Türk Futbolu kategorisi arşivi
Son of a bit, Kamil Abitoğlu
Emrah Öner tarafından, Türk Futbolu kategorisi altında, 09 Mayıs 2012 tarihinde gönderildi
Konu; Mortal Kombat Zokora ya da Dhalsim Zokora.
30 yıldır bu sektörün içindeyim, (sektör derken bu ölümlü dünyayı kastediyorum), ben hayatımda Ömer Üründül’ün bir hakeme “düdüğünü assın” dediğini ilk defa duyuyorum.
Hem de öyle blokların arasına kolektif bir şekilde falan değil, direkt düdüğü assın dedi adam.
O yüzden bence bu sene programlarda cacık yapılması, karnıyarık siparişi verilmesi, bir başkana “La yürü git” denilmesi, o başkanın da “Bana bağırma ulan Sayın Kütahyalı” demesi gayet doğaldır.
Aslında bu memlekette Zokora’nın Emre’ye tekmesi ve onun sarı kartı da çok doğal karşılanmalıdır.
Bakın ne diyorum size…
1-2 seneye Volkan Demirel veya Emre Belezoğlu sniperla vurulacak, o taraftar 3 yıl hak mahrumiyeti alacak, tahkime gidecek, 1 yıla inecek ve sen hala Zokora diyeceksin.
Ya başkan “sahaya yansımaması sevindirici” diyor, e senin kurulun bir sürü ceza veriyor.
Bu ne demek biliyor musun; Bize Zoka’yı yutturmuşlar, sen hala Zokora diyorsun.
Bir örnek daha vereyim;
Bu Süper Nefret Finallerinde, şu an yaşasa rahmetli ananem babaanneme arkadan yatarak girerdi.
Dünür oldukları için değil…
Başka bölgelerden olduğu için de değil.
Gelinine kötü davranıyor diye de değil.
Sırf başka bir takım tuttuğu için.
Mustafa Kamil Abitoğlu, gerçekten bu sistemin en suçsuz organı, vidası, dişlisidir.
Bir memleket düşünün ki, korner atılırken çakmak veya don yağmayınca şaşırsın.
Bir memleket düşünün ki, çocuğun kafasına rakı şişesi gelince bırak maçı iptal etmeyi, “Çocuğun kafasına şişe gelmiş. En az +5 dakika uzatmalıydı. 4 dakika uzattı” diye kızsın.
Bir memleket düşünün ki, sahaya su şişesi yağdırırken rakibe korneri niye atmıyorsun diye bağırsın.
Ya da neden Emre atıyor diye kızsın. Ya da ne olacak ki, her yerde su atılıyor desin.
Sonuçta bağırsın, çağırsın, kızsın ve inşallah gebersin.
Mustafa Kamil Abitoğlu, tabi ki düdüğü asmalı.
Fakat asarken, bir intihar mektubu yazmalı.
O mektupta o an hissettiği eyyamı bize anlatmalı.
Ben zaten Abitoğlu maça verilince bunun içinde bir “bit” yeniği olduğunu anlamıştım diyenler bilmelidirler ki, Mustafa Kamil Abitoğlu, özür diliyorum, bu sistemde bit’ten de ufak bir parçadır.
Garibim Abitoğlu, bir piyon veya bir er bile değildir.
Esas bu nefret dekoderlerini, bu kin finallerini, bu öfke turnuvalarını bize sunan, bizi kandıran, bizimle alay eden, ipleri devamlı elinde bulunduran kukla efendilerini temizlersek, futbolumuzu bit’lerden ayırmış oluruz.
Yoksa sonsuza kadar bit’miş oluruz.
Agresifim, kompleksliyim
Emrah Öner tarafından, Türk Futbolu kategorisi altında, 01 Mayıs 2012 tarihinde gönderildi
Sinirliyim…
Öncelikle, kulüple kişiyi ayırdık.
Yani…
Araçla kaza yaptın. Adama çarptın. Diyorlar ki, adama ceza ver, arabaya niye ceza veriyorsun?
Askerlik mi oğlum burası da, tanka-tüfeğe ceza veriyorsun?
Doğru.
Peki, o zaman seyirci küfür ederken neden hala kulübe ceza veriyorsun?
Neden Bursalı taraftar palayla polise saldırırken, Bursa’ya ceza verdin? Gerçi onu da iptal ettin.
Evet, o zaman böyle bir mantık yoktu ama Bursalı seyirciye palayı veren, onu azmettiren Bursaspor olduğuna dair kanıt mı var? Tape mi var?
Neden hala rakı şişesi, mendil, çakı, atlet, küfür, paçalı don, adam, taş atılınca için kulübe ceza veriyorsun?
Orada güvenlik kamerası, polis handy-cam, özel güvenlik yok mu?
Eğer adamı yakalayamıyorsan, kulübe de ceza verme.
Ya da ceza ver, fakat “Sen adamı yakalayamadığın için ceza veriyorum” de.
Agresifim…
Çünkü teşebbüs ile şikeyi ayırdın.
Peki, şu an birileri çıkıp dese ki, “Biz maçı seyrettik, Zalad o golleri kasıtlı yememiş. Sahaya yansımamış” dese ne diyeceksin?
Bütün o küfürleri, suçlamaları, hakaretleri geri mi alacak mısın?
Hadi, eyyam departmanı zaten yıllardır var, teşebbüs departmanını ne zaman kurdun?
Ben 100 tane maçın 90’ınında şike yapsam, sen diğer 10’unda şike var zannedersin.
90’ını anlamazsın.
İddia ediyorum, en azında 25’inde Rıdvan Dilmen’i de kandırırım.
Sen ne diyorsun, biz yıllarca Arif Erdem ile büyüdük. Şike neymiş.
Veya maç 0-0 giderken, son saniyede bir gol oldu.
Senin yapabileceğin hiç bir şey yok.
Teşebbüs sahaya yansımamış mı demektir?
E ulan para alan adam sahada?
Yansımış işte.
Peki, bunun teşebbüste kaldığına kim karar verdi?
Turgay Şeren mi?
Gökmen Özdenak mı?
Ya da adımını 1mm geri çekince yansımış olur mu?
Yahu bu memlekette hâkim kaleciye “O golü çıkartamaz mıydın?” diye sordu.
Ben sana ne diyeyim.
Yıldırım Demirören, Keçiörengücü, Patagonya Türkgücü ve Gerzenkirşengücü dışında tüm kulüpleri PFDK’a sevketti.
Ben sana ne diyeyim.
Kompleksliyim…
Çünkü 58.madde değişti.
Çünkü CAS davası geri çekildi.
Sen Fenerbahçeli…
Sen süper güçtün.
Sen âlemde tektin.
Ve senin gücünden korktular.
58.maddeyi değiştirdiler.
Artık o kambur senin sırtında.
Evet, sana şike sahaya yansımadı dediler.
Küme düşmeyi de 1 sene erteleyecekler.
“Cas” beyinliler zaten seni şikeci değil, teşebbüsçünün teşebbüsçüsü olarak tarihe geçirdiler.
Şike yapmadıysan bile, artık senin susturman gereken en az 45 milyon adam var şimdi.
Artık benim çocuğum gururla “Evet, şike yaptık ve küme düştük” diyemeyecek.
Artık benim çocuğum gururla “Hayır, biz şike yapmadık. O yüzden de CAS’ı geri çekmedik” diyemeyecek.
Artık benim çocuğum borçlu doğuyordu, bir de sırtında şike ile doğacak.
İster şike yaptığına inan, ister inanma.
58.madde ile oynandıysa,
CAS geri çekildiyse,
Top sende.
Dinamit sende.
Sen çöz bu işi artık…
Süper Katliam
Emrah Öner tarafından, Türk Futbolu kategorisi altında, 20 Nisan 2012 tarihinde gönderildi
Amacim, super finali yermek degil. O zaten kendi kendini yeren ve yiyen bir sistem. Oto-yer sistem.
Zira biz daha dandik seyler gorduk.
Kavga-gurultu cikiyor, yorucu oluyor diye TSYD’i kaldiran atalarin evlatlariyiz biz. Halbuki su an 1 ayda 12 tane derbi maci var.
Benim konu baska…
Konu, artik mac seyrederken sevginin, askin disinda baska bir duygu ile izlememiz. Ya da izletilmemiz.
Nefret.
Artik nefretten besleniyoruz, nefret dekoderleri aliyoruz/satiyoruz, nefreti dolarla olcebilen sistemler, projeler, disiplinler yaratiyoruz.
Artik sevgi tutmuyoruz, karsi tarafin nefreti tutuyoruz.
Herhangi iki kulup veya iki kisi arasinda nefret her zaman vardi diyeceksiniz.
Dogrudur, elinde kalasla taraftar Mujdat’i kovalamistir, Ogun, Rustu herkesin onunde tokatlanmistir, Amigo Orhan zeplin gibi Mustafa Denizli’ye ucmustur.
Ama bu defa farkli.
Bu defa ki populer nefret.
Bu defa ki nefretten rating alma, nemalanma.
Bu defa ki sistemli nefret.
Ben, bizlerin soykirim yapabilecegine hic inanmamistim. Gercekten sistemli degiliz. Ama su an sistemli bir sekilde degistiriliyoruz.
Ve TVlerde devamli Turk Futbolunun kalitesizliginin tartisilmasini artik daha iyi anliyorum.
Buradan otu ver, oradan inegi sağ taktigi.
Super gucun Misir’a, Libya’ya, Irak’a, Suriye’ye cokmesi gibi.
Once karistir, sonra yonet.
Sen burada kalitesizligi tartis, oradan nefret pompalansin. Cunku daha cok mac izlenecek.
Su an ne oluyor, biliyor musunuz?
Su an sosyal medyada, hali sahayi dinarsu hali zanneden bir Besiktasli arkadasiniz, salisede 15 Eboue, 20 Aziz Yildirim fotografi paylasiyor.
Neden?
Cunku Galatasaray’dan, Fenerbahce’den nefret ediyor.
Bakin, Besiktas’i sevmiyor degil. Ama artik once nefret ediyor.
Peygamber gibi Fenerbahceli bir arkadasiniz, “Koyduk mu?” diye sesli mesaj atiyor.
Neden?
Hala futbolda 3 yabanci kurali var zanneden Galatasarayli arkadasiniz size Emre Belezoglu muhabbeti yapiyor.
Neden?
Cunku senden degil, senin tuttugun takimdan nefret ediyor.
İsimleri, kendinizi, takimlari, arkadaslarinizi yer degistirin.
Hic bir sey degismeyecek.
Nevriye Galatasaray’a gitsin, Turkiye’nin en buyuk bilmem nesi olur.
Melo, Fenerbahceli olsun, “Fifi” olur.
Emre, Besiktas’a gitsin. “Ozur diledi” ya olur.
Volkan, Trabzon’a gitsin, “Hep soylemisimdir, biyik cok yakisiyor” olur.
Ya ablam, kendi takiminin macini seyretmez, sevmedigi arkadaslarinin tuttugu takimlari seyrediyor. Yarin laf sokmak icin. Mac nasil diye soruyorsun, ne bilim ben diyor. Skoru bekliyor.
Neden?
Ya hanim ekranin onunden geciyorum diye bana celme takiyor.
Neden?
Bu konuyu daha sonra konusacagim onunla.
Evet, biz trafikte, sokakta kavga gorduk mu dayanamayiz.
Durur, seyrederiz.
Ama bu baska bir sey.
Bu, o lokal kavganin global versiyonu.
Bu, o butik kavganin dijitale, pariteye, fona donusmus versiyonu.
Diyorlar ki, Telegol’u niye seyrediyorsun.
Cunku adamlar 4 saat kavga edebiliyorlar.
Turkiye’nin en iyi kanalini aciyorsun, Real Betis maci var.
Yahu adam orada bikini giyecek, kim takar Betis’i?
Bizde irkcilik sorunu yok diyorlar.
Yahu adam nasil Kurt sorunu yaratmissa, simdi de Futbol sorunu yaratti, yaratiyor.
Bir cocuk tuttugu takim icin kafatasi yariliyor.
Cocuk, dininden, irkindan, dilinden dolayi degil, tuttugu lanet, pis, dingil takimi yuzunden kafatasi yariliyor. Bundan daha buyuk bir sorun olur mu?
İddia ediyorum. 3 ila 5 yil icerisinde, bir derbi macinda bir taraftar bir futbolcuyu sniperla vuracak. Ya da bir taraftar, bir taraftari tufekle vuracak. Maksimum 5 sene veriyorum.
Ya bana soruyorlar, hocam maca neden gitmiyorsun diye?
“Yoo, gidiyorum” diyorum. Ama “Fenerbahce – Banvit macina gidiyorum” diyorum. Sessiz, sakin. Ya da “FB Universal – Vakifbank macina gidiyorum” diyorum. Sessiz, sakin, hem de kazaniyorsun.
Ben ki yillarin fanatigi.
Futbol maclarina gitmiyorum.
Derbi maclarina gitmiyorum.
Gerizekali miyim, ileri zekali miyim bilmiyorum.
Hangimiz ileri zekali onu da bilmiyorum.
Ben mi, bu sistemi oturup yaratanlar mi?
Pis Negro
Emrah Öner tarafından, Türk Futbolu kategorisi altında, 18 Nisan 2012 tarihinde gönderildi
Yıllar evvel valide bir kızdı bana…
“Ne halin varsa gör. Sana yemek memek yok” dedi.
Kapıyı çarptı gitti.
Çocuğuz daha.
Federasyon Kupası’nı yeni almışız.
Kutlamam lazım.
Evi araştırdım.
Bir baktım, kocaman bir kavanoz.
İçi ful Negro dolu.
Bir dalarsın kavanoza.
O gün 50 tane Negro yemişim.
Kakaolu.
Susuz.
50 tane negro.
Bayılmışım.
Gözüme açtığımda banyodaydım.
O gün bugündür, çikolata yiyemiyorum.
Pis Negro.
Lanet olası Negro.
Benim bildiğim, tek negro bu.
Benim Türkiye’de zenci arkadaşım yok.
Nijerya’da var, Tazmanya’da var. Ama burada yok.
Buradaki tek siyahî arkadaşım Çığşar’lı.
Bizde ana-avrat, ırktan daha önemli.
Ama ırkçılık yok diyorlar.
Sen yiyorsa Taksim’de birine “Pis K….” der misin?
Ya da ben Tokatliyim, bana bir “lanet Tokatli” der misin?
Ha şu var, adam negro diye bisküvi markası yapmış, Emre “nigga” dese ne olur?
Yani dusun, sen bizde ırkçılık yok diyorsun, adamların biskuvisi var.
Ya adamın Kitap’ına, Peygamber’ine küfür, 3 maç ceza.
“F**** nigga”, 8 maç ceza.
Ben bir kac sene yurt dışında kaldım.
Hayatımda bir kere nigga demedim.
Diyemem de zaten.
Ama artist, özenti Türkler vardı.
Hademeye bile “Hav yu duin” diyorlardı.
Halis muhlis Bitlisli arkadaşım gol kaçırınca “oh my god” diyordu.
Arizona sayı alınca, “fak yu men” diyen Antepli doktor arkadaşım oldu.
Aklima takildi…
Acaba, Emre aylar evvel emniyete ifade vermeye gittiğinde “Hey, ben vergilerimi veren bir vatandaşım, tamam mı?” deyince mi serbest kaldi?
Ya da “Hey, sen neden o lanet olası siyah poponu alıp bu lanet olası sahayı terk etmiyorsun, adamım?” deyince mi Zokora sinirlendi?
Pis Negro.
2 tane Emre vakası.
2 tane ırkçılık vakası.
Enterasan olan, 2’sinde de Yobo var.
Irkçılık gerçekten kötü bir şey.
Ama özentilik daha kötü bir şey.
“Siyahi cahil” daha da kötü bir şey.
Onun ilacı hiç yok.
4.5′dan 4
Emrah Öner tarafından, Türk Futbolu kategorisi altında, 22 Mart 2012 tarihinde gönderildi
Play-off’a 3 maç kala…
Detayına girmeyeceğim, pazartesi günü TFFgiller zaten bir açıklama yapacak. Play-off’un fikstürü nasıl olacak, 1. bitirenin hiç mi avantajı olmayacak vs.
Seneye play-off olmayabilir. Fakat spor ve özellikle futbolun kendine özgü bir yapısı var ve sık sık kurallarla oynanmaz. Çünkü futbolu da F1’e benzettiler. 99’da McLaren fark atınca kural değiştirdiler. (Traction control) Daha sonra da Schumacher ezip geçince yine onlarca kural değiştirdiler. (motor, lastik, sıralama turundaki motor vs) Ulan rating kaybedeceksin diye güçlüye göre kural mı değişir? Sonuç? En azından ben F1 seyretmiyorum.
Kalan haftalarda Fenerbahçe’nin Bursa, Trabzon ve Antalya maçları var. Galatasaray’ın ise Trabzon, Ordu ve Manisa.
Deplasman veya kendi sahası konseptine de girmiyorum. Zira matematik belli.
Fenerbahçe Kadıköy’de yeniyor, Galatasaray her yerde kazanıyor.
Ligin en başında söylemiştim. Fenerbahçe’yi ŞL’ne almayınca, 30 senelik kupayı kesin FB’e vereceklerdir diye. Burada önemli nokta, kupayı verecekler de, Fenerbahçe kupayı alabilecek mi? Tek çözüm, final oynamaması. Çünkü finalde Bolu var. Yani; finalde Bolu da olsa Fenerbahçe’nin final korkusu hiç bitmez.
Lig’de son hafta Antalya ve Manisa maçları var. Antalya, Manisa’dan daha şanslı olduğu için (Ankaragücü ile oynuyor) Manisa büyük ihtimalle küme düşecek, son maçlar puan farkını değiştirmeyecek. Benim anlamadığım nokta son 8’de niye play-out yok ve puanlar 2’ye bölünmüyor? Daha zevki olmaz mıydı? Ya da hatır şikesini önlemez miydi?
Bu hafta Trabzon’u 5-1 yenecek olan Galatasaray’ın yine de en zor maçı, Culio ve Stancu’lu Ordu. Bu kâğıt üzerinde böyle, çünkü ben daha Galatasaray’dan transfer olup da Galatasaray’a gol atmış oyuncu görmedim. Zaten ya Galatasaray’a tekrar transfer olurlar, ya da gol orucundalardır. (Mesela Fenerbahçe’nin canı yandığı futbolcu sayısından bir Lig kurulur. Olcan, Nobre, Ertuğrul Sağlam, Hasan Vezir, Burak vs.)
Fenerbahçe için de detaya girmek istemiyorum, zira Fenerbahçe’nin algoritmasını “Ben anladım” diyen herkesin alnını karışlarım. Ben iddia ediyorum, Fenerbahçe Galatasaray’ı yenseydi, bu hafta Bursa’ya puan kaybedecekti. Evet, belki de Fenerbahçe’nin algoritması bu.
Alnını karışlarım dedim de, geçtiğimiz haftanın olayı tabi ki Hasan Şaş’ın başındaki kan’dı. Hasan Şaş küçük bir videocon yaptı, bak kafama, uf oldu dedi ve “kanayan” yaramızın canlı yayında altını çizdi; Fanatizm. Lakin bizim tanıdığımız Hasan Şaş, uçan rakı şişesine uçan kafa atabilecek bir adam. Kötü anlamda değil, hırsı anlamında söyledim.
Kan dedim de, Galatasaray, Fenerbahçe’yi 12.kez salladı. “Kanı akıyorsa ölebilir” mantığı ile saldırdı. Ama öldüremedi. Bence bunu Fatih Terim’in “meşhur sayısı” çözer. Yani Fatih Terim gider, 14 sene sonra Galatasaray, Fenerbahçe’yi Kadıköy’de yener. 2014’de görüşmek üzere. Teşekkürler.
Galatasaray’da bazı kendini bilmezler, Fenerbahçe beraberliğini kutlayarak UEFA ve Süper Kupa’yı bize unutturdu ve yutturdu. Fatih Altaylı gereken cevabı verdi. Bu tarz Galatasaraylılar ya 2000’leri görmemişler, ya da “Avrupa’ya açılan kapı:Galatasaray” için artık her şey bitmiş.
Türk Futbolu’nun durumunu soranlara, tweeter’dan gelen bir yorumu paylaşmak isterim. “Biz eşcinseliz. Bizlerin ne günahı var? Biz de maç seyretmek istiyoruz. Biz de kadın gibi hissediyoruz, ama bizi maça almıyorlar.” İşte sana Türk Futbolu’nun bu seneki özeti. Cinsiyet ayrımcılığı ve 2.sınıf vatandaş muamelesi.
Herkes 9 puan farkı 2’e bölüp 5’e yuvarlıyor. Fakat Türk Futbolu bu sene 4.5’dan 4 alır ve kalır. Yalnız Türk Futbolu’nun velisini de çağırman, çocuğun kaldığını çocuğun önünde veliye de söylemen gerekir. Doğru ya, Platini bugün Türk Futbolun velilerini çağırmıştı. Belki bütünlemelerde görüşürüz der.
Herkese kazasız, belasız, şişesiz, biber gazsız iyi hafta sonları.
http://www.facebook.com/groups/133230486718894/
https://twitter.com/#!/emrahoner
Çocuklar duysun!
Emrah Öner tarafından, Türk Futbolu kategorisi altında, 01 Mart 2012 tarihinde gönderildi
Galatasaray doludizgin gidiyor.
Hatta başkanı da, başkan yardımcısı da dolu bu aralar.
Allah da yardım ediyor çünkü mesela Galatasaray’ın bu hafta belki sadece sağ beki yok, ama rakiplerinden ikisinin başkanı yok, diğerinin 3 sarı kartı var, her an 4.’den 18 yıl alabilir falan filan…
Lakin Galatasaray bu sene hak etmedi dersek Yüce Rabbim taş yapar. Ama Galatasaray şu saate kadar Lig’i çoktan tokatlamalıydı demezsek, Yüce Rabbim hepimizi CHP kurultayına çevirir.
Biliyorsunuz, play-off sistemi sevgilinizin bir sabah ansızın “ben hamileyim!” demesi gibi karşımıza çıktı. Baba belli, anne belli, fakat zaman yanlış. Zaten Ünal Başkan da bu konu için “taş”ı hemen gediğine kodu.
Hatırlarsanız, Türk Futbolu kötüye gitmesin diye de play-off sistemini getirmiştik, hatta dekoder satılsın diye puanları 2’ye bölmüştük.
O zaman bence Demirören’e ilk demeç olarak şu yakışır; “Türk Futbolunda heyecan ölüyor. Sezon sonu puanları 2’ye değil de, 4’e bölüyoruz.” Alın size tüp şeklinde fitil.
Mesela 63’ü 4’e bölünce 15,75 çıkar, 15’e yuvarlanır, 0.75’i Demirören hibe eder, etmezse ibra eder gibi konjonktürsel kurallar…
Gerçi Demirören ilk icraatını, Bursa’ya gitmeyerek ve 22 takım projesini sızdırarak gerçekleştirdi.
Peki, bundan 2-3 ay önce “Küme düşme yok. 12 puan silme var.” diye biri bir şey söyledi. Popov’umuzdan element uydurmuyoruz, çıktı biri söyledi işte.
Peki, sizce neden 12 puan?
Neden 2 değil?
Neden 22 değil?
Çünkü Galatasaray ve Fenerbahçe play-off’tan önce puan puana girerse, en fazla “12 puan” ceza, maçları seyretmek için mantıklı kılar.
Çünkü eğer 18 puan ceza verirseniz, play-off “kavak yelleri” olur.
E hiçbir ceza verilmezse, o zaman UEFA “iffet”imizi kurcalar.
Ama Fenerbahçe’nin Kadıköy’de Galatasaray’ı yeneceğini varsayarsak, son 3 hafta hakemler “çemberimde gül oya”.
Biliyorum, “seksenler”de de bu hikâyeler vardı. Ve siz bu “Yalan dünya”yı severek izliyordunuz.
Ama bu ligde bir daha alavere dalavere olursa yemin ederim “bu ligin taaa adını Feriha koyacam.”
Artık bunu da “çocuklar duysun!”
Min/Maks
Emrah Öner tarafından, Aykut Kocaman, Fenerbahçe, Türk Futbolu kategorisi altında, 07 Şubat 2012 tarihinde gönderildi
Diyorlar ki…
İ.B.B 2.yarı çok iyi oynadı, Samsun Fenerbahçe’yi darmadağın etti, Tanju sağ kanadı felç etti falan filan.
Yanlış.
Daha doğrusu bu bir sebep değildir, bir sonuç.
Peki, neden sebep değildir?
Çünkü herhangi bir Fenerbahçe maçının 2.yarısında bırakın genç Tanju’yu, şu an Tanju Çolak ya da Hülya Avşar’ı koysanız, başımıza bir anda Alves, Ramos, Messi kesilmektedir. Ayriyeten, Fenerbahçe, Tanju’dan veya Gekas’dan önce ne Ozan İpekler, Aydın’lı İlker ve Faruklar, Wilsonlar, Walshlar meşhur etmiştir.
30 sezondur söylüyorum.
Daha ana-baba-agu-bugu demezken 4-4-2, tandem falan diyormuşum.
Fenerbahçe’nin saha içinde çok basit bir denklemi veya matematiksel gerçeği vardır. Bu gerçek ne Galatasaray’da, ne de Şakiri’nin takımında vardır. Bunun sebebi de Fenerbahçe’nin 30 senedir değişmeyen, kısmen 10 senede biraz değişen, “transfer kafası”dır.
Fenerbahçe, son 30 senedir (1988-1989 sezonu hariç) sahaya daha 11 kişi çıkamamıştır.
Ortalamada Fenerbahçe her maça maksimum 8 kişi ile başlamış, ama bu sayı 5 veya 6’a kadar düşmüştür. Mesela bu seneyi baz alırsak, bu sayı ortalama 9’dur. Fenerbahçe, Baroni ve Mehmet Topuz ile başladığı her maça 9 kişi başlamaktadır. Buna eğer ilk 11’de başlarsa Özer ile 8, Alex’in 60’dan sonra olmadığını sayarsak, 7, eğer bir de Emre’nin sarı kartı veya sakatlığı varsa saat 19.15 gibi Fenerbahçe 6 kişiye kadar düşmüş olmaktadır. (Fenerbahçe maç saati 18.00 olarak literatüre geçmiştir.)
Fenerbahçe, bu 30 senede ortalamada maks. 7 veya 8 kişi ile oynarken, tüm yük minimumlara binmiştir. Fenerbahçe, 30 senede genelde sahaya 4 ya da 5 min. ile çıkmıştır. Bu min.ların değeri aslında 200-300 katı fiyat ile ölçülmelidir. Örnek verirsek, 89 senesinde Oğuz-Rıdvan, 95 senesinde Rüştü-Uche-Högh-Kemalletin-Oğuz, 2000 senesinde Rapaic-Anderson-Revivo, 2003 senesinde Aurelio-Appiah gibi…
Kaldı ki, daha Bienvenue, bu seneki Semih, ara ara Serdar, Caner, Gökhan Gönül bu formüle dâhil edilmemiştir. Aykut Kocaman’ın geçen senenin başında Alex’in takımı 1 kişi eksik bıraktığını görüp, ona göre demeçler verip, Andre Santos, Selçuk veya Bilica’yı görememiş olması Fenerbahçe’nin geçen senede 82 puan almasına rağmen hemen hemen tüm maçlarda zorlanmasına sebep olmuştur.
Fenerbahçe, geçen haftalarda kırdığı rekor olan 1000. galibiyetin (kabaca 30 senede 34 maçtan 20 galibiyeti olsa) belki de 600’ü zar zor alınmış galibiyetlerdir. Zorlanmanın sebebi yanlış transferdir, ama 600 galibiyetinin sebebi Alex’dir, Pierre van Hooijdonk’dur, Tuncay’dır, Oğuz’dur, Rıdvan’dır, Alpaslan’dır, Erdoğan’dır, Rapaic’tir, Revivo’dur, Andersson’dur.
“Sahaya eksik çıkma” prensibinde sadece bir futbolcunun ruhsuz olması değil, takıma zarar veriyor olması da çok önemlidir. Örneğin, Baroni belki 10 tane gol atmıştır, fakat Fenerbahçe’ye verdiği “terlemeden nasıl ön libero olunur” dersi, takıma en az 100 pozisyonla dönmüştür. Diğer örnek, Bilica’nın veya Özer’in veya Selçuk’un sadece pas ve pozisyon hataları değil, enerjileri ile de hem takıma, hem de seyirciye zarar veriyor olmasıdır.
Fakat bir kere daha altını çizmek gerekir;
Fenerbahçe, sadece Galatasaray, İ.B.B ve Samsun maçında 9 gol yiyerek, bu seneki maks. ve min’ları tekrar gözden geçirmesinin gerekli olduğunu görmüştür. Ama bir gerçek daha vardır, Aykut Kocaman’a doğru transfer de yapılsa, yanlış transfer de yapılsa, onun yanlış oyuncu seçimi baki kalabilicek gibi gözükmektedir.
Ben de herkes gibi Aykut Kocaman gibi adamların, bırakın Fenerbahçe’yi, her sistemde süresiz görev yapmasını istemişimdir. Fakat saha içi müdahale, taktik uygulamalar, zamanında aksiyon çok farklı bir profesyonellik gerektirir. Zaten bu anlattığım yanlış transferlerin içinde sadece yanlış futbolcu seçimi değil, yanlış teknik direktör seçimleri de bulunduğunu da hatırlatmak gerekir.
İnisiyatif
Emrah Öner tarafından, Türk Futbolu kategorisi altında, 31 Ocak 2012 tarihinde gönderildi
TFF, geçen gün şöyle dedi;
“Bundan sonra inisiyatif TFF’nun yargı kurullarındadır.”
Sağ olsun.
Ama niye böyle bir açıklama yaptı, anlayamadım.
Herhalde Yıldırım Demirören’imize kızdılar.
İyi de…
Zaten bundan öncede inisiyatif kimdeydi ki?
Herhalde babaannemde değildi.
CAS Hâkimi Kısmet Erkiner dedi ki; “UEFA’nın blöfünü göremedik, TFF Fenerbahçe’yi göndermedi.”
Demek ki, sen daha önce de inisiyatif midir nedir, onu aldın, öyle veya böyle Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi’ne gitmemesine yardımcı oldun, şimdi Fenerbahçe CAS’ıyor, CAS’tıkça ileride Kısmet gözüküyor.
Bu inisiyatif değil de, ne?
Sen, elindeki kanıtlara veya yanındaki adamlara veya gizli tanıklara veya bir organına güvendin, Trabzon ve Beşiktaş’ı Avrupa’ya gönderdin, Bursa’yı da şampiyon ilan etmedin. Edemediğin için de Avrupa’ya gönderemedin.
Bu inisiyatif değil de, ne?
E sen, 58.maddeyi değiştirmeye çalıştın, sanki “kızım, öpeyim bir kereden bir şey olmaz” gibi cezayı bir kereliğine affedelim diye Genel Kurul’a sordun, cevabını aldın.
Bu inisiyatif değil de, ne?
Sen değil miydin, bütün bu tutuklu arkadaşların savunmasını almadan karar alamam diyen. E kaç ay önce 8 tane adam salındı. Sen bunların niye savunmalarını almıyorsun? Çünkü biri var ki, savunmasında o öbür takımın ismini geçirince, o kulübü küme düşürmen lazım, ama düşüremiyorsun.
Bu inisiyatif değil de, ne?
Sen, Pazar yattın, Pazartesi kalktın, play-off’u getirdin.
Bu inisiyatif değil de, ne?
3 günde bir maç yapılıyor, Beşiktaş, Pazartesi-Perşembe-Pazar maç yapıyor, Fenerbahçe’nin Pazar Ertesileri meşhur oldu, futbolcular buzda dans yapmıyor, gerçekten sakatlanıyor, hakem hataları tartışılamıyor.
Bunlar inisiyatif değil de, ne?
Ya Burak 25 gol atmış, en yakın rakibi 10 gol atmış, 3 günde bir maç var, adamı anlatacağız, anlatamıyoruz.
Bu inisiyatif değil de, ne?
E sen değil miydin, derbi maçlara rakip taraftar gitmesin diyen, şimdi gidebilir diyen?
Bu inisiyatif değil de, ne?
Ya ne demiş Ayşegül Aldinç?
Haydi.
Haydi söyle.
Bu inisiyatif değil de, ne?
Ya Türk Futbolu’nu yönetmek bu kadar mı kolay böyle.
(Not : Bu yazı MAA’nın istifrasından önce kaleme alınmıştır. Yazar, Türk Futbolu’nun gündem hızına yetişememektedir.)
Diyorlar ki
Emrah Öner tarafından, Türk Futbolu kategorisi altında, 19 Ocak 2012 tarihinde gönderildi
Medya diyor ki, bir kereliğine şike yapanlar affedilsin.
Yasin Hayal’i bir kereliğine affettin, e bunu da affedersin. Ya bu memlekette bir kereliğine bir şey affedilir mi? En az 50 kere affetmen lazım. Sen yorulursun anam. Veya sen zannediyor musun, bu iddianamede ismi geçenler veya nüfus cüzdanında TC yazan herhangi bir vatandaş affedilse, bir daha şike yapmaz, adam öldürmez, suç işlemez?
Kamuoyu diyor ki, şikeye teşebbüs ile şike aynı şey değildir. Örnekleri şu; Bir adamı vurmaya çalışıyorsun, ölmüyor. Diğerini vuruyorsun, ölüyor.
Ulan birinde adamın haberi yok, günahı yok ölüyor. Öbüründe şikeci ile görüşmüş, parayı almış mı, şikeyi uygulamış mı belli değil. Teklif edeni şikâyet de etmemiş. Öbüründe suçsuz adam ölmüş diyorum sana, suçsuz. Bu ikisine aynı ceza almamalı diyen var. Hâlbuki ihbar etmeyene 5 kat fazla ceza vereceksin. Bak bir daha yapıyor mu? (Kesin yapar, bkz. Madde 1)
Ünal Başkan diyor ki, “Bence Mehmet Ali Aydınlar ve TFF çok iyi çalışıyor, emin adımlarla çözüme doğru gidiyor.”
O zaman niye ihtarname çektirdin Sayın Başkan? Veya aralarda Türk Futbolu’na niye 1-2 tane tokat çaktın Sayın Başkan? Veya ihtarname çekerken Amrabat’ı ve Ali Turan’ı niye hatırlatmadın Sayın Başkan?
Ünal Başkan diyor ki, “Ben buraya Avrupa Projesi için geldim. Yoksa giderim.”
E biz ne yapalım Sayın Başkan? Biz de mi gidelim? Ya Başkan, ben zaten niye geldiğini anlamadım ki bu Türkiye’ye. Sen burada bir dürüst para mı gördün? Yasal ciro mu gördün? Burası akbaba cennetidir Ünal Başkan. Hatta burada akbabalar yerde yürür. Sen git yine Belçika’na Allah aşkına Ünal Başkan. Burada sana ne Avrupa Projesi çıkar, ne 3.köprü Ünal Başgaaaaan.
Ünal Başkan diyor ki, “Galatasaray geçen sene küme düşseydi, bizi düşürürler miydi?”
Bak ben sana tek cümle vereyim Sayın Başkan. Sen belki son 10-20 senede oradan bazı maçları kaçırmış olabilirsin. Fenerbahçe hariç, şike veya değil, küme düşme kararı verilmiş hangi takım olursa olsun şu an Gakkoşlarla kapışıyordu Sayın Başkan. Burası Republic Of Fenerbahçe Sayın Başkan. Zaten onun Cumhurbaşkanı da Yassıada’da dinleniyor.
Ünal Başkan diyor ki, “Juventus da küme düştü. Sonra geri geldi. Bir şey oldu mu?”
Türkiye’de şike yapan bir alt lige düşmesin Sayın Başkan, 4.Amatör bilmem ne ligine düşsün. Fakat Juventus’un Milan ile olan ilişkisi Fenerbahçe’nin Galatasaray ilişkisine benzemez Sayın Başkan. Burada Fenerbahçe küme düşerse, sen bırak Shaqiri’i, Florya’daki köftecideki garsonun maaşını ödeyemezsin Sayın Başkan.
Ünal Başkan diyor ki, “Avrupa’da oynamayacaksam ben niye transfer yapayım?”
Doğrudur. Haklıdır.
Peki Meloları, Elmanderleri, Selçukları niye aldın Sayın Başkan?
Bunların maliyetleri Shaqiri’den ucuz mu?
Bunları İBB’i yenmek için mi aldın Sayın Başkan?
Veya Fenerbahçe niye Sow’u almaya çalışıyor Avrupa’ya gitmeyecekse veya küme düşecekse?
Onlar ileri zekalı mı Sayın Başkan?
En’ine boy’una
Emrah Öner tarafından, Türk Futbolu kategorisi altında, 29 Aralık 2011 tarihinde gönderildi
*********
En seksi yorumcu…
Mehmet Baransu.
En vahşi ve seksi iki yorumcu…
Rasim Ozan Kütahyalı ve Ahmet Çakar (üçünün de seksilikleri taraftarların küfür bilgisi ve hayal gücünden gelmektedir.)
İlk yarıda en çok kullanılan kelime…
Tape.
İlk yarıda en çok kullanılan ikinci kelime.
Senin de tapenin de…
İlk yarının en kare ası…
TFF, Platini, 550 yıpratıcı forvet, Kulüpler Birliği
En başarısızı…
Metrisspor.
En çok ı harfi kullanan başkan.
Mıhmıt Ilı Iydınlır.
En iyi adam kayırma…
Gökhan Zan – Semih.
Koca takımı kayırma…
Lyon.
En cin transfer…
Sakaryalı Cinci Hoca Dursun’dan Fenerbahçe’ye büyü transferi.
En yusuf yusuf transfer…
Emmanuel Emenike.
En bomba özür.
Can Arat.
En bariz şikeli maç…
Galatasaray – Fenerbahçe.
En odun futbolcu.
Beşiktaşlı Edun.
En futboldan anlıyorsa Arap olayım adam.
Bienvenu.
En Pierre Van Hooijdonk…
Johan Elmander.
En uslu çocuk…
Emre Dellenmezoğlu.
En Yıldırım karar…
6250 nolu yasa.
En iyi spor programı…
Playboy TV – Islak Tişörtler.
En süper tape…
Nihat, küme düşmeyi kaldırma.
En süper ikinci tape.
Nihat, istifa etme. Otur orada.
En geri zekalı yazar.
Hala Premier Lig maçları sırasında Süper Lig’i seyreden Emrah Öner.










Son Yorumlar