Türk Futbolu kategorisi arşivi
Min/Maks
Emrah Öner tarafından, Aykut Kocaman, Fenerbahçe, Türk Futbolu kategorisi altında, 07 Şubat 2012 tarihinde gönderildi
Diyorlar ki…
İ.B.B 2.yarı çok iyi oynadı, Samsun Fenerbahçe’yi darmadağın etti, Tanju sağ kanadı felç etti falan filan.
Yanlış.
Daha doğrusu bu bir sebep değildir, bir sonuç.
Peki, neden sebep değildir?
Çünkü herhangi bir Fenerbahçe maçının 2.yarısında bırakın genç Tanju’yu, şu an Tanju Çolak ya da Hülya Avşar’ı koysanız, başımıza bir anda Alves, Ramos, Messi kesilmektedir. Ayriyeten, Fenerbahçe, Tanju’dan veya Gekas’dan önce ne Ozan İpekler, Aydın’lı İlker ve Faruklar, Wilsonlar, Walshlar meşhur etmiştir.
30 sezondur söylüyorum.
Daha ana-baba-agu-bugu demezken 4-4-2, tandem falan diyormuşum.
Fenerbahçe’nin saha içinde çok basit bir denklemi veya matematiksel gerçeği vardır. Bu gerçek ne Galatasaray’da, ne de Şakiri’nin takımında vardır. Bunun sebebi de Fenerbahçe’nin 30 senedir değişmeyen, kısmen 10 senede biraz değişen, “transfer kafası”dır.
Fenerbahçe, son 30 senedir (1988-1989 sezonu hariç) sahaya daha 11 kişi çıkamamıştır.
Ortalamada Fenerbahçe her maça maksimum 8 kişi ile başlamış, ama bu sayı 5 veya 6’a kadar düşmüştür. Mesela bu seneyi baz alırsak, bu sayı ortalama 9’dur. Fenerbahçe, Baroni ve Mehmet Topuz ile başladığı her maça 9 kişi başlamaktadır. Buna eğer ilk 11’de başlarsa Özer ile 8, Alex’in 60’dan sonra olmadığını sayarsak, 7, eğer bir de Emre’nin sarı kartı veya sakatlığı varsa saat 19.15 gibi Fenerbahçe 6 kişiye kadar düşmüş olmaktadır. (Fenerbahçe maç saati 18.00 olarak literatüre geçmiştir.)
Fenerbahçe, bu 30 senede ortalamada maks. 7 veya 8 kişi ile oynarken, tüm yük minimumlara binmiştir. Fenerbahçe, 30 senede genelde sahaya 4 ya da 5 min. ile çıkmıştır. Bu min.ların değeri aslında 200-300 katı fiyat ile ölçülmelidir. Örnek verirsek, 89 senesinde Oğuz-Rıdvan, 95 senesinde Rüştü-Uche-Högh-Kemalletin-Oğuz, 2000 senesinde Rapaic-Anderson-Revivo, 2003 senesinde Aurelio-Appiah gibi…
Kaldı ki, daha Bienvenue, bu seneki Semih, ara ara Serdar, Caner, Gökhan Gönül bu formüle dâhil edilmemiştir. Aykut Kocaman’ın geçen senenin başında Alex’in takımı 1 kişi eksik bıraktığını görüp, ona göre demeçler verip, Andre Santos, Selçuk veya Bilica’yı görememiş olması Fenerbahçe’nin geçen senede 82 puan almasına rağmen hemen hemen tüm maçlarda zorlanmasına sebep olmuştur.
Fenerbahçe, geçen haftalarda kırdığı rekor olan 1000. galibiyetin (kabaca 30 senede 34 maçtan 20 galibiyeti olsa) belki de 600’ü zar zor alınmış galibiyetlerdir. Zorlanmanın sebebi yanlış transferdir, ama 600 galibiyetinin sebebi Alex’dir, Pierre van Hooijdonk’dur, Tuncay’dır, Oğuz’dur, Rıdvan’dır, Alpaslan’dır, Erdoğan’dır, Rapaic’tir, Revivo’dur, Andersson’dur.
“Sahaya eksik çıkma” prensibinde sadece bir futbolcunun ruhsuz olması değil, takıma zarar veriyor olması da çok önemlidir. Örneğin, Baroni belki 10 tane gol atmıştır, fakat Fenerbahçe’ye verdiği “terlemeden nasıl ön libero olunur” dersi, takıma en az 100 pozisyonla dönmüştür. Diğer örnek, Bilica’nın veya Özer’in veya Selçuk’un sadece pas ve pozisyon hataları değil, enerjileri ile de hem takıma, hem de seyirciye zarar veriyor olmasıdır.
Fakat bir kere daha altını çizmek gerekir;
Fenerbahçe, sadece Galatasaray, İ.B.B ve Samsun maçında 9 gol yiyerek, bu seneki maks. ve min’ları tekrar gözden geçirmesinin gerekli olduğunu görmüştür. Ama bir gerçek daha vardır, Aykut Kocaman’a doğru transfer de yapılsa, yanlış transfer de yapılsa, onun yanlış oyuncu seçimi baki kalabilicek gibi gözükmektedir.
Ben de herkes gibi Aykut Kocaman gibi adamların, bırakın Fenerbahçe’yi, her sistemde süresiz görev yapmasını istemişimdir. Fakat saha içi müdahale, taktik uygulamalar, zamanında aksiyon çok farklı bir profesyonellik gerektirir. Zaten bu anlattığım yanlış transferlerin içinde sadece yanlış futbolcu seçimi değil, yanlış teknik direktör seçimleri de bulunduğunu da hatırlatmak gerekir.
İnisiyatif
Emrah Öner tarafından, Türk Futbolu kategorisi altında, 31 Ocak 2012 tarihinde gönderildi
TFF, geçen gün şöyle dedi;
“Bundan sonra inisiyatif TFF’nun yargı kurullarındadır.”
Sağ olsun.
Ama niye böyle bir açıklama yaptı, anlayamadım.
Herhalde Yıldırım Demirören’imize kızdılar.
İyi de…
Zaten bundan öncede inisiyatif kimdeydi ki?
Herhalde babaannemde değildi.
CAS Hâkimi Kısmet Erkiner dedi ki; “UEFA’nın blöfünü göremedik, TFF Fenerbahçe’yi göndermedi.”
Demek ki, sen daha önce de inisiyatif midir nedir, onu aldın, öyle veya böyle Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi’ne gitmemesine yardımcı oldun, şimdi Fenerbahçe CAS’ıyor, CAS’tıkça ileride Kısmet gözüküyor.
Bu inisiyatif değil de, ne?
Sen, elindeki kanıtlara veya yanındaki adamlara veya gizli tanıklara veya bir organına güvendin, Trabzon ve Beşiktaş’ı Avrupa’ya gönderdin, Bursa’yı da şampiyon ilan etmedin. Edemediğin için de Avrupa’ya gönderemedin.
Bu inisiyatif değil de, ne?
E sen, 58.maddeyi değiştirmeye çalıştın, sanki “kızım, öpeyim bir kereden bir şey olmaz” gibi cezayı bir kereliğine affedelim diye Genel Kurul’a sordun, cevabını aldın.
Bu inisiyatif değil de, ne?
Sen değil miydin, bütün bu tutuklu arkadaşların savunmasını almadan karar alamam diyen. E kaç ay önce 8 tane adam salındı. Sen bunların niye savunmalarını almıyorsun? Çünkü biri var ki, savunmasında o öbür takımın ismini geçirince, o kulübü küme düşürmen lazım, ama düşüremiyorsun.
Bu inisiyatif değil de, ne?
Sen, Pazar yattın, Pazartesi kalktın, play-off’u getirdin.
Bu inisiyatif değil de, ne?
3 günde bir maç yapılıyor, Beşiktaş, Pazartesi-Perşembe-Pazar maç yapıyor, Fenerbahçe’nin Pazar Ertesileri meşhur oldu, futbolcular buzda dans yapmıyor, gerçekten sakatlanıyor, hakem hataları tartışılamıyor.
Bunlar inisiyatif değil de, ne?
Ya Burak 25 gol atmış, en yakın rakibi 10 gol atmış, 3 günde bir maç var, adamı anlatacağız, anlatamıyoruz.
Bu inisiyatif değil de, ne?
E sen değil miydin, derbi maçlara rakip taraftar gitmesin diyen, şimdi gidebilir diyen?
Bu inisiyatif değil de, ne?
Ya ne demiş Ayşegül Aldinç?
Haydi.
Haydi söyle.
Bu inisiyatif değil de, ne?
Ya Türk Futbolu’nu yönetmek bu kadar mı kolay böyle.
(Not : Bu yazı MAA’nın istifrasından önce kaleme alınmıştır. Yazar, Türk Futbolu’nun gündem hızına yetişememektedir.)
Diyorlar ki
Emrah Öner tarafından, Türk Futbolu kategorisi altında, 19 Ocak 2012 tarihinde gönderildi
Medya diyor ki, bir kereliğine şike yapanlar affedilsin.
Yasin Hayal’i bir kereliğine affettin, e bunu da affedersin. Ya bu memlekette bir kereliğine bir şey affedilir mi? En az 50 kere affetmen lazım. Sen yorulursun anam. Veya sen zannediyor musun, bu iddianamede ismi geçenler veya nüfus cüzdanında TC yazan herhangi bir vatandaş affedilse, bir daha şike yapmaz, adam öldürmez, suç işlemez?
Kamuoyu diyor ki, şikeye teşebbüs ile şike aynı şey değildir. Örnekleri şu; Bir adamı vurmaya çalışıyorsun, ölmüyor. Diğerini vuruyorsun, ölüyor.
Ulan birinde adamın haberi yok, günahı yok ölüyor. Öbüründe şikeci ile görüşmüş, parayı almış mı, şikeyi uygulamış mı belli değil. Teklif edeni şikâyet de etmemiş. Öbüründe suçsuz adam ölmüş diyorum sana, suçsuz. Bu ikisine aynı ceza almamalı diyen var. Hâlbuki ihbar etmeyene 5 kat fazla ceza vereceksin. Bak bir daha yapıyor mu? (Kesin yapar, bkz. Madde 1)
Ünal Başkan diyor ki, “Bence Mehmet Ali Aydınlar ve TFF çok iyi çalışıyor, emin adımlarla çözüme doğru gidiyor.”
O zaman niye ihtarname çektirdin Sayın Başkan? Veya aralarda Türk Futbolu’na niye 1-2 tane tokat çaktın Sayın Başkan? Veya ihtarname çekerken Amrabat’ı ve Ali Turan’ı niye hatırlatmadın Sayın Başkan?
Ünal Başkan diyor ki, “Ben buraya Avrupa Projesi için geldim. Yoksa giderim.”
E biz ne yapalım Sayın Başkan? Biz de mi gidelim? Ya Başkan, ben zaten niye geldiğini anlamadım ki bu Türkiye’ye. Sen burada bir dürüst para mı gördün? Yasal ciro mu gördün? Burası akbaba cennetidir Ünal Başkan. Hatta burada akbabalar yerde yürür. Sen git yine Belçika’na Allah aşkına Ünal Başkan. Burada sana ne Avrupa Projesi çıkar, ne 3.köprü Ünal Başgaaaaan.
Ünal Başkan diyor ki, “Galatasaray geçen sene küme düşseydi, bizi düşürürler miydi?”
Bak ben sana tek cümle vereyim Sayın Başkan. Sen belki son 10-20 senede oradan bazı maçları kaçırmış olabilirsin. Fenerbahçe hariç, şike veya değil, küme düşme kararı verilmiş hangi takım olursa olsun şu an Gakkoşlarla kapışıyordu Sayın Başkan. Burası Republic Of Fenerbahçe Sayın Başkan. Zaten onun Cumhurbaşkanı da Yassıada’da dinleniyor.
Ünal Başkan diyor ki, “Juventus da küme düştü. Sonra geri geldi. Bir şey oldu mu?”
Türkiye’de şike yapan bir alt lige düşmesin Sayın Başkan, 4.Amatör bilmem ne ligine düşsün. Fakat Juventus’un Milan ile olan ilişkisi Fenerbahçe’nin Galatasaray ilişkisine benzemez Sayın Başkan. Burada Fenerbahçe küme düşerse, sen bırak Shaqiri’i, Florya’daki köftecideki garsonun maaşını ödeyemezsin Sayın Başkan.
Ünal Başkan diyor ki, “Avrupa’da oynamayacaksam ben niye transfer yapayım?”
Doğrudur. Haklıdır.
Peki Meloları, Elmanderleri, Selçukları niye aldın Sayın Başkan?
Bunların maliyetleri Shaqiri’den ucuz mu?
Bunları İBB’i yenmek için mi aldın Sayın Başkan?
Veya Fenerbahçe niye Sow’u almaya çalışıyor Avrupa’ya gitmeyecekse veya küme düşecekse?
Onlar ileri zekalı mı Sayın Başkan?
En’ine boy’una
Emrah Öner tarafından, Türk Futbolu kategorisi altında, 29 Aralık 2011 tarihinde gönderildi
*********
En seksi yorumcu…
Mehmet Baransu.
En vahşi ve seksi iki yorumcu…
Rasim Ozan Kütahyalı ve Ahmet Çakar (üçünün de seksilikleri taraftarların küfür bilgisi ve hayal gücünden gelmektedir.)
İlk yarıda en çok kullanılan kelime…
Tape.
İlk yarıda en çok kullanılan ikinci kelime.
Senin de tapenin de…
İlk yarının en kare ası…
TFF, Platini, 550 yıpratıcı forvet, Kulüpler Birliği
En başarısızı…
Metrisspor.
En çok ı harfi kullanan başkan.
Mıhmıt Ilı Iydınlır.
En iyi adam kayırma…
Gökhan Zan – Semih.
Koca takımı kayırma…
Lyon.
En cin transfer…
Sakaryalı Cinci Hoca Dursun’dan Fenerbahçe’ye büyü transferi.
En yusuf yusuf transfer…
Emmanuel Emenike.
En bomba özür.
Can Arat.
En bariz şikeli maç…
Galatasaray – Fenerbahçe.
En odun futbolcu.
Beşiktaşlı Edun.
En futboldan anlıyorsa Arap olayım adam.
Bienvenu.
En Pierre Van Hooijdonk…
Johan Elmander.
En uslu çocuk…
Emre Dellenmezoğlu.
En Yıldırım karar…
6250 nolu yasa.
En iyi spor programı…
Playboy TV – Islak Tişörtler.
En süper tape…
Nihat, küme düşmeyi kaldırma.
En süper ikinci tape.
Nihat, istifa etme. Otur orada.
En geri zekalı yazar.
Hala Premier Lig maçları sırasında Süper Lig’i seyreden Emrah Öner.
TFF canını senin
Emrah Öner tarafından, Türk Futbolu kategorisi altında, 05 Aralık 2011 tarihinde gönderildi

Geçen babaannemle spor haberlerine bakıyoruz.
Mehmet Ali Aydınlar, Cornu’yu anlatıyor.
UEFA’dan yazı gelmiş de, o ona yalan atmış da, o onu tweet etmiş de, UEFA feys’den cevap vermemiş de…
Bir yandan da MAA, Ali Koç’a cevap veriyor.
8 değilmiş de, 18’inde göndermişler de, 25’inde PTT kapalıymış da, iadeli taahhütlü niye göndermemiş de…
Bir anda babaannem ayağa kalktı.
“Dumkof!” diye bağırdı.
Aman, babaannem dedim.
TFF başkanına dumkof denir mi?
6222 var dedim.
Sonra bizi 62den tavşan yaparlar dedim.
Yok be gülüm, dedi.
Gecelerdir düşünüyorum…
Adamı kime benzettiğimi buldum dedi.
Meğer, Cornu’yu Bizimkiler’deki dumkofa benzetmiş.
İşte, sporu siyasete karıştırırsan olacağı bu.
2 gr aklımız vardı, onu da 6222 yasası aldı gitti…
2 gr tahtamız vardı, o da sigorta yanınca kül oldu bitti gitti.
Can Arat’ı, listede ismi olmamasına rağmen dışarı atanlar mı dersin…
Vederson’u antrenmana alanlar, Sercan’ı almayanlar mı dersin…
Vetoya şeytani bakış açısı mı dersin…
Rıdvan’a 8 y’li “Eyyyyyyyamcı” diye bağıran sakallı ingotlar mı dersin…
“Cuma namazına yetişirim” diyen nitelikli dolandırıcılar mı dersin?
“Benim o listede ne işim var ulan” diye bağıranlar mı dersin?
Ama şunun hakkını vermem gerekir.
TFF bu krizi başından sonuna kadar çok iyi yönetti.
Tıpkı, Amerika’nın Irak’a girerken çıkartmadığımız tezkere gibi…
Tıpkı, yıllardır bitmeyen terör gibi…
Tıpkı, deprem öncesi ve sonrası krizler gibi…
Zaten dünyada sadece bir memleket “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” diye bir atasözüne sahiptir.
Yani atası böyle olan bir toplum, sence UEFA’ya, USA’ya, UFO’ya kafa tutabilir mi?
Sence atası böyle olan bir toplum, mert, net, dobra, dürüst olabilir mi?
Sence atası böyle olan bir toplum, değil 1 yıl, 100 yıl hapis yatsa, şike yatmadan, çalmadan, çırpmadan durabilir mi?
Bu arada bütün bu yukarıdaki sorular, sadece TFF için değil, tüm futbol camiası için geçerlidir. Başlığa bakılıp yanlış anlaşılmasın.
Toplumumuzun huyunun bu şekilde olduğunu, şu şekilde kanıtlayabiliriz.
Yarın sabah Ali Koç ile Mehmet Ali Aydınlar’ı yer değiştirirsiniz, söylemleri ve aksiyonları hiçbir şekilde değişmez.
Yine o ona “18 Kasım” der, o da ona “27 Haziran” der.
Veya o ona bu sefer “İsviçrece bilmiyorsun” der, o da “Kendimi ifade edebilecek kadar İsviçrece biliyorum” der.
Yahu bu yalan söyleyen insanlar geceleri nasıl uyuyor?
Yahu, bu kadar da rant kaygısı, para kazanma hırsı olur mu?
Yahu, cebinize ne kadar girdi ki, milletinizin, çocuklarınızın, eşinizin gözünün içine baka baka yalan söylüyorsunuz?
Yahu, Sırat köprüsünü mü satın alacaksınız, bu kadar parayı ne yapacaksanız?
Tövbe tövbe…
Bugün, Galatasaray – Fenerbahçe maçını yazacaktım.
Olmadı…
İnşallah, onu da maçtan sonra yazarım, inşallah.
Bu lig çok iyi gidiyor, maşallah.
Lig TV hala heyecanla maç anlatıyor, maşallah, maşallah.
Sanki Premier Lig anasını satayım, maşallah, maşallah.
Galatasaray – Fenerbahçe maçı dünyanın en iyi derbisi maşallah, maşallah.
Türk futbolunun içine ettiniz maşallah, maşallah.
Neden olmuyor?
Emrah Öner tarafından, Türk Futbolu kategorisi altında, 13 Ekim 2011 tarihinde gönderildi
Neden olmuyor biliyor musun?
Ya da neden beceremiyoruz, neden mutlu değiliz, biliyor musun?
Ben sana açıklayayım.
Şu an Spor Toto Ligi’nin ilk 5’i kim?
Fenerbahçe, Galatasaray, İ.B.B, Beşiktaş, Mersin.
Peki, Metris Ligi’nin ilk 5’i kim?
Fenerbahçe, Trabzon, İ.B.B, Beşiktaş, Mersin.
Bir tek Galatasaray yok.
O da sadece bu sene yok.
Neden olmuyor biliyor musun?
Adamların futbolunun ismi ne?
Total Futbol.
Kolektivite var, yardımlaşma var, komün hareket var, zekâ var, disiplin var.
Seninkinin ne?
Totoş Futbol.
Sende hizipçilik var, sahtekârlık var, şike var, milli futbolcuya küfür var, adam kayırma var, adama kayma var, sende kadına bile yatarak girme var.
Senin futbolun, sponsorunun adından belli.
Spor Toto “ş” Futbol.
Neden olmuyor biliyor musun?
Adamlar profesyonelden futbolcu yapıyorlar.
Sen futbolcudan profesyonel yapmaya çalışıyorsun.
Mesela sen muslukçudan profesyonel yapmaya çalışıyorsun.
Sen klimacıdan profesyonel yaratmaya çalışıyorsun.
Sen askerden profesyonel yaratmaya çalışıyorsun.
Sen mankenden dizi oyuncusu yaratıyorsun.
Sen kıçı başı güzel olana albüm yapıyorsun.
Sen 70 milyonda 1 oyuncu yetiştiriyorsun, o da Atletico Madrid’e gidiyor;
Adam 10 milyondan 100lerce yetiştiriyor. 3’ünü Madrid’in Real olanına gönderiyor.
Neden olmuyor biliyor musun?
Adamlar fiziği, zekâyı, boyunu, posunu, omuz ölçüsünü, genetiğini, annesinin kimyasını, halasının embriyosunu, ne yediğini her şeyini araştırıyor, sonra sporcu yapıyor.
Ama sen çok koşuyor diye Tuncay’ı futbolcu yapıyorsun, adam İngiltere’de sağ beki geçemiyor.
Sen hızlı diye Sabri’yi futbolcu yapıyorsun, herif kendi gölgesine fake atıyor.
Sen yarma gibi diye Gökhan Zan’ı futbolcu yapıyorsun, her yerinden kırılıyor.
Sen çevik diye Recep Çetin’i futbolcu yapıyorsun, kendi kalesine röveşata gol atıyor.
Ve…
Neden olmuyor biliyor musun?
Geçen gün Digitürk’de seyrettim.
Sen Pulp Fiction filmini veriyorsun.
Filmde seks var, kokain var, kan var, silah var, küfür var, şiddet var, erkek erkeğe tecavüz bile var…
Sen sigarayı mozaikliyorsun.
Sen hala yaşadığına şükredeceğine neden olmuyor diye soruyorsun.
Mesela
Emrah Öner tarafından, Türk Futbolu kategorisi altında, 05 Ekim 2011 tarihinde gönderildi
Türkiye, öyle bir yerdir ki…
Mesela…
Yıllarca Gökhan Gönül’ü, Semih’i, Volkan’ı ne doktorlar, ne Milanlar, ne bilmem ne Madridler istemiştir.
Ama resmi teklif sadece Tercüman Samet’e gelir.
Mesela…
Cüneyt Çakır, Galatasaray maçında kafasını eğdi diye Gökhan Gönül’e sarı kartını gösterir.
Çakır Cüneyt, İ.B.B. maçında topu elle kesen aynı Gökhan Gönül’e eyyamını gösterir.
Mesela…
Avrupa’da kulübün forveti yoktur, kalecisi yoktur, küme düşer.
Burada kulübün başkanı yoktur, muhasebecisi yoktur, lider olur.
Mesela…
Sadece Milli maçlardan 4 gün önce bir tek Beşiktaş maç oynar.
Bir de onun en önemli rakipleri oynar; Kilimli Belediyespor, Brommapojkarna ve Baumit Jablonec gibi…
Mesela…
Pazartesi işten gelmişsindir, yorgunsundur, argınsındır, zaten Beşiktaş maçını seyredecek hiç halin yoktur.
Ama Lig TV ve TFF yine de Q7’i senden alır, İsmail’in Köybaşını verir.
Mesela…
Galatasaray’a sarı-lacivert fobi yetmez, 10 tane Kadıköy maçı yetmez, Johnson’un golü hiç yetmez.
Bir de müzede sarı-(açık)lacivert formayı nereye koyacağız tartışması çıkmıştır.
Mesela…
Avrupa’da 4 asırda 1 yasa değişir.
Bu ülkede 1 dakikada 4 yasa değişir.
Mesela…
Sadece bu ülkede bir federasyon, yayımcı kuruluşunu şikâyet eder.
Mesela…
Tüm dünyada sadece burada Kulüpler Birliği ve onun beyin ölümlü başkanları vardır.
Mesela…
Guti, sadece bu ülkede tweet atar, hava atar, bok atar, trip atar, yumruk atar.
Mesela…
Sadece bu ülkede havalimanından futbolcu çiçekle karşılanır, çivili sopa ile gönderilir.
Mesela…
Sadece bu ülkede Sercanlar, Volkan Şenler, Kazımlar, Enginler, Jajalar, Teofilolar, Tabatalar, Amarallar, Josicolar, Güizalar, Stancular, Culiolar, Pinolar, Jolar, Tarıklar, Sergiolar, Demir Hotiçler bir günde göklere çıkartılır, sonra havadan aşağı bırakılır.
Ve maalesef sadece bu ülkede futbolcuyu itin bir tarafına sokunca, adam oradan kral çıkar. Bunun en canlı örneği, daha sonraki günler bir net sayfa ayıracağım, Burak Yılmaz’dır.
Hemen kızma bilader..
Kızma…
Mesela dedik ya…
İlk 4 hafta
Emrah Öner tarafından, Türk Futbolu kategorisi altında, 28 Eylül 2011 tarihinde gönderildi
Şimdi de televizyonunu yeni açanlar için Lig’in ilk 4 haftasının özeti…
A ne güzel yaz geldi, kış geldi. 1 hafta tatile çıkayım dediniz. İşte o zaman ayvayı trivela şeklinde yediniz.
Nereye çıkıyorsunuz? Artık haftada en az 10 maç var.
Eskiden validenizin veya eşinizin “Yahu yine mi maç var?” sorusu artık tarih oldu, çünkü artık Pazartesi, Salı, Çarşamba, arife, yatsı, bayram, İsa’dan önce, İsa’dan sonra her gün-her an maç var.
Tabi doğal olarak, haftada en az 8 Rıdvan Dilmen, 18 tane Ziya Şengül var.
Ben Mehmet Demirkol’u babamdan daha fazla görüyorum diyenler hiç üzülmesin, artık gece rüyanızda Ahmet Rasim’e Ozan Kütahyalı’ya Çakar var.
Artık müthiş bir sistemiz var. Play-ufff.
TFF ve LigTV ortak Sudoku programı.
Lakin o kadar sade ki, mesela şu an lig bitse İBB, FB, BJK ve MİY aynı puanlarla turnuvaya başlayacak. Yani Fenerbahçe’nin aldığı 1 puanın hiçbir önemi yok veya son saniyede verilmeyen golün önemi çok. Ulan bari lig bittiği zaman, bu 4 takımın sadece kendi aralarındaki puanlarla play-off yap. O da yok. Peki ne var? Mayıs ayında Digitürk’e o biçim zam var. Kutuyu şimdiden aldınız-aldınız. Yoksa kutunuzu açacaklar. Ya cebiniz ufff olacak, ya bir tarafınız.
Yıllarca “Artık Türk futbolcusu Çarşamba – Pazar maçlarına alışmalı” dedik, TFF en sonunda bizi dinledi ve play-ooooof-of fikstürü hazırladı.
TFF, Galatasaray ile 15 günde 4 maç rekoru kırdı, Fenerbahçe’nin 11 günde 4 maçı ile rekoru paramparça etti. Takımlarda çaycılar bile sakat. Peki Türk Futbolu bundan ne kazandı? Acıbadem’de bir MR 10000 TL. Haftalık 50 futbolcu x 10000 TL. İşte nah bunu kazandı.
Fenerbahçe, yıkılmadı, ayakta kaldı ve 10 puan ile 2.liğe yerleşti.
Az daha Genç Kompozitler Birleşik Vakfı ve Fenerbahçeli Ötektoidler Derneği camiayı ele geçirecekti, Fenerbahçe çetin ceviz çıktı, bunlara kulak asmadı, daha da kaynaştı.
42 bin ana, avrat, bacı maça gitti. Sarışın, esmer, buğday ten gövde gösterisi yaptı.
Fenerbahçe’nin 2.liği bu kaynaşmadan mı, Alex’den mi, yoksa Anadolu Kulüplerinin halsizliğinden mi kaynaklanıyor, araştırılıyor.
TFF, “Bakın hakemler şikenin içinde yok” dedi. Dediği doğru çıktı.
Hakemler, 4 haftada bir tek oradan çıkmadı.
Kartlar, penaltılar, gole gidiyorum derken herkes hakemlere dümdüz gitti.
Bayanlar Manisa maçında tam ofsaytı anlamışken, yardımcı hakem daha da kafaları karıştırdı. Sırf bu yüzden Fenerbahçeli bayan seyirciler 2-1’den sonra timsah yürüyüşü yaptı.
Telegol, kale arkasına hakem, topa sensör, hakemlerin ağzına mikrofondan sonra gözlerine de mikro-kamera koyalım dedi. Böylece tuvalete bile gitse, nereye bakıp ne gördüklerini görürüz dedi.
Burak Yılmaz ile dalga geçildi, her maç gol attı.
Çocuğa küfür edildi, Karabük maçında 3 sayılık attı.
Trabzon fark yer dendi, Inter’i Skippe attı.
Bursa iyi yolda dendi, Sivas 3 attı.
Antep şampiyon olur dendi, Tolunay havlu attı.
Kobe Galatasaray’a antrenmana geldi, Beşiktaş’a kıç attı.
Aurelio pas attı, Sydney kafa attı, Guti 2 tek attı.
Ümit Özat 10 yıl sağ dış ile orta yaptı, Quaresma 2 yılda sadece hava attı.
Platini bizi sever dendi, herif fırça attı.
Messi – Arda kapıştı, Arjantinli fark attı.
Hıncal Uluç geri döndü, Galatasaray’a gübre attı.
Daha fazla yazamayacağım.
Gerçekten tepem attı.
Türk-üç-üç
Emrah Öner tarafından, Türk Futbolu kategorisi altında, 07 Eylül 2011 tarihinde gönderildi

Rahmetli Kenan Onuk’un çok güzel bir lafı vardır;
“Basketbol, ilk 3 periyodu izlenmesine gerek olmayan, son periyodu muhakkak izlenmesi gereken bir spor dalıdır.”
Bu açılım Türk Basketbolu için daha bir geçerlidir, ama başka bir spor dalı için daha da ve daha da geçerlidir.
O da 1923’den beri Türk Futbolu’dur.
Ben de buna istinaden Salı akşamı yemeğimi yedim, saatimi kurdum, 7 gibi yattım, maçın bitmesine 10 dakika kala kalktım, penaltımı seyrettim, top direkten döndü onu seyrettim, Arda’nın klasikleşmiş röportajını seyrettim, dişimi fırçaladım ve yattım.
Ve maç sonunda Hiddink’in demecini de seyrettim.
Guus, bizim total futbol, kolektif yapı, teamwork, 4-4-1-1, 4-3-3 gibi detaylarla falan uğraşamayacağımızı, anlasak da uygulayamayacağımızı, uygulasak da zevk alamayacağımızı gördüğünü ve “Türk Tipi Futbol” lafını telaffuz ettiğini duydum.
Çünkü artık o da biliyor ki, Avusturya maçında 80 dakika kulübeden çıkmasına gerek yoktur, zira ne olacaksa son 10 dakika olacaktır.
Çünkü yine biliyor ki, Türkler doğalgaz faturasını saat 16:59’da yatırmaya çalışır, toplantıya, cenazeye, düğüne, gerdeğe herkesten sonra girer, sınava son anda çalışır, ameliyata doktordan sonra gelir yatar, uzay mekiğine bile en son biner.
Hatta bizi o kadar anlamıştır ki, bu maçta bile sevinmez, çünkü önünde 2 maç daha vardır. 2 maç oynanmadan ne olacağı hiç belli değildir.
Fakat bu demek değildir ki önünde 180 dakika vardır.
Önünde sadece her maçtan bir 10 dakika, yani 20 dakika vardır. Belki de 2 maçta sadece 2 dakika vardır. Bunu Yüce Rabbim bile bilemez, Guus Hiddink hiç bilemez.
Guus Hiddink yine anlamıştır ki, bizler Rusya, Kore, Hollanda gibi sistem insanları değilizdir.
Bizlerin lügatinde X,Y,Z, Co2, H20, mc2 gibi bilimsel hiçbir şey yoktur.
Kaldı ki bunların gereği de yoktur.
Bizlerin lügatinde gaz, teşvik, iteleme, rica, minnet, kin, nefret, vefa, hırs, çekememezlik, aşırı özgüven daha önemli yer kaplamaktadır.
İşte o yüzden bizler 4-3-3’den değil, Türk-üç-üç’den anlarız.
İşte o yüzden Türk’ün olduğu yerde sayı olmaz, rakam olmaz, formül olmaz, istatistik olmaz.
İşte o yüzden Türk’ün olduğu yerde çark olmaz, disiplin olmaz, sistem olmaz.
İşte o yüzden dünyanın başka hiçbir yerinde “disiplinin olmadığı yerde kan ve gözyaşı vardır” vecizesi yoktur.
İşte o yüzden bir penaltıcımız bile yoktur.
Ama çok iyi bir frikikçimiz vardır.
Ekranda Mehmet Ali Erbil’den bile çok görünen, her gübreye bir yorumu olan, Türkiye’den gidince ekranlarda sanki daha çok frikik atan, 1-2 aya Kürt sorununa İspanyolca yorum yapacak olan Arda’mız vardır.
Bu herhalde size bütün bunları özetlemiştir.
Acıbadem hastalarını böyle mi ameliyat ediyor?
Emrah Öner tarafından, Türk Futbolu kategorisi altında, 26 Ağustos 2011 tarihinde gönderildi
Ne Aziz Yıldırım, ne Fenerbahçeli Rambo, ne sahaya rakı şişesi atan hayvan, ne de polise pala çeken seyirci. Bu 2 ay bize göstermiştir ki, Mehmet Ali Aydınlar tüm Türkiye Ligi’nin anasını tek başına bellemiştir.
Ne 5 dakikada onaylanmış Play-off’tan, ne hiç alakası yokken çıkan sınırsız yabancı kararından, ne Bursaspor’un cezasının iptalinden, ne çelişkili demeçlerden, ne kılıbık kararlardan, ne de mıy mıy mıy basın toplantılarından bahsedeceğim
Şu an zaten PKK’a desen ki, kardeşim bırak dağı, gel Türkiye Ligi’ni sabote et, yemin ederim bu hale getiremezdi.
Sayın Mehmet Ali Aydınlar…
Şunu anlamıyorum.
Her şeyden evvel Trabzon şampiyonlar ligine gönderiyorsun, ama kupayı Fenerbahçe’den almıyorsun.
Yani sen diyorsun ki benim 2 şampiyonum var.
Bir de her senenin gönüllerin şampiyonu var. Beşiktaş.
Etti 3.
Hadi UEFA senin hazbınt’ın…
Ne dese yapıyorsun.
Ya hala Fenerbahçe’yi niye düşüremiyorsun babacım?
Fenerbahçe neden hala orada?
Ya Norveç’in somonu ünlü, Japon’un suşisi ünlü, bizim sadece kaypak karakterimiz mi ünlü?
Neden bizim her kararımızda kaypaklık var, eyyam var?
Sözlüğe bakıyorum.
Eyyamın İngilizcesi yok. Kaypaklığın da Almancası yok.
Ulan bu kelimeler sadece bizde mi var?
Ya neden bu kadar tırsıyorsun?
Adam hapiste.
Sen neden dik duramıyorsun?
Sen hastanende insanları böyle mi ameliyat ediyorsun?
Sen “Ben kesemem orasını. Şu an neşter yok. Bana tam hasta gibi gelmedi. Yurtdışındaki doktorlara sormam lazım” mı diyorsun?
Eğer sende hala %1 şüphe varsa, adamları niye düşürmüyorsun?
Eğer sende hala %100 kanıt yok ise, adamları niye şampiyonlar ligine göndermedin?
Neden Bursa şampiyonlar ligine gitmiyor?
Beşiktaş niye hala kupa maçı yapıyor?
Beşiktaş ve İ.B.B’nin yarı finalde elediği takımların suçu ne?
Antep’in suçu ne?
Ya Allah aşkına kaldırın şu gizlilik kararını.
Neyse açıklayın şu belgeyi, delili.
Aziz Yıldırım parayı ağzına sokarken mi görülmüş, Emre Belezoğlu paralara yatarak mı girmiş açıklayın artık.
Millet geberecek tansiyondan.
Siz hala iddianame diyorsunuz.
Biliyorsunuz, milletin başına sadece meraktan bir şey gelmiyor.
Eğer siz bir şeyleri açıklamazsanız, Fenerbahçe – Galatasaray ve özellikle Fenerbahçe – Trabzon maçından sonra, başınıza meraktan değil de, daha başka bir şeyden bir şey geleceğini çok iyi biliyorsunuz.








Son Yorumlar