Fenerbahçe kategorisi arşivi

Bu Tanrıyı siz yarattınız

 


Öyle bir sene geçti ki,
Kafa kalmadı.
Adale kalmadı.
Sinir sistemi kalmadı.
Ruh kalmadı.
Saygı kalmadı.
Kanser olmayan hücre kalmadı.
Beyazlamayan yerimiz kalmadı.
Arkadaşlık kalmadı.
Aile kalmadı.
Hafta içi-hafta sonu kalmadı.
Emenike terk etti.
Lugano terk etti.
Anam terk etti.
Hanım terk etti.
Ablam terk etti.
Kayınpeder terk etti.
Evlilikler bitti.
Aşklar bitti.
TV’nin lambası bitti.
Cepte para bitti.
İçimdeki futbol sevgisi bitti.
Mustafa Kamil Abitti.
Herkes bitti.
Her şey bitti.

Bu öyle bir seneydi ki, Türk Futbol tarihinin 12 Eylül-28 Şubat-17 Ağustos karışımı gibi bir şey oldu.
Bu öyle bir seneydi ki, ölümler oldu, kanlar aktı, terler aktı.
Bu öyle bir seneydi ki, herkes herkesin gerçek yüzünü gördü.

Ama 1 takım kazandı.
O da FC Lig TV.

Şuna katılıyorum…
Ne olursa olsun bu maçın sonunda Fenerbahçe seyircisi 2 takımı da alkışlamalıdır.
Çünkü Fenerbahçe taraftarı duygusaldır, anaçtır, babaçtır.

Ama kusura bakmayın, şuna katılmıyorum.
Bu senenin 2 şampiyonu yok.

Bu senenin tek şampiyonu Fenerbahçe’dir.
Bu maç ne olursa olsun, bu senenin olayı Fenerbahçe Takımı’dır.
Bunu inanın 9 puan geride bitirse idi de söylecektim.

Maç sonunda Galatasaray şampiyon olursa, tabi ki Fenerbahçe taraftarı, Galatasaray’ı alkışlamalıdır.
Ama önce Galatasaraylı futbolcular, Fenerbahçe futbolcularını alkışlamalıdır.

Başkansız, muhasebecisiz, futbolcusuz bir takımın 2 kupanın peşinde koşmasını anca ”Thermopylae Geçidi’nde 11 Fenerbahçeli” filminde görürsünüz.

Fakat şu bir gerçek.
Tipik bir Fenerbahçe, çoktan 2 kupayı bırakmıştı.
Klasik bir Fenerbahçe, şu an seçimlerle, derneklerle, çiftliklerden canlı yayınlarla uğraşıyordu.

Ama gereksiz Fenerbahçe düşmanları, siz, bir Fenerbahçe Tanrısı yarattınız.
Siz bazen üstünüze vazife olmayan konularla, kendi şikelerinizi, teşviklerinizi görmezden gelip Fenerbahçe ile uğraştınız.
Parapsikolojiye inanmam, fakat siz negatif enerjinizle yöneticiye, taraftara ve futbolcuya güç verdiniz.
Siz Direnç Tanrısı yarattınız.
Yahu siz nefretten kaleci yarattınız.
Volkan, küfür yemekten, Dassaev oldu.
Emre, küfür yemekten Diarra oldu.
Alex 40 yaşında her hafta derbiye çıkar oldu.
Yani tuzağa siz düştünüz.

Belki siz bu kadar uğraşmasanız, Fenerbahçe 2 kupaya oynamayacaktı.
Belki siz bu kadar küfür etmeseniz, Fenerbahçe bu kadar motive olmayacaktı.
Belki siz bu kadar delmeseniz, Fenerbahçe bu kadar birleşmeyecekti.

Ey Fenerli futbolcu…
Gidin, ananızla, bacınızla, eşinizle, çocuğunuzla vakit geçirin.
Benden size en az 6 ay izin.
Siz bazı şeyleri çoktan hakkettiniz.

2 kupa ne ki?

http://www.facebook.com/groups/133230486718894/

https://twitter.com/#!/emrahoner

, ,

1 Yorum

Alex’in veliahdı Baroni’dir

Aykut Hoca, Özer de, Stoch da, Caner de, Alex’in veliahdı olamaz. Özer konusuna girmeyeyim, o bana çok kızıyor. Tüm senenin bitimine 8 maç kala Caner’i nereden bulup da oraya koydun, istersen o konuya da hiç girmeyeyim. Özetle, artık kasma lütfen. Hiç biri Alex’in yerini tutmuyor.

Alex’in bu takımdaki veliahtı 7 gol-3 asist ile Baroni’dir.

Alex’in yerine veliaht yaratılmalı mı, Alex yokken o taktikle mi oynanır bu ayrı bir tartışma konusu. Fakat sen bu adam yokken birini oynatmak istiyorsan, o kesin Baroni’dir.

Alex’in nesi var sayalım.
Kararlılık, sakinlik, zamanlama, bitiricilik, liderlik, zekâ ve “koşmuyor” paketi.
Baroni’de bunların hepsinden biraz var. Bu “koşmuyor” tribine de hiç girmek istemiyorum. Zira doğru yere az koşan adamla, boşa çok koşan adamın farkını Alex – Mehmet Topuz ikilisinde görmekteyiz. Fakat şunu da eklemek lazım. Spor salonunda 45 dakika 6,0 tempo ile yürürseniz 5 km ediyor zaten. O zaman ya koşma mesafeleri yanlış ölçülüyor, ya da biz abartıyoruz. Bu arada zaten koşma mesafesi önemli değil, ”kilometre / toplu veya topsuz oynadığı dakika” oranı daha önemli bir istatistik olabilir.

Hemen söyleyeyim, bana takım kur deseler ilk göndereceğim adam Baroni’dir. Hem saçından dolayı, hem karakterinden dolayı, hem de yumuşak tarzından dolayı. Kayseri’den yenen ilk golde Amrabat ile koşup, ilk veya son müdaheleyi yapamaması onun yumuşak karnını gösteriyor. Fakat tekrar söylüyorum, şu an ki kadroda, Alex’in yerine koyabileceğin adam Baroni’dir.

Belki Emre Belezoğlu bu pozisyon için idealdir, fakat onun da kulüpteki pozisyonu ideal değil. Mehmet Topuz’un 50 maç orta sahada denenmeyip, Kayseri gibi hem tek maç, hem de önemli bir maçta denenmesi içler acısı bir karar. Fakat burada bence Aykut Hoca’nın çok da suçu yok. Çünkü Mehmet Topuz’a ayrı bir “Mehmet Topuz, biz nereye koşuyoruz” yazısı yazılabilir. O zaman şu soru gündeme geliyor; Alex’in yokluğunda, eğer Baroni orada oynarsa, arkada Emre oynamazsa, Topuz da yokuzsa, Selçuk’un yanında kim oynar?

Yaa, kim takar Baroni’yi…
Alex, gelir Süper Final’de pat-küt çakar zaten.
Sonrası sen sağ, ben selamet.
Kim takar gelecek seneyi, öbür seneleri…

Yıllarca böyle yönetilmiş zaten takım…

Hadi herkese iyi süper finaller.

http://www.facebook.com/groups/133230486718894/

https://twitter.com/#!/emrahoner

, , ,

Yorum yok

Ey Fenerbahçeli 2


Bu Ağustos yazımın ikincisi.

Eski yazıda taraftardan öyle tepki almıştım ki, her türlü pornoda oynamış kadar oldum.
Affedersiniz, beni akbille veya acı sosla arzulayanlar mı dersin, matbaanın üzerinde sevişmek isteyenler mi dersin…

Merak etmeyin, bu sefer şike veya Aziz Yıldırım ile ilgisi yok bu yazının.
Zaten başkan beni mahkemeye verdi, o yazı için.
Canı sağ olsun.

Ama sen nasıl bir adamsın Fenerbahçeli?
Çünkü sen İslam Çupi’nin yazdığı gibi bir şey değilsin.
Yani sen cumhuriyet falan değilsin.
Sen başka bir sistemsin.
Sen başka bir disiplinsin.
Mesela, sen bir takım değilsin, sen bir türsün.
Sen bir renk değilsin, sen direkt prizmasın.
Sen bir kulüp değilsin, sen spor sergi sarayısın.
Sen sevginin birleşimi değilsin, sen sevginin atom altı parçacığısın.
Bana izin verseler, CERN’de atomu araştıracağıma, bir Fenerbahçe’liye otopsi yaparım bu enerji, bu sevgi nereden geliyor diye.

Bak Fenerbahçeli.
Sen bana çok kızdın. Sorun değil.
Ben 35 senelik Fenerbahçeliyim, senden daha fazla cop yemişimdir ama peki sen benden daha Fenerli ol.

Ben senin potansiyelini zaten biliyordum, ama şunu itiraf etmem gerekir.
Bu seneki duruşunu ben bile tahmin edemedim.
Boş ver yarın ki maçı.
Boş ver 34 maçı.
Boş ver kim alırsa alsın içine oturduğumunun süper finalini.
Turrrrrup sıkayım, ben böyle Lig’e.

Senin şu an durduğun yerde kimse duramazdı, ey Fenerbahçeli.
Sen şampiyonluk kovalıyorsun, bir de kupa kovalıyorsun.
Avrupa’ya gönderselerdi, utanmasan onu da kovalardın.

Sen değil başkası olsaydı, 4 Temmuz’da Beşiktaş, 4 Eylül’de Galatasaray küme düşmüştü.
Trabzon ise 4 Haziran’da düşmüştü.
Sen değil başkası olsaydı, çaycısı dâhil Katar’a kaçmıştı.
Sen olmasaydın, zaten play-off da olmayacaktı, Süper Final de.
Senin kadınların olmasaydı, sivil toplum örgütlerinin yarısı kapanmıştı.
Sen olmasaydın, kimse ne voleybol seyredecekti, ne basketbol.

Ya senin başkanın yok, sadece teknik direktörün açıklama yapar.
Ya 100 Galatasaraylı Fatih Terim’i tartışır, 1000 Galatasaraylı Aykut Kocaman’ı tartışır.

Ya bırak insanı, dünyada bu kadar biber gazı yiyen kımıl zararlısı yoktur, Fenerbahçeli.
Seni dövüyorlar, yine geliyorsun.
Seni kovuyorlar, sen yine seviyorsun.
Seni rencide ediyorlar, sen daha çok seviyorsun.

Sen nasıl bir şeysin, ey Fenerbahçeli?
Senin içinde ne var?
Sen neyle besleniyorsun?
Saf sevgi mi?
Saf nutella mı?
Ya da nefretin, tepkinin kinetik enerjiye dönüşümü mü?

Nedir o?

Bunu anladığım gün, zaten hayatın anlamını da çözmüş olacağım, ey Fenerbahçeli.
Ama çözmek istemiyorum.
Çünkü…
Her şeyi çözdüler.

Bir tek seni çözemesinler istiyorum.

Yorum yok

ES-Kaza

Yılların klişesidir.
“Fenerbahçe’nin deplasman karnesi bu sene çok kötü.”

Son kez tekrar ediyorum.
30 senede deplasman, iç saha, indoor, kum pist 1500 adet Fenerbahçe maçı seyrettim. 1450’sinde kangren olduk.
50’ün büyük bir çoğunluğu Kadıköy’de Galatasaray maçıdır, geri kalanı Göttingen ile hazırlık maçıdır.
Eğer Türkiye’de kanser, kalp krizi, verem, siroz, tüberküloz bir grafikte pik yaptıysa ya Eylül 1990-Mayıs 1994 arası ya da Eylül 1996-Şubat 2012 arasıdır.
1995 senesinde daha çok Trabzonlu hastalandığı için Fenerbahçe grafiğin altında kalmıştır.
Buna müteakip, Fenerbahçe’nin şampiyonluğunu kutladığı hafta AIDS, frengi veya çocuk patlaması olmuştur.

Fenerbahçe’nin deplasmanda daha fazla puan kaybetmesinin ilk sebebi, rakip takımın normalin biraz üzerindeki eforu, Fenerbahçe’nin ise standart eforudur.
Doğrudur.
Anadolu takımı kendi sahasında ekstradan 2 km. daha fazla koşar.
Rakip Fenerbahçe ise, emin olun, 4 km daha fazla koşar, Fenerbahçe maçından sonra hiçbir rakip futbolcu sabah erken kalkamaz.

Fakat rakip ister 10 km daha fazla veya daha az koşsun;
Siz orta sahanızı ister 3lü, ister 5li kurun;
Tam ortanızda Baroni, 60.dakikadan sonra bitmiş bir Emre Belezoğlu, Josico, Maldonado vs. olduğu sürece, hem deplasmanda hem kendi evinizde dayak yemeye mahkûmsunuzdur. Eskişehir maçı ES-kaza bir maç değildir. Fenerbahçe’nin yıllardır kendi sahasında da ezici olamamasının sebebi ile aynıdır. Rakip takım, Fenerbahçe’den ilk golü yedikten sonra efor ve baskı ile hemen cevap verebilir ve vermiştir. Bütün bunları, samimi bir arkadaşım (Koray Çakırlı) şöyle çözer; “Fransa’dan zenci alacaksın arkadaşım.”

Bu mantıkla Fenerbahçe’nin sadece deplasman fobisi diye bir olgu yoktur. Fenerbahçe’nin futbolcu fobisi vardır.

Genelde Fenerbahçe öne geçiyor, sonra geri çekiliyor yalanı çok kullanılır. Hâlbuki 0-0 iken Fenerbahçe’nin baskısı ile 1-0 öndeyken rakibin baskısı arasında dağlar kadar fark vardır. Zaten biri 5 dakika sürer, diğeri en az 45 dakika sürer. Fenerbahçe’nin Kadıköy’deki Galatasaray maçlarında bile çok baskı yoktur, sadece “ilk golü” vardır. Bunun sebebi tamamen yanlış oyuncu seçimdir. İşte maalesef burada Ömer Üründül çok haklıdır.

Sizin, sağ ve sol açıklarınız geriye dönmez, dönse de ortayı bir huni gibi daraltmazsa, isterseniz orta göbeğinizi Cüneyt Arkın ve Erol Taş’dan kurun, 2 çapanız da orta vadede felç olur. İşte bu yüzden, Fatih Terim, “Bizim kanat oyuncularımız aslında kafaca orta saha oyuncusu” demiştir. İşte o yüzden Colin Kazım başarılı olamamıştır.

Alex’e göre takım kuramadığınız sürece, dayağa hep mahkûmsunuzdur. 4-4-2’nin veya 4-2-3-1’in içinde yine alan daraltmayan bir forvet, bir striker, bir AMC var ise o takım kendi 50 metresinde hep dayak yiyecektir. Bunun 2012 ile ilgisi yoktur. Alex’in geldiği 2003 senesinde de dayak yenmiştir. Fakat Van Hooijdonk, Aurelio ve Appiah çok açık kapamıştır. Daha öncede Metin Diyadin, Tayfun Korkut, Murat Yakın, Turhan Sofuoğlu’nun çok yama yaptığı gibi…

Ve tabi ki Fenerbahçe bu sene kaleci-2 stoper-1 ön libero-1 orta saha-1 striker omurgasını bir türlü tam kuramadığı için, Galatasaray da kurduğu için böyle bir tablo ortaya çıkmıştır. Örneğin, Lugano-Yobo çifti ile Bekir-Yobo çifti arasında en az 9 puanlık bir fark vardır. Örneğin, Elmander-Bienvenu arasında 9 puan fark vardır.

Ve bir diğer konu…

Şubat ayında bir futbol dergisinde Fenerbahçeli futbolcuya soruyorlar.
Anlam veremediğin bir şey var mı diye?
“Uzayın sonsuzluğunun nasıl bir şey olduğunu kafam almıyor. İnsan vücudu da çok garip. Beynimle bedenime hükmedişimi anlamakta zorlanıyorum.” diyor.

Şimdi anladın mı, aslında nereden geliyor 15 maçta 4 beraberlik 6 mağlubiyet?

http://www.facebook.com/groups/133230486718894/

https://twitter.com/#!/emrahoner

,

Yorum yok

Yalan

Maça seyircinin ilgisi büyüktü. “Aziz Yıldırım kombinesi” olan binlerce taraftar sabahın ilk ışıkları ile Silivri Nou’yu doldurmaya başladı. Bu statta daha önce Super Bowl, yani Balyoz finali oynanmıştı. Hatta Super Bowl bu statta devam edecekti, o yüzden Fenerbahçe maçı yandaki tesislere alındı. Fenerbahçe, maça klasik sarı çubuklu kravatı ile çıktı. İlk 4 period orta saha mücadelesi şeklinde geçecek, savcı ve avukatlar daha birbirlerini tanıyacak derken, stat 1. dakikada Aziz Yıldırım’ın “Holding sahibi olamazsın demedim, sen Fener’e başkan olamazsın dedim” golü ile yıkıldı. Golü 3 tane TRT spikeri dönüşümlü anlattı. Muhammed Ali Aydınlar tekrar grogi olmuştu. Seyirci gaza geldi, 2.golü istedi. Aziz Yıldırım seyirciye döndü, Güiza’nın ok işaretini yaptı. Çağlayan’ı gösterdi ve “Oradaki maçta görün siz beni” dedi. Seyirci de bazı medya mensuplarına Nouma’nın hareketini yaptı. Bu arada başkanın talimatı üzerine stat boşaltıldı. Hakem arada çay molası verdi. Aradaki sohbetlerde maçın hâkimi futbolculara aldıkları maaşlarını sordu. Davanın en önemli sorusu bu idi. Hava o kadar soğuktu ki, Bülent Uygun’un ağzı sürçtü. 3 bin derken, ağzından 300 bin çıktı. Evlatları olanlara Allah bağışlasın dedi. Maç tekrar başladı. İlk period’un sonlarına doğru Muhammed Ali Aydınlar’dan smaç-domi vole karışımı bir gol geldi. Bu golün üzerinde Acıbadem-1 milyon-fatura-Fenerbahçe kulübüne” yazıyordu. İlk period bitti.

Bugün benim doğum günüm.

Yaş 34.
“Daha yolun yarısına var” diyorlar.
Demek ki yaşadıklarım yalan.

Benle aynı gün doğanlar Serdar Ortaç ve John McEnroe.
Demek ki burçlar, Venüs, astroloji külliyen yalan.

Size 1 yıldır mahkeme, şike, teşvik, şerefsizlik anlatıyorum.
Doğum günümde size futboldan bahsetmek isterdim.
Ama şu an o da yalan.

Benim doğum günümde Abdullah Öcalan içeri alındı.
13 yıl sonra yine benim doğum günümde en sevdiğim kulübün başkanı tutuklu olarak mahkemeye çıktı.
Demek ki ben dâhil, her şey yalan…

http://www.facebook.com/groups/133230486718894/

https://twitter.com/#!/emrahoner

, , , ,

Yorum yok

Min/Maks

Diyorlar ki…
İ.B.B 2.yarı çok iyi oynadı, Samsun Fenerbahçe’yi darmadağın etti, Tanju sağ kanadı felç etti falan filan.

Yanlış.
Daha doğrusu bu bir sebep değildir, bir sonuç.

Peki, neden sebep değildir?

Çünkü herhangi bir Fenerbahçe maçının 2.yarısında bırakın genç Tanju’yu, şu an Tanju Çolak ya da Hülya Avşar’ı koysanız, başımıza bir anda Alves, Ramos, Messi kesilmektedir. Ayriyeten, Fenerbahçe, Tanju’dan veya Gekas’dan önce ne Ozan İpekler, Aydın’lı İlker ve Faruklar, Wilsonlar, Walshlar meşhur etmiştir.

30 sezondur söylüyorum.
Daha ana-baba-agu-bugu demezken 4-4-2, tandem falan diyormuşum.
Fenerbahçe’nin saha içinde çok basit bir denklemi veya matematiksel gerçeği vardır. Bu gerçek ne Galatasaray’da, ne de Şakiri’nin takımında vardır. Bunun sebebi de Fenerbahçe’nin 30 senedir değişmeyen, kısmen 10 senede biraz değişen, “transfer kafası”dır.

Fenerbahçe, son 30 senedir (1988-1989 sezonu hariç) sahaya daha 11 kişi çıkamamıştır.

Ortalamada Fenerbahçe her maça maksimum 8 kişi ile başlamış, ama bu sayı 5 veya 6’a kadar düşmüştür. Mesela bu seneyi baz alırsak, bu sayı ortalama 9’dur. Fenerbahçe, Baroni ve Mehmet Topuz ile başladığı her maça 9 kişi başlamaktadır. Buna eğer ilk 11’de başlarsa Özer ile 8, Alex’in 60’dan sonra olmadığını sayarsak, 7, eğer bir de Emre’nin sarı kartı veya sakatlığı varsa saat 19.15 gibi Fenerbahçe 6 kişiye kadar düşmüş olmaktadır. (Fenerbahçe maç saati 18.00 olarak literatüre geçmiştir.)

Fenerbahçe, bu 30 senede ortalamada maks. 7 veya 8 kişi ile oynarken, tüm yük minimumlara binmiştir. Fenerbahçe, 30 senede genelde sahaya 4 ya da 5 min. ile çıkmıştır. Bu min.ların değeri aslında 200-300 katı fiyat ile ölçülmelidir. Örnek verirsek, 89 senesinde Oğuz-Rıdvan, 95 senesinde Rüştü-Uche-Högh-Kemalletin-Oğuz, 2000 senesinde Rapaic-Anderson-Revivo, 2003 senesinde Aurelio-Appiah gibi…

Kaldı ki, daha Bienvenue, bu seneki Semih, ara ara Serdar, Caner, Gökhan Gönül bu formüle dâhil edilmemiştir. Aykut Kocaman’ın geçen senenin başında Alex’in takımı 1 kişi eksik bıraktığını görüp, ona göre demeçler verip, Andre Santos, Selçuk veya Bilica’yı görememiş olması Fenerbahçe’nin geçen senede 82 puan almasına rağmen hemen hemen tüm maçlarda zorlanmasına sebep olmuştur.

Fenerbahçe, geçen haftalarda kırdığı rekor olan 1000. galibiyetin (kabaca 30 senede 34 maçtan 20 galibiyeti olsa) belki de 600’ü zar zor alınmış galibiyetlerdir. Zorlanmanın sebebi yanlış transferdir, ama 600 galibiyetinin sebebi Alex’dir, Pierre van Hooijdonk’dur, Tuncay’dır, Oğuz’dur, Rıdvan’dır, Alpaslan’dır, Erdoğan’dır, Rapaic’tir, Revivo’dur, Andersson’dur.

“Sahaya eksik çıkma” prensibinde sadece bir futbolcunun ruhsuz olması değil, takıma zarar veriyor olması da çok önemlidir. Örneğin, Baroni belki 10 tane gol atmıştır, fakat Fenerbahçe’ye verdiği “terlemeden nasıl ön libero olunur” dersi, takıma en az 100 pozisyonla dönmüştür. Diğer örnek, Bilica’nın veya Özer’in veya Selçuk’un sadece pas ve pozisyon hataları değil, enerjileri ile de hem takıma, hem de seyirciye zarar veriyor olmasıdır.

Fakat bir kere daha altını çizmek gerekir;
Fenerbahçe, sadece Galatasaray, İ.B.B ve Samsun maçında 9 gol yiyerek, bu seneki maks. ve min’ları tekrar gözden geçirmesinin gerekli olduğunu görmüştür. Ama bir gerçek daha vardır, Aykut Kocaman’a doğru transfer de yapılsa, yanlış transfer de yapılsa, onun yanlış oyuncu seçimi baki kalabilicek gibi gözükmektedir.

Ben de herkes gibi Aykut Kocaman gibi adamların, bırakın Fenerbahçe’yi, her sistemde süresiz görev yapmasını istemişimdir. Fakat saha içi müdahale, taktik uygulamalar, zamanında aksiyon çok farklı bir profesyonellik gerektirir. Zaten bu anlattığım yanlış transferlerin içinde sadece yanlış futbolcu seçimi değil, yanlış teknik direktör seçimleri de bulunduğunu da hatırlatmak gerekir.

, , ,

Yorum yok

Falan filan…

Tabi aklınızda hala binlerce soru var.

Mesela, Tayfur menajerlik yapabiliyor, İbrahim Gaziantep’le anlaşabiliyor, ama neden Sadri Şener hala karakola gidiyor?
Peki, Sadri Şener’i en başta çıkardın, çünkü delilleri karartamazdı, Serdal Adalı delilleri karartabilecek bir adam mı da 5 ay hapis yattı?
Bir de hangi delilleri karartacak bu adamlar? Gidip bütün ay-fonları mı yakacaklar, atları mı kesecekler, yoksa cinci hocaları mı üfleyecekler?
Etik Kurulu bu isimler için bir şey yapmadı dedi, o zaman neden bazıları hapis yattı?
Savcı veya Hâkim, Etik Kurulu’ndan daha mı az etik?
Cinci Hocalara gitmek şikeye teşebbüs sayılır mı?
Amrabat transfer görüşmelerinin tapeleri var mı? Galatasaray “Cumhuriyeti”, önce kulüpten izin aldı mı?

Falan filan…

Neyse konumuz bu değil.

Konumuz, Fenerbahçe’nin 2.yarıdaki durumu.

Diyorlar ki, Fenerbahçe gol atamıyor, son 10 yılın en az gol attığı sene.
Ulan zaten son 30 senenin en kısır lig ortalaması bu sene.
Sağ olsun, play-off, seyirci-off, decoder-off.
Hayır, o zaman Elmanderleri, Barosları niye göğe çıkartıyorsun?
Adamlar sadece 3 gol fazla atmış.
Zaten sen, Galatasaray maçına Bilica ile değil Orhan Şam ile başlasan belki şu an 1 puan öndeydin.

Peki, medyanın gazına geldin. İlla forvet alacaksın.
Seni Alper mi kurtaracak?
Bu çocuğa 5 milyon verene kadar, neden Bienvenu’yu aldın?
Paran varsa, Bienvenu’nun üstüne koyamaz mıydın?
Herkes mesaj atıyor, Bienvenu çıksın, Borusan’a girsin diye.
Senin Recep’in, Gökay’ın oynaması için illa Eskişehir’e, Antep’e mi gitmesi lazım?
Murat Özaydınlı demedi mi batarız diye?
Bunun ismi “Eski Fenerbahçe’ye bien venu” değil de ne?

Peki, Caner ve Dia vardı o ne oldu?
Bunlar varken senin gol ortalaman yüksekti.
Bu çocuklar, antrenmana mı gelmiyor? Gece hayatı mı var? Neden oynamıyorlar?
Stoch’u kazandın, zaten nasıl kaybettiğini bilmiyorum ama bir şekilde kazandın.
Dia’yı neden kazanamıyorsun?
Fransız boykotu mu bu?
Ama sen Fransız boykotu yapsan, zaten futbola Fransız bir ton adam var.
İlk önce onları boykot edersin.

Neyse,
Çok kızdırmayalım insanları 2011 giderayak.
Herkese iyi yıllar falan filan…

, , ,

Yorum yok

Pis 2011

Herhangi bir Fenerbahçelinin defolsa da gitse dediği 2011 yılı 10 güne bitiyor.
Bugünkü maçın skorunu beklemeden, bence bu geri zekâlı 2011 için 1-2 cümle yazmak gerek.

Bir kere malumunuz, bu yıl bir Fenerbahçelinin unutamayacağı bir yıl oldu.
Fenerbahçe’ye bir şey olmuşsa, doğal olarak bir Galatasaraylı ve Beşiktaşlının da unutamayacağı bir yıl olmuştur.
Hatta artık bu, Trabzon için de geçerli…

Onların da şikede ismi yer alıyor diye değil.
Daha önce tekrarlamıştım, yine yazayım.

Fenerbahçe öyle bir kulüptür ki, bir Fenerbahçeli spor haberlerini seyrederken sıra Beşiktaş veya Galatasaray’a gelince kanalı değiştirir, bir Beşiktaşlı veya Galatasaraylı sabahlara kadar “Fenerbahçe nereye koşuyor?” programını seyreder.

Mesela, bir Fenerbahçeli feys’de 2 foto paylaşır, bir BJKlı veya bir GSlı Fenerbahçe için 200 vidyo paylaşır.

Mesela, bu şike olayında eğer sadece Beşiktaş şike olayına karışmış olsaydı, ilk gün küme düşmüştü. Eğer sadece Galatasaray karışmış olsaydı, Eylül gibi küme düşmüştü. Sadece Trabzon yapmış olsaydı, şu an benden öğreniyor olurdunuz.

Mesela, Fenerbahçe’nin bir teknik direktörü tutuklu yargılanırken sportif direktör olsa şu an Ahmet Çakar çırılçıplak masanın üstüne çıkmıştı, yanındaki sakallı arkadaş Ahmet Çakar’ın ayağından şarap içiyordu ve Mehmet Baransu da, “Vengloş ve Didi’nin de tapeleri geldi, hepsini açıklayacağım. Analarını ağlatacağım. Wagenhaus’u bile içeri sokucam.” diyor olurdu.

Mesela, başka biri olsaydı, yasa değişirdi, ceza 30 katına çıkardı.
Mesela, Aykut Kocaman’ın yerine başka biri olsaydı, 4 Temmuz’da Milli Takım’dan teklif aldım deyip kaçmıştı.
Mesela, sadece başka bir takım şike yapsaydı, Digitürk böyle bir açıklama yapmazdı.
Mesela, başka bir taraftar olsaydı, şu an takım 3000 ortalamaya oynuyordu.
Mesela, eski taraftar olsaydı, şu an çivili sopa ile Bilica’yı Rio’ya kadar kovalıyorlardı.

Ha bu demek değil ki, bu antipatikliği, bu nefreti yaratan Aziz Yıldırım değil.
Ha bu demek değil ki, hepsi suçsuz, hepsini affedin.
Ha bu demek değil ki, Fenerbahçe’de herkes sütten çıkmış ak kaşık.

Ben Fenerbahçeliyim, ve kapımın önündeki pislikleri temizlemek zorundayım.
Ama aynı zamanda çiçeklere de zarar gelmemesi lazım, kapının önündeki çocukları da kovalarım.

Örneğin;
2 gündür Gökhan Gönül’ün fair play hareketi konuşuluyor. Trabzon bile teşekkür etmiş.
Ben de Gökhan Gönül’ü tek geçerim. Adam gibi adamdır. Bütün yorumcular da zaten Gökhan’ın hareketine de yılın hareketi diyorlar.

Şimdi ben bir hareket çekecektim, fakat 6222 olduğu için tam da şeyedemiyorum.

Yahu ben mi anlamıyorum?
Ya bu aynı Gökhan değil mi, pozisyonda kendini atan?
Ya bu aynı Gökhan değil mi, hakemi, seni, beni kandıran, ama sonra Küçük Emrah bakışları ile özür dileyen?
Gökhancım, senin fair play duruşun değil, “Ben bir bok yedim, ayıp oldu çocuğa” bakışların ekranlara yansıdı.
Sen şimdi Aykut’un ekmeği ile oynamadın mı, birader?
Sen adamın maaşını çaldın, sonradan gidip koç kessen ne olur?
Temas yoksa kendini niye atıyorsun?
Eğer temas varsa niye hakeme gidiyorsun?

Sen kafanı eğince, Cüneyt Çakır seni 2.sarıdan atmadı mı?
E aynı Cüneyt Çakır, e aynı Gökhan Gönül.
Sen o anı, o hissi daha önce yaşamışsın.
Niye şimdi Aykut’un ekmeği ile oynuyorsun?

Bence orada en adam gibi adam Mehmet Topuz’du.
En azından niyeti belli, aksiyonu belli.

Neyse, çok uzatmayalım, aslında bu yazdığım konunun Gökhan Gönül ile hiç ilgisi yok.
Bu yazı, 2 gündür daha fair play tanımını yapamamış, neyi alkışlayacağını, neyi alkışlamayacağını bilmeyen hilkat garibesi yorumcularadır.

Tüm Fenerbahçelilere mahkemesiz yıllar…
Her nerede yaşatılıyorsan…

, ,

Yorum yok

Deplasmanıma da, başkanıma da dokunma

 

Maçtan önce bir Fenerbahçeliye deseler ki…
Hatta bir Galatasaraylıya deseler ki…
Eskişehir karşısına çıkarabildiğin en kötü savunma kurgusunu çıkar, yemin ederiz böyle bir defans dörtlüsü kimsenin aklına gelmezdi. 

Aslında bu dörtlüye beşli de denebilirdi, zira sakatlıklar, formsuzluklar ve hastalıklar yüzünden Fenerbahçe çaresizdi. Milli Takım maçında Milli olmayan seyirciden şamar yemiş bir Volkan, sebebini bilemediğimiz formsuz bir Gökhan Gönül, asırlardır oynamayan Uğur Boral, Dos Bekir de Santos Bilica bu beşliyi oluşturuyordu. Bu beşliye Yüce Rabbim daha maç başlamadan yardım etti ve yukarıdan 13.dakikada Alex ve Bienvenu’yu gönderdi. Arkasından Bienveu bir de kırmızı kart getirdi. Böylece maç daha başlamadan, defans mefans derken bitti.

Bu arada gol Bienvenu’e yazıldı fakat gol aslında Alex’indi. Belki de şu an Türkiye Ligi’nde o kafa asistini hala ayağı ile yapamayan yüzlerce futbolcu var.

Bienvenu geldiği günden beri en iyi şeyi yaptı. Kafasını kaldırdı ve boş koşular yaptı. Bu arada ilk yarı da bir de ofsayt bayrağı yüzünden golden oldu.

63. dakikada Emre Belezoğlu baktı ki maç sıkıcı geçiyor, kavga edecek kimse yok, adamlar da 10 kişi, Gökhan Gönül’e carladı. Bunu Aykut Kocaman gördü ve sinirlendi. Ben hayatımda Aykut Kocaman’ı hiç böyle görmedim diyebilirim.

Ben dün yine Caner’i beğendim. Caner’i sevmem fakat bence Caner, Fenerbahçe’nin Tuncay’ı oldu. Ben Tuncay’ı da sevmem fakat stili aynı, hareketleri aynı, ayağı aynı ve faydalı. Caner, Tuncay’ın saçları biraz daha kuaför görmüş hali. Tuncay gol noktalarında daha çok kendini gösterirdi. O yüzden Caner’in de biraz daha ceza sahası içi ve dışı gol vuruşları çalışması gerekir.

Lig TV, dünkü maçta ay-fon uygulaması gibi bir şey yaptı, oyuncu değişikliğini seyirciye sordu. Seyirciden Uğur Boral – Stoch değişikliği geldi. 5 dakika sonra Uğur Boral çıktı, Stoch oyuna girdi. Bu ya şanstı, ya Aykut Kocaman cepten Lig TV seyrediyordu, ya da taraftar da teknik direktör olabileceğini kanıtladı. Zaten bu yıllardır beklediğimiz bir teknoloji idi. Böylece hem taraftarın istediği olur, hem de her sene teknik direktör kovulmazdı. Hatta ismi “Online Fenerbahçe” ya da “Oynayın Layn Fenerbahçe” olabilirdi.

Maçtan önce 10 dakika bir Fenerbahçe taraftar protestosu vardı. Deplasmanıma dokunma adı altında. Bu deplasman konusunda aslında en çok mağdur olan Fenerbahçeli taraftarı idi. Çünkü bundan 20 sene evvel deplasmanlarda stadı yarı yarıya doldurabilen tek taraftarı grubuydu. Beşiktaş ve Galatasaray, Kadıköy’deki maçlar için 1000 bilet talebi olurken, Fenerbahçe’nin İnönü ve Ali Sami Yen’den talebi min. 10000 olurdu. Ve gerçekten de doldururdu. Bu karar nasıl alındı bilmiyorum, fakat futbol adına üzücü.

Özetle, maç öncesi 10 dakika, iddianame öncesi de aylarca protesto eden Fenerbahçe taraftarı 3 puanı aldı, ve eve mutlu gitti.

Hep dediğimiz gibi Fenerbahçe taraftarı başka bir şeydir.
Anlatılmaz, yaşanır.

Hatta yaşanmaz, darağacında ölünür.

, , , , ,

1 Yorum

Alexsizsiniz

Her şeyden evvel, önce Federasyon’a, sonra Lig TV’e, bize böyle bir lig izlettiği için Kurban Bayramı arifesinde teşekkür ediyorum.

Ya öyle bir maç ki…

2 kulübün başkanı tutuklu.
Birinin muhasebecisi yok.
Diğerinin de kalecisi yok.
Öbürünün tek futbol izlenme sebebi olan Alex’i yok.
Geçen seneki son maç gölge yapmış…
Ve biz de maç yorumluyoruz.

Geçen hafta aslında bize şunu göstermişti, Karabük galibiyetinin mimarı ne Mehmet Topuz, ne Caner, ne de Baroni idi. Fenerbahçe’nin geçen haftaki müthiş oyununun tek sebebi Aytekin Durmaz’dı.

Bu bir gerçek ki, Aytekin Durmaz, Alex’i 5.dakikada atmasa idi, Fenerbahçe hiçbir şekilde o şekilde oynamayacaktı.
Belki de Aytekin Durmaz, Alex’i 60. dakikada atsaydı da Fenerbahçe hiçbir şekilde o şekilde oynamayacaktı.

Demek ki Fenerbahçe’yi hiç kızdırmayacaksın.
Hep suyuna gideceksin.
Sivas gibi…

Fenerbahçe’nin damarına basmayacaksın.
Cüneyt Çakır gibi…

Maç, Karabük maçı gibi olaylı başlamayınca ilk yarı çok vasat geçti. Bir tek farkı, geçen hafta sahada Aytekin Durmazdı, bu hafta Fenerbahçeli futbolcular sahada duramıyordu. Hem zeminden, hem de geçen haftaki fazla adrenalinden dolayı.

5. dakikada Kamil, pardon Grosicki, Volkan ile karşı karşıya kaldı. Haftalardır ayakta duramayan Gökhan Gönül, bu zeminde de hiç duramadı. 31.dakikada Bekir’in çizgiden nazikçe bir top çıkardı. Ve ilk yarının sonlarına doğru Eneramo’nun ofsayt golü geldi. “Hakem hatalarından sonraki hakem hataları” standardı uygulandı. Geçen hafta Aytekin Durmaz Alex’i atıp Emre’yi atamayınca, bu maçta da yardımcı hakem ofsaytı görmedi. Zaten bu çevrim, yıllarca bu şekilde devam edecekti. Ve ilk yarının en önemli anı, Ziegler’in sakatlanması idi. Keşke bu maçta Fenerbahçe 4 gol yese idi de, Ziegler sakatlanmasa idi. Caner yıllar sonra hafta içinde TV’e çıktı. “Bek oynamak istemiyorum” dedi, Ziegler sakatlandı. Gerisini siz düşünün…

Ziegler’in çıkması hem bu sahada olmayacak bir Stoch’un oyuna girmesine sebep oldu, hem de Caner’i geriye çekerek bitirdi. Fenerbahçe’nin ilk şutu 53.dakikada geldi. Stoch ve Mehmet Topuz’un “sıfır” ofansif katkısı, Bienvenu’yu ise başlamadan bitirdi. Fenerbahçe, 1000. pas hatasını yaparken, Kamil 2.golü attı. Fenerbahçe, pozisyonsuz, şutsuz, ortasız bir maç bitirdi. Belki de, Aykut Hoca Karabük maçının yorgunluğunu düşünüp A2 kadrosu ile bu maça çıksa 2-0 bitmezdi.

Bu maçta Alex yoktu.
Ve bütün hafta Alex’in yokluğu tartışıldı.

Bu maç da bana 3-4 şey öğretti.

Bir, Alex’in veliahtı ne Sezer, ne Özer, ne de Baroni olur. Olsa olsa belki Mehmet Topuz veya Emre Buldozer olur.
İki, Aykut Hoca’nın Alex takıntısını hepimiz biliyoruz. Peki neden Alex’in yokluğunda yine Alex’in taktiği ile oynuyor?
Üç, Alex cezalı ama kafilede. Özer cezalı değil ama kafilede yok. Sakın bana veliaht meliaht demeyin artık.

Dört…

Alex’in yokluğu Fenerbahçe’nin yokluğuna armağan oldu.
Hatta Aziz Yıldırım’a doğum gününde verilebilecek en kötü armağan da buydu.

, , , , ,

Yorum yok