3.47 Trabzon treni
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 22 Aralık 2009 tarihinde gönderildi
Fenerbahçe güzel kapandı, biraz bastı, Güiza koştu, Alex istedi, Santos yeni transfer gibiydi. Kısacası Fenerbahçe rakibine baktı, maçını seçti ve kazandı.
Bu haftanın gündemini veriyorum: DTP, Aşk-ı Memnu, Hüseyin Fidan.
Hüseyin Fidan malum Trabzon maçının batak yan iki hakeminden biri.
Hakemler konusunda tek felsefem olmuştur.
Oynat, dur, geri al, adamın donu daha önde ama kıçı daha arkada, çizgiyi geçti mi, bilgisayardan bak, tuvalet kağıdı koy, bak bariz gol değil gibi…
Hiçbiri ile ilgilenmem. Hiçbir pozisyonu bahane etmem. 50 yıl önceki hiçbir pozisyonu gündeme getirmem. 10 sene önceki maçın hakemini bırak, sabah ne yediğimi unuturum.
Fakat tek pozisyonda hakemin lisansını yırtarım.
Eğer bir insan arkadan tekmeye hala kırmızı kart gösteremiyorsa, o adamı 400 milyon dolarlık pazarın içinde barındırmam.
Trabzon maçındaki pozisyonda öyle bir pozisyondu.
3.47 m. ofsayt.
Evet, adamın lisansını yırtalım. Fakat bu pozisyona dikkat edin.
Bir tane Trabzonlu futbolcu tepkisi yok.
Çünkü maçın içinde değiller. Sadece deli dana gibi koşuyorlar.
Şimdi hakemin lisansı ile birlikte futbolcuların da mı belgelerini yırtalım?
Neden itiraz edemiyorlar biliyor musunuz?
Çünkü hiç biri profesyonel değil.
Biri iddiacı, biri kebapçı, biri benzinci, öbürü tekstilci.
Hakem, niye hata yapıyor biliyor musunuz?
Biri polis, biri astsubay, öbürü tüccar.
Sen trilyonluk ihaleye hazırlanıyorsun, senin hakemin 3.Lig futbolcusundan az alıyor.
Adamın kimbilir kafasında ne vardı o an?
Kirası mı, düğünü mü, çocuğu mu?
Kimbilir.
Maça bakalım.
Fenerbahçe taktiği 4-4-1-1 değil. Fenerbahçe’nin taktiği artık 1-0.
Takım oturuyor, kapanıyor, kimse yerinden kaldıramıyor. Yıllardır en iyi yaptığı şey kontratak.
Güiza’nın kompleksi de çok kötü oturdu. Fenerbahçe adamı gol atsın diye aldı, adam gol atamayınca üzülüyor, bari koşayım diyor. Çok kritik bir gol daha attı, çok kritik bir gol daha kaçırdı.
Trabzon treni kaçırmak istemiyorsa acilen Umut’la falan ilişkisini kesecek.
Yerine doğru dürüst bir hücumcu alacak. Bu Fatih Tekke mi olur, Gökhan Ünal mı olur bilmem.
Fakat ofansif anlamda Güiza’dan daha verimsiz bir forvet kimdir diye sorsan inanın Umut derim.
Koşuyor, her topa kafa sokuyor, ısırıyor, kendini paralıyor.
Fakat Trabzon ondan ne istiyor?
Tek şey.
Gol.
Beni de twit Kazım!
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 16 Aralık 2009 tarihinde gönderildi
50 gün içerisinde Galatasaray’ı dağıttı, 4 maç ceza aldı, hakemlere İngilizce ders verdi, maç gecesi kameralara yakalandı, otelde kelepçesi bulundu, araba ile kaza yaptı, tesislere sokulmadı, belki oynamadığı maçta şike bile yaptı. Sergen, Batuhan, Maradona, Mecnur, Teoman kim varsa hepsini solladı. Ne Messi, ne Zidane. İşte benim idolüm, Kazım the Kazım.
Şekip Mosturoğlu’nun 2 gündür anası ağlıyor.
Adamcağız bir tek Dest-i İzdivaç’a çıkmadı.
Fakat şuna eminim, Fenerbahçe bu konuda haklı.
Çünkü Fenerbahçe haksız olsaydı, kimsenin ağzını bıçak açmazdı.
Açtırılmazdı.
Fakat Şekip Mosturoğlu, bas bas bağırıyor, üstüne gidiyor, sorular soruyor, kanıt istiyor.
Ben buradan Kazım’ın şike yapmadığını anlıyorum.
Fakat, tekrar söylüyorum.
Suç, Kazım’da değil.
Bana 23 yaşında o parayı ver, öyle bir vücut ver, bir de öyle ten ver, Türkiye’nin yarısı ile beraber olurum, deve güreşinde bile hile yaparım.
Sorun, Kazım’ın kamçısı, dövmeleri, babası, içkisi, Sos Dantos’u da değil.
Sorun, nah seni oraya Lefterlerden, Erdoğanlardan, Oğuz Çetinlerden sonra getirip koyanda.
Sorun, sana o paraları, o yetkiyi verende.
Sorun, senin sportif direktörünün, belki de Türkiye’nin en namuslu spor adamının, 17 haftadır daha görev tanımını bilememesinde.
Sorun, Fenerbahçe.org’un giriş sayfasına Brezilya ikonunu koyanda, Portekizce’ye çevirtende.
Sorun, hala kombine alıp, ki o paralar grup sekslere gidiyor, daha Sinan Bolat gibi bir kafa golü atamayan Güiza’nın golüne sevinen taraftar da.
Fakat esas sorun nerede biliyor musunuz?
Sorun, bu kadar zırvanın içerisinde, Oğuz Çetin’den sonra ilk defa her pozisyonda karşı kaleye gitmeyi düşünen, şut çeken, pas veren, asist yapan, son saniyede çizginin biraz gerisinden top çıkaran 23 yaşındaki Özer Hurmacı’nın menajerlik şirketinin Messi’nin, Robben’in, Diego’nun, Ramos’un da aynı şirket olduğu ile yazmayan bendenizde.
Kralın dönüşü
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 08 Aralık 2009 tarihinde gönderildi
Fenerbahçe bundan sonra karşı takımı ısırmak, koparmak, pataklamak istiyorsa 3 şeyden vazgeçmelidir. Bir, golden sonraki salsalardan. İki, takımdaki salçalardan. Üç, maçtan sonraki kalçalardan.
Diyorlar ki, futbolcu gece hayatı yapamaz, içki içemez, sigara içemez, karı-kız peşinde koşamaz.
Herhalde Rooney annemin içtiği çay kadar bira içmiş midir?
İçmiştir.
Cantona, Cüneyt Arkın kadar adam dövmüş müdür?
Dövmüştür.
Ronaldo grup seksten sonra maçta 3 gol atmış mıdır?
Atmıştır.
Yine diyorlar ki, Kazım gece hayatı yaptı, elini kırdı.
Fenerbahçeli Tarık da bel soğukluğu kapmıştı.
Ulan bu çocukların ne suçu var?
Ben Colin Kazım olacağım, bana 18 yaşında trilyon verecekler, bir de zenci olacağım, ben 1 ayda ebola olurum, ne elimin kırılması.
Fakat sorunu hala Kazım, Santos zannediyoruz.
Sorun Alex’in, Deivid’in, Güiza’nın ruhsuzluğu zannediyoruz.
Sorun şu, sizi oraya kim alıyor?
Size kim veriyor o paraları?
O paraları niye veriyorlar?
Veya maç sırasında eğlenmeye giden Kazım’a, maaşını almaya geldiği sırada niye vezneyi kapatıp eğlenmeye gidemiyoruz?
Doğrudur, Fenerbahçe’nin yanlış transferleri, her klübün sorunudur.
Fakat Fenerbahçe’nin bir sorunu daha vardır.
Fenerbahçe’ye 11 tane Appiah getirirsin, önce herşey çok güzeldir, 2 ay sonra bir bakarsın, hiçbiri koşmuyordur.
Fenerbahçe’nin Galatasaray’dan veya Beşiktaş’dan en büyük farkı budur.
Fenerbahçe ne kriz yönetebilir, ne ruh yaratabilir, ne disiplin sağlayabilir, ne kabuk değiştirebilir, ne de risk alabilir.
Ben 30 yıldır sadece bir kere Zico’nun Gaziantep maçına yedeklerle çıktığını gördüm.
Yani 30×50 maçta sadece 1 risk.
Fakat malesef Fenerbahçeli futbolcular uyuyan devi uyandırdı.
Çünkü Aziz Yıldırım sahalara, soyunma odasına, mikrofonlara geri döndü.
O kadar ağır yazdık, o kadar söyledik, o kadar kızdık, demek ki siz bizden anlamıyorsunuz.
Demek ki siz, Aziz Yıldırım’dan anlıyorsunuz.
O zaman yapacak birşey yok.
Verin kıçtan Azizsilini çocuklara.
Fakat şunu bilin, Fenerbahçe’nin bittiği an, ne Beşiktaş maçıdır, ne bilmem ne maçıdır.
Fenerbahçe’nin bittiği an, Alex’e padişah kavuğu giydirdiğin andır.
Abdest alayım kafama sıkın
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 01 Aralık 2009 tarihinde gönderildi
Yıllar evvel haraçsever bir kaç arkadaş, Maçka’da Fatih Tekke’yi köşeye sıkıştırır; “İstediğimiz parayı vermezsen ayaklarına sıkar futbol yaşantını bitiririz” der. Fatih, bir kaç saniye düşünür, düğmelerini çözer, kollarını sıvar ve cevap verir; “Size para veremem. Abdest alayım, kafama sıkın.”
Merak etmeyin Kasımpaşa maçı ile Arsenal – Chelsea maçını karşılaştırmayacağım.
Yine merak etmeyin, dünyada hangi ırk El Clásico maçı yerine Sivas – Beşiktaş maçını seyretti diye de sormayacağım.
Aramızda neden 500 yıl fark olduğunu zaten herkes biliyor.
Fakat ben size bir örnek daha vereyim.
Kasım ayı Futbol Extra dergisinde şöyle bir yazı; UEFA bu sene Avrupa Ligi’ni lanse ederken, Monaco’daki kura çekimine çok önemli bir adam çağırdı. Bu adam, 1971 senesinde Ferencváros’a, eski UEFA kupasının ilk golünü atarak tarihe geçmişti. Fakat ne bu adamın o ilk golden haberi vardı, ne de eski klübünün, ne de federasyonun. Adamcağız, telefonda haberi alırken belki de kendini Yavuz’un Minibüsü’nde zannetti.
Bu adam, eski PTT’li, Fenerbahçeli Yaşar Mumcu idi…
**************
Aynı sayıda Fatih Tekke röportajı da vardı.
Fatih Tekke, aynı Fatih Tekke.
Kızıyor, dobra konuşuyor, eleştiriyor, üzülüyor, özlüyor, namazını kılıyor, evde yumurta kırıyor, iyi-kötü çıkıyor topunu oynuyor.
Ruhu ile, namusu ile, cesareti ile, iş ahlakı ile, iş disiplini ile…
Ve şerefi ile…
Şeref diyince, Fenerbahçe için ne taktikten bahsetmeye yüzüm yeter, ne Alex’i, Önder’i, ne Deivid’i, ne Kazım’ı anlatmaya terbiyem el verir.
Ve daha kötüsü, Fenerliye soruyorsun, Beşiktaş maçı için bir gram üzülmemiş veya şaşırmamış.
Çünkü Beşiktaş’ı Anadolu Klübü olarak görüyorlar.
Ve Fenerbahçe iki haftada, 2 Anadolu klübünden (!) 6 gol yiyor.
Kızmıyor.
Şaşırmıyor.
Penaltılara ve ofsaytlara itiraz bile etmiyor.
Malesef, 6 gol yiyen Fenerbahçe 2009 takımı değil…
Fenerbahçe’nin ruhu 6 gol yemiş.
Fenerbahçe’nin ruhu seyircisiz.
Fenerbahçe’nin ruhu, Aykut’u, Rıza’sı, Fatih Tekke’si gitmiş.
Fenerbahçe’nin ruhu tuz ruhu olmuş, sen hala tek forvet diyorsun, çift ön libero diyorsun…
Rüştü’nün öpülecek yerleri
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 26 Kasım 2009 tarihinde gönderildi
Bu işi ilk Arif Erdem başlattı, bütün Schmeichel’lar gelse çıkaramazdı. Sonra Boliç 40 yıllık hatrı bozdu. Hatta 3 tane de Tuncay attı. En son Tello “Ben de varım ulan” dedi. Geriye bir tek Trabzon kaldı. Ben Alex Ferguson’un yerinde olsam, bir daha B takımla karşımıza hayatta çıkmam.
Şimdi hemen ilk doneyi verelim.
Neyiniz varsa, ama neyiniz varsa; arabanız, eviniz, yatınız, katınız satın ve bu hafta Sivas – Beşiktaş maçında Sivas’a basın.
Sebebi hem fiziksel, hem ruhsal.
Maça gelince, %61-%39 topla oynama oranı var fakat hissedilen oran %99-%1.
Zira kör birini getirip maç japon kale oynanıyor desen, adam inanır. Zaten maça çıkarken de 50 tane japon çocuk vardı, oradan da kanabilir.
Fakat derseniz ki, Manchester United’in tonlarca gol pozisyonu var, ben buna da katılmam. Son dakikada Rüştü’nün kurtardığı 2 pozisyon var, başka da birşey yok. Yani, bir Manchester’i yenecek isen, bu takımı yeneceksin ve yendin. Maçtan önce eminim bütün Fenerbahçeli ve Galatasaraylı arkadaşlar 9-0 olur demiştir. Fakat MU, golden bir önceki pozisyonu beceremedi. Kartal’ın gagasına kadar geldi, geldi, fakat son vuruşlar sıfır.
Tabi burada MU’dan önce İbrahim (Kaş+Toraman), Ferrari, Fink ve Ernst’i alıp başka bir yere koyacaksın. İnanılmaz kapadılar, inanılmaz açık vermediler. Bu arkadaşları bir yere koyarken de, Obertan’ın İbrahim Üzülmez’i başka bir yere koyduğunu belirtmek gerekir. Futbol camiasında bir Henry daha eksikti. Alın size yenisi.
Grup, çok kaotik oldu.
Eğer, Beşiktaş CSKA’yı yener, Manchester da Wolsburg’u yenerse, üç tane 7 puanlı takım oluyor.
Eğer, Wolsburg, evinde Manchester’i yenerse, ki yenebilir, CSKA da Beşiktaş’ı yenerse üç tane 10 puan oluyor.
Mustafa Denizli, MU’a karşı CSKA taktiği ile çarpıştı. Ve bundan da çok başarılı oldu. Fakat Mustafa Denizli genelde neden başarılı oldu, söyleyelim.
Geçen sene bu zamana kadar Beşiktaş 18 maç yapmış, 19 gol yemiş. Kalede Rüştü, sol bek İbrahim Üzülmez, defansta Sivok.
Bu sene bu zamana kadar Beşiktaş 18 maç yapmış, 9 gol yemiş. Kalede Rüştü, sol bek İbrahim Üzülmez, defansta Sivok.
Demek ki başka bir şey var.
Böyle keltoşlar, fink atanlar, Lamborghiniler gibi…
Kapatın gitsin
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 16 Kasım 2009 tarihinde gönderildi
Elin Kuzey Kore’si, elin Japon’u 2010’da Güney Afrika’da, bizimkiler it sürüsü gibi Abdi İpekçi’de, Sami Yen’de, Saraçoğlu’nda, her yerde. Allah belanızı versin diyeceğim, fakat Yüce Rabbim’in daha değerli işleri vardır, uğraşacağını zannetmiyorum.

Sular, çakmaklar, cep telefonları, kafa yarmalar, küfürler, başkana küfürler, bench basmalar, kulak kesmeler, döner bıçakları, formalı çocukları pataklamalar, kadın orta parmakları…
Böyle bir memleket işte…
Futbolun olmadığı yerde, futbolumuzun başının olmadığı yerde başka ne konuşacaksın ki?
Ve tabi ki futbol olmayınca başka nereye bulaşacaksın?
Baskete, yüzmeye, ona, buna.
Allahtan iki takım golfte, curlingte, buz hokeyinde yoklar da, bir de sopalarla uğraşacağız.
Bu nasıl bir toprak?
Bu nasıl bir coğrafya?
Bu nasıl bir kimya?
Yahu bu ülkede Ogün gibi adam, cenazede dayak yedi.
Bu ülkede Aurelio gibi adam, Ricardinho’ya uçan tekme attı.
Bu ülkenin amigosu, uçan çuval gibi Mustafa Denizli’ye 10. basamaktan uçtu.
Bu ülkede tribünde gencecik adam bıçaklandı, 5000 kişi tribünde esir kaldı.
Galatasaray’a soruyorsun, şu maçta şöyle yaptılar, sabrımız taştı diyorlar.
Fenerliye soruyorsun, ondan önce de şöyle oldu da, ondan dolayı bizde bunu yaptık diyorlar.
Yahu bir ıkınsan, 1909’daki maçta kafamızdan fesi aldılar, bizde sinirlendik, yüzlerine nargile üfledik diyecekler gerizekalılar.
Ve hala kamera kayıtları var, oradan bulabiliriz diyen dingiller var.
Adam ayakkabı çaldı diye, 20 yıl hapis yemiş, PKK’lı şu an sinemaya, tiyatroya gidiyor, sen hala kameradan bulabiliriz diyorsun.
Bunun tek çözümü var.
Ne var ne yok kapatın gitsin.
Derbiyi, iki takımı, statlarını, TVlerini, spor programlarını, futbolcularını, amigolarını, taraftarlarını, spor sayfalarını, internet sitelerini, hepsini, kapatın, en son beni de kapatın gitsin…
Öyle ya, domuz gribinde öpüşmeyin, kenede paçaları içine sokun, bayramda evden çıkmayın kaza olmaz diyoruz.
Bu spor kavgasının da tek çözümü bu.
Hepsini kapatın gitsin.
Hem hanımlar rahatlar, hem Beşiktaşlılar…
10 Kasım adına
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 10 Kasım 2009 tarihinde gönderildi
Atatürk, savaşın ortasında 28 Temmuz 1922 günü futbol maçı yapmaları için ordu komutanlarını Akşehir’e çağırdı. İngilizler, artık Türkler’in delirdiğini düşünüyor, Yunanlılar’ı ise bu haber gülme krizine sokuyordu. Oysa, Atatürk oraya top oynamaya gelmemişti. O, o sırada, tüm ordu komutanları ile bir ay sonraki Kocatepe’deki taaruzun planları yapıyordu.
71 yıl geride kaldı.
Elimizde kalanlara bir bakalım…
Güzel bir saygı duruşu, kornalar, sirenler, biraz gözyaşı, savaşta kolunu koparmamıza rağmen rahmetlinin cenazesine gelen Baron William Riddell Birdwood’un fotoğrafı ve Suriye’ye beleş giriş.
Adamın ne yaptığına, ne yapmak istediğine, zamanı olsaydı ne yapabileceğine girmeyeceğim.
Herkes zaten muhteremi biliyor, tanıyor.
Fakat şundan bahsedeceğim, sporu da severmiş rahmetli.
Her gün yürüyüş, kültür fizik hareketleri.
Zihni o kadar açılmış ki açık havada yürümekten, 3 büyük klübe gidip birşeyler karalamış.
Mankafalar da Atatürk bizim takımı tutuyor diye o gün bugündür övünüyorlar.
Yahu adam o kadar akıllı ki, çocuk yapmamış gider gemi alır diye, skandal yaratır diye…
Bir de bu ülkede tuttuğu takımı mı söyleyecek?
Peki ne yapmış 2009’da.
Gitmiş şunları yetiştirmiş…
Deniz, Onur, Sezer, Furkan, Okan, Gökay, Kamil, Orhan, Ufuk, Muhammet, Berkin, Sercan, Enes, Ömer Ali, Engin, Ahmet Sari, Süleyman.
Bu çocuklar Kolombiya’ya çeyrek finalde penaltılarla elendiler.
Bu çocuklar 17 yaşındalar.
Okan’ın Gökhan Gönül’den hiç bir farkı yok.
Muhammet, tipi de futbolu da aynı Morientes, Güiza’dan 17 yaş büyük duruyor.
Furkan, Servet ve Gökhan’dan daha yüksek lisanslı duruyor ve aynı fizikte.
Berkin, takımın tek Galatasaray’lısı.
Deniz, West Ham’da, Kamil, Milwall’da, Barış Özbek’in kardeşi Ufuk Özbek Schalke’de, Engin Bekdemir Porto’da…
U15, 16, 17, 18, 19, 20 ve U21.
Bunların hepsi kupa getiriyor, finalleri yaşıyor ve iyi top oynuyorlar.
Zaten kimse de arkasından teknik direktör artık istifa etsin demiyor.
Abdullah Ercan’ın egosundan, Metin Tekin’in maaşından bahsetmiyor.
Fakat şundan da bahsetmiyor…
Neden bu çocuklar başarılı iken, A Milli Takım’a geçtiklerinde sistem iflas ediyor?
Neden U15’den U21’e kadar bütün milli takımların teknik direktörleri 35 yaş ortalamasına sahip iken, A Milli Takım’a yaşlı moruk aranıyor?
Neden rahmetli sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim diyor?
Ve neden Pierre van Hooijdonk şöyle diyor :
“U15, U16, U17, U18, U19, U20 ve U21. Hepsinde Türkiye, Hollanda’yı yener. Fakat A Milli Takım maçında Hollanda, Türkiye’yi çok rahat yener.”
And Fenerbahce For All!
Emrah Öner tarafından, Genel kategorisi altında, 09 Kasım 2009 tarihinde gönderildi
Ve sonunda o da oldu.
Daha önce kağıda “Mahmut beni düdüklüyor” yazdırıp geyşanın eline tutturan yurdum insanı, metalin sembolüne de forma sokuşturdu. James, ne kadar futbol ile ilgili, hatta ne kadar “football-soccer” ayrımını biliyor, hatta ve hatta ne kadar spor yapıyor bilinmez, fakat o şekil veya şu şekilde, bu fotoğraf Heavy literatürüne girmiştir.
Daha önce (sanırım) Wasted Years klibinde, Iron Maiden’in komple futbol oynadığını, hatta Steve Harris’in uçarak dömi vole falan attığını görmüştük. Tabi ki, Iron Maiden’in burada New Wave of British Football altyapısına sahip olduğunu belirtmek lazım. Eminim, Bruce Dickinson da, College Football’da UT – Colorado maçını takip etmiyordur. Yine de, insan James’in elinde bir 3 yıldızlı Fenerbahçe fotoğrafı görünce duygulanmıyor değil.
Tabi burada, dikkat edilmesi gereken konu; yüzde kaçlık bir oranın hem futbol ile ilgilenip hem de Heavy Metal ile ilgilendiğidir. Belki bu oran, onbinde 1’dir. Öyle ya, Bostancı Gösteri Merkezi’nde bugün bir Metallica konseri olsa, 9999 kişi simsiyah karafatma gibi giyinip konsere gelir, fakat herhalde 1 kişi sarı lacivert forma ile gelir ve o formaya da imza almaya çalışır. Veya tam tersi, Fenerbahe – PSV maçına, 1 kişi Slayer t-shirti giyer gelir.
Neyse, güzel bir hatıra olmuş…
Bundan sonraki hedefimiz, Children Of Bodom’un Alexi’sine Trabzon forması giydirmek, Nightwish’in Anette’sinin boynuna bir Bursa atkısı dolamak, veya Ozzy – Lefter fotoğrafı çektirmek…
Veya en güzeli…
Moda minyatürde, Megadeth – Metallica maçı yaptırmak.
Hakem tabi ki, James Dio.









Son Yorumlar