Şubat, 2012 arşivi

ES-Kaza

Yılların klişesidir.
“Fenerbahçe’nin deplasman karnesi bu sene çok kötü.”

Son kez tekrar ediyorum.
30 senede deplasman, iç saha, indoor, kum pist 1500 adet Fenerbahçe maçı seyrettim. 1450’sinde kangren olduk.
50’ün büyük bir çoğunluğu Kadıköy’de Galatasaray maçıdır, geri kalanı Göttingen ile hazırlık maçıdır.
Eğer Türkiye’de kanser, kalp krizi, verem, siroz, tüberküloz bir grafikte pik yaptıysa ya Eylül 1990-Mayıs 1994 arası ya da Eylül 1996-Şubat 2012 arasıdır.
1995 senesinde daha çok Trabzonlu hastalandığı için Fenerbahçe grafiğin altında kalmıştır.
Buna müteakip, Fenerbahçe’nin şampiyonluğunu kutladığı hafta AIDS, frengi veya çocuk patlaması olmuştur.

Fenerbahçe’nin deplasmanda daha fazla puan kaybetmesinin ilk sebebi, rakip takımın normalin biraz üzerindeki eforu, Fenerbahçe’nin ise standart eforudur.
Doğrudur.
Anadolu takımı kendi sahasında ekstradan 2 km. daha fazla koşar.
Rakip Fenerbahçe ise, emin olun, 4 km daha fazla koşar, Fenerbahçe maçından sonra hiçbir rakip futbolcu sabah erken kalkamaz.

Fakat rakip ister 10 km daha fazla veya daha az koşsun;
Siz orta sahanızı ister 3lü, ister 5li kurun;
Tam ortanızda Baroni, 60.dakikadan sonra bitmiş bir Emre Belezoğlu, Josico, Maldonado vs. olduğu sürece, hem deplasmanda hem kendi evinizde dayak yemeye mahkûmsunuzdur. Eskişehir maçı ES-kaza bir maç değildir. Fenerbahçe’nin yıllardır kendi sahasında da ezici olamamasının sebebi ile aynıdır. Rakip takım, Fenerbahçe’den ilk golü yedikten sonra efor ve baskı ile hemen cevap verebilir ve vermiştir. Bütün bunları, samimi bir arkadaşım (Koray Çakırlı) şöyle çözer; “Fransa’dan zenci alacaksın arkadaşım.”

Bu mantıkla Fenerbahçe’nin sadece deplasman fobisi diye bir olgu yoktur. Fenerbahçe’nin futbolcu fobisi vardır.

Genelde Fenerbahçe öne geçiyor, sonra geri çekiliyor yalanı çok kullanılır. Hâlbuki 0-0 iken Fenerbahçe’nin baskısı ile 1-0 öndeyken rakibin baskısı arasında dağlar kadar fark vardır. Zaten biri 5 dakika sürer, diğeri en az 45 dakika sürer. Fenerbahçe’nin Kadıköy’deki Galatasaray maçlarında bile çok baskı yoktur, sadece “ilk golü” vardır. Bunun sebebi tamamen yanlış oyuncu seçimdir. İşte maalesef burada Ömer Üründül çok haklıdır.

Sizin, sağ ve sol açıklarınız geriye dönmez, dönse de ortayı bir huni gibi daraltmazsa, isterseniz orta göbeğinizi Cüneyt Arkın ve Erol Taş’dan kurun, 2 çapanız da orta vadede felç olur. İşte bu yüzden, Fatih Terim, “Bizim kanat oyuncularımız aslında kafaca orta saha oyuncusu” demiştir. İşte o yüzden Colin Kazım başarılı olamamıştır.

Alex’e göre takım kuramadığınız sürece, dayağa hep mahkûmsunuzdur. 4-4-2’nin veya 4-2-3-1’in içinde yine alan daraltmayan bir forvet, bir striker, bir AMC var ise o takım kendi 50 metresinde hep dayak yiyecektir. Bunun 2012 ile ilgisi yoktur. Alex’in geldiği 2003 senesinde de dayak yenmiştir. Fakat Van Hooijdonk, Aurelio ve Appiah çok açık kapamıştır. Daha öncede Metin Diyadin, Tayfun Korkut, Murat Yakın, Turhan Sofuoğlu’nun çok yama yaptığı gibi…

Ve tabi ki Fenerbahçe bu sene kaleci-2 stoper-1 ön libero-1 orta saha-1 striker omurgasını bir türlü tam kuramadığı için, Galatasaray da kurduğu için böyle bir tablo ortaya çıkmıştır. Örneğin, Lugano-Yobo çifti ile Bekir-Yobo çifti arasında en az 9 puanlık bir fark vardır. Örneğin, Elmander-Bienvenu arasında 9 puan fark vardır.

Ve bir diğer konu…

Şubat ayında bir futbol dergisinde Fenerbahçeli futbolcuya soruyorlar.
Anlam veremediğin bir şey var mı diye?
“Uzayın sonsuzluğunun nasıl bir şey olduğunu kafam almıyor. İnsan vücudu da çok garip. Beynimle bedenime hükmedişimi anlamakta zorlanıyorum.” diyor.

Şimdi anladın mı, aslında nereden geliyor 15 maçta 4 beraberlik 6 mağlubiyet?

http://www.facebook.com/groups/133230486718894/

https://twitter.com/#!/emrahoner

,

Yorum yok

Neden?

Ve Yıldırım Demirören T.F.F. adaylığını resmen açıkladı.

Beşiktaş taraftarı 40 gün 40 gece kutlamalara başlarken, Yıldırım Başkanımız’ın “Puan silme yok, küme düşme yok. Yarın okul da yok.” deyince 13 kulüp de Demirören’i destekleyeceğini açıklayıp kutlamalara katıldı. Demirören’in adaylığını duyan “eşinin kuzeni-in-law” Haluk Ulusoy adaylığını geri çekti. Kamuoyu acaba Yıldırım Demirören “player-manager” gibi hem Beşiktaş’ı, hem de T.F.F’i mı yönetecek diye sorarken “Şu an iddianamede ismi geçen bir kulübün herhangi bir yöneticisinin aday olması sakıncalı. İddianame’de olmayan tek kulüp Beylerbeyi spordur. Onun başkanı aday olsun” dendi. Bütün bunlar olurken Aziz Yıldırım 300.kez rahatsızlandı, İbrahim Akın itirafını revize etti, Burak 29.golünü attı falan filan…

Peki, benim sorularımı kim cevaplayacak?

Yıldırım Demirören gerçekten neden T.F.F. başkanlığına adaylığını koydu?
Acaba ailesinden veya Beşiktaş camiasından veya başka bir camiadan tepki veya bir destek mi geldi, yoksa ufukta bir rant mı görüldü, yoksa Yıldırım Demirören’i “havuz bozulmasın diye” havuza mı ittiler?
Özellikle Gençlerbirliği maçı bardağı taşıran son damla ama yıllardır buna alışık olan Yıldırım Demirören’in geçtiğimiz hafta Recep Tayyip Erdoğan ile görüştüğü doğru mu? Görüştüyse, ne konuşuldu?
T.F.F. Başkanlığı, 3 büyük kulüplerin herhangi birinin başkanlığından daha prestijli ve kâr getirisi daha yüksek bir pozisyon mudur da tercih edilir?
Kulüpler Birliği başkanlığı, bütün bu yolda daha önceden planlanmış bir şey miydi?
Spor Bakanı Suat Kılıç’ın T.F.F. başkanını tarif ettiği listedeki “2 – Tarafsız” maddesi Bakan’ın Yıldırım Demirören’i desteklemeyeceği anlamına mı gelir?
Yıldırım Demirören, adaylığı konusunda Yıldırım parantezinde Aziz Başkan’a bilgi vermiş midir?
Beşiktaş’ın veya T.F.F.’in tüzüklerinde her hangi birinin başkanlığını yaparken diğerininkini yapamazsın yazar mı?
Örneğin Yıldırım Demirören, T.F.F. değil de Fenerbahçe’nin başkanlığına adaylığı koysa ve seçilse, ikisini de yönetebilir mi?
Beşiktaş’ın Yıldırım Demirören’e trilyon 45-50 milyon Euro borcu var. UEFA’nın 2012-2013 senesinde uygulayacak olduğu, kulübün 3.kişilere borcu olmaması gerekir denklemi nasıl çözülecek?
Yıldırım Demirören, T.F.F. başkanı olursa, Beşiktaş borcunu Demirören’e ödemeyezse, Beşiktaş’ın lisansını iptal edebilecek mi?
Yoksa o borcu silecek mi?
Peki, Beşiktaş’ın Demirören’e 100 trilyon borcu var. Beşiktaş kulübü Demirören’in 8 senedir başarısızlıklarını ona fatura edip, parasını tahsil edebilir mi?

Ya bu nasıl bir memleket?
Bu nasıl bir futbol ve siyaset kültürü ki daha geçen haftaya kadar aday bulamayan Türk Futbolu, bir anda nasıl 21 tane birbirinden alakasız, birbirinden enteresan adaya sahip oldu?

Bu 21 tane değerli adam neden T.F.F. başkanlığına adaylığını koydu?
T.F.F. başkanlığı’nda bir rant mı görüldü?
Bkz. 2.soru.
Tekrar başa dön.

, , , , ,

2 Yorum

Yalan

Maça seyircinin ilgisi büyüktü. “Aziz Yıldırım kombinesi” olan binlerce taraftar sabahın ilk ışıkları ile Silivri Nou’yu doldurmaya başladı. Bu statta daha önce Super Bowl, yani Balyoz finali oynanmıştı. Hatta Super Bowl bu statta devam edecekti, o yüzden Fenerbahçe maçı yandaki tesislere alındı. Fenerbahçe, maça klasik sarı çubuklu kravatı ile çıktı. İlk 4 period orta saha mücadelesi şeklinde geçecek, savcı ve avukatlar daha birbirlerini tanıyacak derken, stat 1. dakikada Aziz Yıldırım’ın “Holding sahibi olamazsın demedim, sen Fener’e başkan olamazsın dedim” golü ile yıkıldı. Golü 3 tane TRT spikeri dönüşümlü anlattı. Muhammed Ali Aydınlar tekrar grogi olmuştu. Seyirci gaza geldi, 2.golü istedi. Aziz Yıldırım seyirciye döndü, Güiza’nın ok işaretini yaptı. Çağlayan’ı gösterdi ve “Oradaki maçta görün siz beni” dedi. Seyirci de bazı medya mensuplarına Nouma’nın hareketini yaptı. Bu arada başkanın talimatı üzerine stat boşaltıldı. Hakem arada çay molası verdi. Aradaki sohbetlerde maçın hâkimi futbolculara aldıkları maaşlarını sordu. Davanın en önemli sorusu bu idi. Hava o kadar soğuktu ki, Bülent Uygun’un ağzı sürçtü. 3 bin derken, ağzından 300 bin çıktı. Evlatları olanlara Allah bağışlasın dedi. Maç tekrar başladı. İlk period’un sonlarına doğru Muhammed Ali Aydınlar’dan smaç-domi vole karışımı bir gol geldi. Bu golün üzerinde Acıbadem-1 milyon-fatura-Fenerbahçe kulübüne” yazıyordu. İlk period bitti.

Bugün benim doğum günüm.

Yaş 34.
“Daha yolun yarısına var” diyorlar.
Demek ki yaşadıklarım yalan.

Benle aynı gün doğanlar Serdar Ortaç ve John McEnroe.
Demek ki burçlar, Venüs, astroloji külliyen yalan.

Size 1 yıldır mahkeme, şike, teşvik, şerefsizlik anlatıyorum.
Doğum günümde size futboldan bahsetmek isterdim.
Ama şu an o da yalan.

Benim doğum günümde Abdullah Öcalan içeri alındı.
13 yıl sonra yine benim doğum günümde en sevdiğim kulübün başkanı tutuklu olarak mahkemeye çıktı.
Demek ki ben dâhil, her şey yalan…

http://www.facebook.com/groups/133230486718894/

https://twitter.com/#!/emrahoner

, , , ,

Yorum yok

Min/Maks

Diyorlar ki…
İ.B.B 2.yarı çok iyi oynadı, Samsun Fenerbahçe’yi darmadağın etti, Tanju sağ kanadı felç etti falan filan.

Yanlış.
Daha doğrusu bu bir sebep değildir, bir sonuç.

Peki, neden sebep değildir?

Çünkü herhangi bir Fenerbahçe maçının 2.yarısında bırakın genç Tanju’yu, şu an Tanju Çolak ya da Hülya Avşar’ı koysanız, başımıza bir anda Alves, Ramos, Messi kesilmektedir. Ayriyeten, Fenerbahçe, Tanju’dan veya Gekas’dan önce ne Ozan İpekler, Aydın’lı İlker ve Faruklar, Wilsonlar, Walshlar meşhur etmiştir.

30 sezondur söylüyorum.
Daha ana-baba-agu-bugu demezken 4-4-2, tandem falan diyormuşum.
Fenerbahçe’nin saha içinde çok basit bir denklemi veya matematiksel gerçeği vardır. Bu gerçek ne Galatasaray’da, ne de Şakiri’nin takımında vardır. Bunun sebebi de Fenerbahçe’nin 30 senedir değişmeyen, kısmen 10 senede biraz değişen, “transfer kafası”dır.

Fenerbahçe, son 30 senedir (1988-1989 sezonu hariç) sahaya daha 11 kişi çıkamamıştır.

Ortalamada Fenerbahçe her maça maksimum 8 kişi ile başlamış, ama bu sayı 5 veya 6’a kadar düşmüştür. Mesela bu seneyi baz alırsak, bu sayı ortalama 9’dur. Fenerbahçe, Baroni ve Mehmet Topuz ile başladığı her maça 9 kişi başlamaktadır. Buna eğer ilk 11’de başlarsa Özer ile 8, Alex’in 60’dan sonra olmadığını sayarsak, 7, eğer bir de Emre’nin sarı kartı veya sakatlığı varsa saat 19.15 gibi Fenerbahçe 6 kişiye kadar düşmüş olmaktadır. (Fenerbahçe maç saati 18.00 olarak literatüre geçmiştir.)

Fenerbahçe, bu 30 senede ortalamada maks. 7 veya 8 kişi ile oynarken, tüm yük minimumlara binmiştir. Fenerbahçe, 30 senede genelde sahaya 4 ya da 5 min. ile çıkmıştır. Bu min.ların değeri aslında 200-300 katı fiyat ile ölçülmelidir. Örnek verirsek, 89 senesinde Oğuz-Rıdvan, 95 senesinde Rüştü-Uche-Högh-Kemalletin-Oğuz, 2000 senesinde Rapaic-Anderson-Revivo, 2003 senesinde Aurelio-Appiah gibi…

Kaldı ki, daha Bienvenue, bu seneki Semih, ara ara Serdar, Caner, Gökhan Gönül bu formüle dâhil edilmemiştir. Aykut Kocaman’ın geçen senenin başında Alex’in takımı 1 kişi eksik bıraktığını görüp, ona göre demeçler verip, Andre Santos, Selçuk veya Bilica’yı görememiş olması Fenerbahçe’nin geçen senede 82 puan almasına rağmen hemen hemen tüm maçlarda zorlanmasına sebep olmuştur.

Fenerbahçe, geçen haftalarda kırdığı rekor olan 1000. galibiyetin (kabaca 30 senede 34 maçtan 20 galibiyeti olsa) belki de 600’ü zar zor alınmış galibiyetlerdir. Zorlanmanın sebebi yanlış transferdir, ama 600 galibiyetinin sebebi Alex’dir, Pierre van Hooijdonk’dur, Tuncay’dır, Oğuz’dur, Rıdvan’dır, Alpaslan’dır, Erdoğan’dır, Rapaic’tir, Revivo’dur, Andersson’dur.

“Sahaya eksik çıkma” prensibinde sadece bir futbolcunun ruhsuz olması değil, takıma zarar veriyor olması da çok önemlidir. Örneğin, Baroni belki 10 tane gol atmıştır, fakat Fenerbahçe’ye verdiği “terlemeden nasıl ön libero olunur” dersi, takıma en az 100 pozisyonla dönmüştür. Diğer örnek, Bilica’nın veya Özer’in veya Selçuk’un sadece pas ve pozisyon hataları değil, enerjileri ile de hem takıma, hem de seyirciye zarar veriyor olmasıdır.

Fakat bir kere daha altını çizmek gerekir;
Fenerbahçe, sadece Galatasaray, İ.B.B ve Samsun maçında 9 gol yiyerek, bu seneki maks. ve min’ları tekrar gözden geçirmesinin gerekli olduğunu görmüştür. Ama bir gerçek daha vardır, Aykut Kocaman’a doğru transfer de yapılsa, yanlış transfer de yapılsa, onun yanlış oyuncu seçimi baki kalabilicek gibi gözükmektedir.

Ben de herkes gibi Aykut Kocaman gibi adamların, bırakın Fenerbahçe’yi, her sistemde süresiz görev yapmasını istemişimdir. Fakat saha içi müdahale, taktik uygulamalar, zamanında aksiyon çok farklı bir profesyonellik gerektirir. Zaten bu anlattığım yanlış transferlerin içinde sadece yanlış futbolcu seçimi değil, yanlış teknik direktör seçimleri de bulunduğunu da hatırlatmak gerekir.

, , ,

Yorum yok