın, ha Dünya Kupasını kazandırmışsın.

Bülent Arınç, Bursa maçını vermedi diye TRT’nin kulağını çekeceğim diyor.
Baransu 5.dalga geliyor diyor, demek ki Emenike geri geliyor.
Bülent Tulun, 1 milyon doları Song’un yaşını küçültmek için nüfus memuruna mı verdiniz diye mektup atıyor.
Real Madrid, 109 tane çocukla maç yapıyor, bizde çoluk çocuk spor mahkemesi izliyor.
Teoman müziği bırakıyor, dağın haberi olmuyor.

Kusura bakma da…
Bu kadar abuk sabuk şeyin olduğu yerde Türk Futbolun düşecek bir değeri var mıdır?

O yüzden;
Euro düşer, Amerika’nın kredi notu düşer, Fenerbahçe nah düşer.

Pardon…pardon…
Türk Futbolu nah düşer.

, ,

8 Yorum

Diır Güiza

Ve o kadar olayın ardından Fenerbahçe’yi bitiren haber, ne Mehmet Berk’ten, ne Ayarsız Lube’den, ne de 1.Şube’den geldi. 

Daniel Güiza “Küme düşse de takımda kalıyorum.” dedi.

Bak arkadaş;
Direğe sarıldın, ağladın, tonlarca gol kaçırdın, bir şey demedim.
Sakal uzattın, Fenerbahçe’ye uğursuzluk getirdin, yine bir şey demedim.
Senede yatarak 8 trilyon kazandın, vefa diye bir şey zaten düşünmedin, ağzımı açmadım.
Beni sonunda Ziya Şengül’e benzettin, ona da bir şey demedim.
Ama Fenerbahçe’nin en çok senin gitmene ihtiyacı olduğu bugünlerde, sen niye hala ayakaltında dolaşıyorsun, anlayabilmiş değilim.

Ayriyeten, ben senin de telefonu dinlensin isterim.
Rakiplerden 3 senedir kaç para alıyorsun, video görüntülerin, tapelerin, tapasların, ortaya çıksın isterim.
Çünkü, ben 3 senedir senin transferinden daha büyük bir şaibe görmedim.

Bak Güiza kardeşim…

Zaten cinlerim tepemde.
1907’den beri hiç bu kadar cinlerim maksimuma ulaşmamıştı.

Televizyonu açıyorum.
Spor enstitüsü diye bir şey var. Ben ilk defa bu sene duydum.
Adli spor muhabirleri var. Ben ilk defa bu sene gördüm.
Spor avukatları var. Ben ilk defa bu sene şahit oldum.
Baransular, Rasim Ozanlar, Sanem Altanlar, nokta kadar menfaat için, virgül kadar eğilmişler bu şerefsiz dünyaya, ben ilk defa bu sene öldüm.

Ulan Sayın Güiza,
Daha mahkeme başlamadı, “Türk Futbolu Mahkemede” diye program başladı.
Ben sana ne diyeyim?

Allah’tan gizlilik var. Yemin ederim, yoksa sen bitmiştin.
Ayriyeten yat-kalk, 11 ayın sultanına dua et.
Hem bu konu çok gizli, kimse bu konu hakkında yorum yapmıyor(!), yapsa da küfür edemiyorum.

Programlarda belgeler havalarda uçuşuyor.
Herkes de ozalit ozalit deliller.
Babaannemde bile Emenike’nin parayı ağzına sokarken fotoğrafı var.
Yahu bu yaşıma kadar davalarda 1-2 bilgi sızdırıldığını gördüm, bir davada dışarı klasör sızdığını bu sene gördüm Güiza!

Bak Güizacığım…
Bıradır Güiza…

Kusura bakma, biraz doluyum.
Bu işlerden de çok sıkıldım.
Belki bunların senle alakası da yoktur.
Ve sana patlamış olabilirim.
Zira etrafta bir tek seni müsait gördüm.

Ama beni bu sene idare ediver, Güiza kardeş.
Zira ben Fenerbahçeliyim.

, ,

5 Yorum

Or-Gi Lig

Lisede asabi, agresif, yıpratıcı forvet bir Din hocam vardı.
İsmi de huyuna suyuna denk.
Sakin Yavaş.

Sınavda bir gün “Kopya, orucu bozar mı hocam?” dedim.
Bacağıma da İslam’ın şartlarını yazmışım…

Bana bir döner tokat attı, Kızıl Deniz gibi ikiye ayrıldım.
Arkasından da tarihi söz;
“He ol, she ol, it olma Emrah Efendi.”

Bizim rahmetli peder de muhasebeci idi.
Gündüzleri muhasebeci idi, akşamları peder.
Memur zihniyetinden mastırlı…
Dürüstlük konusunda doktoralı…
Yanımda şike teklif ettiler.
Almadı.

Hep şöyle derdi.
“Madem Türksün, göster ürksün.”

Bana da sık sık “Bir boktan anlamazsın, helâya gardiyan yazılırsın” derdi.

Peder bize hiç ay-fon, ray-ban, iks-üç almadı.
Bize bol bol dürüstlük bezi, mertlik biberonu, ahlak tulumu aldı.
Rahmetli, Tayfur Havutçu’yu kodeste görseydi, kanser hücresinden önce giderdi.

25 gün Türk Futbolu çalkalandı.
Belgeler, klasörler, kozmik odalar.
Fakat şunu kimseye anlatamadım.

Bizim huyumuzda var bu anam.
Sen neyin davasını yürütüyorsun?
Bu davayı temizledin, öyle mi kalacak zannediyorsun?

Biz çalarız, çırparız, kandırırız, döveriz, söveriz, hile yaparız, hurda yaparız, adam kayırırız, öne geçeriz, araya gireriz, yalan söyleriz, aldatırız.
Mal bu babacığım.
Camianın %100 sevdiği Rıdvan bile eşini dinletmiş, sen neyin ahlakını araştırıyorsun?

Hayır, belgeler bu kadar can alıcı ise, ben neden 1 ay Mehmet Berk’in plajda güneşlenmesini bekliyorum?
Veya sen 3 takıma ceza verdin, sen bu memlekette, bu Lig’de nasıl diyebilirsin ki “Geri kalanlar tertemiz, hadi oynayın?”
Sen nasıl diyebilirsin ki ben Adnan Sezginleri, Sinan Enginleri tanımam, sadece Cemil Turan’ı tanırım?
Sen Ligleri 9 Eylül 2029’a ertelemen gerekirken, 3 haftayı nasıl tartışırsın?
100 yıldır çözülemeyen sorunu, 3 hafta da mı çözeceksin?

Peki, biz “Gizlilik Etiği” nedir biliyor muyuz da,“Etik Kurulu”ndan haber bekliyoruz?
Federasyonun, futbolcuların, hakemlerin odalarının hepsi kozmik de mi, biz sadece bir odaya mı girebiliyoruz?
Biz koskoca paşalara, komutanlara gazetecilere “Abi, hala içeri aldıklarına göre kesin bir şey yapmışlardır” derken yeterince geri zekalıyız, bu davada mı cin kesildik?
Biz bu konuyu UEFA’ya anlattık da, Alex’e, Gökhan Gönül’e, 5000 km koşmuş Mehmet Topuz’a nasıl anlatacağız?
Fenerbahçe’nin ikinci yarıdaki 17de16sı şike olabilir de, ki bunun 3 tanesi derbi maç, Trabzon’un ilk yarısındaki 17de13 şike olamaz mı?
Yahu biz bir havalimanı ismi koyacak vizyona sahip miyiz ki, “Temiz Elleri” uyguluyoruz?

Valiyi uyarmasalar, dünyanın ilk “topluca” inilen havalimanı bizim olacaktı. Allahtan hem Ordulular, hem de Giresunlular “grupça” Vali’yi uyarmışlar, yoksa nur topu gibi bir çılgın projemiz olacaktı.

Ve sen hala bana bu işi 3 haftada temizleriz diyorsun.
Esas bu yöneticiler, bu futbolcular suçlu çıkmazsa, ben merak ediyorum bu Lig’i hangi kanal verecek?

Lig TV mi, Zat Ayns mı?

2 Yorum

Şike ve Organize Suçlar

“Benim yaptığım şey şu. Takımla aramda aracılık yapan adam, takımın yedek kulübesinin arkasında oturuyor ve takım maçı kaybedecekse kırmızı bir süveter giyiyor. Takım sahaya çıkıyor ve orta alanda durup kalabalığı selamlıyorlar. Sonra benim adamı görüyorlar ve maçı kaybetmeleri gerektiğini anlıyorlar. Eğer sert oyun oynamalarını ve maça asılmalarını istiyorsam bu defa adam mavi bir süveter giyiyor. Oyuncular adamımı gördüklerinde kalabalığı selamlarmış gibi yapıp ellerini kalplerinin üstüne koyuyorlar. Bu da onların sinyali gördüklerinin ve anladıklarının işareti oluyor.”
 
Şans mıdır nedir, geçenlerde Digitürk’ü kapattım, zira yazları fazla yakmasın diye kapatıyorum, 3 gün sonra Aziz Başkan’ı içeri aldılar.
 
Yine şans mıdır nedir, “Aziz Yıldırım 2023 yılında Başbakan Tayyip Erdoğan’ın rakibi olacaktır” diye yazı yazdım, iki gün sonra adamcağızı içeri aldılar.
 
Ve tabi ki şansın Allah’ıdır, 2 ay önce bir kitaba başladım, kitabı hiç okuyamıyorum, kitap elimde sürünüyor, tuvalete gidiyorum benle, tatile gidiyorum benle. Ama okuduğum sayfa sayısı üç. Kitabı tam rafa kaldıracağım, Aziz Yıldırım’ı içeri aldılar.
 
Kitabın ismi “Şike ve Organize Suçlar”
Yazarı Declan Hill.
 
Kitap o kadar enfes çıktı ki, daha Aziz Yıldırım revirden çıkmadan ben kitabı okudum, bitirdim. Kitap, şikenin tüm tarihçesini, detaylarını, organizasyonunu löp diye ortaya koyuyor. Yani bir nevi bu kitabı okuyan savcı hayatta külyutmaz, bu kitabı okuyan sahtekârlar da hayatta yakalanmaz.
 
Kitap;
Bu şike denen şeyin Çin’den tüm dünyaya yayıldığından tut da, şike yapan bir takımın antrenörünün, masörünün, menajerinin dâhil aslında herkesin her şeyi bildiğine,
1993’de Marsilyalı Jean Jacques Eydelie’nin Valenciennesli futbolculara “Nasıl olsa kaybedeceksiniz. Niye cebinizde 30 bin frank varken kaybetmeyesiniz?” fenomen olmuş cümlesinden tut da, Rusya’da CSKA başkanı, Federasyon başkanı dahil onlarca insanın öldürülmesine,
Akçaabat – Kayseri maçı öncesi Hakan Olgun – Kenan Erol telefon görüşmesinin yazılı metninden tut da, Japonya – Gana maçındaki 550 bin dolarlık şikeye kadar her şey var.
 
Ve kitapta tanıdık simalar da var.
 
Örneğin, 1997’deki Malezya’daki 20 yaş altı Dünya Kupası’nda bir adam, Gana’nın her şeyi Stephen Appiah’a geliyor ve “İlk golü yerseniz şu kadar para vereceğiz” diyor. Appiah, arkadaşlarıma sormam gerekiyor diyor, adam parayı hemen vermek istiyor, Appiah kabul etmiyor.
Yarı finalde aynı adam yine geliyor, yine şu kadar parayı alın, ilk golü siz yiyin diyor. Appiah bir kez daha kabul etmiyor.
7 sene sonra 2004 Olimpiyatlarda yine aynı adam yine Appiah’ı buluyor. “200 bin dolarınız hazır, yeter ki ilk golü yiyin diyor.” Appiah parayı alıyor ve futbolculara dağıtıyor. Maçı 2-1 alıyorlar.
2 sene sonra Dünya Kupası’nda bir adam Appiah’ın yanına geliyor, “Çek Cumhuriyetine karşı ilk golü yemeniz lazım” diyor. Tahmin edin, adam kim? Aynı adam.
 
Bunun gibi yüzlerce anı…Kitabı bir çırpıda okuyacağınız kesin.
Ama kitapta, çok üst düzey bir yetkilinin bugüne paralel söylemiş olduğu cümleleri de buraya koymak gerekir.
 
“Önce menajerlerine gidiyorsunuz. Bu oyunculara ulaşabilmeniz için tek yol. Diyelim ki hafta da 50 bin paund para kazanıyor bu insanlar. Sonra siz onlara yaklaşık 1.5 saat için 150 bin paund teklif ediyorsunuz. Bunu reddedeceklerini mi sanıyorsunuz? Onlara evet dedirtmek çok kolay. Dünya üzerindeki tüm liglerde, şampiyonalarda, Milli maçlarda şike yapılıyor. Premier Lig’de, Şampiyonlar Ligi’nde, Dünya Kupası’nda…Liverpool’da ve diğer büyük kulüplerde oyuncularım var. Bunların hepsi rüşveti kabul ederler. Bu takımlar çok büyük takımlar olduğu için ve futbolcuların çok iyi paralar kazandığı için şike yapmayacaklarını düşünebilirsiniz. Bu doğru değil. Parayı alacaklardır. Çünkü kadına veya kumara borçları var.”

Yorum yok